Milyoner bebek her gün dolabı işaret ediyordu. Temizlikçi açtı ve inanamadı. ŞOK EDİCİ.

Milyoner bebek her gün dolabı işaret ediyordu. Temizlikçi açtı ve inanamadı. ŞOK EDİCİ.

.
.

Dolabın Ardındaki Sır

I. Bölüm: Malikanenin Sessizliği

Antalya’nın falezlerine yaslanmış, Akdeniz’in tuzlu rüzgarını içine çeken Kara Mavi Malikanesi, uzaktan bakıldığında bir mimarlık dergisinin kapağından fırlamış gibiydi. Cam, mermer ve kusursuz çizgiler… Ancak o ihtişamın içinde, duyguların unutturulmaya çalışıldığı bir beyaz labirent gizliydi.

Seda, yeni işe başladığı bu evde üçüncü sabahına uyanırken, elinde sarı temizlik eldivenleriyle koridordaki uzun halıyı süpürüyordu. Arkasından gelen tekerlek sesini duyduğunda döndü; Mert’i gördü. Mert, 18 aylık, sarı saçlı, iri gözlü bir bebekti. Pahalı mavi bir tulum giymişti. Gözlerindeki ifade, yaşıyla uyumsuz bir ciddiyet taşıyordu.

Mert’in arkasında lacivert üniformasıyla Nergis yürüyordu. 12 yıldır bu evin baş hizmetçisiydi; omuzları dik, dudakları ince bir çizgi halinde, bakışları sertti. Seda süpürgeyi durdurdu, hafifçe kenara çekildi. O anda beklenmedik bir şey oldu. Mert, Seda’nın yanından geçerken birden gövdesini yana doğru uzattı. Küçük kolu havaya kalktı. Parmağı koridor sonundaki gömme dolabı gösteriyordu. Dudakları titredi, gözleri dolaba kilitlendi.

Milyoner bebek her gün dolabı işaret ediyordu. Temizlikçi açtı ve inanamadı.  ŞOK EDİCİ. - YouTube

Çocuk henüz düzgün kelimeler kuramıyordu ama işaretinin ciddiyeti Seda’nın ensesinde bir ürperti gezdirdi. Seda göz ucuyla işaret edilen dolaba baktı. Koridorun sağ duvarına gömülü, beyaz panelli, altın rengi kulplu sıradan bir dolap gibi görünüyordu. Bu evdeki her şey gibi pahalı ama ruhsuzdu. Yine de Mert’in kolu titreyerek o yöne uzanıyor, sanki orada görünmeyen bir şey varsa onu Seda’ya göstermek istiyordu.

Nergis’in sesi bir kırbaç gibi havayı yardı. “Bakma oraya!” dedi. Bebek irkildi. Parmağı havada asılı kaldı. Gözleri bir an için Seda’ya, sonra yeniden dolaba kaydı. Nergis arabayı kendine doğru çekti, hareketini sertleştirdi. Seda süpürge sapını biraz daha sıkı kavradı. İçinde tarif edemediği bir his kabarıyordu. Merak mıydı? Korku mu, yoksa ikisinin garip bir karışımı mı?

II. Bölüm: Merak ve Korku

Günün geri kalanında Seda salondan mutfağa, mutfaktan banyolara koştururken her merdiven çıkışında gözleri farkında olmadan o dolaba kayıyordu. Evin diğer odaları pahalı tablolarla, tasarım koltuklarla, kristal vazolarla doluydu. Ama hiçbirinde yaşamın kokusu yoktu. Ne dağınık bir oyuncak, ne aceleyle bırakılmış bir kahve fincanı… Her şey fazla düzenli, fazla eksiksizdi.

Öğle saatlerinde Cenk Alkan eve döndü. Siyah takım elbisesi kusursuzdu. Kravatı tam yerinde. Saçları jöleyle geriye taranmıştı. Kapıdan içeri girdiğinde sanki ev bile onun nefes alışına göre sessizleşti. Seda mutfak tezgahını silerken salondan gelen boğuk konuşmaları duydu.

“Mert bugün yine başladı,” dedi Nergis. “Koridordaki dolabı işaret ediyor.”

