Kunuri Siperinde Tüfekle Savaştı! 😮 Aslında PİLOTTU — 68 Yıl Kimse Bilmedi
.
.
Muzaffer Erdönmez: Bir Pilotun Unutulmuş Kahramanlığı
1950 yılında Kore’de patlak veren savaş, sadece büyük askeri mücadelelerin değil, aynı zamanda Türk askerinin kahramanlık hikayelerinin de yazıldığı bir dönem oldu. Türk Tugayı, Kunuri’de gerçekleştirdiği destansı mücadeleyle dünya çapında büyük takdir topladı. Süngülerle donanmış kahraman Türk askerleri, hem Koreli hem de dünya çapındaki müttefiklerinden saygı kazandılar. Ancak, savaşın sadece cephedeki askerler ile değil, gökyüzündeki kahramanlarla da şekillendiği, çok az kişinin bildiği bir gerçektir. O kahramanlardan biri, pilottu; adı Muzaffer Erdönmez, ve 68 yıl boyunca kimse onun bu kahramanlık öyküsünü bilmedi.
Genç Bir Pilotun Hayali: Gökyüzünde Savaşmak
Muzaffer Erdönmez, 1922 yılında İstanbul’da doğmuş ve genç yaşlardan itibaren askeri okullarda eğitilmiştir. 1943’te harp okulundan mezun olduktan sonra, Türk Hava Kuvvetleri’ne katılmış ve Eskişehir 1. Tayyer Alayına pilot olarak atanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildiğinde, jet uçuşu eğitimi almış ve İngilizceyi mükemmel şekilde öğrenmişti. Yıllarca eğitim alarak Türk Hava Kuvvetleri’nde sayılı jet pilotlarından biri olmayı başarmıştı.

Kore Savaşı’nın patlak verdiği 1950 yılında, 27 yaşındaki Muzaffer, Türk hükümetinin Birleşmiş Milletler’in çağrısına verdiği yanıtla birlikte Kore’ye gitmeye karar verdi. Ancak bu yolculuğu bir gönüllülük meselesi değil, Türk hava kuvvetlerinin gerekli olduğu bir durumdu. Uçmak isteyen, yıllarca gökyüzünde olmayı hayal eden bir pilot için, savaşın cepheye gitme kararı hiç de kolay olmamıştı. Kore’ye gidişi, aslında bir anlamda onu daha fazla gökyüzüne yaklaştıran bir fırsattı.
Kore’deki Mücadele
Muzaffer, 17 Eylül 1950’de İskenderun Limanı’ndan hareket eden büyük bir konvoyla Kore’ye gitmek üzere denize açıldı. Beş büyük nakliye gemisi ve 5000 Türk askeri, 25 gün süren yolculuklarının ardından 12 Ekim’de Kore’nin Busan Limanı’na vardı. Türk Tugayı, Kunuri bölgesine yerleştirildi ve burada Amerikan 9. Kolordu ile birlikte savaşmaya başladılar. Fakat bu mücadele sıradan bir savaş değildi. Çin ordusu, 300.000 kişilik devasa bir orduyla Kore cephesini delmeye başlamıştı. Her şey bir kaosa dönüşmeye başlamıştı.
Muzaffer, o sırada Türk Tugayı’nın Amerikan birlikleriyle koordinasyonu sağlamakla görevliydi. Ancak bir pilot olarak, uçmak istediğini de her an hissetmeye devam ediyordu. Bir süre sonra, yer görevlisi olarak savaşmaya devam etse de, 24 Kasım 1950’de her şey değişti. Çin ordusu, Türk Tugayı’nı çevrelemeye başladı ve Muzaffer, cepheye gitmeye karar verdi. Artık yer görevlisi olmayı reddederek, silahını alıp siperlerdeki yerini aldı.
