“Sen Bittin Türk!” – Türk Pilot: “90 Saniye Sonra Konuşalım”
.
.
Türk Pilot: “90 Saniye Sonra Konuşalım”
Giriş
Bu hikaye, yapamazsınız denileni yapanların, küçümsenenlerin devleştiği anların hikayesidir. Onlar, 40.000 fitte ses hızının üzerinde yer çekimine ve ölüme meydan okuyarak bizi bekleyen isimsiz kahramanlardır. Onlar, “istikbal göklerdedir.” diyen o büyük mirasın bekçileridir. Tarih, Mayıs 2024, yer Fransa, Monte Marsan, hava üssü, gökyüzü gri. Hava ağır ve kasvetli. Pistte dünyanın en ölümcül, en pahalı ve en gelişmiş savaş makineleri birer çelik canavar gibi sıralanmış durumda.
Tatbikat Hazırlıkları
Burası NATO’nun Tiger Meat tatbikatı. Yani dünyanın en seçkin pilotlarının kimin daha iyi olduğunu kanıtlamak için bir araya geldiği o devasa arena. İngiliz typhoonları, Alman tornadoları, İtalyan F35’leri ve ev sahibi Fransızların gururu Rafale uçakları hepsi orada. Motorların kulakları sağır eden çığlıkları jet yakıtının o keskin kokusuyla birleşiyor. Ancak bu yılki tatbikatın havasında farklı bir gerilim var. Bu sadece bir eğitim değil, adeta ilan edilmemiş bir soğuk savaş. Özellikle ev sahibi Fransızlar, havacılık tarihlerini ve teknolojilerini duydukları aşırı güvenle üssün koridorlarında birer kral edasıyla dolaşıyorlar.
Onlara göre gökyüzünün tek hakimi kendileri, diğerleri ise sadece birer misafir. O sabah briefing odasında yaşananlar ise bu kibri bambaşka bir boyuta taşıdı. Yüzlerce pilotun doldurduğu loş salonda dev ekranlarda haritalar ve görev senaryoları yansıtılıyordu. Sessizliği, topuk sesleri bozdu. Kürsüye Fransız Hava Kuvvetlerinin efsanevi ismi, sayısız madalya sahibi, göklerin baronu lakaplı General Pier Dubah çıktı.

General elindeki porselen kahve bardağını yavaşça masaya bıraktı. Gözlerini salonda gezdirdi ve bakışlarını salonun en arka sırasında sessizce oturan, kollarında Türk bayrağı peçi taşıyan ekibe dikti. Dudaklarında beliren o küçümseyici gülümsemeyi saklama gereği bile duymadı. Mikrofonu düzeltti ve tüm salonun buz kesmesine neden olan o cümleleri kurdu.
Generalin Kibirli Söylemi
“Baylar, bugünkü simülasyon senaryomuz biraz farklı. Sizden Türk dostlarımıza karşı biraz daha nazik, biraz daha toleranslı olmanızı rica ediyorum.” Salonda kıkırdamalar başladı. General devam etti. “Biliyorsunuz, Türk ordusu son yıllarda bütçesini ve enerjisini sadece uzaktan kumandalı oyuncaklara yani dronelara harcıyor. Muhtemelen pilot arkadaşlarımız gerçek bir jetin kokpitinde 9G kuvveti altında ciğerleri sıkışırken ne yapacaklarını unutmuş olabilirler. Onlara avans verin. Hemen düşürmeyin. Biraz uçmalarına izin verin.”
Bu sözler salonda bir bomba etkisi yarattı. İngiliz pilotlar kahkaha atıyor, Almanlar birbirlerini dürtüyor, İtalyanlar alaycı gözlerle arkaya bakıyordu. Onlara göre Türkler teknolojisi eski F16’larıyla bu modern arenada sadece birer tatbikat hedefiydi. O an o salonda bulunan herkesin gözü Türk ekibinin üzerindeydi. Bir öfke patlaması, bir itiraz, bir kavga bekliyorlardı ama bekledikleri olmadı.