Cenk’in sesi daha alçak ama keskin bir bıçak gibiydi. “Sen izin verdin mi oraya yaklaşmasına?”

“Hayır Cenk Bey. Gözüm üzerindeydi. Sadece çocuk işte…”

Kısa bir sessizlik oldu. Seda havlusunu yavaşça sıktı. Damlayan suyun sesi bile kulağına fazla geldi. Birkaç saniye sonra Cenk’in ayak seslerini duydu. Koridor yönüne doğru yürüyordu. Seda kapının köşesinden sadece gölgesini gördü. Adam dolabın önünde durdu. Seda kapı eşiğinden bir santim bile ilerlemeye cesaret edemedi ama nefesini tutarak dinledi.

Metalik bir tıkırtı, parmakların kapak kulplarına dokunduğunu işaret eden hafif bir ses. Sonra hiçbir şey, ne kapının açılış sesi ne de konuşma. Sadece ağır bastırılmış bir sessizlik. Birkaç saniye sonra Cenk’in ayak sesleri tekrar duyuldu. Bu kez uzaklaşıyordu. Salon tarafına geçti. Sonra üst kata çıktı. Seda kalbinin göğsüne sığmadığını hissetti.

III. Bölüm: Yasak Merak

Akşamüstü mutfakta yemek hazırlığı yaparken Nergis Seda’ya soğuk bir bakış attı. “Bu evde merak etmek yasaktır,” dedi. “Merak insanı işinden eder.” Seda cümlenin ağırlığını bedeninde hissetti. Bu sözler rastgele söylenmiş laflar gibi değildi. Sanki yıllar önce yaşanmış başka bir olayın yankısıydı.

Gün bittiğinde ev tekrar sessizliğe gömüldü. Cenk çalışma odasına kapanmış, Mert yukarıdaki odasında uyumaya götürülmüştü. Seda kendi küçük odasına çekildi. Penceresi arka bahçeye bakan dar bir odaydı. Yatağın yanında küçük bir komodin, üzerinde ucuz bir saat ve kızının fotoğrafı duruyordu. Kızının gülümseyen yüzüne baktı. Konya’daki o küçük evleri, dar sokakları, komşuların birbirine selam verdiği o eski yaşamı hatırladı.

Telefonunu eline aldı. İnternette gezinirken parmakları kendi kendine bir cümle yazdı: “Bebek sürekli aynı yeri işaret ediyor. Bu ne anlama gelir?” Arama motoru yüzlerce sonuç döndürdü. Forumlarda anneler, psikologlar hatta medyumlar konuşuyordu. Kimisi çocukların enerjilere duyarlı olduğunu, kimisi travmayı böyle gösterdiklerini söylüyordu. Bazı kullanıcılar çocukların evde saklanan sırları, şiddeti ya da kaybolmuş birini böyle işaret ettiğini yazıyordu.

IV. Bölüm: Gecenin Sesi

Tam ışığı kapatacakken üst kattan ince bir ağlama sesi duydu. Mert’ti bu ses. Önce kısa kısa yükseldi, sonra aniden kesildi. Sanki biri ağzını kapatmış ya da bir düğmeye basıp sesi kısmıştı. Seda yatağın kenarına oturdu, kulak kabarttı. Ev yeniden o boğucu sessizliğe gömüldü.

O an içinden silinmeyecek bir cümle geçti: Bebeklerin dili yoktur ama gösterdikleri yerler tesadüf değildir. Siz olsaydınız ne yapardınız? Sessiz kalıp başınızı yastığa mı gömerdiniz? Yoksa o dolabın arkasındaki gerçeği öğrenmek için her şeyi riske mi atardınız?

V. Bölüm: Dolabın İzleri

Ertesi sabah koridoru temizlemek için çıktığında gömme dolabın alt köşesinde çok ince bir toz çizgisinin bozulduğunu fark etti. Sanki kapaklar gece hafifçe aralanmış ve tekrar kapanmıştı. Ve işte tam da bu küçük ayrıntı onu bir sonraki adımı atmaya zorlayacaktı.

Sabah sessizliğini bozmamaya çalışarak halının üzerinden yavaş yavaş geçti. Gözleri istemeden de olsa koridorun sonundaki gömme dolaba kaydı. Dünkü ince toz çizgisi artık daha belirgindi. Dolabın alt köşesinde ince hilal şeklinde bir boşluk izi vardı.

