Teşkilat Suriye’deki Terör Kampını İçeriden Sızan Bir Ajanla Nasıl Paramparça Etti
.
Taş’ın Hikayesi: Teşkilatın Suriye’deki Gölgeleri
Bölüm 1: Ankara’da Başlayan Görev
2019 yılının Şubat ayı. Ankara’da, devletin en gizli binasında, penceresiz bir odada yedi kişi oturuyordu. Masanın başında, teşkilatın Suriye masası şefi vardı. Adı hiçbir zaman anılmayacaktı, çünkü o sadece bir kod numarasıydı. Odanın tek ekranında, Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’in güneyinde, haritada görünmeyen bir noktanın uydu görüntüsü dönüyordu.
Son altı ayda bu noktada yoğun bir insan hareketliliği tespit edilmişti. Termal taramalar, en az 120 kişilik sabit bir popülasyonun varlığını gösteriyordu. Araç giriş çıkışları düzensizdi, ama her Perşembe gece yarısından sonra bir konvoy giriyor, Pazar sabahı aynı konvoy ayrılıyordu. Bu, aktif bir üs olduğunun göstergesiydi.
Teşkilat, bu kampı on bir aydır izliyordu. Takip, Türkiye’deki bir bombalı saldırının faillerinin izinin bu koordinatlara kadar sürülmesiyle başlamıştı. Saldırıda yedi sivil hayatını kaybetmişti.

Faillerden biri sınırı geçerken yakalanmış, sorgusunda kampın mutfağında her sabah mercimek çorbası piştiğini söylemişti. Bu detay, bir analist tarafından, uydu görüntülerindeki termal izlerle eşleştirildi ve kamp haritada görünür hale geldi.
Ama kampı tespit etmek yeterli değildi. Asıl mesele, kampın arkasındaki yapıyı çözmekti. Kim finanse ediyordu? Silahlar nereden geliyordu? Eğitmenler kimlerdi? Ve en önemlisi, kamptan çıkan militanlar Türkiye’ye nasıl sızıyordu? Uydu ve sinyal istihbaratı yetersiz kalıyordu. İnsan kaynağı gerekliydi.
Teşkilat, en riskli ama en etkili yöntemi seçti: İçeri adam sokmak. Kod adı “Zeytin” olan operasyon 2019 Mart’ında başlatıldı. Fakat operasyonun gerçek başlangıcı, yıllar öncesine dayanıyordu. Çünkü içeri sızacak ajanın hazırlanması uzun bir süreçti.
Bölüm 2: Taş’ın Hazırlanışı
Ajanın gerçek adı bu hikayede asla kullanılmayacaktı. Ona verilen kod adı “Taş”tı. 34 yaşında, Gaziantep doğumlu, Arapça ve Kürtçeyi ana dili gibi konuşan, Suriye lehçesine hakim, Halep aksanını Şam aksanından ayırt edebilen biriydi. Irak Kürtçesi ile Suriye Kürtçesi arasındaki farkı üç kelimelik bir cümlede yakalayabiliyordu.
2012’den beri teşkilat bünyesinde çalışıyordu ve son beş yılını sadece bir görev için hazırlanarak geçirmişti: Suriye’deki terör yapılanmalarına sızmak. Hayatta kalma teknikleri, sorgu direnci, sahte kimlik inşası, beden dili okuma, mikro ifade analizi… Her biri ayrı bir uzmanlık alanıydı, Taş hepsinde ustalaşmıştı.
Ailesi yoktu. Annesi beş yıl önce kanserden ölmüştü, babası onu çocukken terk etmişti. Kardeşi yoktu. Sosyal medya hesabı yoktu. Türkiye’deki yasal kimliği, altı yıl önce bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş bir kişiye aitti. O kişinin parmak izleri, diş kayıtları ve genetik bilgileri Taş’ın dosyasına işlenmişti.
Suriye’ye geçtiğinde kullanacağı kimlik ise tamamen farklıydı. Halep doğumlu, iç savaşta ailesini kaybetmiş, IŞİD’e katılmış ama örgütten kaçmış bir eski militan. Bu hikaye, her detayı gerçek belgelere dayandırılmıştı. Teşkilat, Taş için sahte bir örgüt sicili oluşturmuştu. Ele geçirilen arşivlere sızdırılan bu sicil, Taş’ın 2015’te Rakka’da aktif savaşçı olduğunu gösteriyordu. Sicilde fotoğraflar, tanık ifadeleri, hatta bir yaralanma kaydı bile vardı.