Türk filosunun komutanı Binbaşı Kaan, namı diğer Atmaca, yerinden yavaşça doğruldu. Yüzünde en ufak bir öfke belirtisi yoktu. Tıraşlı yüzü mermer gibi ifadesiz, gözleri ise çelik gibi soğuktu. O Anadolu Kartallarının yetiştirdiği Konya Ovasında ses hızını aşarken büyüyen bir subaydı. Generale dik dik baktı. O bakışta ne bir korku ne de bir aşağılık kompleksi vardı. Sadece derin bir acıma duygusu okunuyordu. Binbaşı Kaan tek kelime etmedi. Sadece başıyla hafif vakur bir selam verdi ve ekibine “gidiyoruz” işaretini yaptı. Çünkü Türk geleneğinde söz ağızdan değil icraattan çıkardı. O cevabını o kürsüde değil 30.000 fitte verecekti.
Operasyonun Başlangıcı
Pist başına geldiklerinde Binbaşı Kaan, uçağının o sadık demir kuşunun gövdesini okşadı. Teknisyen Başçavuş Ahmet endişeli gözlerle komutanına baktı. “Komutanım, Fransızlar çok iddialı. Dört uçakla üzerinize gelecekler. Bu adil değil.” dedi. Kaan kaskını takarken gülümsedi. “Ahmet Başçavuş, onlar sayıya güveniyor. Biz ise bahtımıza.” Merak etme, bugün o gökyüzünü onlara dar edeceğiz.” Ve kanopi kapandı. Artık dış dünyayla bağ kesilmişti. Sadece nefes alışverişi ve motorun o güven veren uğultusu vardı.
Kuleden kalkış izni geldiğinde Kaan gaz kolunu sonuna kadar itti. After Burner yani art yakıcılar devreye girdiğinde uçağın arkasından çıkan mavi alev Fransız pistini kavurdu. Türk kartalı havalanmıştı. Senaryo acımasızdı. Kaan tek başınaydı. Karşısında ise 4 adet son teknoloji radarları yenilenmiş, füzeleri tam dolu Fransız Rafale uçakları vardı. 1’e karşı 4. Modern hava savaşı doktrinlerine göre bu bir intihardı. Bu bir savaş değil, bir infaz mangasıydı.
General Dubua kontrol kulesindeki deri koltuğuna yaslanmış, elindeki proyu çeviriyordu. Yanındaki subaya dönüp, “Kronometreyi tut” dedi. “Türk pilotunun kaçmaya başlaması en fazla bir dakika sürer. İkinci dakikada kilitleniriz. Üçüncü dakikada vuruldum.” diyerek tatbikatı terk eder. “İzleyin ve eğlenin.”
Fransız filosu avcı formasyonuna geçmiş, geniş bir yay çizerek Türk uçağını arıyordu. Radarları gökyüzündeki en ufak bir sinyali bile tespit edebilecek güçteydi. Telsizden birbirleriyle şakalaşıyorlardı. “Türk nerede? Gören var mı? Belki de korkup üsse dönmüştür.” Ama bilmedikleri bir şey vardı. Radarları boştu. Çünkü Binbaşı Kaan gökyüzünde değildi. Kaan, havacılık kurallarını, güvenlik limitlerini ve hatta fizik kurallarını hiçe sayan bir delilik yapıyordu.
Bölgedeki hayalet kanyon denilen pilotların girmeye korktuğu rüzgar akımlarının uçağa kayalara çarparcasına savurduğu o dar vadiye dalmıştı. Uçak yer seviyesinden sadece 30-40 metre yükseklikteydi. Saatte 1000 km hızla ağaçların tepelerini yalayarak gidiyordu. Kokpitteki çarpışma uyarısı alarmı sürekli ötüyordu. “Pull up, pull up!” diye bağırıyordu bilgisayar. Ama Kaan o uyarı sesini kapattı. Gözlerini kıstı. Elleri levye ile bütünleşmişti. Vadi o kadar dardı ki kanat uçları neredeyse kayalıklara sürtünüyordu.
Manevra ve Sonuçlar
Kaan, o Anadolu kartallarının yetiştirdiği bir pilot olarak, tecrübesini ve yeteneklerini konuşturuyordu. Fransızlar onu 20.000 fit yükseklikte ararken, o dağların gölgesinden, vadinin karanlığından süzülen bir hayalet gibi Fransız filosunun arkasına, kör noktalarına doğru ilerliyordu.