Dizlerini kırıp yere hafifçe eğildi. Parmak uçlarıyla tozu yokladı. Evin geri kalanında her şey kusursuz temizken buradaki bu küçük ihmal gözüne çığlık atan bir leke gibi görünüyordu.

Yukarıdan ince bir kahkaha sesi duyuldu. Mert’in uyanmış olduğunu anladı. Birkaç dakika sonra merdivenlerden aşağı inen küçük ayak sesleri ve tekerlekli bebek arabasının tıkırtısı koridoru doldurdu. Mert’in gözleri önce Seda’ya, sonra doğrudan dolaba gitti. Bir anlık duraksama, sonra aynı hareket. Küçük kolu havaya kalktı. Parmağı dolabı işaret etti. Dudaklarından boğuk bir hece döküldü: “Anne…”

Nergis’in yüzü gerildi. Arabayı birden sertçe çevirdi. “Yeter Mert, sus artık.” dedi. “Aşağıda kahvaltı var. Dolapla konuşulmaz.” Bu cümle Seda’nın beyninde yankılandı. Dolapla konuşulmaz. Sanki ağzından istemeden dökülmüş eski bir alışkanlık, evin duvarlarıyla paylaşılan eski bir sır gibiydi.

VI. Bölüm: Gizli Oda

Kahvaltıdan sonra Seda mutfakta bulaşıkları yıkarken televizyondan bir haber duydu: Antalya’da gizemli kayıp vakası… Nergis hemen kumandayı aldı, kanalı değiştirdi. Günün işleri bitmedi Seda dedi. Hiç gerek yokken. Bulaşıkları bitir. Sonra üst kattaki misafir odalarını silersin.

Öğleye doğru Cenk çalışma odasına geçti. Kapı aralık kalmıştı. Seda koridoru paspaslarken içeriden gelen telefon konuşmasını duydu. “Hayır, Aylin artık gündemimizde değil. Basın başka şeylerle meşgul. Konuyu açarlarsa tedavi için yurt dışında dersiniz. Benim programım dolu. Yeni projelere odaklanmak istiyorum.”

Aylin kimdi? Bu evde yaşayan biri miydi? Yoksa artık adı sadece telefon konuşmalarında fısıldanan bir hayalet miydi?

VII. Bölüm: Kapalı Kapılar

Öğleden sonra koridorda yalnız kalmayı başardı. Nergis mutfakta, Cenk çalışma odasında, Mert ise yukarıdaki odasında. Seda elinde toz beziyle yavaşça dolaba yaklaştı. Dolap kapaklarına dokundu. Soğuk, pürüzsüz yüzey parmak uçlarını hafifçe uyuşturdu. Kulpların etrafındaki çerçevede küçük, neredeyse fark edilmeyecek kadar ince çizikler vardı. Sanki birileri zaman zaman burayı açmaya çalışmış ama iz bırakmamaya da özen göstermişti.

Kapakların birleştiği yerde gövdeye gömülü küçük bir panel fark etti. Yakından bakınca bunun parmak izi okuyucusu olduğunu anladı. Bu sıradan bir dolap için gereğinden fazla güvenlik demekti. Burada ne saklıyorsunuz? Takı mı, para mı yoksa daha ağır bir şey mi?

Tam o anda arkadan gelen hafif bir nefes sesi duydu. Kalbi küt diye yerinden fırlayacak sandı. Koridor boştu ama yerde halının üzerinde küçük bir oyuncak araba duruyordu. Bu Mert’in salon köşesinde bıraktığı kırmızı arabaydı.

Bir anda arkasından boğuk bir ses duyuldu: “Anne…” Bu kez hayal değildi. Ses koridorun köşesinden geliyordu. Mert pijamalarıyla, yalınayak, gözleri uykulu bir halde orada duruyordu. Bebek cevap vermedi. Küçük adımlarla ilerledi. Seda’yı adeta yok sayarak doğrudan dolabın önüne geldi. Bir eliyle kapakları, diğer eliyle Seda’nın elini tuttu. “Anne!” dedi tekrar.

