TÜRK TEĞMEN NAMLUYA KAFA ATTI! Paralı Asker Korkudan Silahını Bıraktı
.
.
Dağların Gölgesinde: Teğmen Arda’nın Hikayesi
Kış, Doğu Anadolu’nun dağlarında sert ve acımasızdır. Kar, geceyle birlikte vadilere inerken, sınır hattındaki küçük bir üs bölgesinde hayat, sessiz ama tetikte akıyordu. Teğmen Arda, o gece nöbetçi subaydı. Henüz 26 yaşındaydı, ama gözlerindeki kararlılık, yılların tecrübesini aratmayacak kadar derindi. Üniformasının yakasında ay yıldızlı arma parlıyordu; bu arma onun için bir süs değil, bir sorumluluktu.
Üs bölgesi, son zamanlarda artan terör tehdidi nedeniyle alarma geçmişti. Arda, telsizden gelen raporları dikkatle dinliyor, haritayı gözden geçiriyor, askerlerinin morallerini yüksek tutmaya çalışıyordu. Herkesin gözünde bir endişe vardı, ama Arda’nın sesi daima sakin ve güven vericiydi. Çünkü biliyordu: Bir komutanın en büyük silahı, askerlerine aşıladığı güvendir.
Saat gece yarısını gösterdiğinde, karanlığın içinden bir hareketlilik hissedildi. Termal kameralar, üsse yaklaşan bir grup tespit etti. Arda hemen harekete geçti. Askerlerini mevzilerine yönlendirdi, telsizle üst komutaya bilgi verdi. Yaklaşanların kim olduğu belli değildi; ama Arda, her ihtimale karşı hazırlıklıydı.
Dakikalar geçtikçe gerginlik arttı. Yaklaşan grup, uluslararası bir paralı asker birliğiydi. Bölgedeki karışıklıkta, para için savaşan bu adamlar, korkusuz ve acımasızdılar. Ellerinde son teknoloji silahlar, üzerlerinde zırhlı kıyafetler vardı. Arda, adamlarının gözlerinde korkuyu gördü. Ama o, korkunun üzerine yürümeyi seçti.

Paralı askerler, üsse yaklaştıklarında megafonla tehditler savurdular. “Teslim olun, yoksa saldırırız!” diye bağırdılar. Arda, elindeki mikrofonu aldı ve kararlı bir sesle cevap verdi: “Burası Türk toprağıdır. Buradan bir adım bile geri atmayacağız. Vatan için gerekirse burada canımızı veririz!”
Bu sözler, üs bölgesindeki askerlere moral oldu. Herkes mevzilerinde, tetikte beklemeye başladı. Paralı askerler, bir süre sonra ateş açtı. Gece, silah sesleriyle yankılandı. Arda, askerlerini sakin ve disiplinli bir şekilde yönlendirdi. Herkes, eğitimlerde öğrendiği gibi hareket ediyordu.
Çatışma saatlerce sürdü. Arda, bir an bile mevzisini terk etmedi. Yanındaki askerlerden biri yaralandı. Arda, kendi hayatını riske atarak onu güvenli bir yere taşıdı. “Korkma, seni bırakmam!” dedi. Yaralı asker, komutanının gözlerindeki kararlılığı görünce, acısını unuttu.
Sabaha karşı, paralı askerler geri çekilmeye başladı. Ama içlerinden biri, liderleri olan “Kasap” lakaplı adam, üs bölgesinin kapısında Arda’yı bekliyordu. Elinde ağır bir makineli tüfek, gözlerinde öfke vardı. Arda, ona doğru yürüdü. Silahını yere bıraktı, ellerini arkasında birleştirdi. Korkusuzca, Kasap’ın karşısına dikildi.
Kasap, silahının namlusunu Arda’nın göğsüne dayadı. “Bir adım daha atarsan seni burada öldürürüm!” dedi. Arda, gözlerini onun gözlerine dikti. Yüzünde küçümseyici bir tebessüm vardı. “Sen para için öldürürsün, ben vatan için ölürüm. Sence hangimiz daha cesur?” dedi.
Vadide bir sessizlik oldu. Kasap, Arda’nın gözlerindeki kararlılığı görünce, parmağı tetiğe gitmedi. Ellerinde titreme başladı. Arda, bir adım daha attı, göğsünü namluya yasladı. “Çek tetiği! Ama bil ki, benim kanım bu toprağa düştüğü an, buradan sağ çıkamazsınız!” dedi.
Kasap, silahını indirdi. Geriye doğru sendeledi. Arkasındaki paralı askerler şaşkınlıkla izliyordu. Arda, arkasına dönüp üs bölgesine yürüdü. Paralı askerler, liderlerinin emriyle geri çekildi. O gün, bir kurşun bile atmadan psikolojik savaş kazanılmıştı.
Arda, üsse döndüğünde askerleri onu sessizce karşıladı. Herkes gözlerinde hayranlık ve minnet vardı. Genç bir asker, titreyen bir sesle sordu: “Komutanım, hiç mi korkmadınız?” Arda, ona gülümsedi. “Korku insana mahsustur. Korkmamak deliliktir. Ama vatan için korkusuzca ölmeyi göze alanın önünde hiçbir güç duramaz!” dedi.
O gün, üs bölgesinde bir efsane doğdu. Arda’nın cesareti, askerlerine ilham oldu. Herkes, vatan sevgisinin ne demek olduğunu bir kez daha anladı. Paralı askerler, bir daha o bölgeye yaklaşmadı. Çünkü biliyorlardı: O dağlarda, o vadilerde Türk askeri olduğu sürece, hiçbir güç onları yıldıramazdı.
Aylar geçti. Arda, görevini başarıyla sürdürdü. Her gün askerlerine moral verdi, eğitimlerde en önde yer aldı. Onun cesareti, üs bölgesinde anlatılan bir hikaye oldu. Genç askerler, onun gibi olmak için çalıştı. Çünkü biliyorlardı: Asıl güç, tankta, topta, teknolojide değil; üniformanın içindeki yürektedir.
Bir gün, üst komutandan bir mesaj geldi. Arda, üstün cesareti ve liderliği nedeniyle ödüllendirilecekti. Tören günü, üs bölgesinde herkes toplandı. Arda, kürsüye çıktığında, gözlerinde yine o kararlılık vardı. “Bu ödül, sadece bana değil, burada vatan için nöbet tutan tüm Mehmetçiklere aittir. Bizim gücümüz, vatan sevgisinden gelir. Bizim kefenimiz cebimizde gezer. Ölümden korkmayanı ölümle korkutamazsınız!” dedi.
Tören sonrası, Arda üs bölgesinin etrafında bir tur attı. Dağlara baktı, vadilere baktı. Her yerde, Türk bayrağının dalgalandığını gördü. İçinde bir huzur vardı. Çünkü biliyordu: O bayrak, onun ve askerlerinin cesaretiyle dalgalanıyordu.
Yıllar sonra, Arda’nın hikayesi kitaplara, filmlere konu oldu. Gençler, onun cesaretini örnek aldı. Bir gün, bir asker, Arda’ya mektup yazdı: “Komutanım, sizin hikayenizi duyduğumda, vatan için her şeyi göze alabileceğimi anladım. Siz bize korkunun üstüne yürümeyi öğrettiniz.”
Arda, mektubu okuduğunda gözleri doldu. Çünkü biliyordu: Asıl zafer, bir askerin yüreğine vatan sevgisini aşılamaktır.
Ve o dağlarda, o vadilerde, Türk askeri var oldukça, hiçbir güç vatanı bölemeyecek, hiçbir korku onları yıldıramayacaktı.
Son