Milyoner Avukatsız Kaldı Temizlikçi “BEN SAVUNACAĞIM!” Diyerek Mahkemeyi Şoke Etti
.
Milyoner Avukatsız Kaldı: Temizlikçi “BEN SAVUNACAĞIM!” Diyerek Mahkemeyi Şoke Etti
İstanbul Anadolu Adliyesi, günün en önemli duruşmasına ev sahipliği yapıyordu. Türkiye’nin en büyük iş insanlarından biri olan Doruk Saruhan, milyonlarca liralık bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıyaydı. Duruşmanın başlama saatine yaklaşırken, mahkeme salonunda gergin bir bekleyiş hakimdi. Herkes, savunma avukatının gelmesini bekliyordu. Ancak, avukatın gelmemesiyle birlikte salonun atmosferi daha da gerildi.
Tam hakim dosyayı kapatmaya hazırlanırken, arka kapı aniden açıldı. Temizlik üniformalı genç bir kadın, elindeki dosyayı kaldırarak salona girdi. “Sayın Hakim, onu ben savunacağım!” dedi. Salonda alaycı kahkahalar yükseldi. Doruk Saruhan, şaşkınlıkla kadına baktı. Kimse, bu kadın Meryem Kara’nın o dosyayı herkesten daha iyi okuyabileceğini bilmiyordu.
Meryem, adımlarının sesi ahşap zeminde yankılanırken, salonun içindeki uğultu yavaş yavaş kesildi. Temizlik üniforması, mahkeme salonunun ciddi atmosferiyle tuhaf bir tezat oluşturuyordu. Ama yüzünde tek bir tereddüt yoktu. Hakim, gözlüklerini indirip Meryem’e baktı. “Hanımefendi, siz de kimsiniz?” diye sordu. Salonda hafif bir kıkırdama yayıldı. Meryem, hiçbir sese aldırış etmeden, “Adım Meryem Kara, sayın hakim. Doruk Saruhan’ın savunmasını yapmak istiyorum.” dedi.
Doruk, savunma koltuğunda öfkeyle döndü. “Saçmalamayın. Siz benim evimde çalışan temizlik görevlisisiniz. Lütfen oturun. Bu bir oyun değil.” Savcı Levent Aksoy, dudaklarını büzdü. “Hakim Bey, bu durum yargıyı küçümsemektir. Savunmayı yapacak lisanslı bir avukat yoksa duruşmanın ertelenmesi gerekir.” Hakim, elindeki kalemi sertçe masaya bıraktı. “Sakin olun hanımefendi. Siz avukat değilsiniz anladığım kadarıyla.” Meryem, bir adım daha attı. “Hayır efendim, değilim ama iki yıl hukuk okudum. Okulu bırakmak zorunda kaldım. Şu anda temizlik işinde çalışıyorum. Yine de bu dava dosyasını baştan sona inceledim.” Savcı, alaycı bir gülüş attı. “Ne yani, gece vakti kanun mu çalıştınız? Bu bir televizyon dizisi değil.” Meryem, başını hiç çevirmeden karşılık verdi. “Evet. Kanun çalıştım. Her gece insanların çöpe attığı gazete eklerinden, eski ders kitaplarından, fotokopilerden, bu dosyadaki belgelerin çoğunu sizden önce okudum.”

Salonda fısıltılar arttı. Hakim, merakla sordu. “Peki bu davayı savunmayı neden istiyorsunuz?” Meryem derin bir nefes aldı. İlk kez içinde sakladığı öfke sesine karıştı. “Çünkü bu dosyada bir yanlışlık var Sayın Hakim. Ve Doruk Saruhan’ın imzaladığı iddia edilen o sözleşmede imza sahteciliği olduğunu düşünüyorum.” Doruk gözlerini büyüttü. “Ne diyorsunuz siz?” Savcı kaşlarını çattı. “Bununla ilgili uzman incelemesi yapıldı. Hanımefendinin böyle bir iddiayı ortaya atması hukuken geçersiz.” Meryem, dosyasından bir sayfa çıkardı ve hakime uzattı. “Geçersiz olabilir ama yanlış olduğunu düşünmüyorum. Şuraya bakın. Tarif formatı bile farklı. Bu sözleşmeyi hazırlayan kişi, Doruk Bey’in şirketinde kullanılan standart şablonu kullanmamış. Ayrıca ip kaydı raporunda bir çelişki var.” Hakim sayfaya baktı. Kaşları hafifçe kalktı. “Gerçekten ilginç.” Savcı hemen öne atıldı. “Bunlar tamamen amatör yorumlar.” Meryem döndü. Levent Aksoy’un gözlerinin içine baktı. “Amatör olabilir ama doğru.”
Savcı, bir anlık bir duraksadı. Salondaki kameramanlar Meryem’in yüzüne odaklanmıştı. Hiçbir şey ondan daha emin görünmüyordu. Hakim sandalyesine yaslandı. “Sayın Saruhan, bu hanımefendinin geçici savunmanızı yapmasına izin veriyor musunuz?” Doruk, kısık sesle söylendi. “Bu delilik.” Sonra Meryem’e baktı. Gözlerinde küçümseme yoktu artık, yerine garip bir merak vardı. “Peki,” dedi sonunda. “Konuşsun bakalım.” Meryem başını hafifçe eğdi. Teşekkür eder gibi. Masaya yerleşti. Dosyalarını düzenledi. Savcı Levent, küçümseyici bir kahkaha attı. “Hazırsanız başlayalım hanımefendi. Bakalım temizlik kovalarından hukuk kürsüsüne kadar uzanan bu yol ne kadar dayanıklıymış.” Meryem, dosyasını kapattı. Sesi sarsılmazdı. “Dayanıklı olup olmadığını siz değil, kanıtlar belirler.” Hakim tokmağını vurdu. “Geçici savunma hakkı tanınmıştır. Duruşma yarına ertelenmiştir. Dosyadaki inceleme için zaman gerekecek.”
Mahkeme salonu boşalmaya başlarken, Doruk Meryem’e yaklaşıp sordu. “Gerçekten bu dosyayı sen mi inceledin? Hem de çalışırken?” Meryem, yorgun bir gülümseme ile karşılık verdi. “Ben yıllardır herkes uyurken çalışıyorum Doruk Bey. Hem de hiç kimsenin fark etmediği bir yerde.” Doruk, uzun süre cevap veremedi. O an Meryem’in karşısında duran adam, ilk kez şunu düşündü: Bu kadın belki de tek şansım. Meryem, adliyeden çıkıp kalabalığın arasına karıştığında herkesin bakışları hala üzerinde geziniyordu. Basın mensupları sorular yağdırıyor, kameralar yüzüne doğru yaklaşıyordu. “Hanımefendi, temizlik görevlisi olduğunuz doğru mu? Doruk Saruhan’ı gerçekten siz mi savunacaksınız? Bu bir reklam çalışması mı?” Meryem, hiçbirine cevap vermeden yürüdü. Kalabalığın gürültüsü, başının içinde çınlayan düşünceleri bastıramıyordu.