VIII. Bölüm: Gerçeğin Kırılması

Koridorun diğer ucundan bir ses duyuldu. Nergis’in sesi bu kez panik doluydu. Çocuğu kucağına aldı. Mert annesinin kokusunu arar gibi Nergis’in boynuna değil hala dolaba bakıyordu. “Kaç kere dedim sana bu koridorda tek başına dolaşmak yasak diye!” Seda’ya çıkıştı Nergis. “Sen neden onu burada bıraktın?”

“Ben bırakmadım,” dedi Seda. “Kendisi geldi. Kapıyı buldu…”

Bu evde hiçbir şey kendiliğinden olmaz diye kesti lafını Nergis. “Her şeyin bir sebebi vardır. Bazı kapılar ise sebebi ne olursa olsun kapalı kalmalıdır.”

O günün akşamında telefonunu eline aldığında parmakları bu kez farkında olmadan başka bir şey yazdı. “Evinizde bir çocuk sürekli aynı dolabı işaret ediyorsa siz ne yapardınız?” Gönder tuşuna basmadı ama soruyu kendine ve ekrana çoktan sormuştu.

IX. Bölüm: Karanlığa İniş

Ertesi gün Cenk’in İstanbul’a iki günlüğüne gideceğini açıkladığı an Seda için harekete geçme zamanı gelmişti. Nergis’in anahtarlarını bulacak, dolabı açacak, içeride ne olduğunu görecekti.

Öğleye doğru Nergis Mert’i öğle uykusuna yatırmak için yukarı çıktığında Seda mutfağa geçti. Anahtarların nerede olduğunu biliyordu. Kilerin içindeki küçük çekmecede metal bir kutuda saklanıyordu. Birkaç gün önce tesadüfen Nergis’in oradan bir anahtar çıkardığını görmüştü.

Metal kutunun içindeki küçük, pirinç renkli, ucu yıpranmış bir anahtarı buldu. Üzerinde küçük bir etiket vardı: “Kaki, yedek.” Cebine attı.

Öğleden sonra Nergis bahçeye çıktığında Seda ilk kez koridorun sonuna yürüme cesaretini buldu. Dolap her zamanki gibi sessiz ve tehditkardı. Önce parmak izi panelini denedi, hata sesi çaldı. Sonra dolabın altındaki çerçevede küçük bir delik fark etti. Anahtar deliği… Anahtarı soktu, klik sesiyle birlikte mekanizma açıldı.

Dolap kapakları yavaşça aralandı. Karşısına çıkan raflar ya da eşyalar değildi. Dar metal bir merdiven çıktı. Merdiven aşağıya karanlık bir boşluğa iniyordu. Telefonunun fenerini açtı. Merdivenler birkaç metre aşağıda küçük bir odaya iniyordu. İndi. Her basamakta ayakları titriyordu. Aşağısı nemliydi. Havasızlıktan dolayı tuhaf bir koku vardı.

Son basamağa bastığında karşısında kapalı bir kapı gördü. Kapının üzerinde ses yalıtım malzemesi vardı. Kapının çevresinde lastik contalar döşenmişti. Elini tokmağa koydu, çevirdi. Kapı sessizce açıldı.

X. Bölüm: Hapsedilmiş Hayat

Odanın içi loştu. Köşede bir yatak, duvarda bir raf, küçük bir masa vardı. Ve yatağın kenarında başı dizlerinin arasına gömülmüş, zayıflamış, kirli bir sabahlıkla oturan bir kadın gördü. Kadın başını kaldırdığında Seda’nın gözleri yaşlarla doldu. Aylin’di bu. Fotoğraflardaki o güzel yaşam dolu kadın değil ama gözlerindeki acı aynıydı.

“Sen de mi geldin beni burada tutmak için?” diye fısıldadı Aylin, sesi boğuktu.

Seda hayatının en zor cümlesini kurdu. “Hayır, ben seni çıkarmaya geldim.”

Aylin ilk başta Seda’ya inanmadı. Gözleri aylarca hapsedilmiş birinin gözleriydi. Kırılmış, kuşkulu her söze karşı savunmaya hazır. Ama Seda yavaşça yaklaştı. Elini uzattı. “Benim adım Seda. Ben bu evde temizlikçiyim. Mert her gün seni işaret ediyor. O seni unutmadı.”