Kunuri Savaşı ve İnanılmaz Kahramanlık
Kunuri’deki muharebeler sırasında Muzaffer, görevini yaparken bir anda kendini savaşın tam ortasında buldu. Bir keşif görevi sırasında, Amerikan Albayı Gambi Çinli askerlerin ateşine yakalandı. Muzaffer ve birkaç asker, hızla harekete geçerek Albay’ı düşman hattından kurtardı ve güvenli bir bölgeye taşıdılar. Bu kahramanlık, yalnızca siperlerdeki savaşçıların değil, aynı zamanda gökyüzündeki pilotların da cesaretini ve kararlılığını gösteriyordu. Bu mücadelede, Türk Tugayı 767 kayıp verdi ancak zafer kazanarak, Amerikan 8. Ordusunun sağ salim geri çekilmesini sağladılar.
Gökyüzüne Dönüş
Muzaffer, savaşın başından itibaren, uçmak için yanıp tutuşuyordu. Bir pilot olarak, yer görevinde bulunmak ona ağır gelmişti. Birçok kez, üst komutanlığa başvurmuş ve uçuş talep etmişti. 1951 yılının Ocak ayında, nihayet Amerikan Hava Kuvvetleri’ne geçişi için bir fırsat doğdu. Hem İngilizce bilgisi, hem de jet uçuşu eğitimleriyle, Muzaffer’in istekleri kabul edildi ve 729. Bombardıman filosunda göreve başladı. Bu onun için bir hayalin gerçekleşmesiydi.
B26 Invader adlı uçağıyla 17. görevine başlayan Muzaffer, hiç tereddüt etmeden uçağını havalandırdı. Amerikalı arkadaşları ona “Vick” lakabını takmıştı çünkü Muzaffer, Türkçe’deki “Muzaffer” ismini telaffuz etmekte zorlanmıştı. Gökyüzünde adeta özgürdü. 17 görev boyunca başarılı bir şekilde hedeflere taarruz etti ve başarılı operasyonlar gerçekleştirdi. Ancak son görevinde, bir Çinli uçak savar bataryasının saldırısı sırasında, uçağının sol kanadı hasar aldı ve motoru alev aldı. Bu bir acil durumdu, ancak Muzaffer’in soğukkanlılığı ve eğitimli bir pilot olarak sergilediği sakinlik, hayatını kaybetmesini engelleyemedi. Uçağı düşerken, yanan motoruyla birlikte, Muzaffer ve ekibi uçaklarını yere çakıldılar.
Unutulmuş Kahraman
Muzaffer Erdönmez, Kore’de savaşırken hayatını kaybetmişti. Ancak o zamana kadar, sadece resmi kayıtlarda “Kore Savaşı’nda şehit düşen bir Türk askeri” olarak anıldı. Hava Kuvvetleri’nin dosyalarında ismi geçiyordu fakat detaylar eksikti. O zamanlar kimse onun savaşın en cesur ve başarılı pilotlarından biri olduğunu bilmiyordu.
2019 yılına kadar, Muzaffer Erdönmez’in hikayesi neredeyse unutulmuştu. Ancak Türkiye’nin Seul Hava Ateşesi Albay Tuncay, 2019’da bir arşiv taraması sırasında ilginç bir detay fark etti. Amerikan askeri kayıtlarında, 1951 Nisan’ında 729. Bombardıman Filosunun raporunda Muzaffer Erdönmez’in adı geçiyordu. Tuncay, konuyu daha derinlemesine araştırarak, Erdönmez’in Kore Savaşı’nda şehit düşen ilk Türk pilotu olduğunu keşfetti.
Onurlandırılma
Tüm bu yılların ardından, 2019 yılında, Muzaffer Erdönmez’in adı nihayet layıkıyla anılmaya başlandı. Türkiye, Kore Savaşı’na hava desteği sağlayan 8. ülke olarak tanındı. Seul’deki Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda resmi bir tören düzenlendi ve Muzaffer Erdönmez’in madalyası, bürövesi ve şahsi eşyaları Kore Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Inin Chul’a teslim edildi. Erdönmez’in hikayesi, Türk askerinin Kore’deki mücadelesinin sadece siperlerde değil, gökyüzünde de verildiğini gözler önüne serdi.
Bugün, Muzaffer Erdönmez’in adı, İstanbul Bakırköy’deki bir ortaokula verilmiş durumda ve Seul’deki Hava Müzesi’nde sergilenen eşyaları, onun kahramanlık öyküsünün asla unutulmayacağına dair bir hatırlatmadır.