Bölüm 3: Sınırdan Geçiş ve İlk Temaslar
Sızma operasyonu 2019 Nisan’ında başladı. Taş, Türkiye-Suriye sınırını yasa dışı yollardan geçti. Geçiş noktası, Kilis’in doğusundaki bir dere yatağıydı. Gece saat 2:40’ta sınırı geçti. Yanında sahte kimlik belgeleri, 3000 dolar nakit para ve eski model bir cep telefonu vardı. Telefon, modifiye edilmiş yazılım sayesinde kısa şifreli mesajlar gönderebiliyordu. Her mesaj maksimum 140 karakter olabiliyor, gönderildikten sonra otomatik olarak siliniyordu.
İlk hafta, Taş hiçbir şey yapmadı. Sınırın Suriye tarafında küçük bir kasabada kaldı. Harap bir binanın ikinci katında, yıkılmış bir apartman dairesinde uyudu. Günlerini çay ocaklarında geçirdi, insanları dinledi, bölgenin dinamiklerini öğrendi. Kimin kimle konuştuğunu, kimden kaçtığını, neyi satın aldığını gözlemledi. Terör örgütlerinin kontrolündeki bölgelere geçmek için doğru bağlantıları aramaya başladı.
İkinci haftanın sonunda bir aracıyla temas kurdu. Bu kişi, bölgede kolaylaştırıcı olarak bilinen biriydi. Savaşın kaotik ortamında insanları bir yerden başka bir yere taşıyan, silah ve malzeme temin eden, sorulmayan sorulara cevap vermeyen bir figür. Herkes ona “Halepli” diyordu.
Taş ona, IŞİD’den kaçtığını ama savaşmaya devam etmek istediğini söyledi. Halep’teki ailesinin intikamını almak istediğini, Türkiye’ye saldıran gruplara katılmak istediğini anlattı. Kolaylaştırıcı onu dinledi, örgüt sicilini kontrol etti. Üç gün sonra geri döndü ve onu bir araca bindirdi.
Arabada hiç konuşmadılar. Ama kimse o anda bilmediği bir şey vardı: Kolaylaştırıcı, teşkilatın on yıl önce devşirdiği bir varlıktı. Kod adı “Köprü” olan bu adam, Suriye iç savaşının başından beri çift taraflı çalışıyordu. Her iki tarafa da bilgi satıyor görünüyordu, ama gerçekte sadece bir efendiye hizmet ediyordu.
Taş’ın kampa ulaşmasını sağlayan rota, teşkilat tarafından önceden planlanmıştı. Her kontrol noktası biliniyordu, her risk hesaplanmıştı. Her şey kontrol altındaydı. Ya da öyle görünüyordu.
Bölüm 4: Kampın İçinde Hayatta Kalmak
Taş, kampa 2019 Mayısının ilk haftasında ulaştı. Kamp, uydu görüntülerinde tahmin edilenden daha büyüktü. Toplam 14 baraka vardı. Beş tanesi çadırdı, dokuz tanesi betonarme yapılardı. Üçü silah deposu olarak kullanılıyordu, biri komutanlara ayrılmıştı, geriye kalan on baraka ise militanların yaşam alanıydı.

Kamp nüfusu sabit değildi, sürekli gelen ve giden insanlar vardı. Çekirdek kadro yaklaşık 80 kişiydi. Yaş ortalaması 28 civarındaydı. En genci 17, en yaşlısı 54’tü. Taş, ilk günlerinde sessiz kaldı. Kurallara uydu, sabah namazına kalktı, verilen işleri yaptı. Mutfakta yardım etti, sebze doğradı, su taşıdı. Diğer militanlarla sohbet etmedi, sorulmadıkça konuşmadı, gözlerini yere dikti, dikkat çekmemeye çalıştı.
Bu davranış, kamp yönetimi tarafından olumlu karşılandı. Çünkü örgüt çok konuşan adamlara güvenmiyordu. Sessizlik sadakat işaretiydi.
