Üniformalı Zorbadan Tokat Yiyen Kadın, Bir Telefonla Onları Pişman Etti!
.
.
Üniformalı Zorbadan Tokat Yiyen Kadın, Bir Telefonla Onları Pişman Etti!
Bölüm 1: Hatice Teyzenin Hikayesi
İstanbul’un eski semtlerinden birinde, sabahın erken saatlerinde pazar yerinde herkes kendi işine koyulmuştu. Hava, denizin iyotlu kokusunu taşıyan tatlı bir esintiyle dolmuştu. Pazarın başında, yıllardır değişmeyen bir simitçi vardı; Hatice teyze, simitleriyle ve demli çayıyla mahallelilere hizmet ediyordu.
Hatice teyze, yıllardır aynı köşede, aynı güler yüzüyle mahalleye hizmet veriyordu. Yüzündeki her bir çizgi, hayatın ona yüklediği zorlukların değil, oğlu Kenan için kurduğu hayallerin ve döktüğü alın terinin nişanlarıydı. Hatice teyze, oğlu Kenan’ın komando olduğunu her fırsatta anlatır ve “Benim aslan oğlum, vatanın doğusunda bayrağımız için nöbet tutuyor” derdi. Kenan ise annesinin bu çileli hayat mücadelesinden tamamen habersizdi. Hatice teyze, oğlunun aklının kalmaması için gerçeği ona anlatmamayı tercih ediyordu.
Pazar sabahları, simitleriyle birlikte çayını satarken, Hatice teyzenin yüzünde her zaman bir müşfik tebessüm vardı. Ancak bir sabah, bir şeyler değişti. Lüks bir polis arabası pazar yerinin hemen yanına park etti. Arabadan inen komiser yardımcısı Barlas, etrafına bakınarak pazar yerinde yürümeye başladı. Üzerindeki üniforma düzgün, omuzlarındaki rütbeler parlaktı ama gözlerinde bir kibir vardı. Hatice teyze, üniformanın değil, içindeki küstahlığın farkındaydı. Gözlerinde bir korku yoktu, yalnızca hayal kırıklığı ve incinmiş bir gurur vardı.

Barlas, simit tezgahına yaklaşıp en güzel simitlerden birini alarak büyük bir lokma aldı. “Fena değilmiş” dedi. Hatice teyze, zoraki bir gülümsemeyle, “Afiyet olsun beyefendi” dedi. Barlas, simitlerin parasını ödemeden arabasına doğru yürüdü. Hatice teyze, cesaretini toplayarak seslendi: “Beyefendi, simitlerin ücretini almamıştım.” Barlas, dönüp ona doğru yaklaştı. “Ne dedin sen? Sen benden para mı istiyorsun?” diye bağırdı.
Hatice teyze, sesinin titrememesi için elinden geleni yaparak, “Simitlerin parasını rica edecektim. Alın terimdir benim,” dedi. Bu sözler Barlas’ı öfkelendirdi. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye bağırdı. Hatice teyze, sakin ama kararlı bir şekilde, “Sizin kim olduğunuzu bilmeme gerek yok. Ben sadece hakkım olanı istiyorum,” dedi.
Barlas, öfkesini kontrol edemeyerek Hatice teyzenin yanağına bir tokat attı. Tokat, pazar yerindeki gürültüyü bastırarak yankılandı. Hatice teyze, başı yana savrularak, gözleri dolsa da tek bir damla gözyaşı dökmeden tezgahına döndü. Simit arabasına tekme attı, simitler yere saçıldı, çaydanlık devrildi. Hatice teyze, yerden simitleri toplarken, yüzündeki o acı, gözlerindeki birikmiş nefreti gizlemeye çalışıyordu.
O sırada, bir genç olan Mert, bu olayları telefona kaydetmişti. Mert, Hatice teyzenin simitlerini yıllardır tanıyordu. Hatice teyzenin o sakin, güler yüzlü görünümünün altında ne kadar gururlu ve güçlü bir kadın olduğunu bilirdi. Bu video, Kenan’a ulaşmalıydı. Ertesi sabah, Kenan dağlarda nöbet tutuyordu, ancak telefonundaki videoyu gördüğünde dünyası başına yıkıldı. Annesinin vurulması, onun içindeki öfkeyi tetikledi.
Bölüm 2: Adaletin Sesi
Kenan, ertesi sabah bir komando olarak, Hakkari’de dağlarda nöbet tutarken, telefonu çaldı. Mert’in gönderdiği videoyu izlediğinde, bütün vücudu titremeye başladı. Annesine tokat atan o zorbanın, komiser yardımcısı Barlas’ın kim olduğunu anlamıştı. Gözleri kan çanağına döndü, nefesi kesildi. Derhal komutanından izin aldı ve yola çıktı.
İstanbul’a döner dönmez, Hatice teyzesine koştu. Annesinin yaşadığı acıyı ve onurlu duruşunu görmek ona, sadece bir komando değil, aynı zamanda annesinin gücüne saygı duyan bir evlat olarak, intikam yemini ettirdi. Kenan, Barlas’a ve Amir Rıza’ya hesap sormak için harekete geçti.
Kenan, akşam saatlerinde arkadaşlarıyla birlikte, pazar yerindeki olayları ve ardından olanları gözler önüne serecek şekilde plan yaptı. Videoyu kamuoyuna duyurmak için harekete geçtiler ve kaymakam Zeynep Hanım’ı da bu sürece dahil etmeye karar verdiler.
