Ölen Deniz Yüzbaşısı 20 doktoru reddetti… Ta ki yeni hemşire birim kodunu fısıldayana kadar…

Ölen Deniz Yüzbaşısı 20 doktoru reddetti… Ta ki yeni hemşire birim kodunu fısıldayana kadar…

.

Kuzeyin Pusulası – Bir Hemşirenin Fısıltısı

I. Maslak’ın Gölgesinde Gece

İstanbul’un en parlak ama en yalnız semtlerinden biri olan Maslak’ta, gökdelenlerin gölgesine sığınmış bir hastanenin dördüncü katında gece yarısı yaklaşırken, steril sessizlik bir çığlıkla yırtıldı. Dışarıda ince bir çiseleme, içeride ise ölümle yaşam arasındaki ince çizgide bir savaş.

402 numaralı odada, Yüzbaşı Cemil Tekin, vücudu şarapnel parçalarıyla haritaya dönmüş, yanık deri kokusu ve kanla yatıyordu. Monitörler çılgınca ötüyor, hemşireler ve doktorlar onu sabitlemeye çalışıyordu. Ama Cemil, bilinci yarı kapalı olsa da insanüstü bir direnç gösteriyordu. Her dokunuşu bir yardım eli değil, bir düşman saldırısı olarak algılıyordu. “Bırakın beni! Konuşturamazsınız!” diye haykırıyordu.

Doktorlar, damar yolu açmaya çalışıyor, sakinleştirici vermek istiyor ama Cemil’in kasları acıdan ve adrenalinden kaskatı kesilmişti. Bir asistan yanlış açıyla iğneye hamle ettiğinde Cemil’in refleksi devreye girdi; asistanın burnu kırıldı, kaos zirveye ulaştı.

Cerrah Profesör Haldun Erkin, çaresizlikle izliyordu. Tıp fakültesinde öğrendiği her şey, bu saf irade karşısında iflas etmişti. “Gaz vereceğiz, başka türlü durmayacak bu hayvan,” dedi. Bilim anlamadığı şeye hakaret ederdi.

II. Bir Hemşire ve Bir Kod

Odaya yeni hemşire Aylin Sönmez girdi. Elinde metal bir tepsi, gözlerinde hastanenin spot ışıklarına ait olmayan daha eski bir yorgunluk vardı. Aylin, odadaki panik ve testosteron dolu havayı fark etti ama yüzünde şaşkınlık yoktu. Dosyasında “deneyimli” yazıyordu ama kimse o deneyimin hangi cehennemlerden geçtiğini bilmiyordu.

Aylin, bir adım attı. Cemil’in yanık derisinde soluk yeşil bir dövme gördü: bir trident ve ona dolanmış bir sarmaşık. Bu, resmi kayıtlarda asla doğrulanmayan sualtı taarruz birliğinin işaretiydi. Abisinin kolunda da aynısı vardı. “Bu bizim mezar taşımız,” demişti abisi Kenan. “Cesedimiz tanınmaz hale gelse bile bizi buradan tanırlar.”

Ölen Deniz Yüzbaşısı 20 doktoru reddetti... Ta ki yeni hemşire birim kodunu  fısıldayana kadar... - YouTube

Aylin’in kalbi tekledi. Karşısındaki adam sadece bir asker değil, abisinin sessiz kardeşliğinin bir üyesiydi. Cemil’in direnişi bir inat değil, bir yemindi. Konuşursa sadece kendini değil, sahadaki diğer hayaletleri de yakacağını sanıyordu.

III. Savaşın Bitmeyen Gecesi

Doktorlar ve hemşireler Cemil’in sayıklamalarını şok etkisi veya kafa travması olarak yorumlarken, Aylin odanın köşesinde dikkatle izliyordu. Cemil’in gözlerinde korku yoktu. Her parlak nesneyi potansiyel silah olarak tarıyordu. Bu bir delilik değil, şartlandırılmış bir refleksti. Aylin, çocukluğundan abisinin uykusuz gecelerinden tanıyordu bu bakışı.

