“Sıradan bir ev hanımı SAF KÖTÜLÜĞÜN vücut bulmuş hali çıktı. ONUN yaptıkları akıl alır gibi değil.”
.
.
Kayıp Zamanın İfadesi
Bir zamanlar, İstanbul’un tarihi sokaklarında, eski bir apartmanın üst katında yaşayan Aylin adında bir kadın vardı. Aylin, 35 yaşında, üniversiteden yeni mezun olmuş ve hayallerinin peşinden koşmak için büyük bir hevesle İstanbul’a taşınmıştı. Ancak, hayatı beklediği gibi gitmiyordu. Her gün aynı rutini tekrarlıyor, iş bulma umuduyla iş başvuruları yapıyor ama bir türlü istediği pozisyona ulaşamıyordu.
Aylin’in en büyük hayali, yazar olmaktı. Çocukluğundan beri sayfalarca hikaye yazmış, hayal gücünü kağıda dökmekten büyük keyif almıştı. Ancak, hayatın zorlukları onu yazmaktan alıkoymuştu. Her sabah, kahvesini yudumlayarak pencereden dışarı bakar, insanların koşuşturmasını izlerken içindeki yazma isteği büyüyordu. Bir gün, karar verdi; yazmak için bir fırsat yaratmalıydı.
Bir akşam, evinde otururken, eski bir defter buldu. Defter, çocukken yazdığı hikayelerle doluydu. Her sayfasını karıştırırken, geçmişe dair anılar canlandı. O an, içinde bir ateş yanmaya başladı. Hemen bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı. İlk hikayesi, bir zamanlar yaşadığı bir yaz tatilinde, ailesiyle birlikte gittiği bir köyde geçen olayları anlatıyordu.
Yazdığı her kelime, ona huzur veriyor, kaybolmuş hissettiği o yaratıcı dünyaya geri dönmesini sağlıyordu. Günler geçtikçe, hikayeleri birikti. Aylin, yazdıklarını bir blogda paylaşmaya karar verdi. İlk başta sadece birkaç kişi okuyordu, ama zamanla daha fazla insan ilgisini çekmeye başladı. Yavaş yavaş, hayalindeki yazarlığa bir adım daha yaklaşmıştı.

Bir gün, bloguna gelen bir yorum dikkatini çekti. Bir yayınevi editörü, yazılarına hayran kalmış ve onu bir gün yayınevine davet etmek istediğini yazmıştı. Aylin, bu fırsatı değerlendirmek için çok heyecanlandı. Yayınevine gittiğinde, editör ona yeni bir kitap yazmasını önerdi. Bu, Aylin için bir dönüm noktasıydı.
Kendisine güveni artmıştı. Yazmaya daha fazla odaklanmaya başladı. Gece gündüz demeden çalışıyor, hikayelerini geliştiriyordu. Yıllardır içinde biriken tüm duyguları, hayalleri ve korkuları yazıya döküyordu. Ama bir süre sonra, bir şeyler yolunda gitmemeye başladı. Yazdığı her kelime, sanki ona geri dönüyordu. Kendini kaybetmiş gibi hissediyor, yazarken içindeki ilham kaynağını bulmakta zorlanıyordu.
Bir akşam, kafasını toplamak için yürüyüşe çıkmaya karar verdi. İstanbul’un tarihi sokaklarında dolaşırken, bir kafeye oturdu. Bir fincan kahve sipariş etti ve etrafı izlemeye başladı. İnsanların hayatlarına, yüzlerindeki ifadelere dikkat etti. O an, ilhamı geri geldi. İnsanların hikayeleri, kendi hikayesinden daha derindi. Her biri, kendi içsel savaşlarını yaşıyordu.
Kahvesini yudumlarken, yanındaki masada oturan yaşlı bir adamın konuşmalarını duydu. Adam, torunuyla birlikte parka gelmişti ve ona eski zamanlardan bahsediyordu. Aylin, adamın hikayelerini dinlerken, kendi hikayesinin de bir parçası olduğunu düşündü. O an, yazacağı kitabın temasını bulmuştu: “Kayıp Zaman”.
Kitabında, insanların hayatlarını, kaybettikleri anları ve yeniden buldukları umutları anlatacaktı. Aylin, evine döndüğünde, bilgisayarının başına geçti ve yazmaya başladı. Her kelime, onun için bir terapi gibiydi. Zamanla, kitabı tamamladı. Yayınevine gönderdiği gün, kalbinde bir heyecan vardı.
Bir hafta sonra, yayınevi ona dönüş yaptı. Kitabının kabul edildiğini ve basılacağını söylediler. Aylin, mutluluktan havalara uçtu. Hayallerinin peşinden koşmuş, sonunda başarmıştı. Kitabı yayımlandığında, birçok insanın ilgisini çekti. Okuyucularından gelen olumlu geri dönüşler, onu daha da motive etti.
Ancak, başarıyla birlikte gelen şöhret, Aylin’in hayatını değiştirmeye başladı. Artık sürekli olarak sosyal medya paylaşımları yapıyor, imza günlerine katılıyordu. Bir yandan mutluydu ama diğer yandan bu kalabalık hayat onu yavaş yavaş bunaltmaya başladı. Yazmanın verdiği huzuru kaybetmeye başladı.
Bir gün, bir imza gününde, bir hayranı ona yaklaşarak şöyle dedi: “Sizin hikayeniz, benim hayatımı değiştirdi. Ben de yazmaya başladım.” Aylin, bu sözleri duyduğunda, içindeki ilham kaynağını yeniden buldu. Yazmanın sadece kendisi için değil, başkaları için de önemli olduğunu fark etti.
O günden sonra, Aylin, yazmanın yanı sıra, genç yazarlara mentorluk yapmaya başladı. Onların hikayelerini dinledi, onlara ilham verdi. Kendi kaybolduğu yolda, başkalarına rehberlik etmek, ona yeni bir amaç kattı. Kayıp zamanın ifadesi, artık sadece kendi hikayesi değil, birçok insanın hikayesiydi.
Yıllar geçtikçe, Aylin, yazmaya ve insanlara ilham vermeye devam etti. Kendi hayatındaki kayıpları ve kazandıklarını kaleme aldı. Her hikaye, onun için bir ders olmuştu. Artık kaybolmuş hissetmiyordu; yazma tutkusunu bulmuş ve başkalarının hayatlarına dokunmuştu.
Sonunda, Aylin, hayatının en önemli dersini öğrendi: Kayıp zaman, aslında yeniden bulunabilecek bir zamandı. Her anı, her hikaye, her kayıp, yeniden yazılabilir ve yeni bir anlam kazanabilirdi. Ve bu, onun için en büyük başarıydı.
İstanbul’un tarihi sokaklarında, Aylin’in hikayesi, kayıpların ve kazançların, umutların ve hayallerin bir ifadesi olarak yaşamaya devam etti.