Türk Subayı – Herkes Alay Etti – Onlara Hayatlarının Dersini Verdi

Türk Subayı – Herkes Alay Etti – Onlara Hayatlarının Dersini Verdi

.
.

SARI DERE’NİN KARA SIRRI: KÖPEK KULÜBESİNDEKİ SÜRGÜN

Bölüm 1: Karın Getirdiği Sessizlik

Sarıdere köyü, dağların arasına sıkışmış, kışın dünyayla bağı neredeyse kopan tekinsiz ama huzurlu görünen bir yerdi. Sekiz yıl önce, gökyüzünden dökülen ilk kar taneleri köylüler için neşeydi; çocuklar için ise bitmek bilmeyen bir oyunun başlangıcı. Meral, o sabahın kokusunu hiç unutmamıştı. Tandırda yeni pişen ekmeğin isli kokusu, camdaki buğu ve dışarıdaki bembeyaz sonsuzluk.

Oğulları Taylan henüz beş yaşındaydı. Dünyayı yeni keşfeden, her şeyi merak eden, kırmızı beresiyle karların içinde küçük bir ateş parçası gibi parlayan o çocuk. “Anne, sadece birazcık!” demişti. Meral, o masum bakışlara dayanamamış, babası Salih’in de onayıyla onu bahçeye salmıştı. Taylan’ın bahçeden gelen kahkahaları evin içine kadar sızıyor, Salih ve Meral’in içini ısıtıyordu. Ancak bir an geldi ki, o kahkaha bıçakla kesilir gibi dindi.

Salih, pencereden dışarı baktığında gördüğü tek şey, rüzgarın savurduğu kar taneleriydi. Bahçe kapısı hafifçe aralıktı. Taylan yoktu. Önce şaka sandılar. “Taylan! Saklandın mı aslanım?” diye seslendi Salih. Ama cevap gelmedi. On dakika, yirmi dakika, bir saat… Köy ayağa kalktı. Jandarma, termal dronlar, iz takip köpekleri… Sarıdere’nin altı üstüne getirildi. Ama Taylan, sanki toprağın altına girmiş ya da gökyüzüne uçmuştu. Ne bir ayak izi ne de kırmızı beresinden bir parça yün. O gün Sarıdere’ye yağan sadece kar değil, Meral ve Salih’in üzerine çöken sekiz yıllık bir karabasandı.

Bölüm 2: Sekiz Yıllık Sızı

Yıllar geçti. Jandarma dosyayı “faili meçhul” ve “kayıp” olarak rafa kaldırdı. Köylüler zamanla fısıldaşmayı bıraktı. Ama Meral için zaman Taylan’ın kaybolduğu o beş dakikada durmuştu. Taylan’ın odası hiç değişmedi; oyuncak kamyonu yatağının baş ucunda, kokusu yastığında kaldı. Salih ise sustu. Dili konuşmaz oldu ama gözleri her daim bahçedeki o aralık kapıdaydı.

Ve tam sekiz yıl sonra, yine böyle karlı bir sabah, Salih mutfak masasında eski jandarma raporlarını karıştırırken dışarıdan bir ses duydu. Bu, komşuları Tarık’ın köpeğinin havlamasıydı. Ama bu havlama sıradan bir “yabancı geliyor” uyarısı değildi. Acı dolu, korku dolu, bir şeyi ihbar etmek ister gibi tiz bir sesti.

Tarık, mahallenin en yalnız adamıydı. On yıl önce karısını ve oğlunu bir hırsızlık olayında kaybetmiş, o günden sonra ruhunu dünyaya kapatmıştı. Kimseyle konuşmaz, bayramlarda bile kapısını açmazdı. Bahçesindeki eski köpek kulübesi yıllardır boştu. Ama son birkaç aydır oraya devasa bir Alman kurdu bağlamıştı. Köpek sürekli kulübeye bakarak hırlıyor, zincirini koparmak istercesine çırpınıyordu.

Salih’in içindeki o sönmeyen ateş, o sabah yeniden harladı. Ceketini alıp dışarı çıktı. Meral arkasından “Nereye?” diye seslendi ama Salih çoktan Tarık’ın bahçesine doğru adımlamaya başlamıştı. Karın altında ezilen buzların sesi, Salih’in kalp atışlarına karışıyordu.