Zeynep Hanım, kısa süre içinde olay yerine geldi ve Kenan’ın şikayetini dinleyerek, adaletin yerini bulması için gereken tüm adımları attı. Barlas ve Amir Rıza, bu olayların ardından görevden alındılar ve hakkındaki soruşturma başlatıldı. Herkesin içinde bir adalet duygusu yeşermeye başladı.
Kenan, sadece annesinin intikamını almakla kalmadı, aynı zamanda mahalledeki diğer insanların da adalet arayışında onlara yol gösterdi. Videonun viral olması, pazar yerindeki zorbalıkların artık son bulacağı anlamına geliyordu.
Kenan’ın mücadelesi, halkı, devletin adaletine güvenmeye teşvik etti. Birçok insan, Kenan’ın cesaretini alkışladı ve o, eski semtteki adalet savaşçısı olarak anılmaya başlandı. Hatice teyze ise oğlunun bu mücadelesiyle, sadece bir anne olarak değil, aynı zamanda bir kadının gücünü simgeleyen bir figür olarak kabul edildi.
Sonuç: Adaletin Yolunda
Kenan’ın mücadelesi ve cesareti, sadece kendi ailesi için değil, aynı zamanda tüm toplum için bir örnek teşkil etti. Toplumdaki zorbalık, bir kişinin cesaretiyle yerle bir olmuştu. Ve Kenan, adaletin peşinden gitmenin, bazen kanunları zorlamakla da olsa doğru olduğunu kanıtlamıştı.
Bu hikaye, cesaretin ve adaletin, her durumda öne çıkması gerektiğini vurgulayan bir mesajla sona erdi.
.
.
Bản chép lời
0:00
Hafif bir yağmur sesi ve yoldan geçen araba sesleri ile başlar.
0:05
Defol git başımdan. Ne dediğimi duymadın mı?
0:10
O arabayı şu an burada bağlarım. Sen de sabahı beklersin. Komiser yardımcısı Kenan’ın sesi
0:17
Marmara’nın küçük bir sahil kasabasını ana yola bağlayan devlet yolunun üzerine yan çiseleyen yağmurun monoton sesini
0:24
bir bıçak gibi kesti. Akşam karanlığı çökmüş. Sokak lambalarının cılız sarı ışığı, ıslak
0:31
asfaltta titrek yansımalar oluşturuyordu. Henüz 30’una yeni basmış olan Kenan
0:37
yolun ortasında dimdik duruyordu. Üzerindeki üniforma jilet gibiydi.
0:42
Botları parlıyordu ve omuzlarındaki apoletler bu kasabaya atanmasının üzerinden bir yıl bile geçmediğini
0:48
haykırıyordu. Ancak bu kısa sürede kendini hak ettiğine inandığı bir tür dokunulmazlık
0:55
zırhı örmüştü. Kenan’ın zihninde bu yol, bu kontrol noktası, bu gece nöbeti hepsi onun
1:01
mutlak hakimiyeti altındaydı. O gücün tadını çıkarmayı sevenlerdendi.
1:08
Aslında yeteneksiz bir polis değildi. Sicili temiz, eğitimi iyiydi.
1:14
Fakat meslektaşlarını ve amirlerini bile ondan uzaklaştıran şey kibriydi.
1:20
Elindeki yetkinin ona daha yüksek sesle konuşma, daha sert olma ve bazen hukukun
1:25
çizdiği sınırların ötesine geçme hakkı verdiğine yürekten inanıyordu. Kenan’ın dur ihtarına uyan gri renkli,
1:33
eski model bir kamyonet yavaşça kenara yanaştı. Araç eskiydi ama titizlikte bakıldığı
1:39
her halinden belliydi. Direksiyonun başındaki adam 50’li yaşlarının başında esmer, sakin
1:46
görünümlü biriydi. Üzerinde ütüsü zama temiz, koyu renk bir gömlek vardı.
1:53
Yan koltuk boştu. Aracın kasası ise düzgünce bağlanmış bir brandayla örtülüydü.
2:00
Hean elindeki feneri adamın yüzüne doğru tutarak yaklaştı ve şoför camına sertçe vurdu.
2:06
Adam camı sakince indirdi. Yüzünde ne bir korku ne de bir endişe vardı.
2:13
Sadece yorgun bir merakla, “Hayırdır memur bey? Bir sorun mu var?” diye sordu.
2:21
Kenan adamın bu sakinliğinden anında rahatsız oldu. Gözleri hızlı arabanın içini taradı.
2:27
torpido gözü, koltuk altları, sonra arkadaki brandalı kasa ortada bariz bir ihlal görünmüyordu.
2:34
Ama Kenan için bu bir engel değildi. O bir sebep bulmak zorunda
2:40
hissetmiyordu. Çünkü o sebebin kendisi olduğuna inanıyordu. Ehliyet, ruhsat
2:47
ve şu arkadaki brandayı aç. Sesi emir verir gibi ve duygusuzdu.
2:53
Adam sessizce başını salladı. torpidodan çıkardığı evrakları uzattı.
2:59
Hepsi eksiksiz ve geçerliydi. Kenan evrakları incelerken yağmur
3:04
damlaları daha da sıklaşmaya başlamıştı. Arkada bekleyen birkaç araç
3:10
sabırsızlanmaya başlıyordu. “Ne taşıyorsun arkada?” diye sordu Kenan
3:15
gözlerini evraklardan ayırmadan. Birkaç koli beyaz eşya parçası.
3:22
Hepsinin irsaliyesi mevcut. Adamın sesi hala aynı sakin tondaydı.
