PKK Halep’e Saldırdı — TSK’nın Cevabı Onları Şaşırttı!

PKK Halep’e Saldırdı — TSK’nın Cevabı Onları Şaşırttı!

.
.

HALEP’TE SESSİZLİĞİ BOZAN GÜN

8 Aralık 2024 sabahı, Halep uzun bir aradan sonra ilk kez gerçekten nefes alıyordu.
Güneş, yüzyılların yorgunluğunu taşıyan taş binaların üzerine yumuşak bir altın rengi serpiştirirken, sokaklarda yeniden insan sesleri duyuluyordu. Savaşın gölgesinde büyüyen çocuklar okul çantalarını sırtlarına takmış, anneler pazarlara dönmüş, esnaf kepenklerini umutla açmıştı.

Kahvehane sahibi Hasan Amca, her zamanki köşesinde çayını demliyor, müşterilerine “Artık kötü günler geride kaldı” diyordu. Küçük Ayşe, annesine el sallayarak evden çıkarken, komşu Fatma Teyze balkondan gülümseyerek ona sesleniyordu. Şehir, uzun süre sonra ilk kez geleceğe dair hayaller kurmaya cesaret ediyordu.

Kimse bunun son sakin sabah olabileceğini bilmiyordu.

Saatler 07.15’i gösterdiğinde, Şeyh Maksut yönünden gelen ilk roket sesi Halep’in kalbine saplandı. Gökyüzü bir anlığına yırtılmış gibiydi. Ardından gelen patlama, sokaklardaki tüm sesleri susturdu. Camlar titredi, kuşlar havalandı, çocukların kahkahaları çığlıklara dönüştü.

Bu bir kaza değildi.
Bu, planlı bir terör saldırısıydı.

PKK terör örgütü, Suriye’deki yeni dönemde kendisine yer olmadığını anlamıştı. Barış, onlar için varoluşun sonu demekti. Bu yüzden barışı kanla boğmayı seçmişlerdi.

Halep Emniyet Müdürü Emin Hasan, sabah brifingini alırken ofisinin camları sarsıldı. Masasının üzerindeki çay bardağı devrildi. Tecrübeli bir güvenlik görevlisi olarak bu sesin anlamını çok iyi biliyordu.

Radyoya uzandı.
“Bütün birimler teyakkuzda olsun. Şeyh Maksut’tan ağır silahlarla saldırı var. Sivil bölgeler hedef alınıyor. Bu koordineli bir terör saldırısıdır.”

İkinci roket Cemiliye Mahallesi’ndeki İlyas İbrahim İlkokulu’nun bahçesine düştü. Beton parçaları etrafa savruldu. Ders henüz başlamamıştı. Bu, yüzlerce çocuğun hayatını kurtaran birkaç dakikalık bir mucizeydi.

Üçüncü roket El Razi Hastanesi yakınındaki çocuk parkını yerle bir etti. Dördüncü roket ise Meydan Mahallesi’nde bir evin bahçesine düştü.

Orada iki yaşında Zeynep vardı.

Zeynep, annesiyle birlikte sabah güneşinde oynuyordu. Hayatın ne olduğunu bile öğrenemeden, terörün hedefi oldu. O patlama, sadece bir bebeği değil, bir şehrin kalbini parçaladı.

Artık bu, sıradan bir terör saldırısı değildi.
Bu, masumlara karşı açılmış kirli bir savaştı.

Şehrin 20 kilometre güneyinde, Türk sınırında görev yapan Binbaşı Serkan Demir, patlama seslerini duyduğunda dosyaları elinden bıraktı. Yirmi yıllık askerlik tecrübesi ona bu sesin ne anlama geldiğini söylüyordu.

Radar merkezini aradı.
“Halep istikametinde ne görüyorsunuz?”

Uzman Çavuş Mehmet, ekranına kilitlenmişti.
“Komutanım, PKK mevzilerinden şehir merkezine doğru roket atışları tespit ediyorum. Altı roket fırlatıldı. Hedefler tamamen sivil alanlar.”

Bu bilgi Ankara’ya iletildi. Cevap gecikmedi.
“Durumu yakından takip edin. Sivil katliamına izin verilmeyecek. Gerekli görülürse müdahale yetkisi verilmiştir.”

Öğlene kadar Halep adeta cehenneme döndü. Sokaklar boşaldı, hastaneler doldu, anneler çocuklarını bodrumlara sakladı. Doktor Yusuf Ömer, acil servisteki yaralıları anlatırken gözyaşlarını tutamıyordu.
“En acısı, iki yaşındaki bir bebeği kaybettik.”

Aynı saatlerde, Halep’in kuzeyindeki PKK mevzilerinde ise kibir vardı. Teröristler, konvoylarla ağır silah ve mühimmatın yolda olduğunu biliyor, Türklerin sessiz kaldığını sanıyordu.

Ama yanılıyorlardı.

Radar ekranında beliren 15 araçlık konvoy, her şeyi değiştirdi. Hedef Halep’ti. Yükleri ağırdı. Bu konvoy ulaşırsa, şehirdeki katliam katlanarak artacaktı.

Binbaşı Demir kararını verdi.
“Bu konvoy durdurulacak. Hava desteği istiyorum.”

Dakikalar sonra F-16’lar havalandı.

Binbaşı Pilot İsmail Kara, kokpitinde hedefi izliyordu. Yıllarını terörle mücadele operasyonlarında geçirmişti. Bu, onun için sadece bir askeri görev değil, vicdani bir sorumluluktu.

“Şahin 1, hedef görüş alanımda. Sivil yerleşimden uzak. Temiz atış mümkün.”

Emir geldi.
“Yetkilisiniz.”

İlk güdümlü füze konvoyun önündeki komuta aracını vurdu. Zincirleme patlamalar geceyi gündüze çevirdi. İkinci, üçüncü araçlar ardı ardına imha edildi. Teröristler panik içinde kaçmaya çalıştı ama kaçacak yer yoktu.

On dakika içinde 15 araç yok edildi.

Ne bir sivil zarar gördü, ne bir masumun evi.

Bu operasyon, askeri tarihe hassasiyetin ve kararlılığın örneği olarak geçti.

Akşam saatlerinde dünya medyası iki şeyi konuşuyordu:
PKK’nın Halep’te sivilleri katlettiğini…
Ve Türkiye’nin bu katliama nasıl son verdiğini.

Ertesi sabah Halep’te çocuklar yeniden sokaktaydı. Roket sesleri susmuştu. Teröristlerin morali çökmüş, şehirdeki elebaşları saklanmaya başlamıştı.

Zeynep için, Fatma için, Ahmet Dede için, Mustafa öğretmen için binlerce insan cenazede yürüdü. Gözyaşları vardı ama artık korku yoktu.

Binbaşı Serkan Demir o akşam raporunu yazarken şunu düşündü:
“Gerçek güç, sessizce izleyip doğru anda harekete geçmektir.”

Halep bir kez daha şunu gördü:
Terör masumları hedef aldığında cezasız kalmaz.

Ve bazen adalet, gökyüzünden sessizce gelir.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News