Türk İstihbaratı Akdeniz’deki Gizemli Yatın Sırrını Nasıl Çözdü ve Silah Ağını Dağıttı
.
.
Akdeniz’deki Gizemli Yatın Sırrı
2024 yılının sıcak bir yaz günüydü. Akdeniz’in derin mavi sularında, Kıbrıs’ın güneybatısında, lüks bir yat olan Stella Maris ilerliyordu. Güvertesinde güneşlenen kadınlar ve keten gömlekli erkekler, tatilin tadını çıkarıyordu. Ancak bu yatın görünüşteki sıradanlığı, aslında derin bir gizemin örtüsünü saklıyordu. Türk istihbaratı, bu yatı ve onun ardındaki karanlık ağı izlemeye almıştı.
Yatın sahibi olan Victor Morozov, Ukraynalı bir kaptandı ve geçmişteki karanlık bağlantıları nedeniyle dikkat çekmişti. Mersin limanında yapılan rutin bir gümrük kontrolünde, Morozov’un ismi Europol’ün silah kaçakçılığı veri tabanında sarı bayraklı olarak görünmüştü. On yıl önce Odessa’dan Suriye’ye giden bir kargo gemisinde ikinci kaptan olarak görev yapmıştı. O gemi, Birleşmiş Milletler ambargosunu delmeye çalışmış ve sonunda Yunan karasularında terk edilmiş halde bulunmuştu.
Mersin’deki gümrük memuru, bu detayı fark etmedi ama rapor Ankara’ya ulaştığında, Akdeniz masasında görevli analist Elif, Morozov’un ismini görünce dikkatini çekti. Elif, Doğu Akdeniz’deki deniz trafiğini izlemekle görevli bir teknik analiz uzmanıydı. Görevi, binlerce gemi hareketini taramak, anormal paternleri tespit etmek ve olası tehditleri işaretlemekti. Morozov’un adı, Elif’in radarında hemen bir bağlantı oluşturdu.

İki hafta önce Libya’dan gelen bir istihbarat raporunda, Hafter güçlerine Türkiye üzerinden ulaştırılmaya çalışılan bir silah sevkiyatından bahsediliyordu. Teslimat yapılamamıştı ama raporun sonunda “transfer muhtemelen deniz yoluyla özel tekne kullanılarak planlanıyor” notu vardı. Elif, Stella Maris’in son iki yıldaki tüm liman kayıtlarını incelediğinde, yatın hareketinin normal bir eğlence teknesi için çok fazla sistematik olduğunu fark etti. Her güzergahta mutlaka bir çatışma bölgesine yakın bir liman bulunuyordu. Kış aylarında ise yat ortadan kayboluyordu.
Uydu görüntüleri, soğuk mevsimlerde Libya kıyılarındaki küçük balıkçı limanlarında demirlediğini gösterdi. Bu durum, bir lüks yat için oldukça sıra dışıydı. Akdeniz masasının şefine ulaştığında, operasyonel değerlendirme süreci başladı. Elif, sahadan sorumlu kıdemli ajan Selim ve sinyal istihbaratı uzmanı Burak ile birlikte çalışmaya başladı.
Selim, 45 yaşında, 20 yılını saha operasyonlarında geçirmiş bir subaydı. Suriye, Irak, Libya üçgeninde onlarca görev yapmış, Arapça ve İtalyanca konuşabiliyordu. Bu operasyon için biçilmiş kaftandı. İlk adım, Stella Maris’in mülkiyet zincirini çözmekti. Yatın kayıtlı sahibi Malta’da kurulu Meridian Maritime Solutions adlı bir şirketti. Şirketin yönetim kurulunda üç isim vardı ve hepsi de paravan görünüyordu. Bir İngiliz muhasebeci, bir Kıbrıslı avukat ve bir Monakolu gayrimenkul danışmanı.
