PART 2: Yumruğun Ardında — Selin’in Direnişi ve Yeniden Doğuşu
1. Kriz Sonrası: Soruşturma ve Yalnızlık
General Korkmaz’a attığım yumruktan sonra, üsse bir sessizlik çöktü. O anın ardından, askeri disiplinin ve hiyerarşinin sarsıldığını herkes hissetti. Birlikteki askerler bana şaşkınlıkla bakıyor, kimisi hayranlıkla, kimisi korkuyla fısıldıyordu. Ancak gerçek fırtına henüz başlamamıştı.
Olaydan bir saat sonra, askeri inzibat beni sorguya aldı. “Çavuş Selin, komutanınıza fiziksel saldırıda bulunduğunuz tespit edildi. Hakkınızda disiplin soruşturması başlatıldı.” Bir anda, yıllarca verdiğim emek, bir yumrukla yok olabilirdi. Koğuşta yalnız kaldığım o gece, duygularım kaotik bir girdap halindeydi. Korku, öfke, pişmanlık ve gurur birbirine karışıyordu.
2. Medyanın Gölgesinde
Ertesi gün, olay medya tarafından duyuldu. “Kadın Çavuş, Generalin Dişlerini Kırdı!” başlığıyla haberler yayıldı. Bazı gazeteciler beni kahraman, bazıları ise disiplin düşmanı olarak gösteriyordu. Sosyal medyada binlerce yorum vardı. Kadınlar, “Selin bizim gururumuz!” diye desteklerken, bazı eski askerler “Orduyu rezil etti!” diyordu.

Ailem ise, Eskişehir’de haberi duyunca şoka girdi. Babam, “Seninle gurur duyuyorum ama bu işin sonu ne olacak?” dedi. Annem, “Sen doğru olanı yaptın. Artık korkma!” diye gözyaşı döktü.
3. Askeri Mahkeme ve Savunma
Bir hafta sonra, askeri mahkemeye çıkarıldım. Savunmamı hazırlarken, avukatım bana “Bu olay, sadece senin değil, tüm kadın askerlerin kaderini değiştirebilir. Cesur ol!” dedi. Mahkemede, yaşadığım ayrımcılığı, fiziksel ve psikolojik baskıları, General Korkmaz’ın cinsiyetçi tutumlarını anlattım.
General Korkmaz ise, “Askeri disiplinin bozulmasına izin veremem!” diyerek kendini savundu. Ancak, mahkeme salonunda, kadın subayların ve genç askerlerin bana bakışındaki umut gözlerden kaçmıyordu.
Mahkeme, uzun tartışmalardan sonra, “Selin’in eylemi askeri disiplin kurallarına aykırı olsa da, yıllarca süren sistematik ayrımcılığa karşı bir tepki niteliğindedir. Disiplin cezası uygulanacak, ancak görevine devam edebilecek” kararı verdi. Bu karar, askeri tarihinde bir ilkti.
4. Ekipteki Dönüşüm ve Dayanışma
Mahkeme sonrası birliğe döndüğümde, ortam çok değişmişti. Erkek askerlerin bir kısmı bana mesafeli davranıyor, bazıları ise açıkça destekliyordu. Kadın askerler ise, artık daha cesur ve görünürdü. İzmirli Er Burak, “Seninle gurur duyuyorum abla!” dedi. Başçavuş Canan, “Sen bizim için bir yol açtın,” diyerek bana sarıldı.
Bir akşam, koğuşta kadın askerler toplandı. Herkes kendi hikayesini anlattı; kimisi taciz, kimisi ayrımcılık, kimisi aile baskısı yaşamıştı. O gece, bir dayanışma ağı kuruldu. Kadın askerler birbirine destek olacak, sorunlarını birlikte çözmek için söz verdi.
5. Yeni Protokoller ve Reform Hareketi
Olayın ardından, Genelkurmay’da büyük bir toplantı düzenlendi. Kadın askerlerin eğitimde ve görevde eşit haklara sahip olması için yeni protokoller hazırlandı. Taciz ve ayrımcılığa karşı sıfır tolerans politikası getirildi. Kadın askerlerin liderlik eğitimleri artırıldı.