Bölüm 5: Bilgi Toplamak ve İlk Kritik Detaylar
Üçüncü haftada Taş, ilk kritik bilgiyi edinmeyi başardı. Kampın silah deposunda çalışan bir militanla yakınlaştı. Adam Iraklıydı, Musul’un düşüşünden sonra Suriye’ye geçmişti. Gece sohbetlerinde, Türkiye sınırına yönelik operasyonlarda kullanılan patlayıcıların kaynağını anlattı.
Patlayıcılar, İdlib’deki bir üretim tesisinden geliyordu. Tesis, görünürde bir zeytinyağı fabrikasıydı ama bodrumunda plastik patlayıcı üretiliyordu. Ham maddeler Türkiye üzerinden kaçak yollarla geliyordu. Amonyum nitrat, fünye, elektronik devreler, her şey parça parça geliyordu; fabrikada birleştiriliyordu.
Taş, bu bilgiyi merkeze iletmek için bir fırsat kolladı. Kamp dışına çıkmasına izin verilen nadir günlerden birinde, yakın bir kasabada telefonunu aktif hale getirip şifreli mesajı gönderdi. Mesaj kısa ve özlüydü: “Fabrika İdlib zeytinyağı tesisi. Bodrum Türkiye hattı aktif.” Mesaj Ankara’ya 47 dakikada ulaştı.
Aynı gece teşkilat, İdlib’deki zeytinyağı fabrikasının uydu görüntülerini çekmeye başladı. Görüntüler, fabrikanın arka tarafında gizli bir araç girişi olduğunu ortaya koydu.
Bölüm 6: Kampın Hiyerarşisi ve Hacı
Taş, kampın içindeki hiyerarşiyi çözmeye çalışırken kritik bir isimle karşılaştı. Kampta herkes ona “Hacı” diyordu. Gerçek adını kimse bilmiyordu. 50’li yaşlarının başında, kır saçlı, her zaman sakin bir adamdı. Gözleri küçüktü ama keskin bakışları vardı. Kamptaki diğer komutanlar onunla konuşurken ses tonlarını düşürüyordu.
Hacı, kampa ayda bir geliyordu. Her gelişinde üst düzey toplantılar yapılıyor, ardından kayboluyordu. Kampta en fazla 48 saat kalıyordu. Taş, bu adamın sıradan bir komutan olmadığını anladı. Hacı muhtemelen örgütün bölgesel koordinatörüydü.
Bölüm 7: Operasyonel Toplantı ve Yeni Birim
Altıncı haftada Taş, beklenmedik bir fırsatla karşılaştı. Kamptaki bir operasyonel toplantıya dahil edildi. Nedeni basitti: Toplantıda Türkçe bilen birine ihtiyaç vardı. Türkiye içindeki bir hücreden gelen bir mesajın çevirisi gerekiyordu.
Taş, mesajı çevirdi. Mesaj, Ankara’daki bir hedefle ilgili keşif raporuydu. Hedef bir kamu binasıydı. Saldırı planı henüz kesinleşmemişti ama zaman çizelgesi belliydi. Üç ay içinde canlı bomba kullanılacaktı. Hedef seçimi tamamlanmıştı; sadece operasyonel onay bekleniyordu.
Bu bilgi, operasyonun seyrini değiştirdi. Artık sadece kampı izlemek yeterli değildi. Bir saldırı planı vardı ve durdurulması gerekiyordu. Teşkilat, Taş’a yeni bir direktif gönderdi: Hacı’yı takip et, hareketlerini raporla.
Bölüm 8: Yeni Birim ve Alarm
Sekizinci haftanın sonunda Hacı’nın bir sonraki ziyareti öncesinde kritik bir gelişme yaşandı. Kampa yeni bir grup geldi. Bu grup diğerlerinden farklıydı; askeri disiplinleri daha katıydı, silahları daha gelişmişti, yürüyüşleri bile farklıydı ve hepsi aynı aksanla konuşuyordu: Türkiye Kürtçesi.
Bu grup, Türkiye’den yeni geçmiş militanlardan oluşuyordu. Taş, onlardan biriyle konuşmayı başardı. Adam, Diyarbakır’dan geldiğini söyledi. İki yıldır dağda eğitim almıştı, şimdi büyük bir operasyon için hazırlanıyordu.