Taksiye binip Ümraniye’deki küçük mahallesine döndüğünde, günün bütün ağırlığı omuzlarına çöküyordu. Dar sokaklarda çocuklar oynuyor, bakkalın önünde yaşlılar sohbet ediyordu. Hayat herkes için sıradan akıyordu. Ama Meryem’in hayatı bugün tamamen değişmişti. Evin kapısını açınca içeriye sıcak ve hafif nemli bir hava doldu. Burası eski apartmanın bodrum katında tek gözlü bir daireydi. Bir köşede küçük bir yatak, diğer köşede eski bir masa ve yıpranmış bir sandalye. Duvara bantlanmış, sararmış bir hukuk kitabı posteri hala duruyordu. Meryem ayakkabılarını çıkarıp sandalyeye bıraktı. Su kaynatmak için kettle’ı çalıştırdı. Yorgunluk kemiklerine kadar işlemişti. Kettle’ın sesi arka planda ulk da çantadan dava dosyalarını çıkardı. Salonun ışığını yakmadan sadece masa lambasının loş ışığında kağıtları incelemeye başladı. Sayfa sayfa, not not. Meryem her satırı tekrar okudu. Bir noktada gözleri takıldı. Sözleşmenin altındaki imza kısmı, tarih formatı gerçekten farklıydı. Ayrıca Doruk’un şirketinin resmi şablonunda kullanılan bir güvenlik damgası bu belgede yoktu. Meryem fısıldadı. “Bu dosyada bir şey var.”
Telefonunun titreşimi onu irkiltti. Ekranda tanımadığı bir numara yazıyordu. Meryem tereddütle açtı. “Efendim?” Karşıdan kalın, boğuk bir erkek sesi geldi. “Mahkemede bugün biraz fazla konuşmuşsun.” Meryem’in nefesi kesildi. “Kiminle görüşüyorum?” “Sana bir tavsiye. Bu işten çekil. Yoksa kendini hiç hoşlanmayacağın yerlerde bulursun.” Meryem, ses çıkarmadan bekledi. Sözleri vücudunda buz gibi bir dalga yarattı. “Temizlik işine geri dön Meryem. O davada adını bile bilmediğin insanların canını sıkma.” Telefon kapandı. Meryem bir süre kıpırdamadan durdu. Elindeki kağıt titriyordu. Korkuyordu. Evet. Ama bu korkunun arkasında başka bir şey vardı. Birilerinin gerçeği saklamak için bu kadar uğraşması dosyanın düşündüğünden çok daha kirli olduğunu gösteriyordu.
Meryem yavaşça derin bir nefes aldı. “Çekilmemi istiyorsunuz demek. Demek ki doğru yoldayım.” Meryem yatak kenarına oturdu. Bir an için geçmişini düşündü. Babasının borçlarını, kardeşinin okul masraflarını, üniversiteyi bırakıp evlere temizliğe gitmek zorunda kalışını. İki yıl boyunca hukuk fakültesinde herkes ona çok parlak bir öğrenci demişti. Ama fatura üstüne fatura gelince mutsuz bir karar vermek zorunda kalmıştı. “Okulu bırakmam, adalet duygumu bırakmam gerektiği anlamına gelmiyor.” dedi kendi kendine ve masanın üzerindeki dosyayı tekrar açtı. Tam o sırada telefonu tekrar titredi. Bu kez mesajlıydı. Gönderen Doruk Saruhan, “Bugün söylediklerin ilginçti ama bu dava çok büyük. Bence yarın gelme.” Meryem uzun süre ekrana baktı. Sonunda tek bir cümle yazdı. “Geleceğim.” Mesajı gönderip defteri kapattı. Yarın ne olacağını bilmiyordu ama bildiği tek bir şey vardı. Bu dava sadece Doruk’u değil, kendini de savunmaktı. Kimsenin inanmaya cesaret edemediği bir adaleti savunmak ve buna artık hazırdı.
O gece uyumadan önce elektrik kesildi. Apartman tamamen karanlığa gömüldü. Meryem pencereden dışarı baktı. Sokağın başında siyah bir araba vardı. Farları kapalıydı. Kıpırdamadan duruyordu. Bir an göz göze gelir gibi oldu. Sonra araba aniden hareket edip kayboldu. Meryem yutkundu. Bu daha başlangıçtı. Ertesi sabah adliyeye gitmeden önce Meryem, önce çalıştığı villaya uğramak zorundaydı. Doruk Saruhan’ın Çekmeköy’deki geniş arazinin ortasına kurulmuş modern villası yüksek duvarları ve kamera sistemleriyle tam bir kale gibi görünüyordu. Meryem, yıllardır bu kapıdan temizlik için girip çıkmıştı ama bugün içeri girerken hissettiği şey bambaşkaydı. Güvenlik kapısı açılırken görevli şaşırmış bir ifadeyle sordu. “Abla, şey, bugün resmi çalışma yoktu değil mi?” Meryem hafifçe gülümsedi. “Biliyorum. Doruk beyle konuşmam lazım. Bana izin verir misin?” Görevli bir an kararsız kaldı ama sonunda kapıyı açtı. “Buyur geç abla ama dikkat et. Doruk Bey’in morali hiç iyi değil.”
Meryem villa’nın büyük salonuna adım attığında Doruk, pencerenin önünde elinde kahve bardağıyla düşüncelere dalmıştı. Onu görünce kaşları çatıldı. “Meryem, mesajımı almadın mı? Bugün gelme demiştim.” Meryem, sakin ama kararlı bir sesle cevap verdi. “Evet yazmışsınız. Ama gelmek zorundaydım.” Doruk, sinirli bir nefes verdi. “Bak, dün yaptığın şey medyada rezalet oldu. Temizlikçi savunma yaptı diye magazin sitelerinde başlıklar dönüyor. Bu dava benim için ölüm kalım meselesi. Amatörlük kaldırmaz.” Meryem bir adım yaklaştı. “Ben amatör değilim. Sadece diplomam yok. Dosyayı okudum. İmza sahteği var. Bunu siz bile fark etmemişsiniz.” Doruk başını çevirdi. Gözleri bir an boşluğa kaydı. “Bana karşı komplo kurulduğunu biliyorum ama bunu ispatlamanın yolu temizlik görevlilerinin sezgileri değil, uzman raporlarıdır.” Meryem hiç geri adım atmadı. “Peki sorarım, o belgeleri son bir yılda kim hazırladı?” Doruk hafifçe duraksadı. “Genelde Polat hazırlardı. Eski asistanım.” Meryem, dosyasından bir fotoğraf çıkardı. Polat’ın üzerinde oynadığı belgelere ait ekran görüntüsüydü. “Bu ekran görüntüsü Polat’ın bilgisayarında bulunmuş. Zaman damgası davanın açılmasından iki ay önceye ait. Bu belge bir tuzak için hazırlanmış olabilir.” Doruk şaşkınlıkla fotoğrafa baktı. “Bunu nereden buldun sen?” “Dün gece incelediğim belgelerde bir tutarsızlık görünce eski dosyalarla karşılaştırdım. Farklı bir şablon kullanılmış. Bu da ancak dışarıdan bir müdahale olduğunu gösterir.” Doruk bir süre sustu. Sonunda yumuşayan bir ses tonuyla konuştu. “Yani bu işte gerçekten bir hinlik olabileceğini söylüyorsun.” “Sadece söylüyor değilim.” dedi Meryem. “Kanıtlamaya başlıyorum.”
