
Uluslararası medya o geceyi hiçbir zaman tam olarak öğrenemedi. Suriye’deki çatışmalar o kadar karmaşıktı ki bir gözlem noktasında yaşanan kuşatma, dünya gündeminde kısa bir dipnot olarak kaldı. Bazı haber ajansları “Türk askerleri militan saldırısını püskürttü” şeklinde kısa haberler geçti. Operasyonun gerçek boyutu, taktik dehası ve stratejik sonuçları hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmadı.
Ama Ankara’da teşkilatın arşivlerinde o gece her detayıyla kayıtlıdır.
XIV. Bölüm: Son Söz
Belki de bu hikayenin en çarpıcı detayı, operasyonun hiçbir aşamasında beklenmedik bir şey yaşanmamış olmasıdır. Her şey Albay Vedat’ın planladığı gibi gerçekleşti. Kuşatma, tersine çevirme, psikolojik savaş, iç istihbarat, insansız hava araçları, pusu, mühendisin tasfiyesi… Hepsi bir satranç oyunundaki gibi hamleler önceden belirlenmişti. Düşman, tahtada hareket ettiğini sandığı her an aslında kendisi için çizilen yolda ilerliyordu.
Suriye’de o taş bina hâlâ duruyor. Duvarlarında mermi izleri var. Avlusunda o gecenin izleri silinmiş. Ama o binanın hikayesi, Türk askeri tarihinin en olağanüstü sayfalarından biri olarak kalacak. 12 askerin 150’den fazla militana karşı sadece hayatta kalmasının değil, onları tamamen alt etmesinin hikayesi.
Çünkü bu hikaye sadece cesaret hakkında değil. Bu hikaye aklın ve planlamanın gücü hakkında. Bir devletin istihbarat kapasitesinin ham güçten çok daha önemli olduğunun ispatı hakkında. Ve en önemlisi, Türkiye’nin düşmanlarına verdiği sessiz ama açık bir mesaj hakkında.
Bizi kuşattığınızı düşündüğünüzde aslında kendi sonunuzu hazırlıyorsunuz.
O gece İdlib’in karanlığında bir mesaj verildi. Kelimelerle değil, eylemlerle. Bu mesajı Tahran duydu, Şam duydu ve o bölgede hesap yapan herkes duydu. Mesaj açıktı: Türkiye’ye uzanan her el kendi sahibine döner. Her kuşatma, kuşatanların sonunu getirir. Her tuzak, tuzağı kuranları yutar.
Suriye çölünün üzerinde güneş yükselirken 12 Türk askeri o taş binadan çıktı ve toplama noktasına yürüdü. Arkalarında bir savaş alanı değil, bir ders bıraktılar. O ders hâlâ okunuyor.
Part 2: Gölgeler, Sırlar ve Yeni Tehditler
I. Bölüm: Kuşatmanın Ardındaki Sessizlik
İdlip’in taş binasının önünde güneş yükselirken, 12 Türk askeri sessizce toplama noktasına doğru yürüyordu. Arkalarında bir savaş alanı değil, bir ders bırakmışlardı. Her adımda, gece boyunca yaşananların ağırlığı omuzlarında birer yük gibi taşınıyordu. Binbaşı Kaan’ın gözleri, ufukta kaybolan militanların izini sürerken, aklında tek bir soru yankılanıyordu: “Şimdi ne olacak?”
Operasyon başarıyla tamamlanmıştı. Ama her zafer, yeni bir savaşın habercisiydi. Ankara’daki teşkilat karargahında Albay Vedat, ekibinin son raporunu incelediğinde, gözlerinde yorgunluğun ötesinde bir endişe vardı. Çünkü Suriye’deki güç dengesi bir gecede değişmişti ve bu değişimin sonuçları henüz tam olarak ortaya çıkmamıştı.
II. Bölüm: Sorgu ve İstihbarat
Türkiye’ye getirilen yedi militan komutan, istihbarat merkezinde sorguya alındı. Ebu Hasan, sorgu odasında başını öne eğmiş, elleri kelepçeli halde oturuyordu. Karşısında genç bir istihbarat subayı vardı: Yüzbaşı Selim. Selim, gözlerini Ebu Hasan’ın gözlerinde gezdirirken, zihninde bir dizi soru sıralıyordu.
“Ebu Hasan, İdlip’teki kuşatma planını kim hazırladı?”
Ebu Hasan, bir süre sessiz kaldı. Sonra kısık bir sesle konuştu: “Biz sadece emirleri uyguladık. Planı Mühendis hazırladı. Ama o öldü. Artık kimse bu kadar büyük bir operasyonu yönetemez.”