Taş o gece telefonunu aktif hale getirip şifreli bir mesaj gönderdi: “Yeni birim.” Bu iki kelime Ankara’da alarm zillerini çaldırdı. Yeni birim, sınır ötesinden gelen taze savaşçılar anlamına geliyordu ve taze savaşçılar, yakın zamanda gerçekleştirilecek bir saldırının habercisiydi.
Teşkilat, operasyonun ikinci fazını başlattı. Artık sadece istihbarat toplama değil, aktif müdahale zamanı gelmişti. Ama müdahale nasıl olacaktı? Kamp Suriye topraklarındaydı. Uluslararası hukuk açısından doğrudan askeri operasyon riskliydi. Hava saldırısı düşünüldü ama kampın sivil yerleşim alanlarına yakınlığı bunu zorlaştırıyordu. Özel kuvvetler operasyonu planlandı ama lojistik zorluklar ve sızma riski nedeniyle rafa kaldırıldı.
Sonunda farklı bir strateji benimsendi: Kampı içeriden çökertmek.
Bölüm 9: Yakalanma ve Büyük Plan
Dokuzuncu haftada Taş, bir tuzağa düştü ya da öyle göründü. Kamptaki güvenlik sorumlusu onu gece nöbeti sırasında komutan barakasına çok yaklaşırken görmüştü. Mesafe sadece 15 metreydi, normal nöbet hattının dışındaydı. Sabah sorguya çağrıldı.
Sorgu beklendiği kadar sert değildi. Taş, barakanın yakınında fareyi takip ettiğini söyledi. Kampın fare sorunu vardı, herkes biliyordu. Güvenlik sorumlusu ikna olmamıştı ama kanıt yoktu. Taş serbest bırakıldı ama gözlem altındaydı.
Teşkilat, kritik bir karar verdi: Taş’ı çıkarmak yerine gözlem altında olmasını avantaja çevirmek. Plan şuydu: Taş kasıtlı olarak yakalanacaktı, yanında sahte bir istihbarat belgesi bulunduracaktı. Bu belge, kampın koordinatlarını yanlış gösteren bir harita içerecekti. Örgüt bu haritayı ele geçirdiğinde, kampın yerinin bilindiğini düşünecek ama aslında yanlış bir noktaya odaklanacaklardı.
Bu süre zarfında gerçek operasyon hazırlıkları tamamlanacaktı.
Bölüm 10: Final ve Kaçış
On birinci haftanın başında, gece nöbeti sırasında kasıtlı olarak yakalandı. Üzerinde bulunan telefon ve sahte belgeler kamp güvenliği tarafından ele geçirildi. Taş sorguya alındı. Sorgu üç gün sürdü. Fiziksel şiddet kullanıldı, uyku yoksunluğu uygulandı. Taş, rakip bir örgütten gönderilmiş bir casus olduğunu itiraf etti ama teşkilat bağlantısını asla açıklamadı.
Örgüt, ele geçirilen haritanın gerçek olduğuna inandı, güvenlik önlemlerini yanlış koordinatlara yoğunlaştırdı. Bu sırada Ankara’da operasyonun son fazı başlatıldı. Ele geçirilen tüm istihbarat bilgileri sentezlendi; kampın gerçek koordinatları, komuta yapısı, silah depoları, personel sayısı, lojistik rotalar ve Türkiye bağlantıları tek bir operasyonel pakette birleştirildi.
Hedef sadece kamp değildi, hedef tüm ağdı.
Bölüm 11: Hava Operasyonu ve Kurtuluş
Operasyon, Temmuz’un üçüncü haftasında gerçekleştirildi. Gece saat 03:14’te, koordineli bir şekilde üç farklı nokta vuruldu: Afrin güneyindeki ana kamp, İdlib’deki zeytinyağı fabrikası ve Türkiye sınırındaki kaçakçılık geçiş noktası.
Hava operasyonu toplam 17 dakika sürdü. Kampta bulunan 73 militan etkisiz hale getirildi, silah depoları imha edildi. İdlib’deki patlayıcı üretim tesisi tamamen yok edildi. Türkiye sınırındaki geçiş noktası kapatıldı, üç kaçakçı yakalandı.
Ama hikaye burada bitmedi. Taş operasyon sırasında kamptaydı, sorgu henüz devam ediyordu. Hava saldırısı başladığında sorgu odasında tutuluyordu. Elleri arkadan bağlıydı, yüzü şişmişti, üç gündür su içmemişti.
