TÜRK DENİZALTISI YUNAN LİMANINA 12 SAAT GİZLİCE YAKLAŞTI! Sonar Tespit Edemedi, Fotoğraf Çekildi!

TÜRK DENİZALTISI YUNAN LİMANINA 12 SAAT GİZLİCE YAKLAŞTI! Sonar Tespit Edemedi, Fotoğraf Çekildi!

.
.

I. Kışla Koridorunda Başlayan Fırtına

Hakkari’nin Yüksekova ilçesi, Cilo Dağları’nın eteklerinde, buz gibi bir sabah. Komando Tugayı’nın koridorlarında, bir kadının sessiz adımları yankılanıyor. Üzerinde rütbesiz, sade bir kamuflaj; elinde eski bir fotoğraf çerçevesinin gevşeyen vidasını sıkmak için küçük bir tornavida. Kimse onun kim olduğunu bilmiyor; herkes onu sıradan bir personel, belki bir bakım görevlisi sanıyor.

O sırada, yeni atanmış Tuğgeneral Kenan Sancaktar, omuzlarında parlayan yıldızlarla, emir subayları ve astsubayların arasında koridorda beliriyor. Otoriteyi ilk günden hissettirmek isteyen Sancaktar, kadını kaba bir şekilde kenara itiyor:
“Çekil şuradan kadın. Görmüyor musun? Komutanın geçiyor.”

Kadın sendeleyip duvara çarpıyor ama dimdik duruyor. O anı görenler şaşkın; kimse bir şey söyleyemiyor. Sancaktar, “Disiplin böyle sağlanır” diye düşünüyor. Kadın ise sessizce işini bitirip uzaklaşıyor. Henüz kimse bilmiyor: O kadın, TSK’nın özel kuvvetler komutanı, dört yıldızlı orgeneral Asena Gürtürk’tür.

II. Asena Paşa’nın Liderlik Felsefesi

Asena Paşa, 47 yaşında, TSK’da en tepeye ulaşmış nadir kadın komutanlardan biri. Onun liderliği, protokolde poz vermek, törenlerde boy göstermekten ibaret değil. Sahada, askerinin ayağındaki postaldan, koğuşun penceresindeki buhara kadar her ayrıntıyı bizzat denetler. Güvenlik, onun için gösterişli tatbikatlardan daha önemlidir.

O sabah, kalorifer dairesindeki su sızıntısını, elektrik panosundaki tozu, yangın vanasının eskimiş contasını not defterine yazıyor. Her ayrıntı, bir felaketi önleyebilir. Askerleri arasında “Asena Paşa uyumaz, gezer” diye bir efsane vardır. Her asker onun ilgisini, sahiplenmesini hisseder.

III. Tuğgeneralin İlk Günü ve Kibir

Kenan Sancaktar, Harp Akademisi’nden beri kadınlara karşı üstten bakan tavrıyla tanınır. Rütbenin, otoritenin ve disiplinin her şey olduğuna inanır. Tugaya ilk adımını attığı gün, koridorda rütbesiz kadına omuz attığında, aslında kendi kariyerinin sonunu başlatır. O an, sadece bir saygısızlık değil, yeni düzenin acımasız bir ilanıdır.

Sancaktar, makamında oturup ilk günkü hareketinden gurur duyar. “Disiplin gevşerse her şey biter,” diye düşünür. Emir subayları ise, yaşanan olayı içlerinde bir huzursuzlukla hatırlar. Henüz kimse gerçekleri bilmiyor.

IV. Devir Teslim Töreni: Gerçek Ortaya Çıkıyor

Birkaç saat sonra, Tugay’ın büyük toplantı salonunda devir teslim töreni başlıyor. Salonun kapısından dört yıldızlı, şık tören üniformasıyla Asena Paşa giriyor. Herkes ayağa kalkıyor; Sancaktar da mecburen selam duruyor. Sabah omuz attığı kadının, özel kuvvetler komutanı olduğunu fark edince yüzü bembeyaz kesiliyor.