3:29
Bu tepkisizlik Kenan’ın içindeki öfkeyi körüklüyordu. Evrakları adama geri uzattı ama
3:36
gitmesine izin vermedi. Arabanın arkasına doğru yürüdü ve brandayı açmasını işaret etti.
3:44
Adam itiraz etmeden indi ve brandanın iplerini çözmeye başladı.
3:49
İçeride üzerinde etiketleri olan düzgünce paketlenmiş koliler vardı.
3:55
Anormal hiçbir şey yoktu. Bir anlık sessizlik oldu.
4:01
Kenan tatmin olmamıştı. Belki de sürücünün o sinir bozucu derecede sakin bakışları belki de
4:08
kendisine yalvaran ya da en azından çekinen bir tavır sergilememesiydi onu rahatsız eden.
4:14
Bu sükinet sanki görünmez bir meydan okumaydı. Kenan adama doğru bir adım daha
4:20
yaklaştı. Sen nerede olduğunu sanıyorsun?” diye sordu aniden.
4:27
Adam gözlerini Kenan’ın gözlerine dikti ve yavaşça cevap verdi. “Devlet yolundayım.
4:33
Kanunlara uyuyorum.” Bu cevap Kenan’ın kaşlarını çatmasına yetti.
4:39
Sesini bir perde yükseltti. “Bana bak. Burada kanun benim.
4:47
Ben ne sorarsam ona göre cevap vereceksin. Öyle felsefe yapmayacaksın.
4:54
Adam geri adım atmadı ama karşılık da vermedi. Sadece tek bir cümle kurdu. Ben sorunuza
5:01
doğru cevap verdiğimi düşünüyorum amirim. Hava ağırlaşmıştı.
5:07
Yağmurun sesi arkadaki araçların rolantide çalışan motorlarının homurtusuna karışıyordu.
5:14
Yoldan geçen birkaç kişi durup ne olduğuna bakmaya başlamıştı.
5:19
Kenan egosunun zedelendiğini hissetti. An her kontrolün bir sınırı olduğunu ve
5:25
her yetkinin bir sorumlulukla geldiğini unuttu. Bir adım daha attı. Gözleri kısıldı.
5:31
Sesi yağmurun arasında yankılandı. Burada kral benim. Cümle çok yüksek seste söylenmemişti ama
5:39
adamın duyması için yeterliydi. Etraftaki birkaç kişinin de duyduğu
5:44
kesindi. Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
5:49
Gözlerindeki ifade değişmemişti ama o ifadede yeni bir şey belirmişti.
5:55
Bu korku değildi. Öfke de değildi. Gücün ne kadar ileri gidebileceğini
6:01
bilen tecrübeli birinin derin bir uyanıklığıydı. Adam yavaşça arabanın camını yarıya
6:07
kadar kaldırdı ve tane tane konuştu. Komiserim, siz lütfen görevinizi yapın.
6:13
Ben her türlü işbirliğine hazırım. Bu sözler bir meydan okuma değildi ama
6:19
Kenan’ın kibrini ve haddini aşan tavrını ona bir ayna gibi geri yansıtıyordu.
6:25
O yağmurlu akşamda kimse komiser yardımcısı Kenan’ın hayatını değiştirecek olaylar zincirinin o anda
6:31
başladığını bilmiyordu. Karşısındaki adam güce tapan bir sözde
6:36
boyun eğecek biri değildi ve önündeki yol Kenan’ın sandığı kadar pürüzsüz olmayacaktı.
6:42
Yağmur hızını kesmemişti. Damlalar kamyonetin metal tavanına
6:48
düzenli aralıklarla vuruyor, gergin bekleyişi daha da derinleştiren boğuk bir ritim oluşturuyordu.
6:54
Arkadaki araç kuyruğu uzamaya başlamıştı. Bazı sürücüler sabırsızlık belirtileri
7:00
gösterse de kimse kornaya basmaya cesaret edemiyordu. Komiser Yardımcısı Kenan arkasını dönüp
7:07
ilerideki genç polis memuruna eliyle işaret ederek trafiği yavaşlatmasını söyledi.
7:14
Dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordu ama içindeki huzursuzluk giderek artıyordu.
7:20
Az önce ağzından çıkan o cümle burada kral benim kendi kulağında bile bir sınır ihlali gibi çınlamıştı.
7:28
Ancak gururlu ve inatçı yapısı geri adım atmasına izin vermiyordu.
7:33
Tekrar kamyonetin yanına döndü. Sesi daha alçaktı ama hala baskıcı bir
7:38
tonu vardı. Aracı sağ çek. Detaylı arama yapacağım.
7:46
Adam kolundaki saate sonra da ileride uzayıp giden yola baktı.
7:51
Sesinde en ufak bir değişiklik olmadan arama yapmanızda bir sorunum yok.” dedi.
7:57
“Fakat bunun için somut bir gerekçe olması gerekmez mi?” Bu soru Kenan’ı bir an için duraksattı.
8:06
Aslında ortada hiçbir somut gerekçe yoktu. Her şey kurallara uygundu.
8:11
Ama Kenan yönetmeliklere göre bir açıklama yapmak yerine gücüne sığınmayı tercih etti.
8:18
Burada ben talep ediyorsam sen de itaat edeceksin. Fazla soru sormayacaksın.
8:25
Adam derin bir nefes aldı ve direksiyonu kırarak aracı yolun kenarındaki çakıllı alana çekti.