Doruk çaresizce koltuğa oturdu. “Elimdeki en güvendiğim adam oydu. Toplantılara girer, belgeleri hazırlar, imzaları bana getirirdi.” “Peki o şimdi nerede?” Meryem omuzlarını kaldırdı. “Bilmiyorum ama bulmamız gerektiğini biliyorum.” Doruk ayağa kalktı. “Benim ulaşamadığım birine sen nasıl ulaşacaksın?” Meryem çantasından küçük bir not defteri çıkardı. “Polat’ın eski çalıştığı muhasebe ofisine dün gece mesaj attım. Bugün oraya gideceğim. Orada bir iz bırakmış olabilir.” Doruk gözlerini kıstı. “Bu çok tehlikeli bir şey Meryem. Bu adamlar basit insanlar değil.” “Biliyorum.” dedi Meryem. “Dün gece telefonla tehdit edildim.” Doruk’un yüzü bir anda gerildi. “Ne? Kim aradı bilmiyorum ama beni davadan uzak durmam konusunda uyardı.” Doruk hırçınca doğruldu. “Bu artık sadece bir dava değil. Bir savaş.”
Meryem çıkmak için kapıya yönelirken Doruk arkasından seslendi. “Meryem, Meryem durdu. Sen bunu neden yapıyorsun? Ücretini bile doğru düzgün alamayan bir temizlik çalışanısın. Bu riskleri alacak bir sebebin ne?” Meryem omzunu üzerinden baktı. “Çünkü ben bir gün adliyede avukat olmak istiyordum. Bunu elimden aldılar ama adalet duygumu alamadılar.” Doruk sessiz kaldı. “Ve siz masumsanız.” dedi Meryem. “Bunu ortaya çıkarmak benim de kendi hayatımı geri kazanmam demek.” Meryem villa kapısından çıkarken, Doruk hala yerinden kıpırdamamıştı. O an ilk kez Doruk Saruhan, gerçekten savunulduğunu hissetti ve bunun arkasında üniversite mezunu avukatlar değil, küçük bir bodrum dairesinde geceleri çalışan bir kadın vardı.
Meryem, Doruk’un villasında yaptığı konuşmanın ardından Polat’ın izini sürmek için Ümraniye’den Kadıköy’e doğru yola çıktı. Sabahın erken saatleriydi. Sokaklar yeni yeni dolmaya başlıyordu. Kadıköy’ün ara sokaklarındaki eski bir iş hanı, Polat’ın bir dönem çalıştığı muhasebe ofislerine ev sahipliği yapıyordu. Meryem, binanın kapısını iterek içeri girdi. Hafif bir rutubet kokusu vardı. Merdivenler gıcırtıyla inip çıkıyordu. İkinci katta kapısında hala soluk bir şekilde “Polat Timur, finans danışmanı” yazıyordu. Kapıyı çaldı. Cevap yoktu. Bir kez daha çaldı. Yine sessizlik. Kapı hafifçe aralıktı. Sanki biri aceleyle çıkmış gibi. Meryem tereddütle içeri adım attı. Masa çekmeceleri açık, klasörler dökülmüş. Bilgisayarın yeri boştu. Birileri burayı alel acele toplamış gibiydi. Meryem derin bir nefes aldı. Bu dağınıklık bir iz bırakmış olmalıydı. Masaya eğilip kağıt yığınlarını karıştırırken yerde kıvrılmış bir kağıt parçası dikkatini çekti. Onu açtığında bir banka dekontunun kopyasıyla karşılaştı. “Gönderen: Polat Timur, alıcı: Aksoy Danışmanlık Limited, tutar: 480.000.” Meryem’in gözleri büyüdü. “Demek ki bağlantı burada.”
Tam o sırada arkadan bir kapı gıcırdadı. Meryem başını hızla çevirdi. Kimse yoktu ama içgüdüleri yalnız olmadığını söylüyordu. Ofisten çıkarken iş hanının koridoru olduğundan daha sessiz, daha dar geliyordu. Her adımı yankılanıyor, her kapının ardında birinin saklandığı hissi ağırlaşıyordu. Merdivenlere yöneldiğinde dışarıdan hafif bir esinti içeri doldu. Ana kapı açıktı. Kapının yanında siyah montlu bir adam duruyordu. Meryem irkildi. Adam hafif bir tebessümle konuştu. “Dosyaları arıyorsun değil mi?” Meryem geri adım attı. “Siz kimsiniz?” Adam cevabı duymamış gibi davranarak devam etti. “Polat’ın ofisine giren ilk kişi sen değilsin. Son kişi de olmayacaksın. Ama şöyle bir gerçek var.” Adam bir adım yaklaşınca Meryem nefesini tuttu. “Sana buranın kapısını açan da o değildi. Şansın yaver gitmiş.” Meryem sesini toparlamaya çalıştı. “Ne istiyorsunuz?” Adam gözlerini kısarak fısıldadı. “Bu davadan uzak durmanı. Bu tavsiye değil. Uyarı.” Meryem kendini toplamaya çalıştı. “Ben sadece gerçekleri bulmaya çalışıyorum.” Adam başını yana eğdi. “Gerçeği aramak güzel ama bazen bulanların başına kötü şeyler gelir.” Meryem’in kalbi hızla çarpıyordu ama geri adım atmadı. Adam son kez konuştu. “Senin yerin mahkeme salonunda değil. Bunu unutma.” Sonra arkasını dönüp çıkış kapısından kayboldu.
Meryem hızla dışarı çıkıp adamın gittiği yöne baktı ama izini kaybetmişti. Meryem, güvenlik kamerası olan bir kafeye oturup hemen Doruk’u aradı. Telefon açılır açılmaz, Doruk’un sesi sert ve gergindi. “Meryem neredesin? Adliyeden beni aradılar.” “Aksoy Holding yeni kanıt sunmuş. Bu iş büyüyor.” Meryem derin bir nefes aldı. “Doruk Bey, Polat’ın ofisine gittim. Biri beni takip etti. Ayrıca Polat para almış. Aksoy ile bağlantısı var.” Doruk bir süre sessiz kaldı. Sonunda yalnızca şu kelimeler döküldü. “Bu iş düşündüğümüzden çok daha karanlık.” “Evet.” dedi Meryem. “Ve birileri beni susturmaya çalışıyor.” Doruk’un sesi bir anda değişti. Daha keskin ve korumacı oldu. “Meryem, bu davadan çekilmeni istiyorum.” “Hayır, Meryem. Hayır, Doruk Bey. Ben çekilirsem siz tamamen yalnız kalırsınız. Onlar da kazandığını sanar. Bu davayı ben seçtim ama artık bırakmam da mümkün değil.” Doruk uzun süre konuşmadı. Sonunda kısık bir sesle, “O zaman dikkatli ol. Benim yüzümden başına bir şey gelsin istemem.”