Bölüm 3: Kulübenin Altındaki Gölge

Tarık’ın bahçesine girdiğinde, Alman kurdu Salih’i görünce geri çekildi. Köpek titriyordu. Gözleri kulübenin altındaki karanlık bir boşluğa kilitlenmişti. Salih yaklaştı. Kulübe eskiydi, tahtaları çürümüştü ama zemininde bir gariplik vardı. Toprak olması gereken yerde, tahtaların arasından metalik bir parıltı sızıyordu.

“Tarık!” diye bağırdı Salih. Sesinde yılların birikmiş öfkesi ve şüphesi vardı.

Tarık, evin arkasından belirdi. Üstü başı toz içindeydi, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bakıyordu. “Ne işin var bahçemde Salih? Git buradan!” diye gürledi. Ama Salih geri adım atmadı. “Bu köpek neden böyle havlıyor Tarık? Bu kulübenin altında ne var?”

Tarık bir an duraksadı. Yüzündeki ifade, yakalanmış bir suçlunun dehşetiyle, her şeyini kaybetmiş bir adamın boşluğu arasındaydı. “Eski bir depo,” dedi kekeleyerek. “Fareler giriyor, köpek onlara havlıyor. Hadi evine dön.”

Salih o gece eve döndü ama ruhu o kulübede kalmıştı. Meral’e bir şey söylemedi ama o gece ikisi de uyuyamadı. Salih, pencerenin önünde sabahladı. Saat üçe doğru, Tarık’ın evinden bir karaltı çıktı. Elinde bir fener ve bir torba vardı. Kulübeye yaklaştı, zemindeki tahtayı kaldırdı ve aşağı indi.

Salih’in beyninde şimşekler çaktı. “Aşağı indi…” diye fısıldadı. Bir kulübenin altına nasıl inilirdi?

Bölüm 4: Labirente İniş

Ertesi gün Salih, Tarık’ın evden çıkmasını bekledi. Tarık kasabaya gitmek için arabasına bindiğinde, Salih bir elinde fener, diğer elinde bir levye ile çiti aştı. Köpek bu kez havlamadı; sanki Salih’in bu gizemi çözmesini bekliyor gibiydi.

Salih kulübenin içine girdi. Tahtaları kenara ittiğinde, toprağa gömülü paslı ama sağlam bir metal halka gördü. Bu bir sığınak kapağıydı. Halka buz gibiydi. Salih tüm gücüyle asıldı. Kapak gıcırdayarak açıldı. Aşağıya doğru inen dik, dar ve karanlık merdivenler belirdi.

İçeriden gelen koku… Rutubet, bayat ekmek ve yıllanmış bir sessizlik. Salih fenerini yaktı ve aşağı inmeye başladı. Her adımda kalbi boğazında atıyordu. Merdivenlerin sonunda küçük bir oda vardı. Duvarlar gazete kupürleriyle kaplıydı. Hepsi sekiz yıl önceki “Kayıp Taylan” haberleriydi. Salih’in dizleri titredi. Odada küçük bir yatak, üzerinde ise sekiz yıl önce Taylan’ın giydiği o büyük gelen mont duruyordu.

“Taylan…” diye fısıldadı Salih. Sesi duvarlarda yankılandı.

Tam o sırada karanlık bir köşeden bir tıkırtı geldi. Feneri o yöne çevirdiğinde, bir çocuğun —hayır, artık bir gencin— büzülmüş siluetini gördü. Saçları uzamış, yüzü solmuş ama gözleri… O kehribar gözler aynıydı.

“Baba?” dedi çocuk. Sesi paslanmış bir kapı menteşesi gibi gıcırtılı ve yabancıydı.

Salih hıçkırarak yere yığıldı. “Oğlum… Taylan’ım…”

Bölüm 5: Çarpıtılmış Bir Gerçeklik

Ancak Taylan yerinden kımıldamadı. Korkuyla duvara sindi. “Sen kimsin? Tarık babam dedi ki dışarıda canavarlar var. Savaş çıktı dediler. Annemle babam beni bıraktı dedi.”

Salih duyduklarına inanamıyordu. Tarık, oğlunu sadece kaçırmamış, onun zihnini de bir zindan haline getirmişti. Ona dünyanın yok olduğunu, ailesinin onu terk ettiğini söyleyerek onu bu yer altı sığınağında sekiz yıl boyunca bir köle gibi değil, çarpık bir sevgiyle “korumuştu”.