8:32
Bu bir korku belirtisi değildi. Sadece şu anda yapılacak bir tartışmanın işleri daha da karmaşık hale getireceğini
8:38
bildiği için yapılmış mantıklı bir hamleydi. Araç durur durmaz kapıyı açıp aşağı
8:44
indi. Yağmurdan korunmak için yakasını kaldırdı.
8:50
Sokak lambasının ışığı altında yüzü daha net seçiliyordu. Hayatın izlerini taşıyan, derin ve her
8:57
an tetikteymiş gibi bakan gözleri vardı. Bu sıradan bir esnafın ya da kamyon
9:02
şoförünün yüzü değildi. Bu alışılmadık sükunet yakındaki genç
9:07
polis memurunun bile dikkatini çekmişti. Adamı istemsizce daha uzun süre süzdü.
9:13
Kenan burada bekle diye emretti. Adam elleri iki yanında serbest bir
9:19
şekilde hiçbir karşı gelme belirtisi göstermeden olduğu yerde durdu.
9:24
Adın ne? Diye sordu Kenem. Ahmet Yılmaz.
9:30
Ne iş yaparsın? Serbest meslek. Kenan sanki zaman kazanmak ister gibi
9:36
yavaşça not alıyordu. Arabanın etrafında bir tur daha attı.
9:43
El feneriyle lastikleri, şasiyi, kasayı tekrar tekrar kontrol etti.
9:48
Her şey olması gerektiği gibiydi. Dakikalar geçiyor ama en ufak bir
9:54
usulsüzlük bulunamıyordu. Kenan etrafta biriken meraklı bakışların
9:59
farkına varmaya başlamıştı. Yakındaki bir dükkanın saçağının altına
10:04
sığınmış insanlar olayı izliyordu. Hatta birkaçı belli etmemeye çalışarak
10:11
telefonlarıyla gizlice kayıt alıyor gibiydi. Sessizliği bozan yine Ahmet Yılmaz oldu.
10:18
Sesi hala ölçülüydü. Komiserim, kontrolünüz bitti mi acaba?
10:25
Eğer başka bir işlem yoksa yoluma devam etmek istiyorum. Kullandığı hitap şekli ve tavrı
10:31
saygısızca değildi. Ama Kenan’ı rahatsız eden de tam olarak buydu.
10:36
Beklediği, arzuladığı o korku ve çekingenliği göremiyordu. “Sen az önce kiminle konuştuğunun
10:43
farkında mısın?” diye sordu Kenan. Ses tonu buz gibiydi. Ahmet Yılmaz Sakince cevapladı.
10:50
“Görevini yapan bir devlet memuruyla konuşuyorum.” Bu cevap Kenan’ın elindeki copu
10:55
sıkmasına neden oldu. Adama doğru eğildi. Sesini alçalttı ama
11:01
her kelimesi tehdit doluydu. Şunu o aklına iyi sok.
11:07
Bu bölgede senin gidip gitmeyeceğine ben karar veririm. Ahmet Yılmaz ilk defa gözlerini Kenan’ın
11:14
gözlerine tam anlamıyla dikti. Bakışları değişmişti. Bu öfke değil.
11:19
Sarsılmaz bir ciddiyetti. O kararın dedi yavaşça hukuka dayanması
11:25
gerekir. Eğer benim bir hatam varsa cezasını çekerim.
11:32
Ama eğer ben haklıysam sizden de görevinizi doğru yapmanızı beklerim.
11:37
Hava sanki donmuştu. Genç polis memuru artan gerilimi iliklerinde hissediyordu ama araya
11:44
girmeye cesaret edemiyordu. Sadece kendisine verilen yetki ile
11:49
kişisel egosu arasında sıkışıp kalmış amirini sessizce izliyordu.
11:54
Kenan arkasını döndü. Derin bir nefes aldı. biliyordu ki bu durumu daha fazla
12:00
uzatırsa işler kontrolden çıkabilirdi. Ama olayı bu kadar basit bir şekilde
12:06
kapatmak da istemiyordu. “Burada bekle” dedi.
12:11
“Merkeze anons geçeceğim.” Kenan ekip otosuna doğru yürüyüp telsizi
12:16
eline aldı. Ahmet Yılmaz yağmurun altında kıpırdamadan bekliyordu.
12:24
Yakasını düzeltti. bakışlarını uzakta bekleyen araç konvoyuna çevirdi.
12:29
O an yıllar önce yine böyle bir yağmurun altında durduğu, gücün nasıl hoyratça kullanıldığına tanık olduğu ve bir gün
12:36
böyle bir durumla karşılaşırsa asla sessiz kalmayacağına dair kendine verdiği sözü hatırladı.
12:43
Kenan’ın telsiz konuşması uzun sürdü. Başta sesi sert ve iddialıydı. Ancak
12:49
konuşmamın ilerleyen dakikalarında tonu giderek düştü. Kimse ne konuştuğunu duyamıyordu ama bu
12:55
değişim Ahmet Yılmaz’ın tecrübeli gözlerinden kaçmadı. Kenan geri döndüğünde yüzündeki o küstah
13:02
ifade kaybolmuştu. Yerini temkinli ve endişeli bir ifade
13:07
almıştı. Ahmet Bey dedi Kenan sesini kontrol etmeye çalışarak
13:14
telefon numaranızı alabilir miyim? Amirlerim ek bir teyit yapmak istiyor.
13:21
Ahmet Yılmaz itiraz etmedi. Numaranı tane tane söyledi.
13:27
Kenan numarayı not aldıktan sonra birkaç saniye duraksadı. Sanki ne yapacağını tartar gibiydi.
