Küçümsenen Türk – Fırtınada Mahsur Kaldı – Milyon Dolarlık Teknolojiyi Yenen O Sır
.
.
Alparslan’ın Zorlu Yolu
Birçok farklı ırk ve milletten gelen, en son teknoloji ile donanmış askerler bir araya gelmişti. Hepsi de dünyanın en zorlu görevine, Dolomit Dağları’na tırmanmak üzere seçilmişti. Ancak bir kişi vardı ki, o kişinin kimliği, her şeyin ötesinde bir gücü temsil ediyordu. Bu, Alparslan’dı. Sadece askeri deneyimiyle değil, içindeki onur ve kararlılıkla tüm dünyaya meydan okuyan bir liderdi.
Fırtına başlamadan önce, Dolomitler’in zirvesinde hava keskin ve soğuktu. Bir grup uluslararası asker, çok uluslu bir ekip olarak zorlu dağ koşullarına meydan okuyor, hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı. Alparslan, diğerlerinin aksine, eski tip, köhne postallarını giymişti. Diğerleri gülmüş, küçümsemişti. Onun köylü olduğu ve bu kar fırtınasında hayatta kalamayacağı düşünülüyordu. Ama Alparslan için bu, sadece bir başka zorluktu. O, hayatta kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu.
Fırtına yaklaşıyordu ve Alparslan, ekibinin lideri, Yarbay Williams, ve diğer askerler soğukla mücadele ediyordu. Zırhlar, özel botlar, tüm o teknolojik üstünlükler bir bir işlevsiz hale geliyordu. Zırhların hidrolik sistemleri donmuş, GPS cihazları çalışmıyordu. Hiçbiri doğanın gücüne karşı koyabilecek kadar dayanıklı değildi. Ve işte tam bu noktada Alparslan’ın gücü devreye girdi.

Yarbay Williams ve ekibi, fırtınanın ortasında zorlu bir karar almak zorunda kalmıştı. Sabella adındaki bir asker, fırtınada düşüp ağır yaralanmıştı. Onu taşımak, ekibin ilerlemesini %70 oranında yavaşlatacaktı. Yarbay Williams, pragmatik bir askerin gözleriyle durumu değerlendiriyor ve Sabella’yı terk etmenin doğru olacağını düşünüyordu. Ancak Alparslan, sabırlı ve sakin bir şekilde, tüm ekibin önünde doğruca Sabella’nın yanına yürüdü.
“Sabella’yı taşımaya devam edeceğiz,” dedi Alparslan, sesi net ve kararlıydı. Williams ona alaycı bir şekilde bakarak, “Gidip koyunlarını güdeceksin,” dedi. Ama Alparslan hiç tepki vermedi. Sadece Sabella’yı sırtına aldı ve yola devam etti. O an herkesin aklında bir soru vardı: Bu küçük, zayıf görünen asker nasıl bir doğa olayına karşı koyacaktı?
Alparslan’ın yeri bir dağ keçisi gibi sağlamdı. Ayağını karın üzerinde doğru atarken, her hareketi dikkatli ve hesaplıydı. Teknoloji ve süper güçlü zırhlar bu zor doğa koşullarında hiçbir işe yaramıyordu. Ancak Alparslan, her adımda doğayı daha iyi hissetti. Rüzgarın yönünü, ağaçların hareketini izleyerek adım attı. Onun içinde bulunduğu her bir hareket, bir kadim bilgiye dayanıyordu.
Zaman ilerledikçe, Alparslan’ın çevresindekiler, onun sadece güçlü değil aynı zamanda son derece bilge olduğunu fark etmeye başladılar. Gözleri, etrafındaki doğayı bir avcı gibi izliyor ve onun içindeki tecrübeyi, bir yılanın adımlarını atarak takip ediyordu. Yavaş ama emin adımlarla, Alparslan öndeydi.
“Sabırlı ol,” dedi Alparslan, arkasında yürüyen diğer askerlere. “Bu yol, bizi hayatta tutacak.” O an, Alparslan’ın her bir kelimesi, kalplerinde yankılandı. Artık bu küçük Türk askeri, ekibin en güvenilir lideriydi. Alparslan’ın gözleri, bir zamanlar hor görülen, küçümsenen birinin gözleriydi. Ama şimdi, onların hayatta kalmalarını sağlayan o kişiydi.
Alparslan’ın azmi, adım adım ekibini zirveye taşıdı. Gruptaki her biri, o küçük postalların gıcırtısını ve Alparslan’ın cesaretini duyuyordu. Ama herkesin içinde bir soru vardı: Bu yolculuğun sonu ne olacaktı? Alparslan, fırtınayı ve soğuğu sanki bir dost gibi kabul etmişti. Diğerleri içinse bu, ölümle yüzleşmek gibiydi.
Bir süre sonra, Williams, eski ve yeni teknolojinin ne kadar boşa olduğunu anladı. Kar fırtınası, her şeyin üzerine kapalı bir örtü gibi çökmüştü. Ancak Alparslan’ın liderliğinde grup, umutsuzluğa düşmeden ilerlemeye devam etti. Teknolojik cihazlar, araçlar ve botlar işe yaramazken, Alparslan’ın doğayla uyumu, onu ekibin kahramanı yaptı. Sonunda, tüm grup kanyona doğru ilerledi. Alparslan, her zaman olduğu gibi, bir yol buldu. Onlar için hayatın sırrı, teknolojide değil, insanın yüreğindeydi.
Zirveye doğru yaklaşırken, bir engel daha çıktı. 50 metrelik dev bir uçurum vardı ve Alparslan, azmiyle bu zorluğa da göğüs germek zorundaydı. Fakat bu sefer, ona destek olan sadece kendi fiziksel gücü değil, annesinin öğrettiği “asla pes etme” azmiydi. Zorluğa rağmen, Alparslan, ekibini güvenle yukarı çekmeye devam etti. Fakat, zor bir anda Sabella, Alparslan’a “Beni bırak,” diye fısıldadı. Ama Alparslan, o kadar kararlıydı ki, sabırlı ve güçlü bir şekilde, “Kimseyi geride bırakmayacağım,” dedi. Ve sonunda, zirveye ulaşmayı başardılar.
Alparslan, bir zamanlar küçümsenen o asker, şimdi tüm ekibini hayatta tutmayı başarmıştı. Teknoloji ve paranın yerini, doğanın, insanın cesaretinin ve bir Türk askerinin iradesinin aldığını herkese kanıtlamıştı. “Bunlar sadece makineler,” dedi Alparslan, “ama asıl güç insanda.”