Meryem telefonu kapattı ve kafede defterine notlar almaya başladı. “Polat – Aksoy bağlantısı. Ofis dağınık, aceleyle kaçmış. Tehdit eden adam profesyonel, belli. Dekont, önemli kanıt.” Meryem kalemin ucunu masaya vurdu. “Bu işte yalnız değilsin Meryem.” diye fısıldadı kendi kendine. “Onlar birlikte hareket ediyorsa sen de yalnız savaşmayacaksın.” O anda bir karar verdi. Aksoy Holding’in içindeki birini bulmalıydı. İçeriden konuşacak birilerini, belki de her şeyi başlatacak genç bir çalışan. Meryem çantasını topladı. “Savaş şimdi başlıyordu.” Meryem, Polat’ın ofisinde bulduğu dekontu çantasına koyduktan sonra soluğu Ümraniye metrosunda aldı. “Kaybolan asistanın izini bulmak bir yana, artık kendi güvenliğinden bile emin değildi. Ama içindeki bir ses onu durdurmuyordu. Doğru yoldasın.”
Eve döner dönmez masaya yayılan belgeleri tekrar tekrar okuyup yeniden sıraladı. Polat’ın aldığı 480.000’lik ödeme Aksoy Danışmanlık adına yapılmıştı. Danışmanlığın ticaret sicil bilgilerinde şirket adresi Aksoy Holding’in yan kuruluşlarından birine çıkıyordu. Meryem hırsla gülümsedi. “Bağlantıyı saklayamamışlar.” Kafasında tek soru vardı. “Bu para Polat’a neden verilmişti? Bilgi sızdırması için mi? Sahte imzayı hazırlaması için mi? Yoksa daha büyük bir planın küçük bir parçası mıydı?” Meryem bu sorular üzerinde düşünürken kapı zili çaldı. Bir an ürperdi. Arkasına dönüp derin bir nefes aldı. Kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açtığında karşısında orta yaşlı, zayıf, endişeli bakışlı bir kadın duruyordu. “Sen Meryem misin?” Kadının sesi titriyordu. “Evet.” buyurun. Kadın içeri adım atmadı. Aksine çevresine bakarak konuştu. “Senden bir şey saklayamam. Çünkü o çocuğa yazık olacak. Polat’a bir süredir ulaşamıyoruz.” Meryem’in kaşları çatıldı. “Polatlı akraba mısınız?” “Hayır.” dedi kadın. “Eski komşusuyum. Dün gece birileri eşyalarını toplamaya gelmiş. Apar topar sanki kaçmış gibi.” Bu bilgi Meryem’in içini titretti. “Eşyaları kim toplamış?” “Üç adam. Siyah giyimli. Mahalledekiler konuşuyor. Polis değillerdi.” Meryem’in kalbi hızlandı. “Bunu neden bana anlatıyorsunuz?” Kadın gözlerini kaçırdı. “Polat bir keresinde sizden bahsetmişti. Eğer başıma bir şey gelirse Meryem ne olduğunu anlar demişti.” Bu cümle Meryem’in içini buz gibi yaptı. Kadın elindeki küçük zarfı Meryem’e uzattı. “Bu evinde bırakmış. Belki işine yarar.” Zarfı alıp teşekkür etti ama kadın arkaya bile bakmadan kaçırır gibi uzaklaştı. Meryem hızlıca kapıyı kapattı. Zarfı açtığında içinden küçük bir USB bellek ve tek bir cümle yazılı bir kağıt çıktı. “Eğer bunu okuyorsan beni susturdular.” Meryem’in elleri titredi. Bilgisayarını açtı, USB’yi taktı. Klasörün adı şuydu: “Gerçek alt çizgi evraklar.” İçinde üç dosya vardı. Polat’ın Aksoy danışmanlarına attığı e-postaların kopyaları. Sahte sözleşmenin taslak hali, bir toplantı ses kaydı. Meryem ilk dosyayı açtı. E-postalarda Polat’ın Aksoy’daki bir yöneticisine gönderdiği mesajlar vardı. “Sözleşmenin ilk taslağını gönderdim. Tarih kısmını değiştirmeniz gerekiyor. Doruk Bey bu hafta yurt dışında. İmzaları manipüle etmek daha kolay olacak.” Meryem elini ağzına kapattı. Bu alenen planlanmış bir komplonun itirafıydı. İkinci dosyayı açtı. Sahte sözleşmenin ham hali. Altında hala düzenleme notları vardı. “İmza kısmı gözden geçirilecek. TFS şablonu kullanılmayacak ve en altta D.S anlamaz.” Meryem bir an öfkeyle gözlerini kapattı. Bu sadece sahtecilik değil, bir hakaretti. Son dosyaya ses kaydına tıkladı. Polat’ın sesi açıkça duyuluyordu. “Doruk’un şirketi güçlü ama kırılgan. Bu hamleyle onu köşeye sıkıştırabiliriz.” Başka bir erkek sesi. “Savcıya bilgi sızdırıldı. Zemin hazır. Sizin tek yapmanız gereken imza ve IP eşlemesini ayarlamak.” Meryem hızla kulaklığı çıkardı. Nefesi kesilmişti. “Savcı, bilgi sızdırıldı mı?” Bu oyunun içinde daha da büyük bir gücün olduğunu gösteriyordu.
Hemen Doruk’u aradı. Telefon açılır açılmaz. “Doruk Bey, Polat’ın USB belleğini buldum. Her şey burada. Sahte imzalar, e-postalar, ses kayıtları ve savcıya bilgi sızdırdıklarına dair konuşmalar.” Doruk’un sesi şoka girmişti. “Meryem, bunları mahkemeye sunarsak dava biter.” Meryem başını salladı. “Hayır, bu iş mahkemede bitmez. Bu bir çetenin parçası.” “Ne demek istiyorsun?” Meryem derin bir nefes aldı. “Savcı bile bu işte olabilir.” Telefonun diğer ucunda sessizlik çökmüştü. Doruk’un nefesi duyuluyordu. Sonra çok sakin bir sesle, “Meryem, artık geri dönüş yok.” “Biliyorum.” Meryem bilgisayarın ekranına bakıp kendi yansımasını gördü. Dudakları titriyor ama gözlerindeki kararlılık hiç azalmıyordu. “Bu dosya Aksoy Wolding’i çökertir ama onu asıl ürperten şey şu cümleydi: Beni susturdular. Polat kayıptı. Muhtemelen konuşturmamak için.” Meryem USB’yi alıp küçük bir metal kutuya koydu. Bu sadece bir kanıt değildi. Bu savaşın merkezine düşmüş bir bombaydı. USB belgesindeki bilgiler Doruk’un davasını tamamen değiştirecek güçteydi. Ama Meryem biliyordu ki mahkemede tek başına dosya sunmak yetmezdi. Bunun arkasında daha büyük bir organizasyon vardı ve bu organizasyonu sarsacak şey içeriden birinin konuşmasıydı. Aksoy Holding gibi dev şirketlerde böyle biri bulmak neredeyse imkansızdı. Ta ki telefon çalana kadar.