13:34
Yağmur hafiflemeye başlamıştı ama asıl fırtına şimdi derinden kabarıyordu.
13:40
Komiser yardımcısı Kenan O Ahmet Yılmaz isminin ve o teyit aramasının burada
13:45
kral benim sözünü önümüzdeki günlerde kendisine acı bir şekilde geri döndürecek olaylar zincirinin sadece
13:52
başlangıcı olduğunu henüz bilmiyordu. Yağmur durmuş, ıslak asfalttan ince bir
13:58
buhar tabakası yükselmeye başlamıştı. Arkadaki trafik akışı normale dönmüş.
14:04
Kırmızı stop lambaları gecenin içinde birer birer kaybolmuştu.
14:09
Kontrol noktası yeniden o alışıldık sessizliğine bürünmüştü. Ancak komiser yardımcısı Kenan için bu nöbet artık
14:15
eskisi gibi değildi. Kenan ekip otosunun yanında duruyordu.
14:21
Elinde telsiz vardı ama suskundu. Bakışları yolun kenarında hala bekleyen
14:27
adama kilitlenmişti. Ahmet Yılmaz sabırsızlık göstermiyordu.
14:33
Dimlik ve sakince duruyordu. Sanki beklemek onun için alışıldık bir durumdu.
14:39
Yaklaşık 10 dakika sonra genç polis memuru yanına yaklaştı ve alçak sesle, “Amirim, merkezden aradılar.
14:47
İlçe emniyet müdürümüzü doğrudan aramanızı istiyorlar.” dedi. Kenan hafifçe başını salladı.
14:55
Birkaç adım uzaklaştı ve cep telefonunu çıkardı. Telefon bağlandığında ilçe emniyet
15:01
müdürünün sesi duyuldu. Yüksek değildi ama keskin ve netti.
15:07
Kenan sen ne yapıyorsun orada? Kenan duruşunu düzeltti. Hızla cevap
15:13
verdi. Sayın müdürüm, şüpheli bir kamyoneti kontrol ediyorum.
15:19
Teyit edilmesi gereken bazı durumlar var. Hattın diğer ucunda kısa bir sessizlik
15:25
oldu. Sonra müdürün sesi daha da ciddileşti.
15:30
Plakası ne o aracın? Kenan plakayı okudu.
15:35
Cümlesini bitirir bitirmez sessizlik bu kez daha da uzadı. Kenan içinde bir şeylerin ters gittiğini
15:42
hissetmeye başlamıştı. Adamı hala orada tutuyor musun? diye
15:47
sordu müdür. Evet müdürüm. Kontrol işlemleri devam ediyor.
15:53
Telefondan hafif bir iç çekme sesi geldi. Kenan, prosedüre uygun davrandın mı?
16:01
Bu soru Kenan’ı olduğu yere çiviledi. Bir an duraksadı.
16:07
Evet müdürüm. Görevim gereği kontrol yapıyorum. Müdür daha fazla soru sormadı.
16:14
Sadece kısa ama ağırlığı hissedilen bir cümle kurdu. Kontrolü derhal bitir. Evraklarını iade
16:21
et ve aracın gitmesine izin ver. Kenan telefonu sıkıca kavradı.
16:27
Müdürüm, araçta bir usulsüzlük bulamadım ama şahsın tavırları çok şüpheli.
16:33
Hattın diğer ucundaki ses artık çelik gibiydi. Tavır bir ceza gerekçesi değildir. Kenan
16:41
emrimi duydun mu? Kenan yutkundu. Emredersiniz müdürüm.
16:48
Telefon kapandı. Kenan birkaç saniye kararmış ekrana baka kaldı.
16:55
Nöbeti boyunca ilk defa o sarsılmaz özgüveninin temelden sarsıldığını hissetti.
17:01
Hala aynı yerde bekleyen Ahmet Yılmaz’a doğru yürüdü. Evraklarını uzattı.
17:08
Gidebilirsiniz. Sesi ne sertli ne de baskıcı.
17:13
Sadece işlevini yerine getiren ruhsuz bir emirdi. Ahmet Yılmaz evrakları aldı. Hızlıca
17:20
kontrol edip cüzdanına koydu. Hemen arabasına binmedi.
17:26
Kenan’a baktı ve yavaşça konuştu. “Umarım az önce yaşananlar başka vatandaşların başına gelmez.”
17:33
Kenan kaşlarını çattı ama cevap vermedi. Yüzünü başka yöne çevirip gitmesini
17:39
işaret etti. Kamyonet çalıştı. Yavaşça yola çıktı ve gecenin karanlığında kayboldu.
17:47
Aracın stop lambaları görünmez olunca Kenan derin bir nefes verdi.
17:53
Sanki büyük bir beladan kurtulmuş gibi hissediyordu ama ne olduğunu tam olarak anlayamamıştı.
17:59
Yanındaki genç memur çekinerek sordu. Amirim, bir sorun mu vardı o adamda?
18:05
Kenan başını salladı. Hayır, yoktu. Ama bu cevabın tam olarak doğru
18:11
olmadığını kendisi de biliyordu. Gece ilerledi, nöbet devam etti. Fakat
18:16
Kenan’ın zihni artık dağınıktı. Az önceki konuşmalar, Ahmet Yılmaz’ın
18:22
bakışları ve özellikle de müdürün tepkisi bir film şeridi gibi aklında dönüp duruyordu.
18:28
Nöbetin bitimine yakın telefonu titredi. Bilinmeyen bir numaradan kısa bir mesaj
18:34
gelmişti. Yarın sabah 08:00 ilçe emniyet müdürlüğüne yapılacak
18:40
toplantıya katılmanız gerekmektedir. Komiser yardımcısı Kenan.