Kulede General Dubua’nın gülümsemesi yavaş yavaş solmaya başladı. “Hedef nerede? Neden radarda göremiyoruz?” diye bağırdı. Operatörler panik içindeydi. “Efendim? Hayalet gibi kayboldu. Sinyal yok, ısı izi yok. Hiçbir şey yok.” General sinirlenerek masaya vurdu. “Bu imkansız. Bir fon altı buharlaşamaz. Bulun onu.” Ama artık çok geçti. Avcı av olmuştu.
Binbaşı Kaan, vadinin sonundan gökyüzüne doğru şahlanan bir ok gibi fırladı. Bulutları delip geçtiğinde karşısında dört Fransız uçağını gördü. Ama onlar Kaan’ı görmüyordu. Kaan, o an, havacılık tarihine geçecek bir manevra yapmayı planlıyordu.
Fransız pilot, kokpitteki o ölümcül bip bip sesini duyduğunda arkasına bakmaya bile fırsat bulamadı. Sanal füze ateşlenmiş, ilk uçak vurulmuş, tatbikat dışı kalmıştı. “Neye uğradıklarını şaşırdılar.” Kaan, mükemmel bir pozisyon elde etmişti. İkinci ve üçüncü uçak da ardı ardına vuruldu.
Geriye kalan iki Fransız uçağı panikle Kaan’ı aramaya çalıştı. Biri sağdan, biri soldan saldıracaktı. İşte o an, Binbaşı Kaan, hava harp okullarında ders olarak okutulacak o manevrayı yaptı. Üçüncü uçak tam arkasına geçip ateş etmek üzereyken Kaan, uçağının burnunu aniden 90 derece yukarı kaldırdı. Uçak havada asılı kalmış gibi durdu.
Kaan, mükemmel kontrol sağladı. Yunan pilot, Kaan’ın bu hareketini hiç beklemiyordu. Kaan’ın önünde olduğunu sanıyordu ama Kaan artık onun arkasındaydı. Roller değişmişti. Kaan, radar kilidini aldı ve son bir hamleyle hedefi yok etti.
Sonuç
Tüm bu olaylar, o briefing odasındaki kahkahaların üzerinden çok geçmeden havada sadece 45 saniye sürmüştü. Kulede o az önceki gürültülü ve alaycı ortamdan eser yoktu. Derin, ağır bir sessizlik hakimdi. General Dubua, elindeki sönmüş proyu fark etmeden yere düşürdü. Gözleri radara kilitlenmişti.
Türk pilotu, 90 saniyede her şeyi değiştirmişti. O an, Türk Hava Kuvvetlerinin gücünü ve yeteneklerini tüm dünyaya göstermişti. O gün, Ege semalarında Türk bayrağı dalgalanıyordu ve bu bayrak, sadece bir kumaş parçası değil, aynı zamanda bir ulusun iradesinin sembolüydü.
Kapanış
Bu hikaye, sadece bir hava savaşı hikayesi değildir. Bu hikaye, yapamazsınız denileni yapanların, küçümsenenlerin devleştiği anların hikayesidir. Onlar, 40.000 fitte ses hızının üzerinde yer çekimine ve ölüme meydan okuyarak bizi bekleyen isimsiz kahramanlardır. “İstikbal göklerdedir.” diyen o büyük mirasın bekçileridir.
Bugün belki ekran başında rahat koltuklarınızda oturuyorsunuz ama şunu asla unutmayın. Şu an tam şu saniyede başınızın çok üzerinde birileri sizin huzurunuz için, sizin onurunuz için o daracık kokpitlerde o muazzam G kuvvetlerine göğüs geriyor. Bu video onların çelik bileklerine ve sarsılmaz yüreklerine küçük bir saygı duruşudur.
Eğer siz de bu vatanın göklerdeki kartallarıyla gurur duyuyorsanız bu hikayeyi tüm dünyaya duyurmamıza yardım edin. Videoyu beğenin, paylaşın ve yorumlarınızla düşüncelerinizi bizimle paylaşın. Kanalımıza abone olarak bu tür hikayelerin duyulmasına destek olun. Türk Hava Kuvvetleri’nde görev yapan tüm pilotlarımıza, teknisyenlerimize, bakım personelimize ve tüm havacılık kahramanlarımıza sonsuz saygılarımızla. Gökyüzü bizimdir.
Bir sonraki zafer hikayesinde yine bu kanalda sessiz kahramanlarda buluşmak üzere. Gözünüz göklerde, kalbiniz vatanda olsun. Hoşça kalın.