Trabzon, 1987: Komşu 10 yaşındaki Aylin Kaya’yı götürdü — 22 yıl sonra gelen gerçek aileyi sarstı
.
.
Trabzon, 1987: Kayıp Aylin ve Gerçekler
1987 yılı, Trabzon’un sessiz bir köyünde, sabahın erken saatlerinde, Sevim Kaya’nın kalp atışları hızlandı. Gözleri, sabah ışıklarıyla uyanmış olan evin odasında, küçük Aylin’in yatağındaki boşluğu fark ettiğinde, içini garip bir korku kapladı. Çocuklarının odasında, kızı Aylin’in sabah rüyasında “Anne, günaydın” diyerek uyanacağını hayal ederken, sabahın bu kadar soğuk ve karanlık olmasını kimse beklememişti.
Zeytin ağaçlarının arasında esen rüzgarın sesi, kuşların sabah şarkıları kadar tatlı değildi. Yatak, bozulmuştu. Çarşafın kenarı rüzgarın etkisiyle hafifçe hareket ediyor, ama Aylin’in sıcak bedeni çoktan kaybolmuştu. Pencere açıktı, hava odanın içine sızıyor ve perdeler hafifçe dalgalanıyordu. Bir şeyler tuhaftı, bir şeyler eksikti.
Kaybolan Kız ve İlk İzler
Sevim, bir anne olarak hissettiği o korkuyu nasıl anlatabilirdi ki? Oğlu gibi büyüttüğü kızı, sabahları ona hayatı hatırlatacak kadar neşeliyken, şimdi o sabah, yatağında bir iz bile bırakmadan kaybolmuştu. Üzerindeki çamurlu ayak izleri odanın zemininde bir yol oluşturmuştu, ama bu izler sadece Sevim’in kalbine bir kazı gibi işliyordu. Neredeydi Aylin? Ne olmuştu ona?

Sevim, hemen Hasan’a seslendi, ama kocası geldiğinde, sevinçli gülümsemeleri, Aylin’in neşesinin hiçbir izini taşımıyordu. Evin her köşesine bakıldığında bir eksiklik vardı; bir iz, bir işaret… Hasan ve Sevim, köydeki herkese haber verdi. O gün, bütün köy uykusuz ve kaybolan bir çocuğun kahrını taşıyarak uyanmıştı.
Komşu Rıfat ve Geceyi Hatırlamak
Fatma teyze, Sevim’in kapısını çaldığında, Sevim’de korkunun gözle görülebilir bir iz bıraktığını fark etti. Fatma teyze, korkuyla titrerken, sabahları herkesin suskun kaldığı, zamanın yavaşladığı bir andı. Ne olmuştu? Neden herkes susuyordu? Sevim, Fatma teyze ona, “Rıfat Demir’in kamyonu köyden çıktığında, Aylin’le ne ilgisi vardı?” diye sorduğunda, bir anlık sessizlik oldu.
Fatma teyze, ağlamaklı gözlerle başını sallayarak, “Zeynep Hanım’ın kızı, dün akşam onları kamyona binmiş olarak görmüş,” dedi. Birinin kaybolmuş olmasını hepimiz bilirdik, ama bir komşunun sakladığı sır, köydeki herkesin ruhunu karartmıştı. Bu, kimsenin beklemediği bir karanlıktı. Hasan, Fatma teyze’nin söylediklerini yavaşça içselleştirdiğinde, kabullenmeye başlayamıyordu. Gözlerinden öfke fışkırıyordu. Rıfat Demir’in adı, köyde herkesin bildiği o canavarı simgeliyordu, ama şimdi başka bir şey vardı.
Köydeki Karartılmış Yüzler ve Yeni Gerçekler
Hasan, hiçbir şeyin farkına varmadan, Rıfat Demir’in evine gitti. Evdeki atmosfer soğuk ve terkedilmişti. Evin içinde kimse yoktu, her şey bozulmuştu. Yatakların altına bakıldığında, bir çift küçük ayakkabı vardı. Rıfat Demir’in ne yapmış olduğu, herkesin içinde derin bir boşluk yaratıyordu.
Sevim, gözleri dolarak, “Kızım, neredesin?” diye haykırırken, Hasan, dışarıda köyün tek adamı olan Rıfat’ın, ne kadar soğuk ve güvensiz bir figür olduğunu fark etti. Bu kadar karanlık bir dünyanın içinde, her şeyin sorumlusunun kim olduğunu sormaya başladılar. Rıfat’ın kaçışı, köyde kaybolmuş olan bir çocuğun gerçeğini örtüyordu.
Kaybolan Kızın Ardında Bıraktığı Gerçekler
Rıfat’ın kaybolduğu gün, köyün halkı sessizce bir şeyleri fark etmeye başladı. Herkes gerçeği merak ediyordu. Ama kimse sesini çıkaramıyordu. En derin korkularını göz önüne almayı kimse istemedi. Herkes suçluydu ama kimse birbirini suçlayamıyordu. 22 yıl sonra bir mektup köyün duvarlarına yapışan sırları gün yüzüne çıkardı.
Zeynep Hanım’a gelen mektup, köyün geçmişine dair herkesin bildiği o masum ama korkutucu sırrı barındırıyordu. Yıllarca süren bir kayboluşun ardında saklı kalmış olan gerçeği, yalnızca o mektubun sayfalarında bulabilirdi. Mektuptaki tek bir cümle, bir hayatı geri getirdi. Gerçek ve canavar, yıllarca birbirine karışmıştı. Ama 22 yıl sonra, gerçek tekrar su yüzüne çıktı.
Sevim’in Gerçeği Kabullenmesi ve Yeni Bir Başlangıç
Sevim, yıllardır kaybolan kızının acısıyla yaşarken, bir gün İstanbul’dan gelen mektubu okudu. Mektupta Aylin’in adını duymak, Sevim’i derinden sarsmıştı. O günden sonra, köydeki herkesin gözleri Sevim’in ve ailesinin üzerine odaklanmıştı. Sevim, artık kaybolan kızının acısını yıllarca taşımanın değil, onlara her zaman gerekeni yapmanın vakti olduğunu biliyordu.
Zeynep ve Hasan, bir mektubun sonrasında, Aylin’in hala hayatta olabileceğini düşündüler. Gerçekler, yavaşça ama kesinlikle ortaya çıkıyordu. O zaman, 22 yıl boyunca hep susan bir toplum, bu defa gerçeklerle yüzleşmek zorundaydı. Ve Sevim, sonuna kadar doğruyu arayarak, kızını bulacak ve adaleti sağlayacaktı.
Bu hikaye, kaybolmuş bir kızın hikayesi değil, suskun bir toplumun suskunluğunu bozan ve gerçeği arayan bir ailenin cesaretinin hikayesiydi. Gerçek her zaman bekler, sadece doğru zaman geldiğinde ortaya çıkar.