Meryem gece eve döndüğünde kapıyı açar açmaz telefon çalmaya başladı. Numara yine gizliydi. Meryem hafif titreyen sesle açtı. “Efendim?” Karşıdan genç bir kadın sesi geldi. “Çekingen ama kararlı. Meryem Hanım lütfen kapatma. Ben, ben Aksoy Wolding’de çalışıyorum.” Meryem bir anda nefesini tuttu. Beklediği şey belki de buydu. Kadın devam etti. “Adım Elif. Muhasebe departmanındayım. Polat’la çalışan ekipteydim. Onların yaptığını biliyorum.” Meryem yavaşça oturdu. “Ne biliyorsun Elif? Konuşabilirsin.” Kadın zorlanıyordu. Belli ki korkuyordu. “Sözleşme sahteciliğini, toplantı ses kayıtlarını, savcıya gönderilen dosyaları hepsini gördüm. Polat sadece aracıydı. Asıl talimatı veren kişi yönetim kurulundan biriydi.” Meryem’in kalbi hızlandı. “Kim?” Elif fısıldar gibi söyledi. “Tahir. Aksoy Holding’in en büyük hissedarı. Kendisi bizzat süreci yönetti. Hatta Polat’a gönderdiği parayı da o ayarladı.” Meryem, gövdesinin hafifçe öne eğildiğini fark etti. “Peki bunu mahkemede söyleyebilir misin?” Elif bir anda sessizliğe büründü. Nefesi duyuluyordu. “Eğer konuşursam beni bitirirler. Aileme bir şey olur ama yine de susarsam daha kötü hissedeceğim.” Meryem nazikçe konuştu. “Elif, bu yaptığın cesaret ister. Ben seni yalnız bırakmam. Duruşmaya gelmek zorunda değilsin. Önce güvenliğini sağlarız. Resmi ifade vermeden bile mahkeme bu bilgiyi dikkate alır.” Elif hıçkırıklarını bastırmaya çalıştı. “Ben konuşacağım ama beni bulmamaları gerekiyor. Beni saklamalısın.” Meryem kararlı bir nefes aldı. “Tamam bu gece gelme. Yarın uygun bir yerde buluşacağız. Sana yardım edeceğim.” Elif titrek bir sesle teşekkür edip telefonu kapattı. Meryem o anda biliyordu. Bu genç kadın davanın kaderini değiştirecek kişiydi.
Ertesi gün buluşmak için çok kalabalık olmayan ama güvenli bir yer seçti. Üsküdar Sahil’deki küçük bir çay bahçesi. Elif geldiğinde yüzü solgundu. Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı. Sanki etrafındaki herkesten şüpheleniyordu. Meryem gülümseyerek elini uzattı. “Korkma, artık yalnız değilsin.” Elif çantasını sımsıkı tutarak oturdu. “Şirkette olanları anlatayım.” derin bir nefes aldı. “Dava açılmadan 3 ay önce Tahir Aksoy bizim kata indi. Normalde muhasebeye hiç uğramaz. O gün belgelere tek tek baktı. ‘Bir sözleşme getirip bu imza ve tarif formatını Doruk’un şirketine gönderilecek şekilde hazırlayın.’ dedi.” Meryem dikkatle dinliyordu. Elif devam etti. “İP’yi yönlendirme için dışarıdan bir bilişimci getirdiler. Her şey çok profesyoneldi. Polat aslında çok korkuyordu. Defalarca bu iş Doruk’a karşı tuzak, bir gün patlar.” dedi. “Ama para aldı. Hem de çok.” Meryem de dekontu hatırladı. “480.000 L.” Elif başını salladı. “O para karşılığında belgeleri onaylaması ve savcıya sızdırılan paketleri hazırlaması gerekiyordu.” “Savcıya mı?” Meryem’in sesi ilkildi. Elif tereddüt etti ama sonunda söyledi. “Evet. Savcı Levent Aksoy’un kardeşi Holding’de hukuk danışmanı. Yani aile içi bağlantı. Dosyanın içindeki bazı belgelerin savcıya erken gittiğini biliyoruz.” Meryem’in yüzü ciddileşti. “Bu iş düşündüğünden daha derindeydi. Mahkemede bunu söyleyebilir misin Elif?” Elif dudaklarını ısırdı. “Söylerim ama babamı tehdit ettiler. Dükkanını yakacaklarını söylediler.” Meryem elini Elif’in elinin üzerine koydu. “Seni de babanı da koruyacağız. Ama önce doğruyu söylemen gerek.”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Tamam, yapacağım.” Akşam Doruk’un ofisine gittiklerinde Doruk onları ayakta karşıladı. Elif’i görünce şaşırdı. “Bu genç kadın kim?” Meryem cevapladı. “Davanın dönüm noktası.” Doruk kaşlarını kaldırdı. Elif titreyen sesiyle anlatmaya başladı. “Ben Aksoy Wolding’in muhasebe kısmında çalışıyorum. Dava başladığından beri sustum ama artık susamam. Polat sadece bir piyondu. Bu dava kumpastı.” Doruk derin bir sessizlik içinde dinledi. Sonunda yavaşça lafa girdi. “Bu anlattıkların her şeyi bitirir.” Meryem başını salladı. “Evet ama Elif’in korunması lazım. Bu davanın içindekiler tehlikeli.” Doruk telefonu eline aldı. “Ben güvenilir insanlar tanıyorum. Elif’i saklayacağız.” Elif gözyaşlarıyla teşekkür etti. Meryem o sırada kendine bir söz verdi. “Kimse bu genç kadının başına bir şey gelmeyecek.”