18:46
Mesajda imza yoktu ama Kenan bunu kimin gönderdiğini çok iyi anlamıştı.
18:52
Kalbi hızla çarpmaya başladı. Ertesi sabah yapılacak ani bir toplantı
18:58
hiçbir zaman iyiye işaret değildi. Sabanın başka bir yerinde Ahmet Yılmaz
19:03
arabasını küçük bir evin önünde durdurup kontağı kapattı. Bir süre direksiyonun başında sessizce
19:10
oturdu. Evin ışıkları yandı. Dışarıya sıcak bir aydınlık vurdu.
19:17
Telefonunu çıkardı. Rehberini açtı ve tanıdık bir ismin üzerinde durdu.
19:22
Aramadı. Sadece bir süre ekrana baktı ve sonra kapattı.
19:28
“Henüz değil.” diye mırıldandı kendi kendine. Ama biliyordu ki komiser yardımcısı
19:35
Kenan’ın o yağmurlu yolda o küstah cümleyi kurduğu andan itibaren bu olay artık sıradan bir trafik kontrolü
19:41
olmaktan çıkmıştı. Ve yarın sabah o sahte gücün arkasına gizlenen gerçekler günüzüne çıkmaya
19:48
başlayacaktı. Ertesi sabah geceki yağmurdan sonra hava
19:53
açmış, ortalığı serin bir temizlik kaplamıştı. Ancak komiser yardımcısı Kenan’ın içi
20:00
sıkıntıyla doluydu. birime her zamankinden daha erken geldi.
20:06
Emniyet müdürlüğünün avlusu henüz sakindi. Sadece nöbetçi birkaç polis memuru etrafı süpürüyordu.
20:13
Süpürgelerin beton zemine sürtünme sesi Kenan’ın gerginliğini daha da artırıyordu.
20:20
Odasına girdi. Üniformasını her zamankinden daha özenli bir şekilde giydi.
20:25
Aynada kendine baktı. Yüzü aynıydı ama gözlerinde o alışılmış özgüven pırıltısı yoktu.
20:32
Dün geceki mesaj kaçınılmaz bir sonun habercisi gibi zihninde dönüp duruyordu.
20:38
Saat tam 8’de toplantı başladı. Toplantı salonu büyük değildi ama
20:43
içerideki hava son derece ciddiydi. İçi emniyet müdürü başkanlık koltuğunda
20:49
oturuyordu. Yanında ise Ankara’dan Emniyet Genel Müdürlüğü’nden görevlendirildiği
20:55
anlaşılan sivil giyimli, ciddi yüzlü bir adam vardı. Bu yabancının varlığı Kenan’ın kalbinin
21:02
daha da sıkışmasına neden oldu. Müdür komiser yardımcısı Kenan. Diye
21:08
seslendi. Kenan ayağı fırladı. Sesi net çıkmaya çalışarak, “Buradayım müdürüm.” dedi.
21:15
Dün geceki nöbetin sırasında yaşanan olayı başından sonuna kadar detaylı bir şekilde anlat.
21:22
Kenan derin bir nefes aldı ve kamyoneti durdurma sürecini anlatmaya başladı.
21:27
kelimelerini özenli seçiyor, teknik prosedürlere odaklanıyor. Ağzından kaçırdığı o küstah cümleden bahsetmekten
21:34
kaçınıyordu. Ancak raporunu bitirir bitirmez Ankara’dan gelen sivil giyimli adam söze
21:41
girdi. Sesi sakin ama deliciydi. Göreviniz esnasında mesleki adaba ve
21:48
ahlaka aykırı haddini aşan herhangi bir ifade kullandınız mı?
21:53
Bu doğrudan soru salonda bir anlık bir sessizliğe neden oldu. Kenan dona kaldı.
22:00
Hayır efendim kullanmadım. Müdürün bakışları doğrudan Kenan’a döndü.
22:07
Sert değildi ama bir röntgen cihazı gibi içini okuyordu. Emin misin Kenan?
22:14
Kenan yutkundu. Bu sorunun sorulmuş olmasının ellerinde somut bir bilgi olduğu anlamına
22:20
geldiğini biliyordu. Efendim belki olayın gerginliğiyle
22:26
üslub biraz sertleşmiş olabilir. Ankara’dan gelen adam hafifçe başını
22:32
salladı ve önündeki ince dosyayı açtı. Ahmet Yılmaz diye okudu.
22:39
Dün gece kontrol ettiğiniz aracın sürücüsü. Bu ismi duymak Kenan’ın sırtından aşağı
22:45
soğuk terler boşanmasına neden oldu. Adam sormaya devam etti. Bu şahsın kim
22:51
olduğunu biliyor musunuz? Hayır efendim bilmiyorum.
22:57
Ahmet Yılmaz, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanıdır.
23:02
Halihazırda bölgedeki birimlerin denetimi ve saha gözlemi için geçici görevle burada bulunmaktadır.
23:09
Salondaki hava sanki vakumlanmıştı. Kenan elleri iki yanına kenetlenmiş,
23:15
dimdik ayakta duruyordu. Zihnindeki yapbozun parçaları şimdi yerine oturuyordu. Müdürün o kısa ve net
23:23
görüşmesi kesin emri ve o alışılmadık telaşı. Ankara’dan gelen adam devam etti. Ahmet
23:30
Bey, kontrol prosedürlerinizle ilgili resmi bir şikayette bulunmadı.