Ben de, birliğimde “Kadın Liderlik Atölyesi” düzenlemeye başladım. Genç kadın askerlerle tecrübelerimi paylaşıyor, onları cesaretlendiriyordum. Birlikte, ordudaki kadınların sesi olmaya başladık.
6. Psikolojik Mücadele ve Kişisel Dönüşüm
Her şey değişse de, içimdeki savaş bitmemişti. Gece uykularımda hâlâ General Korkmaz’ın yüzünü, bana attığı sert bakışları görüyordum. Bazen pişmanlık, bazen gurur, bazen de korku ile uyanıyordum.
Bir gün, askeri psikolog ile görüştüm. “Selin, senin yaşadıkların travmatik. Ama bu travma seni güçlendirebilir,” dedi. Psikolojik destek almaya başladım. Kendimi daha iyi tanıdıkça, liderlik yeteneklerim ve empati gücüm arttı. Artık sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da daha güçlü hissediyordum.
7. Yeni Bir Operasyon: Sınırdaki Kriz
Bir sabah, birliğimize acil bir görev verildi. Suriye sınırında, bir grup terörist tarafından kaçırılan mülteci çocukların kurtarılması gerekiyordu. Operasyonun başına ben getirildim. Erkek subaylar önce itiraz etti: “Bir kadın komutan bu kadar tehlikeli bir operasyona liderlik edemez!” dediler.
Ancak ben, ekibimi topladım. “Burada cinsiyet değil, cesaret ve yetenek belirleyicidir,” dedim. Operasyon gece başladı. Dağlık arazide ilerlerken, ekipteki herkesin güvenini kazandım. Bir mağarada çocukları bulduk, teröristlerle çatışma çıktı. Liderliğim sayesinde, çocukları sağ salim kurtardık.
Bu operasyon, medya tarafından “Kadın Komutanın Cesareti” başlığıyla duyuruldu. Artık kimse kadınların askeri liderlikte yetersiz olduğunu söyleyemezdi.
8. Toplumsal Etki ve Kadın Hareketi
Olaylar Türkiye’de kadın hareketini ateşledi. Kadın subaylar sosyal medyada kendi hikayelerini paylaşmaya başladı. “Selin gibi cesur ol!” etiketiyle binlerce mesaj yayıldı. Üniversitelerde, askeri okullarda kadın liderlik panelleri düzenlendi.
Ben, davet edildiğim her etkinlikte “Cesaret, cinsiyetin değil, karakterin ürünüdür,” dedim. Kadınlar bana mektuplar yazdı, “Senin hikayen bana güç verdi!” diye. Artık bir sembol olmuştum.
9. General Korkmaz ve Yüzleşme
Aylar sonra, General Korkmaz sağlık sorunları nedeniyle emekli oldu. Bir gün, bana bir mektup gönderdi. “Seninle gurur duyuyorum. Belki de benim hatam, eski alışkanlıkları sorgulamamaktı. Sen bana değişimin mümkün olduğunu gösterdin,” diye yazmıştı.
O mektubu okuduğumda, geçmişin yükü biraz hafifledi. Affetmenin, hem kendime hem de başkalarına iyi geldiğini fark ettim.
10. Yeni Nesil ve Miras
Yıllar geçti. Birliğimizde kadın subayların sayısı arttı. Genç kızlar askeri okullara daha cesur başvurdu. Ben, artık bir eğitimci ve mentordum. Kendi deneyimlerimi aktarıyor, yeni liderler yetiştiriyordum.
Bir gün, genç bir kadın asker bana “Sen olmasaydın, ben bu üniformayı giymeye cesaret edemezdim,” dedi. Gözlerim doldu. Artık biliyordum ki, bir yumruk sadece bir yumruk değildir. O, bir neslin kaderini değiştiren bir direnişin ve cesaretin sembolüdür.