Selim, odadan çıktığında, elindeki dosyada yeni bir bilgi vardı. İran destekli milislerin komuta zinciri çökmüştü. Ancak sorgular ilerledikçe, başka bir isim ortaya çıktı: Kod adı “Çakal”. Suriye’deki yeni tehdit, Mühendis’in yerine geçmeye aday bir başka istihbaratçıydı.
III. Bölüm: Timdeki Yaralar
Kuşatma sona ermişti ama 12 kişilik timin her bir üyesi, yaşadıklarının izlerini taşıyordu. Binbaşı Kaan, Ankara’ya döndüğünde ilk iş olarak psikolojik destek ekibiyle görüştü. Askerlerden Yüzbaşı Murat, geceleri kâbuslar görmeye başlamıştı. Bodrum katında geçen saatler, dışarıdaki ateşin sesi, militanların çığlıkları… Hepsi zihninde tekrar tekrar canlanıyordu.
Astsubay Cem, ailesine kavuştuğunda, küçük oğlunun ona sarılmasıyla gözyaşlarına boğuldu. “Baba, neden ağlıyorsun?” diye sordu çocuk. Cem, cevap veremedi. Sadece oğlunun saçlarını okşadı. Çünkü bazı savaşlar, cephede değil, insanın içinde kazanılıyordu.
IV. Bölüm: Ankara’da Yeni Planlar
Albay Vedat, operasyonun ardından teşkilat koridorlarında sessizce yürüyordu. Genç analistler ona hayranlıkla bakıyor, “Albay gibi düşün” cümlesini fısıldıyordu. Ancak Vedat, zaferin rehavetine kapılmıyordu. Masasında yeni bir dosya vardı: “Çakal Operasyonu”.
Çakal, Suriye’deki İran destekli milislerin yeni lideri olarak ortaya çıkmıştı. Bilinen hiçbir fotoğrafı yoktu. Sadece bir ses kaydı: “Türkiye, Suriye’den çekilmedikçe savaş bitmeyecek.” Vedat, dosyanın kenarına bir not düştü: “Çakal’ın zayıf noktası bulunacak.”
V. Bölüm: Saha Ajanları ve Gölgeler
Halit, kod adı Gölge, Ankara’da yeni kimliğiyle yaşamaya başlamıştı. Ailesiyle birlikte sıradan bir mahallede, sıradan bir evde oturuyordu. Ama geceleri, eski kimliğinin gölgesi peşini bırakmıyordu. Teşkilat ona yeni bir görev verdi: Suriye’deki Çakal’ın izini sürmek.
Halit, bir akşam teşkilatın gizli bir ofisinde Albay Vedat’la buluştu. Vedat, ona bir harita uzattı. “Çakal, Halep’te yeni bir merkez kuruyor. Eski bağlantılarını kullanabilirsin. Ama dikkatli ol. Bu sefer düşman daha akıllı.”
Halit, eski Hizbullah bağlantılarını kullanarak Halep’e sızdı. Burada, militanların arasına karıştı. Bir gece, gizli bir toplantıda Çakal’ın sağ kolu olan Faruk’la tanıştı. Faruk, Halit’e güvenmeye başlamıştı. Halit, Faruk’tan aldığı bilgilerle Ankara’ya kritik raporlar gönderdi.
VI. Bölüm: Yeni Kuşatma Tehlikesi
Suriye’deki güç dengesi yeniden değişiyordu. Çakal, İdlip’in güneyinde yeni bir kuşatma planı hazırlıyordu. Bu sefer hedef, Türk gözlem noktası değil, yerel Türkmen köyleriydi. Amaç, Türkiye’nin bölgedeki insani yardım ağını kesmek ve sivilleri göçe zorlamak.
Ankara’da acil durum toplantısı yapıldı. Albay Vedat, tim komutanı Binbaşı Kaan’ı tekrar görevlendirdi. “Kaan, bu sefer sadece asker değil, sivilleri koruyacaksınız. Yeni bir kuşatma geliyor. Hazırlıklı olun.”
Kaan, timini topladı. Her biri, önceki operasyondan daha tecrübeli, daha dikkatliydi. Bu sefer yanlarında insani yardım ekipleri de vardı. Amaç, köyleri kuşatmadan önce tahliye etmek ve militanların planını bozmak.
VII. Bölüm: Saha Operasyonu ve Sivil Direnişi
Tim, gece yarısı İdlip’in güneyindeki Türkmen köyüne ulaştı. Köyde yaşlılar, kadınlar ve çocuklar vardı. Kaan, köy muhtarına durumu anlattı: “Kuşatma geliyor. Hepinizi güvenli bölgeye taşıyacağız.”
Köy halkı, önce korktu. “Bizi bırakıp gitmeyin,” dedi yaşlı bir kadın. Kaan, elini omzuna koydu. “Biz Türk askeriyiz. Sizi bırakmayacağız.”