23:36
Ancak görevinizi yaparken sergilediğiniz tavır ve kullandığınız ifadeler hakkında detaylı bir rapor sundu.
23:43
Müdür elini masaya koydu. Kenan, seni tavırların ve üslubun
23:48
konusunda defalarca uyardım. Yetki kanunları uygulamak içindir.
23:53
Kişisel egoyu tatmin etmek için değil. Kenan başını öne eğdi.
23:59
Özür dilerim müdürüm. Hatamı kabul ediyorum. Toplantı uzun sürmedi ama bıraktığı etki
24:06
ağır oldu. Sonuç olarak Kenan’a ciddi bir ihtar verildi. Detaylı bir savunma yazması
24:13
istendi ve birkaç günlüğüne aktif görevden alınarak idari büroya çekildi.
24:18
Toplantı bittiğinde herkes salonu terk ederken Kenan en sona kaldı.
24:24
Müdür ona baktı. Sesi daha yumuşaktı. Daha yolun başındasın evlat.
24:31
Bir anlık kibrin yüzünden geleceğini karartma. Kenan başını salladı. Tek kelime
24:37
edemedi. Birimden ayrıldığında binanın önündeki ağaçların altında tek başına durdu.
24:44
Sabah güneşi üzerine vuruyordu ama içini ısıtmıyordu. Hayatında ilk defa kendisine güç
24:51
verdiğini sandığı o cümlenin aslında sadece kendi acemiliğini ve hamlığını ortaya seren zavallı bir çırpınış
24:58
olduğunu anladı. Başka bir yerde Ahmet Yılmaz Geçici ofisinde oturmuş not defterini
25:04
inceliyordu. Son sayfayı kapattı ve kalemi masaya bıraktı.
25:11
Onun için dün geceki olay bir kişiyi cezalandırmak meselesi değil, ciddiye alınması gereken bir sistem sorununun
25:17
belirtisiydi. Sandalyeye yaslandı, gözleri dalgındı.
25:24
O yağmurlu yoldaki karşılaşma bir sonraki aşamaya geçmişti
25:29
ve komiser yardımcısı Kenan için bu kendi davranışlarının sonuçlarıyla yüzleşme sürecinin sadece başlangıcıydı.
25:37
Üç gün boyunca komiser yardımcısı Kenan Sokağa çıkmadı. Şşi evrak işleri ve iç raporlarla
25:43
sınırlıydı. Siren sesleri yoktu, değneği yoktu. Geceleri alıştığı o sokak lambalarının
25:50
ışığı yoktu. Bu sessizlik ve eylemsizlik aklına gelebilecek her türlü cezadan daha ağır
25:57
geliyordu. Savunmasını ilk günden yazıp vermişti ama iki kez geri çevrilmişti.
26:04
Gerekçe netti. Kendine karşı yeterince dürüst değil. Kenan yazdıklarını tekrar tekrar okudu
26:11
ve asıl konudan sürekli kaçındığını fark etti. Prosedürlerden, görev tanımından, işin
26:18
stresinden bahsediyordu ama asıl meseleden yani tavrından her şeyi değiştiren o cümleden hiç bahsetmiyordu.
26:26
4.üncü günün sabahında tekrar ilçe emniyet müdürünün odasına çağrıldı.
26:32
Bu kez bir toplantı salonunda değil, özel makam odasındaydı.
26:37
Müdür çay doldurdu. Fincanı Kenan’a doğru uzattı. Nasıl geçti bu birkaç gün? Kenan.
26:45
Kenan birkaç saniye sessiz kaldı. Müdürüm dedi sonra.
26:51
Sanırım insanların benden korkmasını duymaya alışmış olduğumu fark ettim.
26:58
Müdür gözlerini ona dikti. Bunun güç olduğunu mu sanıyordun?
27:04
Kenan başını salladı. Hayır, şimdi anlıyorum ki bu sadece
27:10
kendime karşı kolaya kaçmaktı. Müdür başka bir şey söylemedi.
27:16
Çekmecesini açtı ve ince bir dosya çıkardı. Ahmet Yılmaz senin hakkında disiplin
27:23
soruşturması açılmasını talep etmedi ama başka bir şey önerdi.
27:29
Kenan başını kaldırdı. Ne önerdi müdürüm?
27:34
İki hafta boyunca Teftiş Kuruluun saha ekibi ile birlikte bir gözlem sürecine katılacaksın.
27:41
Rütben olmadan, emir vermeden, sadece gözlem yapacak, not alacak ve
27:46
öğreneceksin. Kenan bu kararın ne anlama geldiğini çok iyi anladı.
27:53
Bu bir ceza değil, bir sınavdı. Emredersiniz müdürüm.
27:59
Aynı günün öğleden sonrasında Kenan tekrar Ahmet Yılmaz ile karşılaştı.
28:05
Bu kez bir yol kenarında değil, sade döşenmiş bir çalışma odasındaydı.
28:10
Ahmet Bey’in üzerinde beyaz bir gömlek vardı. Ne bir isimlik ne de bir rütbe işareti.
28:17
Ayağa kalktı ve Kenan’ın elini sıktı. Tekrar karşılaştık dedi.
28:23
Evet efendim diye cevapladı Kenan. Başı hafifçe öne eğik.
28:28
İlk çalışma brifingi boyunca Ahmet Yılmaz eski olaydan tek kelime bile etmedi.