Burak’ın sinyal istihbaratı taraması, ilginç bir detay ortaya çıkardı. Şirketin kayıtlı e-posta adresi 18 ay önce tek bir kez aktif olmuştu. O aktivasyon, Beyrut’taki bir internet kafeden yapılmıştı. Beyrut bağlantısı, dosyanın öncelik seviyesini yükseltti. Teşkilatın Lübnan masasıyla koordinasyon kuruldu. Beyrut’taki internet kafe, Hizbullah’ın kontrolündeki bir bölgedeydi. Bu bilgi, Stella Maris’in sıradan bir vergi kaçakçılığı aracı olmadığını kanıtlıyordu.
Ancak somut delil gerekiyordu. Bir yatın şüpheli sularda gezinmesi suç değildi. Onu durdurmak için ya Türk karasularında suç üstü yapmak ya da gemide ne taşındığını kesin olarak tespit etmek gerekiyordu. Plan iki aşamalıydı. Birinci aşama teknik gözetim. Yatın bir sonraki Türk limanına yanaşmasını beklemek ve güvertesine iz sürme cihazı yerleştirmek. İkinci aşama ise insan istihbaratıydı; mürettebat içine sızmak veya mürettebattan birini kaynak olarak kazanmak.
Haziran ortasında Stella Maris Antalya açıklarında görüntülendi. Uydu takibi, yatın Kemerde marinasına yöneldiğini gösterdi. Selim, aynı gün Antalya’ya uçtu. Yanında sahil güvenlik koordinasyonuyla hazırlanmış bir teknik tim vardı. Marina yönetimi ile işbirliği yapılarak yatın yanaşacağı iskele belirlendi. Gece yarısı marina tamamen sessizken üç kişilik bir tim botla yata yaklaştı. Operasyon 14 dakika sürdü. Teknenin su hattının hemen üzerinde, pervanelerin yarattığı türbülans bölgesine manyetik bir iz sürücü yerleştirildi. Cihaz, yatın konumunu gerçek zamanlı olarak Ankara’ya iletecekti.
Ayrıca ses algılama kapasitesi olan bir dinleme ünitesi de motorun vibrasyon alanına gizlendi. Ancak operasyonun bu aşaması beklenmedik bir komplikasyonla karşılaştı. Tim çekilirken yatın güvertesinde bir ışık yandı. Gece nöbetçisi uyanmıştı. Timden biri su altına daldı. Diğer ikisi botun arkasına saklandı. Işık iki dakika yandı. Sonra söndü. Nöbetçi muhtemelen tuvalete gitmiş ve geri dönmüştü. Ama o iki dakika, Ankara’daki operasyon odasında nefeslerin tutulduğu iki dakikaydı. Tim güvenli şekilde çekildi. İz sürücü aktifti. Dinleme ünitesi çalışıyordu. Artık Stella Maris nereye giderse gitsin teşkilat bilecekti.
Sonraki dört hafta sabır testiydi. Yat Kemerde bir hafta kaldı. Güvertede partiler verildi. Yerel bir restoranda yemekler yendi. Her şey normal görünüyordu. Sonra Rodos’a geçti. Oradan Girit’e turistik bir rota izliyordu. Ama ağustos başında yatın rotası değişti. Girit’ten güneye Libya kıyılarına doğru ilerlemeye başladı. Dinleme ünitesi, bu noktada kritik bir konuşma yakaladı. Victor Morozov, uydu telefonuyla birini arıyordu. Konuşma Rusçaydı. Burak’ın tercümesi şöyleydi: “Mal hazır Tobruk’ta teslim alacağız. Sonra bilinen rota.” Karşı taraftaki ses sordu. “Türkiye’ye ne zaman?” Morozov cevap verdi. “Eylül başı. Mersin veya İskenderun. Hangisi daha güvenli görünürse.”