“Mert…” diye tekrarladı Aylin, sesi titredi. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Oğlum beni hatırlıyor mu?”

“Hatırlıyor,” dedi Seda. “Her gün bu dolabı gösteriyor. Seni arıyor.”

Aylin dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini yüzüne kapadı. Ağlıyordu ama sesi çıkmıyordu. Yıllarca susturulmuş bir kadının sessiz çığlığıydı bu.

XI. Bölüm: Kurtuluş ve Yüzleşme

Seda yanına çömeldi. “Neler oldu? Nasıl buraya geldin?” Aylin yavaş yavaş konuşmaya başladı. Sesi zayıf, kırık kırıktı. Cenk’le 3 yıl önce evlendim. İlk başta her şey normaldi ama gittikçe değişti. Kontrol etmeye başladı. Nereye gittiğimi, kiminle konuştuğumu, ne yediğimi… Hamileyken daha da kötüleşti. Beni kimseyle görüştürmüyordu. Telefon bile yasaklanmıştı. Doğum yaptıktan sonra depresyona girdim. Doktor ilaç verdi ama Cenk ilaçları kontrol ediyordu. Bir gün ona ayrılmak istiyorum dedim. O gece beni buraya getirdi.

Nergis yardım etti. İkisi birlikte beni sakinleştirici iğneyle uyuttu. Uyandığımda buradaydım. Cenk dedi ki, “Sen hasta bir kadınsın. Dışarı çıkarsan kendine zarar verirsin. Burada güvendesin.” Ama güvenlik değildi bu. Hapisti.

Her gece Cenk ya da Nergis yemek getirirdi. Hiç ışık vermediler. Telefon yok, pencere yok. Zamanı kaybettim. Kaç gün geçti, kaç ay bilmiyorum. Sadece Mert’in sesini duyuyordum. Yukarıdan ağlarken, beni çağırırken…

“Şimdi çıkıyoruz,” dedi Seda kesin bir sesle. “Seni buradan alacağım.”

Ama Cenk… O her şeyi kontrol ediyor. “Cenk İstanbul’da. Yarına kadar geri gelmez. Şimdi harekete geçmeliyiz.”

Aylin ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları tutmadı. Aylar boyunca hareketsiz kalmış, kasları erimişti. Seda onu omzundan tuttu, yavaşça merdivene doğru yönlendirdi. Yukarı çıktıkları anda koridorun ışıkları yandı. İkisi de dondu kaldı. Işığın altında Cenk Alkan duruyordu. Yüzünde ifadesiz soğuk bir bakış vardı.

“Seda,” dedi. Sesi alçak ama tehditkardı. “Sen çok meraklıymışsın.”

Seda Aylin’i arkasına aldı. Elleri titriyordu ama sesi netti. “Bu kadını buradan çıkarıyorum. Polis yolda.”

Polis mi? Cenk acı bir gülümseme geçirdi. “Sen mi aradın? Cebindeki telefonla mı? Burada sinyal yok. Burası özel olarak tasarlandı.”

Cenk bir adım daha yaklaştı. “Aylin hasta bir kadın. Tedavi görüyor. Sen gereksiz yere karıştın.”

Yalan diye haykırdı Aylin. Sesi çatladı. “Sen beni hapsetti. Oğlumdan ayırdın. Sen bir canisin.”

O anda merdivenlerin tepesinden bir ses geldi. Nergis indi. Yüzü solgundu. Gözleri kızarmıştı. Elinde bir anahtar demeti vardı. Ama Cenk’e değil Seda’ya doğru baktı. “Yeter artık,” dedi Nergis. Sesi titriyordu. “Ben buna daha fazla dayanamam.”

Cenk ona döndü. “Nergis, sen ne diyorsun?”

“Ben yıllardır seni korudum Cenk Bey. Ama bu kadını buraya kapatmak, bu yanlış, çok yanlış.” Nergis telefonunu çıkardı. Polis gerçekten yolda, ben aradım.