Bu kez adalet hem Doruk hem Elif için yerini bulacak. Elif’in itirafı, Meryem’in elindeki tüm parçaları birleştirmişti. Artık yalnızca bir avukat rolü üstlenmiyordu. Gerçek bir suç örgüsüne karşı savaşan kişiydi. Ama savaş büyüdükçe tehlike de büyüyordu. Gece geç saatlerde Meryem, Ümraniye’deki evine dönerken bile sürekli omzunun üzerinden baktı. Sanki her köşeden biri çıkacakmış gibi hissediyordu. Bu artık yalnızca bir dava değildi. Hayat memat meselesiydi. Apartman girişine girdiğinde fark ettiği ilk şey, koridor lambasının yanmadığıydı. Genelde loş bir ışık olurdu ama bugün tamamen karanlıktı. Meryem anahtarını bulup kapıya uzandı. Tam o sırada kapı hafifçe aralandı. Meryem’in kalbi hızla çarptı. “Ben kapıyı kilitlemiştim.” Kapıyı iterek içeri girdi. Ev dağınıktı. Masa devrilmiş. Çekmeceler açılmış, belgeler yerlere saçılmıştı. Birinin burada olduğu çok açıktı. Meryem kapının yanında duran sopayı eline aldı. Nefesi kesik kesikti. “Kim var orada?” Cevap yoktu. Daireyi adım adım kontrol etti. Banyo, mutfak, ufak yatak odası hepsi aramadan geçirilmiş ama kimse yoktu. Yerdeki belgeler arasında çarpıcı bir şey dikkatini çekti. Sadece dava dosyaları karıştırılmıştı. Kıyafetlerine, eşyalarına dokunulmamıştı. Bu bir hırsızlık değildi. Bu bir mesajdı. Meryem elleri titreyerek masanın altındaki bir kağıdı fark etti. Parıldayan beyaz sayfa yere düşen dosyaların arasından sıyrılmış gibiydi. Üzerinde yalnızca iki kelime vardı. “Sıranı bil.” Meryem’in içi ürperdi. Bu polise bildirilecek türden bir tehdit değildi. Yapanların iz bırakacak kadar amatör olmadığı ortadaydı. Birkaç saniye nefes alamadı. Sonra birdenbire telefonu çaldı. Ekranda Doruk’un adı görünüyordu. Meryem güçlükle açtı. “Efendim?” “Evime biri girdi.” Doruk’un sesi derin ve ciddi bir öfkeyle doluydu. “Ne? Meryem iyi misin? Sana bir şey oldu mu?” “Hayır. Ama dosyalarımın hepsini karıştırmışlar. Bir not bırakmışlar.” Doruk tereddüt etmeden söyledi. “Oradan hemen çık. Çantanı al ve dışarı çık. Seni gelip alıyorum.” Meryem itiraz etmedi. Nefesi hala düzensizdi. Dışarı çıktığında soğuk hava yüzüne çarpınca ancak kendine gelebildi. Kısa süre sonra Doruk’un siyah arabası sokağa girdi. Normalde soğukkanlı bir adamdı ama bu kez yüzünde ciddi bir panik vardı. Meryem arabaya biner binmez kapıyı kapattı. Doruk direksiyon başında ona döndü. “Bu iş burada bitti Meryem. Bu kadar ileri gittiklerini bilmiyordum. Seni koruyamazsam kendimi affetmem.” Meryem derin bir nefes aldı. “Sakin olun Doruk Bey. Önemli olan ben değilim. Bu kumpası açığa çıkarmamız gerekiyor.” Doruk başını iki yana salladı. “Senin hayatın en önemli şey. Anlamıyor musun? Seni susturmaya çalışıyorlar.” “Biliyorum.” dedi Meryem. “Demek ki doğru yerdeyiz.” Doruk bir an durdu. Meryem’in yüzüne baktı. O an adamın yüzündeki ifade değişti. Kendini ilk kez savunmasız hissettiği belliydi. “Bu kadar cesur olmanı anlayamıyorum Meryem. Kendi hayatını riske atıyorsun.” Meryem gözlerini kaçırmadan cevap verdi. “Birileri doğruları söylemezse kötüler hep kazanır.” Bu söz, Doruk’un içine oturdu. Sessizce vites attı ve arabayı hareket ettirdi. Doruk onu güvenli bir yere götürmeye kararlıydı. Kentin kalabalığından uzak Beykoz’daki bir misafir evine götürdü. Kapıyı açarken dedi ki, “Bu evde kamera ve alarm sistemi var. Seni kimse bulamaz. Bu gece burada kalıyorsun.” Meryem bu kadar ilgi görmekten tuhaf şekilde rahatsız olmuştu. Ama aynı zamanda içinin bir köşesi ilk kez güvende hissetmişti.
Doruk çıkmak üzereyken kapıda durdu. “Meryem, efendim sen benim tanıdığım en güçlü insansın.” Meryem buna ne cevap vereceğini bilemedi. Sadece başını eğdi. Doruk devam etti. “Yarın adliyeye birlikte gideceğiz. Elif’i de koruyacağız. Bu savaşı beraber vereceğiz.” Meryem içinden sessizce, “Evet, birlikte.” diye geçirdi. Doruk gittikten sonra Meryem evde yalnız kaldı. Her yer sessizdi ama sessizliğin altında çok daha sert bir gerçek yatıyordu. Düşman onları izliyordu ve yaklaşan fırtına artık geri dönülemez bir noktaya gelmişti. Meryem pencereden dışarı baktı. Şehrin ışıkları ona hiç bu kadar uzak görünmemişti.
Meryem sabah Beykoz’daki misafir evinde gözlerini açtığında dışarıda ince bir sis vardı. Telefonunu eline aldığında Doruk’tan gelen kısa mesajı gördü. “Hazır mısın? Bugün birlikte açıklama yapıyoruz.” Bu oyunu tamamen değiştirecek bir hamleydi. Mahkeme salonunda sunulacak kanıtlar kadar kamuoyu oluşturmak da önemliydi. Meryem bunun farkındaydı. Hızla hazırlandı, saçını topladı, sade bir kıyafet seçti. Kendine aynada baktığında gözlerinde hem korku hem kararlılık vardı. Bugün bir temizlikçinin değil, bir hak arayıcının konuşacağı gündü.