Bu konuşma, tüm operasyonun seyrini değiştirdi. Stella Maris sadece bir gözetim hedefi olmaktan çıktı. Artık aktif bir silah kaçakçılığı operasyonunun merkezindeydi ve hedef Türkiye’ydi. Ankara’da acil bir koordinasyon toplantısı yapıldı. Masada üç seçenek vardı. Birincisi, yatığı uluslararası sularda durdurmak. Hukuki açıdan zayıf, diplomatik açıdan riskli. İkincisi, Libya’da teslimatı izlemek ve silah ağının tamamını haritalamak. Stratejik açıdan cazip ama operasyonel açıdan uzun soluklu. Üçüncüsü, yatın Türk karasularına girmesini beklemek ve suçüstü yapmak. Delil açısından en güçlü seçenek. Karar 3. seçenek yönünde verildi ama buna ek olarak Libya bacağını da izlemek için Tunus’taki teşkilat istasyonuyla koordinasyon kuruldu. Tobruk’taki teslimata uzaktan gözetim yapılacaktı.
Ağustos 17’sinde Stella Maris Libya karasularına girdi. İz sürücü, yatın Tobruk’un doğusundaki küçük bir balıkçı köyüne demirlediğini gösterdi. Uydu görüntüleri, gece yarısı küçük bir motorlu botun yata yanaştığını tespit etti. Transfer yaklaşık bir saat sürdü. Ne taşındığı görüntülerden anlaşılmıyordu ama dinleme ünitesi güvertedeki sesleri kaydetti. Ağır nesnelerin taşınma sesleri, metal sürtünmesi ve Arapça birkaç cümle dikkatli olun, bunlar hassas. Yat, transferin ertesi günü Libya’dan ayrıldı. Rotası kuzeybatıya, Türkiye’ye doğruydu ama önce Girit’e uğradı. Burada üç gün bekledi. Bu bekleme, teşkilat analistlerini şaşırttı. Neden acele etmiyorlardı? Cevap beklenmedik bir kaynaktan geldi. Kimse o anda bilmiyordu ki Stella Maris’in Girit’teki bekleyişi, ikinci bir yatla randevuydu.
Girit’in güneyinde uluslararası sularda Sea Wonderer adlı ikinci bir tekne tespit edildi. Bu yat daha küçüktü, 20.000 metre Panama bayraklı. İki yat açık denizde buluştu. Karşılaşma 40 dakika sürdü. Uydu görüntüleri, iki tekne arasında bir transfer yapıldığını gösterdi. Ama bu sefer malzeme Stella Maris’ten Sea Wonderer’a aktarılıyordu. Tersi değil. Bu keşif, operasyonun boyutunu genişletti. Stella Maris sadece taşıyıcı değildi. Bir dağıtım merkeziydi. Libya’dan aldığı silahları farklı teknelere aktararak son hedeflere ulaştırıyordu.
Steve Wonderer kuzeye ilerledi. Teşkilat, Yunan ve İtalyan istihbaratıyla temas kurarak teknenin izlenmesini talep etti. Ama asıl odak Stella Maris’te kaldı. Çünkü dinleme ünitesinin kaydettiği son konuşmaya göre yatın Türkiye’ye taşıdığı kargo hala gemideydi. Transfer edilen malzeme farklıydı. Muhtemelen farklı bir örgüte gidiyordu. Türkiye’ye yönelik sevkiyat ise hala Stella Maris’in ambarındaydı.
Eylülün 3’ünde Stella Maris Türk karasularına girdi. Rotası Mersin limanıydı. Bu kez rutin bir yakıt ikmali olarak değil, teknik arıza gerekçesiyle giriş talep ediyordu. Sahil güvenlik talebi kabul etti. Ama limanda bekleyen karşılama komitesi, gümrük memurlarından ibaret değildi. Selim, liman operasyonunu bizzat yönetiyordu. Yatın yanaşacağı iskeleye 100 metre mesafede, bir konteyner yığının arkasında 10 kişilik bir müdahale timi bekliyordu. Yatın üzerine çıkacak gümrük ekibi ise özel olarak brifing almış dört kişiydi. Görünüşte rutin kontrol yapacaklardı ama aslında her bölmeyi, her dolabı, her gizli alanı tarayacaklardı.