Aylin yavaşça yatağa yaklaştı. Doktor Haldun, “Hemşire hanım oradan uzak dur! Asistanın burnunu kırdı, senin de boynunu kırmasın!” dedi. Ama Aylin dinlemedi. Cemil’in bileğini yakaladı. Odadaki herkes nefesini tuttu. Aylin acı hissetti ama geri çekilmedi. Sadece başını eğdi ve Cemil’in gözlerinin içine baktı. Korku yoktu. O anlayan biriydi.

Aylin, fısıldadı: “Mavi balina, derinlik 400’ün, kargo güvende.” Bu kelimeler bir telsiz operatörünün güven veren tonundaydı. Cemil’in vücudunda gözle görülür bir şok dalgası yayıldı. Zihni hastane odasından ışık hızıyla çekildi. Mağara yok oldu. Yerine zifiri karanlık bir denizin dibi geldi. Sessizlik ve güvenlik hissi geldi. Mavi balina, onun biriminin kod adıydı. Derinlik 400, güvenli bölgeye ulaşıldığının teyidiydi. Kargo güvende, görevin tamamlandığı anlamına geliyordu.

Cemil’in parmakları Aylin’in bileğini bıraktı. Vücudundaki gerginlik çözüldü. Başını yastığa gömdü, gözlerini kapattı. Sağ gözünün kenarından yol bulan bir damla yaş süzüldü. Bu acının değil, eve dönen bir askerin gözyaşıydı.

IV. Ameliyat ve Mucize

Doktor Haldun ve ekibi donup kalmıştı. Az önce dört erkeğin zapt edemediği, sakinleştiricilere direnen o canavar şimdi uysal bir çocuk gibi yatıyordu. Bilim, mantık, tıp kitapları çaresiz kalmıştı. “Ne yaptın ona?” diye sordu Haldun. Aylin, “Sadece onun dilini konuştum hocam. Siz ona emir verdiniz, ben ona tekmil verdim,” dedi.

Cemil maskenin altında derin bir nefes aldı. Monitördeki nabız hızla düştü, kırmızı alarmlar sustu. Ameliyat başladı. Karaciğer dikildi, dalak alındı, iç kanama durduruldu. Tıbbi olarak bu bir mucizeydi. Ama Haldun Hoca biliyordu ki bu mucizenin mimarı neşteri tutan kendisi değil, o fısıltıyı üfleyen hemşireydi.

V. Geçmişin Gölgesinde

Aylin, ameliyat sonrası hastane koridorunda, abisinin künyesini boynunda tutarak bekledi. Haldun Hoca yanına geldi. “O bir şizofren değil hocam. Beyni hala savaş alanında olan bir asker. Ben ona ilaç vermedim, sadece yalnız olmadığını söyledim. Ama sizin anlayacağınız dilden değil, onun anladığı dilden. O dilin adı Hayatta Kalma ve tıp fakültelerinde öğretilmez.”

Aylin, çocukluğuna döndü. Abisi Kenan, aylarca eve gelmezdi. Döndüğünde ise zayıflamış, gözlerinin feri sönmüş olurdu. Asıl değişim geceleri başlardı. Kenan uykusunda koordinatlar, kodlar, kısa emirler sayıklar, “Mavi balina. Sektör temiz. Temas yok,” derdi. Bir gece Kenan uyanıkken sırrını vermişti: “Eğer bir gün beni rüyamda savaşırken görürsen beni sarsma. Sadece kulağıma eğil ve şunu söyle. Kargo güvende. Bu evin içindesin. Annen ve kardeşin yanında. Kapı kilitli demektir. Bunu duyunca beynimdeki sirenler susar.”

Kenan o konuşmadan iki yıl sonra şehit olmuştu. Tabutu kapalı gelmişti. Resmi raporda eğitim zayiatı yazıyordu ama Aylin abisinin boynundaki trident dövmesini ve getirdiği kanlı künyeyi görünce gerçeği anlamıştı. Abisi bir kod olarak ölmüştü. Aylin abisini kurtaramamıştı. Ama o gece hastane odasında abisinin ruhu Cemil’in bedeninde karşısına çıkmıştı ve bu kez Aylin hazırdı.