Patlamalar kampı sarstığında, sorgucu panikle dışarı koştu. Taş yalnız kaldı. Bileklerindeki kelepçeleri çözmek için altı dakikası vardı. Daha önce eğitimde öğrendiği bir teknikle kelepçeleri gevşetmeyi başardı, omuz eklemini yerinden çıkardı. Acı dayanılmazdı ama özgürdü.
Sorgu odasından çıktığında kamp kaos içindeydi. İnsanlar koşuşturuyor, silahlar patlıyor, binalar yanıyordu. Taş, önceden belirlenen çıkış rotasını kullanarak kampın güney çeperindeki bir drenaj kanalına ulaştı. Kanal, kamp alanının dışına bir zeytin bahçesine çıkıyordu. Bahçenin sonunda, önceden konuşlandırılmış bir araç bekliyordu. Aracın şoförü teşkilatın Suriye’deki başka bir varlığıydı.
Taş araca bindi, şafak sökmeden sınırı geçti. Türkiye topraklarına bastığında ilk kez nefes aldı. Gerçek anlamda nefes aldı.
Bölüm 12: Sonrası ve Sessizlik
Türkiye’ye döndüğünde 72 saat boyunca uyumadı. Bilgi aktarım toplantıları, tıbbi muayeneler, psikolojik değerlendirmeler… Ardından üç ay izin verildi. İzin süresince hiçbir yere gitmedi, Gaziantep’teki eski bir arkadaşının evinde kaldı. Pencereden dışarı bakmadan günler geçirdi.
Operasyonun ardından yapılan analizler, kampın yılda en az üç büyük saldırı planladığını ortaya koydu. Ele geçirilen belgeler, Türkiye içindeki beş farklı hücreyle bağlantı olduğunu gösterdi. Bu hücreler, operasyondan sonraki altı ay içinde tek tek çökertildi. Toplam 40 kişi gözaltına alındı, bunlardan 17’si tutuklandı. Ankara’daki kamu binasına planlanan saldırı hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Hacı ise operasyondan sağ kurtuldu. Hava saldırısı sırasında kampta değildi ama teşkilat onun izini kaybetmedi. Altı ay sonra Lübnan’ın Beka Vadisi’nde bir trafik kazasında hayatını kaybettiği rapor edildi. Kaza hiçbir tanık olmadan gerçekleşmişti, resmi kayıtlara tek araçlı kaza olarak geçti. Aracın frenleri arızalanmıştı. Tesadüf mü? Teşkilat bu soruyu hiçbir zaman cevaplamadı.
Operasyon Zeytin, teşkilatın Suriye dosyasındaki en karmaşık içeri sızma operasyonlarından biri olarak arşivlendi. Taş’ın gerçek adı hiçbir raporda geçmedi. Aldığı tek ödül, kişisel dosyasına eklenen bir not oldu. Notun içeriği hiçbir zaman açıklanmadı.
2020 yılının başında Taş sahadan çekildi. Artık aktif operasyonlarda görev almıyordu. Masa başı pozisyonuna transfer edildi. Ankara’daki bir analiz biriminde çalışmaya başladı. Görevi, Suriye’den gelen istihbarat raporlarını değerlendirmekti.
Her gün benzer kamplardan, benzer örgütlerden, benzer tehditlerden haberler geliyordu. Ve her gün Taş bu raporları okuyor, analiz ediyor, üst makamlara sunuyordu. Ama bazen gece geç saatlerde ofisinde yalnız kaldığında, ekrandaki uydu görüntülerine bakıyor ve o on bir haftayı düşünüyordu. Mercimek çorbasının kokusunu, gece nöbetlerinin sessizliğini, sorgu odasındaki kelepçelerin soğukluğunu ve o 17 dakikayı, her şeyin değiştiği 17 dakikayı…
Kamp artık yoktu. Haritada sadece bir yanık lekesi kalmıştı. Ama Taş biliyordu ki başka kamplar vardı, başka tehditler vardı. Ve başka taşlar şu anda dünyanın farklı köşelerinde benzer görevler için hazırlanıyordu.
Teşkilat durmuyor, devlet aklı uyumuyor ve bazı hikayeler asla anlatılmıyor.
Bu hikaye anlatılanlardan biriydi. Gerisi karanlıkta kaldı. Her zaman kalacak.
SON