Asena Paşa, “İlk kez tanışmamıza memnun oldum,” diyerek hem büyüklük gösteriyor hem de sabahki olayı unutmadığını ima ediyor. Sancaktar konuşmakta zorlanıyor; sesi titriyor. Salonda tuhaf bir atmosfer var.

V. Toplantı ve Güvenlik Krizi

Bir hafta sonra, müşterek harekat tatbikatı toplantısı. Sancaktar, kendini kanıtlamak için özenle hazırladığı sunumu yapıyor. Ama en önemli kısım, güvenlik denetim sonuçları eksik. Asena Paşa, sorularıyla onu köşeye sıkıştırıyor:

“Tu Generalim, geçen haftanın güvenlik denetim sonuçlarını göremiyorum. Açıklama yapabilir misiniz?”

Sancaktar, “Veriler henüz toplanmadı,” diye gevelemeye başlıyor. Asena Paşa, “Operasyonlar insan hayatı ile ilgilidir. Güvenlik verilerinin eksik olması operasyonları durdurmak için yeterli bir sebeptir,” diyerek salonu buz kesiyor.

Güvenlik denetimi ihmal edilmiş; patlayıcı madde yönetimi, acil çıkış yolları, yangın tüpleri, hiçbir şey usulüne uygun kontrol edilmemiş. Asena Paşa, “Güvenlik bir seçenek değil, zorunluluktur,” diyerek Sancaktar’ı kamuoyu önünde küçük düşürüyor.

VI. Teftiş ve Gerçeklerin Ortaya Çıkışı

Asena Paşa, gelen isimsiz notlarla teftiş kurulu başkanını arıyor. Birliğin yangın tüplerinin tarihi geçmiş, ranzalar arası mesafe dar, acil çıkış levhaları bozuk. Teftiş heyeti baskın yapıyor; güvenlik denetimlerinde kasıtlı gizleme, raporlarda sahtecilik, bütçe ihlali tespit ediliyor.

Astlar, subaylar, hepsi itiraf ediyor: “Komutan, güvenlik denetimi sonuçlarını kötü olduğu için rapordan çıkarmamızı istedi.” Sancaktar’ın imzası belgelerde net. Müfettişler, “Büyük bir felaket kıl payı atlatıldı,” diyor.

VII. Kibir ve Çöküş

Sancaktar, odasında endişeyle hukuk müşavirini arıyor. Bahaneler üretmeye çalışıyor ama kendi kibri ve sorumsuzluğu yüzünden köşeye sıkışıyor. O an, koridorda Asena Paşa’ya omuz attığı sahne tekrar tekrar gözlerinin önünden geçiyor.

Teftiş heyeti, tüm bulguları Genelkurmay’a sunuyor. Sancaktar’ın görevden alınması ve yüksek disiplin kuruluna sevk edilmesi teklif ediliyor. Salonda herkes şok içinde; Sancaktar ayağa kalkamıyor, bacakları titriyor. Kariyerinin bittiği an.

Asena Paşa, “Bir asker, silah arkadaşının canını korumak zorundadır. Bu görev kişisel gururdan çok daha önemlidir,” diyerek noktayı koyuyor. Sancaktar’ın son kalan öz saygısı da paramparça oluyor.

VIII. Yeniden Doğuş: Birliğin Toparlanması

Sancaktar’ın gidişinin ardından Tugay hızla toparlanıyor. Yeni komutan, alçak gönüllü ve çalışkan biri. Eksik yangın tüpleri yenileniyor, ranzalar arasındaki mesafe yönetmeliğe uygun hale getiriliyor, acil çıkış levhaları tamir ediliyor. Askerler kendini daha güvende hissediyor.

Asena Paşa, yine rütbesiz parkasıyla sahada. Koğuşları denetliyor, acemi erlere çikolatalı süt uzatıyor. “Zorlanıyor musun evlat?” diye soruyor. Askerler, “Artık çok sistemli ve güvenli. Önceden sürekli bir güvensizlik hissi vardı,” diyor.