Doruk arabayla geldiğinde Meryem’i görünce başıyla selam verdi. “Hazır mısın?” diye sordu. Meryem omuzlarını dikleştirdi. “Hazırım.” Araba yolda ilerlerken Doruk konuştu. “Basına karşı dikkatli ol. Sorular sert olabilir ama sen gerçekleri söyleyeceksin. Bizim en büyük gücümüz bu.” Meryem hafifçe gülümsedi. “Benim başka bir silahım yok zaten.” Doruk bir an onu süzdü. “Bu da yeter Meryem.” Adliye önüne geldiklerinde alan kalabalıktı. Ulusal kanallar, internet gazeteleri, sosyal medya yayıncıları, herkes oradaydı. Hatta meraklı insanlar bile etrafı doldurmuştu. Meryem arabadan inince flaşlar ardı ardına patladı. “Temizlikçi hukukçu burada.” Doruk Saruhan yanında genç kadını getirdi. Davanın kaderini değiştiren isim Meryem, tüm bunları duymazdan gelmeye çalıştı. Doruk ile yan yana kürsüye çıktılar. Doruk kısa bir giriş yaptı. “Bugüne kadar hakkımdaki suçlamalarla ilgili sessiz kaldım. Ancak öğrendiğim gerçekler beni bugün buraya getirdi. Yanımda duran Meryem Kara, dosyaya benden daha fazla hakim. Ve bugün size bazı gerçekleri açıklayacağız.” Mikrofon Meryem’e uzatıldığında kalabalık bir anda sessizleşti. Meryem kısa bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. “Ben bu davaya bir avukat olarak değil, bir vatandaş olarak adım attım. Dosyayı incelediğimde gördüm ki burada büyük bir yanlışlık var. Bu dava yalnızca bir iş insanını değil, adalet sistemini de hedef alan bir planın parçası.” Kalabalıkta mırıltılar yükseldi. Meryem devam etti. “Elimde imzanın sahte olduğunu kanıtlayan taslaklar, sahte sözleşmeyi hazırlayanlarla yapılan yazışmalar, toplantı kayıtları ve hukuka aykırı yönlendirmeler var.” Bu sözlerle birlikte Meryem çantasından USB’nin kopyalarını çıkardı. Gazeteciler heyecanla birbirine baktı. “Bu dosyalarda Polat Timur’un Aksoy Holding’den aldığı para, sahte belge hazırlama talimatları ve hatta savcılığa erken sızdırılan bilgiler bulunuyor.” Kalabalık adeta dondu. “Savcı ile holding arasındaki olası bağ Türkiye’de günlerce konuşulacak bir skandal demekti.” Doruk konuşmayı devraldı. “Bu genç kadın herkesin göz ardı ettiği bir kişi ama o gerçeği herkesin görmesini sağladı. Kendisine borçluyum.” Meryem utangaçça başını eğdi. Basın açıklaması sürerken birden adliye girişinden iki memur çıktı ve kalabalığı yardı. Savcı Levent Aksoy ilerliyordu. Yüzü taş kesilmişti. Meryem ile göz göze geldi. Savcı sertçe konuştu. “Bu iddiaların hepsi asılsız. Bunları basın önünde açıklamanız suçtur.” Doruk, öfkeli bir şekilde karşılık verdi. “Asıl suç sahte delilleri mahkemeye sunmaktır.” Meryem ise sakin kaldı. “Sayın savcı, iddiaların kanıtları yarın duruşmada sunulacak. Eğer yanlış olduğumu düşünüyorsanız mahkemede görüşürüz.” Savcı hiçbir şey diyemedi. Çünkü Meryem’in sesinde öylesine bir özgüven vardı ki onu boşa düşürürdü.
Basın açıklaması sonrası, Doruk ile birlikte misafir evine döndüler. Meryem kapıya girer girmez telaşla sordu. “Elif güvende mi?” Doruk başını salladı. “Evet. Kendi tanıdığım güvenilir bir ekiple başka bir adrese götürüldü. Oraya yalnızca ben ve iki kişi daha biliyor.” Meryem rahat bir nefes aldı. “Yarın duruşmada nasıl ifade verecek?” “Video konferansla kimse yerini bilmeyecek.” Meryem gözlerini kapatıp şükreder gibi nefes verdi. “Bu dava bitebilir Doruk Bey.” Doruk sessiz kaldı. Sonra yumuşak bir sesle, “Meryem, bugün çok büyük bir şey yaptın. Ülke seni konuşuyor.” Meryem acı bir tebessümle güldü. “Keşke üniversiteyi bırakmak zorunda kalmasaydım da herkes beni başka şeylerle konuşsaydı.” Doruk bu sözlerden etkilendi ama bir şey söylemedi. Söyleyemezdi. Çünkü düşündüğünden fazla umursamaya başlamıştı.
Meryem bu gece misafir evinde yalnız kaldığında günün ağırlığı sonunda omuzlarına çöktü. Telefonuna ardı ardına mesajlar geliyordu. “Sen bir kahramansın. Adaleti savunan temizlikçi, lütfen pes etme.” Meryem hepsine baktı ama cevap vermedi. Pencerenin önüne geçti. Şehir ışıkları geceye yayılmıştı. Fısıltıyla kendi kendine söyledi. “Bu daha başlangıçtı.” Ertesi sabah adliye kapısına doğru yürürken Meryem’in adımları diğer günlere hiç benzemiyordu. Bugün duruşma değil kader günüydü. Basın binayı sardı. Kameralar çevrede yuvalanmış gibiydi ama Meryem bu kalabalığın içinden sakin ve dik bir duruşla ilerledi. Doruk yanında yürüyordu. Yüzündeki gergin ifade, “Bugüne kadar halka açık pek çok konuşma yapmış bir iş insanının bile bu duruşmayı ne kadar önemsediğini gösteriyordu.” Adliyenin kapısı açıldığında kulakları o tanıdık ses karşıladı. “Saruohan davasının kritik günü. Temizlikçi savunmacı Meryem Kara salona giriyor ama bugün Meryem hiçbir sese aldırış etmeyecekti. Bugün yalnızca doğrular konuşacaktı.”
Hakim kürsüye çıktığında salondaki uğultu kesildi. “Duruşma başlamıştır.” Savcı Levent Aksoy, dün basında yaşananların etkisiyle belli ki geceden beri uyumamıştı. Takım elbisesi kusursuzdu ama yüzü yorgun ve gergindi. Hakim gözlüklerini indirip savcıya baktı. “Sayın Aksoy, dün basında ciddi iddialar yer aldı. Mahkemeyi ilgilendiren deliller sunacağınızı söylediniz. Başlamak ister misiniz?” Savcı, boğazını temizleyip konuşmaya başladı. “Sayın Hakim, basına sızan belgelerin sahte olduğunu düşünüyoruz. Karşı tarafın sunduğu hiçbir delil güvenilir değildir.” Meryem hafifçe gülümsedi. “Bunu bekliyordum.” Hakim başını Meryem’e çevirerek, “Sayın Kara, savunma tarafı yeni deliller sunacak mı?” Meryem ayağa kalktı. Salon bir anda sessizleşti. “Evet sayın hakim. Dosyalarım ve tanığım hazır.” Meryem çantasından USB belleklerin kopyalarını çıkarıp görevliye teslim etti. Salonda fısıltılar başladı. “Yine delil mi sunuyor? Bu kız gerçekten inanılmaz. Savcıyı zor durumda bırakacak gibi.” USB’deki kanıtlar ekrana yansıtıldığında herkes bir anda öne eğildi. İlk dosya açıldı. Polat’ın e-postaları. Ekranda şu cümle kırmızıyla işaretlenmişti. “İmza kısmını değiştirin. Tarih formatını Doruk’un şirketine göre ayarlamayın.” Hakimin kaşları çatıldı. Savcı telaşla itiraz etti. “Bu e-postaların doğruluğu kesin değildir.” Meryem sakin bir sesle konuştu. “E-postaların meta verileri üç ayrı bilirkişi tarafından doğrulandı. Hepsi burada.” Bilirkişi raporları da ekrana geldi. Savcı eliyle alnını tuttu. Bu kadarına hazırlıklı değildi. İkinci dosya açıldı. Sahte sözleşmenin ilk taslağı altında notlar. “Doruk anlamaz.” Salondan alaycı bir uğultu yükseldi. Doruk başını yere eğmişti ama yüzünde bir utanmadan çok bir öfke vardı. Meryem üçüncü dosyayı açtı. Toplantı ses kaydı. Ekrandan Polat’ın sesi duyuldu. “Savcıya dosyalar iletildi. Plan tam gaz ilerliyor.” Salonda bir şok dalgası yayıldı. Hakim bile yerinde doğruldu. Savcı dona kalmıştı. Sandalyeye çöker gibi oturdu. Meryem son delili gösterdi. “480.000 transfer dekontu. Aksoy Holding sağa gösteren Ok.” Polat Timur, hakim derin bir nefes aldı. “Tanığınızı alalım.” Meryem başıyla işaret etti. Güvenlik görevlisinin getirdiği dizüstü bilgisayarda canlı bağlantı açıldı. Elif’in yüzü ekranda belirdi. Gözleri kızarmış ama kararlıydı. Hakim konuştu. “Kimliğinizi teyit eder misiniz?” “Adım Elif Yıldız. Aksoy Wolding Muhasebe Departmanı çalışanıyım.” Meryem sordu. “Elif, Polat ve Tahir Aksoy arasındaki süreci kendi gözlerinle gördün mü?” Elif başını salladı. “Evet. Sözleşmenin sahte olduğunu biliyordum. Polat’a ödeme yapıldığını da.” Hakim bu süreçte herhangi bir baskı gördünüz mü? Elif’in sesi titredi. “Evet. Babamı tehdit ettiler. Eğer konuşursam iş yerimi kaybedeceğimi hatta başımıza kötü şeyler geleceğini söylediler.” Salondan öfkeyle yükselen mırıltılar oldu. Savcı artık itiraz etmiyordu. O bile gerçeğin kendi ayağının altından kaydığını anlamıştı. Hakim tüm belgeleri bir süre inceledi. Salonda herkes nefesini tutmuştu. Sonunda tokmağını masaya vurdu. “Sunulan deliller karşı tarafın hiçbir savunmasıyla çürütülememiştir. Sahte sözleşme, manipüle edilmiş belgeler, yasa dışı bilgi sızdırma ve organize planlama tespit edilmiştir. Bu nedenle dava düşmüştür. Sayın Doruk Saruhan, tüm suçlamalardan aklanmıştır. Dosya, suçlamalarda adı geçen kişi ve kurumlar hakkında ceza soruşturması başlatılması için savcılığa iletilmektedir.”