Tahliye için hazırlıklar başladı. Tim, köyün çevresine gizli mayınlar yerleştirdi. İnsansız hava araçları, kuşatma kuvvetlerinin hareketini izliyordu. Bir gece, militanlar köye yaklaşırken, Türk timi ve köy halkı çoktan güvenli bölgeye taşınmıştı.
Militanlar köyü boş buldu. Ama köyün çevresindeki mayınlar ve insansız hava araçlarının saldırısıyla ağır kayıplar verdiler. Çakal’ın ilk büyük planı başarısız oldu.
VIII. Bölüm: Çakal’ın İntikamı ve Savaşın Psikolojisi
Çakal, başarısızlığın ardından yeni bir strateji geliştirdi. Bu sefer psikolojik savaş başlattı. Bölgedeki sivillere propaganda mesajları gönderdi: “Türk askerleri sizi koruyamaz. Savaş bitmeyecek.”
Ankara’da psikolojik savaş birimi devreye girdi. Genç bir subay, Yüzbaşı Elif, sosyal medya ve yerel ağlar üzerinden karşı propaganda başlattı. “Türkiye, Suriye’de sadece asker değil, dost ve kardeştir. Biz buradayız.”
Köy halkı, Türk askerlerine daha çok güvenmeye başladı. Çocuklar, askerlere hediye olarak çizdikleri resimler verdi. Bir çocuk, Kaan’a bir kağıt uzattı: “Bizi kurtardığınız için teşekkürler.”
IX. Bölüm: Çakal’ın Son Hamlesi
Çakal, son bir saldırı planladı. Bu sefer, Halep’in kuzeyindeki bir Türk gözlem noktasını hedef aldı. Militanlar, gece yarısı saldırıya geçti. Ancak Ankara’daki teşkilat, Halit’in verdiği istihbarat sayesinde saldırıyı önceden haber aldı.
Binbaşı Kaan’ın timi, gözlem noktasında pusu kurdu. Militanlar saldırıya geçtiğinde, Türk askerleri onları çevreledi. Kısa süren çatışmanın ardından, militanların komutanı Faruk yakalandı.
Faruk, sorguda Çakal’ın yerini söyledi. Teşkilat, Halep’in dışında gizli bir sığınakta Çakal’ı buldu. Bu sefer operasyonu Türk timi yönetti. Çakal, sabaha karşı yakalandı.
X. Bölüm: Zaferin Ardındaki Sırlar
Çakal’ın yakalanması, Suriye’deki güç dengesini bir kez daha değiştirdi. Türkiye, bölgedeki insani yardım ağını güçlendirdi. Türkmen köyleri yeniden inşa edildi. Ama her zaferin ardında yeni sırlar, yeni tehditler vardı.
Halit, Ankara’ya döndüğünde Albay Vedat’la bir kez daha buluştu. Vedat, ona bir dosya uzattı: “Suriye’de işler bitmedi. Her gün yeni bir gölge doğuyor. Ama senin gibi insanlar oldukça, biz kazanırız.”
Binbaşı Kaan ve timi, yeni bir göreve hazırlanırken, her biri geçmişin izlerini taşıyordu. Ama biliyorlardı ki, cesaret sadece savaşta değil, barışta da gerekliydi.
XI. Bölüm: Sessiz Kahramanlar
Operasyonun ardından, Ankara’da küçük bir tören düzenlendi. Tim üyeleri, madalya almadı. İsimleri gazetelerde yazılmadı. Ama teşkilat koridorlarında, “İdlip’in taş binasında savaşanlar” olarak anıldılar.
Yüzbaşı Murat, psikolojik destek ekibinde gönüllü oldu. Astsubay Cem, ailesiyle daha çok vakit geçirmeye başladı. Halit, yeni kimliğiyle sade bir hayat sürdürdü. Albay Vedat, emekliliğe ayrıldı ama genç analistlere ders vermeye devam etti.
XII. Bölüm: Geleceğe Mesaj
Suriye’de savaş bitmedi. Her gün yeni bir tehdit, yeni bir kuşatma riski vardı. Ama Türk askeri, aklı ve cesaretiyle, her seferinde gölgeleri dağıtmaya devam etti.
Kaan, bir gün timini topladı ve şunları söyledi: “Biz burada sadece savaşmıyoruz. Her kurtardığımız çocuk, her koruduğumuz köy, geleceğe bir mesajdır. Bizim hikayemiz, sadece silahlarla değil, kalplerle yazılıyor.”
Güneş, Suriye çölünün üzerinde bir kez daha yükselirken, 12 Türk askeri yeni bir göreve yürüdü. Arkalarında bir ders, önlerinde bir umut vardı.
Ve o ders, hâlâ okunuyordu.
SON