XII. Bölüm: Gerçeğin Ortaya Çıkışı

Polis arabaları kara mavi malikanesinin demir kapılarından içeri girdiğinde güneş batmak üzereydi. Akdeniz’in üzerinde kızıl bir parıltı yayılıyordu ama evin içindeki karanlık hiçbir ışıkla aydınlatılamayacak kadar derindi.

Cenk oturma odasında kolları kelepçeli, ifadesiz bir şekilde bekliyordu. Nergis mutfakta oturmuş, başını ellerinin arasına gömmüştü. Polis memurları Bodrum’a inmiş fotoğraflar çekiyor, kanıt topluyordu. Seda dışarıda Aylin’in yanında oturuyordu. Aylin bir battaniyeye sarılmış ambulansın arka koltuğunda dinleniyordu. Yanında bir sağlık görevlisi vardı. Yüzü hala solgundu ama gözlerinde hayat kıvılcımları yeniden yanmaya başlamıştı.

XIII. Bölüm: Yeniden Doğuş

Mert nerede? diye sordu Aylin sesiyle.

“Yukarıda,” dedi Seda. “Sosyal hizmetler geliyor. Seni hastaneye götürecekler. Sonra oğlunla bir araya geleceksin.”

Aylin gözlerini kapadı. Dudaklarından sessiz bir dua döküldü. 8 ay sonra oğluna tekrar dokunacaktı.

Komiser Sedaya yaklaştı. “Siz cesur bir kadınsınız. Eğer siz olmasaydınız bu kadın belki de bir daha gün yüzü görmeyecekti.”

“Ben sadece doğru olanı yaptım,” dedi Seda. “Mert bana gösterdi. O annesini unutmamıştı.”

Komiser başını salladı. “Bu dava uzun sürecek. Cenk Alkan’ın ifadesi, Nergis’in tanıklığı, tıbbi raporlar… ama sonuç belli. Hapis.”

Cenk polis arabasına bindiriliyor ama son bir kez Seda’ya baktı. Gözlerinde nefret, pişmanlık ya da korku yoktu. Sadece soğuk bir boşluk vardı. Seda o bakışa karşılık vermedi. Adamın gözündeki boşluk zaten kendi ruhunun aynasıydı.

Gece ilerlerken ev boşaldı. Ambulans Aylin’i hastaneye götürdü. Mert geçici olarak koruyucu bir aileye verildi. Ama birkaç gün içinde annesiyle buluşacaktı. Seda ise küçük bavulunu topladı, malikaneden ayrıldı. Kapının önünde son bir kez geriye baktı. Ev artık sessiz bir anıttı. Duvarlarının içinde hapsedilen sır sonunda patlamış, gerçeğe kavuşmuştu.

XIV. Bölüm: Kapanış

Ama Seda bu evin kendisine öğrettiği bir şeyi asla unutmayacaktı. Bazen en güzel göründüğü yerler en karanlık sırları saklar. Birkaç gün sonra yerel gazeteler olayı manşete taşıdı. Antalya’da korkunç gerçek: Milyoner iş adamı eşini 8 ay Bodrum’da saklı tuttu.

Seda gazeteyi okurken kahvesini yudumladı. Adı geçmiyordu. Polis kimliğini gizli tutmuştu ama yaptığını biliyordu ve bu yeterliydi.

Mert’in Aylin’le hastanede buluştuğu gün Seda oraya gitti. Koridordan içeri baktığında Aylin oğlunu kucağına aldığını gördü. Bebek annesinin boynuna sarılmış küçük elleriyle saçlarını okşuyordu. İki göz göze geldiklerinde Aylin sessizce “Teşekkür ederim,” dedi. Seda gülümsedi. “Bazen kelimeler gereksizdir. Bazen bir bakış, bir kucaklaşma, bir özgürlük yeter.”

Aylar sonra Seda yeni bir işe başladı. Küçük bir kafede çalışıyordu. Sade, temiz, sırları olmayan bir yer. Ama bazen geceleri rüyasında o koridoru, o dolabı, Mert’in uzanan kolunu görürdü. Ve her seferinde uyanırdı. İçi rahat. Çünkü biliyordu ki bazı kapılar açılmak için vardır ve bazı sesler duyulmak için haykırır.

Eğer o seslere kulak vermezseniz o kapılar sonsuza dek kapalı kalır.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News