IX. Olayın Ordudaki Yansımaları

Sancaktar olayından sonra tüm komutanlar daha dikkatli olmaya başlıyor. Güvenlik yönetimi, askeri eğitim programlarına dahil ediliyor. Astların önerileri dikkate alınıyor. Asena Paşa, “Disiplin, en başından düzgün olursa bir daha sallanmaz,” diyerek yeni bir dönemin temellerini atıyor.

Birlikteki askerler arasında, “Sancaktar gibi kibirli olma, yoksa koltuğundan olursun,” diye bir efsane dolaşıyor. Herkes, gerçek liderliğin hükmetmek değil, hizmet etmek olduğunu öğreniyor.

X. Epilog: Gerçek Liderlik ve Kalıcı Değerler

Birkaç ay sonra, birlik tamamen sistemli ve güvenli hale geliyor. Yeni atanmış subaylar, Asena Paşa’dan ilham alıyor. “Elimden gelenin en iyisini yapacağım,” diyen genç subaylar, ordunun geleceğini parlak kılıyor.

Asena Paşa, pencereden eğitim alanına bakıyor. Her şey yavaş yavaş olması gerektiği yere geliyor. Olay, sadece bir bireyin çöküşü değil, tüm ordu için bir uyarı dersi oluyor.

SON

Bu hikaye, rütbenin ve makamın geçici, karakterin ise kalıcı olduğunu; gerçek liderliğin astlarının canını korumak ve en küçük ayrıntıya bile önem vermekle ilgili olduğunu gösteriyor. Kibir ve güç zehirlenmesi yaşayanların sonu ise her zaman hüsran olmuştur.

.

.

 

Derinlikteki Sessizlik: Ege’de Bir Türk Denizaltısı Operasyonu

I. Giriş: Ege’de Sular Isınıyor

2024 yılının Eylül ayı. Ege Denizi’nde rüzgar sert, dalgalar kabarıyor. Geceleri Atina’dan yükselen ışıklar denizin üzerinde titrek bir yansıma yaratıyor. Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilim, yıllardır alışılmış bir ritimle yeniden yükseliyor. Yunan donanması Türk sularına taciz uçuşları, provokatif manevralar yapıyor. Türk Deniz Kuvvetleri ise sabırla, ama tetikte.

Gölcük Denizaltı Komutanlığı’nda sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir hareketlilik başlıyor. Yarbay Serkan Demir, Preveze denizaltısının komutanı, odasında görev emrini bekliyor. On yıldan fazla zamandır denizaltılarda görev yapmış, soğukkanlı ve hesapçı bir subay. O gün, Deniz Kuvvetleri Komutanı tarafından özel bir görev için çağrılıyor.

II. Emir: Gizli Gözetleme Operasyonu

Toplantı odasında Ege Denizi haritası, kırmızı işaretlerle Yunan donanma üssü Salamis belirlenmiş. Komutan, Serkan’a dönüyor:

“Yarbay Demir, Ege’de durum gerginleşiyor. Yunan donanması taciz yapıyor. Biz onların gücünü, gemi sayılarını, güvenlik zaaflarını bilmek istiyoruz. Göreviniz: Preveze denizaltısıyla Salamis limanına gizlice yaklaşmak, periskopla fotoğraflar çekmek, tespit edilmeden dönmek.”

Serkan notlarını alıyor. Hangi liman? Komutan haritada parmağıyla gösteriyor: “Salamis, Atina yakınında. 130 km mesafe. Su altında, 2 kilometreye kadar yaklaşacaksınız.”

Serkan’ın gözlerinde kararlılık: “Anlaşıldı komutanım.”

III. Hazırlık: Sessizliğin Anatomisi

Eylül 2, sabah 6. Gölcük denizaltı üssünde Preveze denizaltısı rıhtımda hazır. Mürettebat son kontrolleri yapıyor: bataryalar dolu, torpidolar yüklü, gıda stoğu tamam, yakıt tankları dolu. Serkan, kumanda köprüsünde 30 mürettebat üyesini topluyor.

“Arkadaşlar, Yunan limanına gizli gözetleme görevi yapacağız. Su altında gideceğiz. 12 saat sürecek. Tam sessizlik istiyorum. Hiçbir ses çıkarmayacaksınız. Görev kritik, disiplin şart.”