“Hayır Taylan! Ben senin gerçek babanım. Bak, hatırla…” Salih cebinden o her zaman taşıdığı, arka tekeri yamuk mavi damperli kamyonu çıkardı. “Bunu hatırla oğlum. Üç yaşındayken almıştım. ‘Taymam’ derdin ismine, hatırlıyor musun?”

Taylan, titreyen elleriyle kamyona uzandı. Oyuncağa dokunduğu an, zihnindeki o karanlık perde aralanmaya başladı. “Taymam…” diye mırıldandı. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Tam o sırada yukarıdaki kapak büyük bir gürültüyle kapandı. Kilit sesi sığınağın içinde yankılandı.

Tarık yukarıdaydı. “Onu benden alamazsın Salih!” diye bağırdı yukarıdan. Sesi tamamen deliliğin elindeydi. “O benim oğlumun yerine geldi. Onu ben kurtardım! Siz onu hak etmediniz!”

Bölüm 6: Ateş ve İhanet

Yukarıdan bir sıvı sızmaya başladı. Keskin bir koku odayı doldurdu. Benzin. Tarık, sırrını ve “ailesini” yok etmeye karar vermişti. Bir kibrit çakıldı. Sığınağın tavanı bir anda alevler içinde kaldı.

Salih panikle yukarı fırladı ama kapak kilitliydi. “Tarık yapma! Çocuk içeride!” diye bağırdı. Ama Tarık’tan cevap gelmedi, sadece alevlerin hışırtısı duyuluyordu. Duman aşağı inmeye, Taylan’ın ciğerlerini yakmaya başlamıştı.

Salih geri döndü, Taylan’ı kucakladı. “Korkma oğlum, baban burada.” Sığınağın köşesinde havalandırma borusunu fark etti. Dar ama bir çocuğun geçebileceği kadardı. “Taylan, buradan tırmanmalısın. Dışarı çık ve Meral annene koş. Ben arkandan geleceğim.”

“Hayır baba, seni bırakmam!”

“Git Taylan! Bu senin özgürlüğün için son şans!”

Salih, oğlunu o dar boruya itti. Taylan tırmanırken, sığınağın tavanı çökmeye başladı. Salih, elleriyle yanan tahtaları tutuyor, oğluna zaman kazandırmaya çalışıyordu. Taylan dışarı çıktığında, Salih artık dumanın içinde kaybolmuştu.

Bölüm 7: Küllerinden Doğan Umut

Taylan karların üzerine düştüğünde, temiz havayı ciğerlerine çekti. Bahçe alevler içindeydi. Tarık, kulübenin önünde diz çökmüş, ağlayarak alevleri izliyordu. Taylan onu geçti, kendi evine, Meral’in ışığının yandığı o pencereye koştu.

Meral, kapıyı açtığında karşısında sekiz yıl önceki oğlunun yüz hatlarını taşıyan o genci gördü. “Taylan?” dedi fısıltıyla. Taylan sadece “Anne…” diyebildi.

O sırada köylüler ve itfaiye yardıma koştu. Sığınak tamamen çökmüştü. Herkes Salih için umudunu kesmişken, itfaiye ekipleri yanan enkazın altından ağır yaralı bir beden çıkardı. Salih yaşıyordu. Elinde hala o küçük mavi kamyonu sıkı sıkı tutuyordu.

Bölüm 8: Adalet ve Hatıra

Tarık, müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemede tek bir söz söyledi: “Ben sadece yalnız kalmak istememiştim.” Ama bu bencilliği bir ailenin sekiz yılını çalmıştı.

Taylan, dış dünyaya alışmakta çok zorlandı. Kalabalıklar, ışıklar ve gökyüzü ona uzun süre yabancı geldi. Ama Meral ve Salih’in sabrı, her şeyin ilacı oldu. Salih’in sırtındaki yanık izleri, oğluna kavuşmasının bedeli olarak kaldı ve o, bu izlerle gurur duydu.

Sarıdere’de kar yine yağıyor. Ama artık tekinsiz bir sessizlik yok. Salih ve Taylan bahçede beraber yürüyorlar. Eski köpek kulübesinin olduğu yer şimdi çiçeklerle dolu bir bahçe. Taylan artık on üç yaşında, boyu babasını geçmiş. Ama hala bazen, uyumadan önce babasının yanına gelip “Taymam burada mı?” diye soruyor. Salih de cebinden o mavi kamyonu çıkarıp oğlunun eline tutuşturuyor.

Sekiz yıl süren o karanlık kış, nihayet Sarıdere’den çekilmişti.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News