Stella Maris saat 14:45’te iskeleye yanaştı. Victor Morozov güvertede gülümseyerek bekliyordu. Yanında iki mürettebat vardı. Kaptan rahat görünüyordu. Belki de bu güzergahı onlarca kez sorunsuz tamamlamıştı. Belki de kendini dokunulmaz sanıyordu. Gümrük kontrolü güverteyle başladı. Standart prosedür. Pasaportlar incelendi. Gemi jurnali kontrol edildi. Mürettebat rahat cevaplar verdi. İlk 45 dakika hiçbir şüpheli bulgu yoktu. Sonra arama alt güverteye indi. Ana kabin, mutfak, mürettebat koğuşu. Her şey temizdi.
Morozov’un yüzünde küçük bir gülümseme belirdi ama gümrük ekibinin şefi, elindeki tabletteki geminin teknik planına baktı. Şemada ana motorun hemen arkasında normal bir teknede bulunmayan ekstra bir bölme vardı. Boyutları standart yakıt tankı için çok büyüktü. Ekip makine dairesine indi. Motor gürültüsü her yeri kaplıyordu. Şef, duvarları tek tek tıklattı. 3. panelde ses farklıydı. Boştu. Panel söküldüğünde arkasında bir kapak ortaya çıktı. Kapak açıldığında teşkilatın 7 aydır aradığı cevap gözler önüne serildi. Gizli bölmenin içinde askeri standartlarda ambalajlanmış sandıklar diziliydi. İlk sandık açıldığında içinden 4 adet tank savar füzesi çıktı. Rus yapımı Cornet güdümlü mermileri. Her biri bir ana muharebe tankını devre dışı bırakabilecek kapasitedeydi.
İkinci sandıkta 6 adet SA1 omuzdan atılan hava savunma füzesi vardı. Bunlar alçak irtifada uçan helikopterleri ve hatta sivil uçakları düşürebilecek silahlardı. Üçüncü sandık patlayıcı maddelerle doluydu. C4 plastik patlayıcı, infilak kapsülleri ve uzaktan ateşleme devreleri. Toplam kargonun değeri kara borsada 2 milyon doların üzerindeydi. Ama asıl değeri taşıdığı tehdit potansiyelindeydi. Bu silahlarla bir havalimanına saldırı düzenlenebilir, askeri konvoy imha edilebilir, yüzlerce kişi öldürülebilirdi.
Victor Morozov, gizli bölmenin ortaya çıktığı anda kaçmaya çalıştı. Güverteden iskeleye atladı ama 5 metre koştuktan sonra müdahale ekibinin önüne çıktı. Direnmedi. Yüzündeki ifade, şaşkınlık ve kabulün garip bir karışımıydı. 20 yıllık kaçakçılık kariyeri bir Türk limanında son bulmuştu ama operasyon henüz bitmemişti.
Sorgu Mersin’deki güvenli bir tesiste başladı. Morozov’un ilk birkaç saati sessizlikle geçti. Tecrübeli bir kaçakçıydı ve avukat talep etme hakkını biliyordu. Ama teşkilatın sorgu uzmanları da tecrübeliydi. Morozov’un dosyasını ezberlemişlerdi. Ailesi, geçmişi, zayıf noktaları. Kırılma beklenmedik bir yerden geldi. Morozov’un Odessa’daki eski karısı ve 13 yaşındaki kızı vardı. Teşkilat, Ukrayna makamlarıyla işbirliği içinde kızın bir devlet yatılı okuluna yerleştirilmesi prosedürünü başlatmıştı. Bu bir tehdit değildi ama Morozov için yeterliydi.