VI. Kargo Teslimatı

Ameliyatın üzerinden üç gün geçmişti. Cemil yatağının kenarında oturuyordu. Üzerinde hastane önlüğü değil, sivil kıyafetler vardı. Yaraları sızlıyordu ama yüzünde acıdan çok daha ağır bir ifade vardı. Hatırlamanın verdiği derin sızı.

Aylin taburcu dosyalarını getirdi. “İşlemler tamam yüzbaşım,” dedi. Cemil, “O gece bana fısıldadığın o kod mavi balina. Bunu bir kitapta okumadın, bir filmde duymadın. O kodu bilenlerin mezar taşlarında bile isim yazmaz,” dedi. “Kimden duydun?” Aylin başını dik tuttu. “Teymen Kenan,” dedi. Cemil’in yüzündeki maske çatladı. “Sen Kenan’ın fıstık dediği kardeşi misin?” Aylin gözleri doldu ama ağlamadı. “Evet, abim o kodu bana korktuğum zamanlarda kendimi güvende hissetmem için öğretmişti. Eğer ben dönemezsem bu kodu duyduğunda bil ki ben güvendeyim. Görev bitti.”

Cemil, “Kargo henüz yerine ulaşmadı,” dedi. Cemil’in avcuna Kenan bir şey sıkıştırmıştı. “Bunu kardeşime ver,” diyememişti. Cemil o emaneti yıllarca saklamıştı.

VII. Sessiz Vedalar ve Yeni Başlangıç

Bir hafta sonra, Aylin nöbetten çıkmış, Beşiktaş’taki evine dönerken posta kutusunda kahverengi ambalaj kağıdına sarılmış bir paket buldu. Üzerinde isim yoktu. Sadece soluk yeşil bir mürekkeple çizilmiş küçük bir trident ve sarmaşık vardı. Paketi açtı. İçinden lacivert kadife bir keseye sarılı eski bir askeri pusula çıktı. Kenarları aşınmış, camında çatlak, barut ve tütün kokusu sinmiş bir pusula. Kutunun dibinde daktilo yazılmış bir not vardı:

“Komutanım Teymen Kenan son nefesinde bu pusulayı avcuma bıraktı. Yıllarca bu emaneti size getirecek cesareti bulamadım. Çünkü bu pusulayı getirmek onun gerçekten gittiğini kabul etmek demekti. Ama o gece hastanede anladım ki Kenan gitmemiş. Sizin cesaretinizde yaşıyor. Kodu fısıldadığınızda demiştiniz ya kargo güvende diye. Yanılmışsınız hemşire hanım. Kargo sizde değildi bendeydi. Bu pusula yolunu kaybedenlere yönünü gösterir. Abiniz en karanlık gecelerde bile bu pusulaya bakıp evini yani sizi düşünürdü. Artık asıl sahibinde. Görev tamamlandı. Kargo teslim edildi.”

Aylin pusulayı göğsüne bastırdı. Gözyaşları sessizce yanaklarından süzüldü. Bu acı ağlaması değildi. Bu yıllardır tutulan bir nefesin verilmesiydi. Abisi o soğuk dağlarda ölürken yalnız değildi. En sevdiği arkadaşı yanındaydı ve pusulası yani ruhu sonunda eve dönmüştü.

Sokağın karşısında park halindeki siyah bir arabanın içinde Cemil vardı. Arabadan inmedi, yanına gelmedi. Birbirlerine el sallamadılar. Sadece Cemil başıyla hafif vakur bir selam verdi. Aylin de elindeki pusulayı kalbinin üzerine koyarak karşılık verdi. Bu iki askerin, biri üniformalı diğeri beyaz formalı iki gazinin sessiz vedasıydı.

Cemil arabayı çalıştırdı, yavaşça uzaklaştı. Emaneti sahibine vermek onun da ruhundaki yarayı kapatmıştı. Aylin oturduğu basamaktan kalktı. Güneş yüzüne vuruyordu. Pusulayı cebine koydu. Derin bir nefes aldı. “Hoş geldin abi,” diye fısıldadı.

Ve hayat, İstanbul’un bitmek bilmeyen akışı içinde ama bu kez daha anlamlı bir ritimle devam etti.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News