Salonda bir anda sessizlik oldu. Sonra alkış. Ayakta alkışlayan bile vardı. Meryem donmuştu. Gözleri doldu ama düşürmedi. Doruk ona baktı. Gözlerinde minnet vardı. Hatta ilk kez gurur fısıltıyla dedi. “Meryem, yaptın, kazandın.” Meryem yavaşça cevap verdi. “Biz kazandık.” Meryem salonun çıkışına yöneldi. Gazeteciler çevresini sardı. “Türkiye seni konuşuyor. Ne hissediyorsun? Gerçekten temizlik işinden gelip bu davayı mı çözdün? Bundan sonra avukat olacak mısın?” Meryem kısa bir durdu. Gözleri kararlıydı. “Ben sadece doğru olanı yaptım. Bu dava bir temizlikçinin neler başarabileceğini gösterdi. Adaletin kapısı herkese açık olmalı.” Kalabalık bir an sessizleşti. Sonra büyük bir alkış yükseldi. Meryem’in yüzü güneş ışığında parladı ve o an şunu hissetti. “Bu hikaye burada bitmiyordu. Asıl yolculuk şimdi başlıyordu.”
Duruşmadan tam bir yıl sonra İstanbul’un Kadıköy semtinde eski bir halk eğitim merkezinin yenilenmiş salonunda kalabalık bir topluluk toplanmıştı. Kapının üzerinde artık büyük bir tabela asılıydı. “Halk Adalet Merkezi, ücretsiz Hukuk Destek Birimi.” İçeride işçiler, temizlik görevlileri, hemşireler, şoförler ve üniversite öğrencileri yerlerine oturmuş, heyecanla bekliyordu. Bugün merkezin birinci yılıydı ve herkes çok iyi biliyordu. Bu kapı bir temizlikçinin cesareti sayesinde açılmıştı. Anons yapıldı. “Kurucumuz Meryem Kara’yı sahneye davet ediyoruz.” Mikrofonun başına geçtiğinde salon ayakta alkışlıyordu. Bir yıl önce adliye salonunda küçümsenen bu genç kadın, şimdi halkın önünde gerçek bir savunucu haline gelmişti. Meryem, ellerini hafifçe kaldırarak kalabalığı sakinleştirdi. “Başladı konuşmaya. Adalet sadece güçlülerin değil haklıların yanında olmalıdır. Milyarlarca liralık bir davada konuşma hakkı olmayan biriydim. Diplomam yoktu. İsmimin bir ağırlığı yoktu. Hatta adliye koridorlarında çoğu zaman görünmezdim. Ama bir gün yanlış bir şey gördüm. Bir insanın iftirayla çökertilmek istendiğine tanık oldum ve sustum sanıyorlardı. Sustum sandılar. Oysa ben o gece bilgisayarımın başında sadece şunu düşündüm. Susarsam bu düzen hiç değişmez.” Kalabalık sessizdi. Bazılarının gözleri dolmuştu. “Bugün burada gördüğünüz bu merkez bir mahkeme zaferinin değil halkın gücünün sonucudur. Burada bir yılda 400’ü aşkın kişiye ücretsiz hukuki destek verdik. İçlerinden bazıları sizler gibi işçilerdi. Bazıları öğrenciydi.” Bir an durdu. Gözleri arka sıralarda birine takıldı. “Bazıları da sesini duyurmaya korkan genç kadınlardı.” Arka sırada oturan Elif gözlerini sildi, gülümsedi. Tören bitince Doruk sahneye çıktı. Artık eskisi gibi dev bir şirketin başındaki kibirli iş insanı değildi. Şirketini küçültmüş, yeniden yapılandırmış, etik komisyonları kurmuştu. Meryem’e dönüp elini uzattı. “Hala inanmakta zorlanıyorum.” dedi alçak bir sesle. “Beni milyarlarca liralık bir tuzaktan yalnızca adalet duygusuyla kurtardım. Karşılığında hala bir şey istemedim.” Meryem hafifçe güldü. “Ben karşılığını aldım. Bir insanın hayatı kurtuldu. Üstelik kendi hayatımı da geri kazandım.” Doruk başına eğdi. “Sana bir teklifim olacak. Şirketimde değil, hayatımda.” Ama zamanı geldiğinde Meryem bu sözleri duyunca gözlerini kaçırdı. “Bu hukukla davalarla ilgisi olmayan başka bir dünyaya açılan kapı gibiydi. Ama henüz zamanı değildi. Her birinizin bu hikayeyi sonuna kadar dinlemesi adaletin nasıl sıradan insanların cesaretiyle ayakta kaldığını gösteriyor. Meryem’in yaşadıkları bize şunu hatırlatıyor. Bazen en büyük değişim en küçük bir cesaretle başlar. Gücü parayla, baskıyla, unvanla ölçenler, bir gün sesi kısık bir insanın doğruluğu karşısında diz çöker. Unutmayın, haksızlığa karşı sustuğumuz her an haksızlık güç kazanır.”