Kızının bakım evine gönderilmesi ihtimali onu konuşturdu. Anlattıkları Akdeniz’deki silah kaçakçılığı A’nın haritasını çizdi. Stella Maris 12 yıldır faaliyetteydi. Başlangıçta sıradan bir lüks yat olarak hizmet vermişti. Ama 2013 yılında Libya’daki Kaddafi sonrası kaosun yarattığı silah bolluğu, yatın sahibi olan isimsiz bir Lübnanlı iş adamının iştahını kabartmıştı. Libya’daki çatışmalardan arta kalan cephanelikleri satın almış, deniz yoluyla farklı müşterilere ulaştırmıştı.
Müşteri listesi geniş ve karışıktı. Suriyeli muhalefet grupları, Irak’taki Şii milisler, Afrika’daki paralı asker şirketleri hatta Avrupa’daki organize suç örgütleri. Türkiye ise son birkaç yılda eklenen yeni bir güzergahtı. Morozov’un bildiğine göre alıcı doğrudan bir terör örgütü değildi. Aracı bir Türk kaçakçılık çetesiydi. Bu çete, silahları Türkiye içinde farklı gruplara dağıtıyordu. Kısmen PKK’nın Suriye uzantısına, kısmen de kimliği belirsiz bir hücreye. Aracı çetenin lideri, Morozov’un sadece lakapla tanıdığı biriydi. Kasap, gerçek ismi Hüseyin Kara, Adana merkezli bir tefeci ve yasa dışı silah taciriydi.
Teşkilat bu ismi duyduğu anda veri tabanlarını taradı. Hüseyin Kara, 5 yıl önce silah kaçakçılığından tutuklanmış ama delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştı. O zamandan beri radarın altında kalmıştı. Artık değildi. Adana operasyonu, Mersin baskınından 48 saat sonra gerçekleşti. Hüseyin Kara, şehrin kuzeyindeki bir sanayi sitesinde faaliyet gösteren bir hurda metal işletmesini paravan olarak kullanıyordu. Teşkilat, işletmenin etrafında 3 günlük gözetim yaptı. Kara’nın günlük rutinini, kiminle görüştüğünü, hangi araçları kullandığını haritaladı.
Baskın sabah 5:30’da yapıldı. Özel harekat timleri işletmenin dört kapısını aynı anda kontrol altına aldı. Kara ofisinde uyurken yakalandı. Yanında iki koruma vardı ama direniş göstermediler. İşletmenin arka tarafındaki bir depoda Stella Maris’ten daha önce transfer edildiği anlaşılan ek silahlar ele geçirildi. 3 adet Kornet füzesi daha, 12 Kalaşnikov tüfeği ve 20.000 mermi. Ama bütün plan saniyeler içinde tersine dönecekti.
Kara’nın cep telefonundaki veriler çetenin sadece aracı olmadığını ortaya koydu. Telefonda son 3 aydaki tüm yazışmalar kayıtlıydı ve bu yazışmalar doğrudan PKK’nın Suriye’deki bir komutanıyla yapılmıştı. Alıcı aracı değildi. Kara, örgütün Türkiye içindeki lojistik koordinatörlerinden biriydi. Yıllardır faaliyetteydi ve teşkilatın radarına hiç girmemişti. Daha da önemlisi yazışmalar, yaklaşan bir saldırı planından bahsediyordu. Hedef, Türkiye’nin güneyindeki bir askeri tesisti. Tarih belirlenmemişti ama silahların tesliminden iki hafta sonrası için konuşuluyordu. Yani şu anda operasyonun ortasındaydılar.