Mürettebat başlarıyla onaylıyor. Herkes görev bilincinde. Yüzbaşı Ayşe Kara, periskop operatörü; Üsteymen Kemal Öztürk, sonar operatörü; Başçavuş Murat, makine dairesinden sorumlu. Ekipteki herkes, bu tür bir operasyonda en küçük hata yüzünden tespit edilmekten korkuyor.

Sabah 8. Preveze denizaltısı Gölcük’ten ayrılıyor. Römorkörler açık denize çekiyor. Motorlar çalıştırılıyor, dalış hazırlığı yapılıyor.

Serkan emir veriyor: “Dalış, 100 metre derinlik.”
Denizaltı yavaşça suya dalıyor. Elektrik motorları sessizce çalışıyor.

IV. Yolculuk: Derinlikte 12 Saat

Saat 9. Preveze denizaltısı Ege Denizi’nin dibinde ilerliyor. 100 metre derinlikte, 10 knot hızla Salamis limanına doğru. Kumanda köprüsünde Serkan haritaya bakıyor. 90 km mesafe kaldı. Kemal sonar ekranını izliyor.

“Komutanım, 10 kilometre ötede bir ticari gemi var. Bize doğru gelmiyor. Tehlike yok.”

Serkan: “Rotamızı koruyun.”

Saat 12. Denizaltı ilerlemeye devam ediyor. Mürettebat tam sessizlik içinde. Kimse hareket etmiyor, konuşmuyor. Nefesler bile yavaş alınıyor. Çünkü her ses, Yunan sonarlarına yakalanma riski.

Yüzbaşı Ayşe Kara, periskop sistemlerini kontrol ediyor. Görev sırasında fotoğrafları o çekecek. Saat 14. Kemal sonar ekranında bir hedef fark ediyor:

“Komutanım, muhtemelen Yunan savaş gemisi. 30 km ötede devriye yapıyor. Bize doğru gelmiyor.”

Serkan başıyla onaylıyor. “Sessizliği koruyun. Yunan gemisi bizi duymasın.”

Saat 15. Yunan gemisi denizaltının 30 km ötesinden geçiyor, tespit etmiyor. Preveze denizaltısı Salamis’e 30 km mesafeye yaklaşıyor.

V. Limana Yaklaşma: Kritik Anlar

Saat 18. 10 saat geçti. Serkan, mürettebata hazırlık emri veriyor. Limana 2 saat kaldı. Ayşe periskop kamerasını, Murat fotoğraf ekipmanını kontrol ediyor. Her şey hazır.

Saat 20. Preveze denizaltısı Salamis limanına 2 kilometre mesafeye ulaşıyor. Serkan emir veriyor: “Periskop derinliğine çıkın. 15 metre.”

Denizaltı yavaşça yükseliyor. Kemal sonar ekranını kontrol ediyor: “Komutanım, liman yakınında Yunan devriye botları var ama bizi tespit etmediler.”

Serkan: “Güzel. Periskop kaldır.”

Ayşe periskop kamerasını su yüzeyine çıkarıyor. Serkan periskopa bakıyor, Yunan limanını görüyor. Dört Yunan fırkateyni, iki corvet, bir denizaltı, onlarca devriye botu limanda. Ayşe fotoğraf çekmeye başlıyor: her gemi için birkaç fotoğraf, farklı açılardan net görüntüler.

15 dakika boyunca Türk denizaltısı Yunan limanını gözetliyor, fotoğraflar çekiliyor. Yunan sonarları hiçbir şey duymuyor. Yunan devriye botları denizaltının 2 kilometre ötede olduğunu bilmiyor.

Serkan: “Periskop indir, derin suya çekilin. 100 metre.”
Denizaltı tekrar derinlere dalıyor. Rotayı Gölcük’e ayarlıyor. Eve dönüş başlıyor.

VI. Dönüş: Sessizlikte Zafer

Eylül 3, sabah 8. Gölcük denizaltı üssüne dönüş. Mürettebat yorgun ama başarılı. Serkan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor sunuyor:

“Görev başarılı. Yunan limanına 2 kilometre mesafeye kadar yaklaştık. Fotoğraflar çekildi. Dört fırkateyn, iki corvet, bir denizaltı tespit edildi. Yunan sonarları bizi tespit edemedi. Hiçbir güvenlik ihlali olmadı.”

Komutan gülümsüyor: “Mükemmel iş Yarbay. Yunan donanmasının gücünü öğrendik. Bu bilgi Ege’deki stratejimiz için çok değerli.”

VII. Yunan Tarafı: Şok ve Kriz

Eylül 4, Atina. Salamis donanma üssü. Yunan istihbaratı Türk denizaltısının limana yaklaştığını öğreniyor. Ama çok geç. Liman güvenlik komutanı Nikos Alexandros, raporu okuduğunda şoke oluyor.

“Türk denizaltısı limanımıza 2 kilometre mesafeye kadar yaklaşmış. Sonarlarımız tespit edememiş. Fotoğraflar çekmişler.”

Nikos öfkeyle masaya vuruyor. Sonar operatörü savunmaya geçiyor: “Komutanım, Tip 214 denizaltısı çok sessiz. Elektrik motorları. Bizim sonarlarımız duyamıyor.”

Yunanistan diplomatik kanallardan Türkiye’ye mesaj gönderiyor ama resmi protesto yapmıyor. Uluslararası sularda denizaltılar istediği yerde seyredebilir.

VIII. Mürettebatın Psikolojisi ve Ekip Dinamikleri

Preveze denizaltısında operasyon sonrası mürettebat arasında sessiz bir gurur var. Ayşe, fotoğrafları kontrol ediyor. Kemal, sonar kayıtlarını analiz ediyor. Murat, makine dairesinde sessizce çalışıyor.

Serkan, ekibiyle kısa bir konuşma yapıyor:
“Bugün Ege’de bir tarih yazdık. Herkes görevini kusursuz yaptı. Sessizlikte, derinlikte, soğukkanlılıkla.”

Ayşe, “Periskopta Yunan limanını izlerken kalbim duracak gibi oldu. Her an tespit edilebilirdik,” diyor. Kemal, “Sonar ekranında hiçbir sinyal yoktu. Ama biliyordum, en küçük hata bizi ele verirdi.”

Denizaltıda görev yapanların psikolojisi, sessizlik ve gerilimle yoğrulmuş. Herkes, bu tür bir operasyonda hata yapmanın bedelini biliyor.

IX. Stratejik Sonuçlar ve Diplomasi

Türk Deniz Kuvvetleri, Yunan donanmasının gemi sayılarını, konumlarını, güvenlik zaaflarını öğreniyor. Bu bilgi, Ege’deki stratejik planlamada büyük avantaj sağlıyor.

Yunanistan ise kendi güvenlik açıklarını görmek zorunda kalıyor. Sonar teknolojisini güncelleme kararı alıyor. Atina’da askeri kurmaylar, “Türk denizaltıları Ege’nin dibinde görünmezdir,” diyor.

Diplomatik olarak Türkiye’ye resmi protesto yapılmıyor. Uluslararası sularda yapılan operasyon, askeri başarı olarak kayda geçiyor.

X. Epilog: Derinlikteki Zafer ve Gelecek

Preveze denizaltısı, Gölcük’te bakım ve ikmal için limana yanaşıyor. Serkan, kumanda köprüsünde son bir kez ekibe bakıyor. “Bu görev, sadece teknik bir başarı değil. Ekip ruhu, disiplin ve soğukkanlılıkla kazanıldı.”

Ayşe, fotoğrafların analizini tamamlıyor. Kemal, sonar kayıtlarını arşivliyor. Murat, makine dairesinde yeni bakım planı hazırlıyor.

Serkan, raporunu tamamlıyor: “Ege’nin derinliklerinde, sessizce, görünmezce, Türk denizaltıları her zaman hazır.”

Yunan tarafında ise, liman güvenliği için yeni protokoller geliştiriliyor. Nikos, “Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak,” diyor. Ama herkes biliyor: Derinlikteki sessizlik, en büyük tehdittir.

SON

 

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News