Saldırı planının detayları Kara’nın sorgusunda netleşti. Omuzdan atılan füzelerle askeri helikopter inişi sırasında vurulacaktı. Plastik patlayıcılar ise tesis çevresindeki kontrol noktalarında kullanılacaktı. Koordineli bir saldırı. Potansiyel kayıp onlara kadar askerdi. Teşkilat bu bilgiyle birlikte Genelkurmayı uyardı. Hedef, tesiste alarm seviyesi yükseltildi ama asıl hedef saldırıyı planlayan hücrenin kendisiydi. Kara’nın telefonundaki konum verileri, Suriye sınırına yakın bir köyü işaret ediyordu. Kilis’in doğusunda, sınıra 3 kilometre mesafede terk edilmiş görünen bir çiftlik. Uydu görüntüleri incelendiğinde çiftliğin son iki haftada hareketlendiği görüldü. Araç trafiği artmıştı. Gece görüntülerinde ısı imzaları en az 6 kişinin varlığını gösteriyordu.
Operasyon Eylül’ün 12’sinde gece yarısı gerçekleşti. Özel kuvvetlerden bir tim sınır bölgesine helikopterle intikal etti. Yaklaşım sessizlik içinde yapıldı. Çiftliğin çevresindeki gözetleme noktaları tespit edildi ve eş zamanlı olarak etkisiz hale getirildi. Ana baskın saat 3:17’de başladı. Çiftlikte 7 kişi vardı. Altısı silahlıydı. Çatışma kısa ve şiddetli oldu. Dört militan öldürüldü. İkisi yaralı ele geçirildi. 7 kişi grubun bombacısıydı. Patlayıcı yelek giymişti ve kendini patlatmaya çalıştı. Ama yelek, teşkilatın Adana’da ele geçirdiği partiden farklı bir üretimdi ve ateşleme devresi arızalıydı. Militan etkisiz hale getirildi ve sağ yakalandı. Ele geçirilen materyaller, saldırı planının tüm detaylarını doğruladı. Hedef tesisin uydu görüntüleri, helikopter iniş saatleri, kontrol noktalarının krokisi, her şey hazırdı. Eğer Stella Maris Mersin’e yanaşmamış olsaydı, eğer o gümrük memuru gizli bölmeyi bulamamış olsaydı, eğer Morozov konuşmamış olsaydı, bu plan muhtemelen uygulanacaktı.
Akdeniz’deki lüks bir yatla başlayan iz, Türkiye içindeki bir terör hücresine uzanmıştı. 7 aylık sabırlı izleme, bir gecede onlarca hayat kurtarmıştı. Operasyonun ardından Stella Maris, Türk makamlarınca el konuldu. Yat, bir süre delil olarak tutuldu. Sonra açık artırmayla satıldı. Geliri terörle mücadele fonuna aktarıldı. Victor Morozov, 12 yıl hapis cezası aldı. Hüseyin Kara ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Çiftlikteki sağ yakalanan militanlardan biri üst düzey bilgilere sahipti ve sorgusu aylarca sürdü. Verdiği bilgiler, Suriye’deki örgüt yapılanmasına yönelik ek operasyonlara zemin hazırladı.
Elif, bu operasyondaki katkılarından dolayı terfi aldı. Artık Akdeniz masasının şefi yardımcısıydı. Selim ise yeni bir göreve atandı. Nereye gittiği dosyalarda yazmıyordu. Akdeniz, her gün binlerce geminin geçtiği bir denizdi. Ticaret gemileri, tankerler, balıkçı tekneleri, lüks yatlar. Çoğu masum, çoğu sıradan. Ama bazıları değil. Bazıları beyaz boyalarının altında karanlık yükler taşıyor ve Ankara’daki bir analiz masasında genç bir analist ekranına bakıyor. Bir sonraki Stella Maris’i arıyor. Bir sonraki gizli bölmeyi, bir sonraki tehlikeli kargoyu, bir sonraki 7 aylık izi. Çünkü istihbarat dünyasında zafer gürültüyle gelmez. Zafer sessizce gelir. Bir fısıltıyla, bir anormallikle, bir dikkatli gözle ve bazen Akdeniz’in ortasında ilerleyen beyaz bir yatla. Devlet aklı sabırlıdır. Devlet aklı unutmaz.