28:35
Kenan’a bir not defteri verdi ve karşılaştığı her durumu, özellikle de görevlilerin vatandaşlarla iletişim
28:41
kurma biçimini not almasını istedi. İlk gün küçük bir semt pazarını
28:46
denetlemeye gittiler. Kenan, genç bir polis memurunun yaşlı
28:51
bir pazarcı kadına en küçük yönetmelik detayını bile sabırla, bağırmadan, baskı kurmadan anlattığına tanık oldu.
28:59
Kadın dinledikten sonra başını salladı ve tezgahını istenen şekilde düzeltti.
29:05
Ahmet Yılmaz Kenan’a sordu. Ne gördün? Gördüm ki dedi Kenan. Sesini
29:11
yükseltmeden de işler halledilebiliyormuş. Ahmet Yılmaz başını salladı.
29:18
Gerçek güç karşındakini sana saygı duyduğuna inandırmaktır. Sonraki günlerde Kenan her şeye farklı
29:26
bir gözle bakmaya başladı. İşini sessizce gösteriş yapmadan doğru
29:31
yapan meslektaşlarını gördü. Adil davranıldığında işbirliği yapmaya
29:37
hazır vatandaşları gördü ve en önemlisi korku ile güven arasındaki devasa farkı gördü.
29:45
Bir akşam iş günü bittiğinde Kenan koridorda tek başına duruyordu.
29:50
O yağmurlu yoldaki cümlesini hatırladı. O an kendini çok güçlü sandığını
29:56
düşündü. Şimdi ise bunun yetkinin arkasına saklanmış bir zayıflık olduğunu
30:01
anlıyordu. Ahmet Yılmaz yanına geldi. “Söylediğin o cümleyi hatırlıyor musun?”
30:08
diye sordu. Kenan başını salladı. “Hatırlıyorum.
30:15
Güzel.” dedi Ahmet Yılmaz. “Hatırla ki bir daha asla tekrarlama.
30:21
Gece rüzgarı hafifçe esiyordu. Artık yağmur yoktu, gerginlik yoktu.
30:29
Ama komiser yardımcısı Kenan için bu kolluk kuvveti olmanın ne anlama geldiğiyle ilk gerçek yüzleşmesiydi
30:36
ve hayatında ilk kez hiç kimsenin hiçbir yerde eğer sorumluluk ve ahlaki
30:42
ölçülerden yoksunsa kral olamayacağını anlıyordu. Gözlem süresindeki ikinci hafta sabahın
30:49
erken saatlerinde yapılan bir trafik denetimiyle başladı. Hava güneşli ve berraktı.
30:56
Komiser Yardımcısı Kenan yine oradaydı ama bu kez geride duruyordu.
31:01
Emir vermiyor, işaret etmiyordu. Rolü sadece izlemekti.
31:08
Kalabalık bir kavşakta orta yaşlı, tecrübeli bir polis memuru görev yapıyordu.
31:14
İletişim tarzı son derece ölçülüydü. Küçük bir kural ihlali yapan sürücüyü
31:20
durdurduğunda durumu sakince ve net bir şekilde açıkladı. Sürücü dinledi, hatasını kabul etti ve
31:27
itiraz etmeden tutanağı imzaladı. Kenan manzarayı izlerken içi burkuldu.
31:34
Eğer daha önceki kendisi olsaydı muhtemelen durumu daha hızlı, daha sert ve çok daha gergin bir şekilde çözerdi.
31:42
Ama sonuç günün sonunda farklı olmayacaktı. Hatta bu yöntem çok daha insancıl ve
31:49
etkiliydi. Ahmet Yılmaz notlarını aldıktan sonra Kenan’a döndü.
31:55
Farklı olan neydi sence? Fark ettim ki dedi Kenan. Kendini diğer
32:00
insanlardan üstün görmediğinde işler daha pürüzsüz ilerliyor.
32:05
Ahmet Yılmaz hafifçe gülümsedi. İşte o an yetkinin doğru yere oturduğu
32:11
andır. Öğleden sonra şehrin kenar mahallelerinden birine gittiler.
32:18
Orada ekip bir yerel yöneticinin tavırları hakkındaki vatandaş şikayetlerini dinleyecekti.
32:24
Ortamda gerginlik yoktu, çatışma yoktu. Ahmet Yılmaz sadece dinliyor, not
32:31
alıyor, ara sıra netleştirmek için sorular soruyordu. Kenan bir şey fark etti. Dinlemek bazen
32:38
emir vermekten daha zordu ve çok daha fazla özgüven gerektiriyordu.
32:44
Toplantı bittiğinde yaşlı bir amca Ahmet Yılmaz’ın elini sıktı.
32:49
“Allah razı olsun evladım. Bizi dinlemeye tenezzül ettiniz.”
32:54
Bu basit cümle Kenan’ın olduğu yerde kala kalmasına neden oldu.
32:59
Daha önceki nöbetlerinde hiç böyle bir teşekkür duymamıştı. Geri dönerken Kenan kendiliğinden sordu.
33:07
O gece olanlar için bana hala kızgın değil misiniz? Ahmet Yılmaz başını salladı.
33:14
Eğer kızgın olsaydım bu süreçte yer almanı teklif etmezdim.
33:19
Ben sadece şunu anlamanı istedim. Yetki hizmet etmek içindir. Kendini kanıtlamak için değil.
33:26
Kenan uzun bir süre sessiz kaldı. Takip eden günlerde Kenan’a farklı
33:31
noktalardaki hizmet kalitesini değerlendiren raporlar yazma görevi verildi.
33:37
Hayatında ilk kez kendini savunmak için değil gerçeği dürüstçe yansıtmak için yazıyordu.
33:44
Kendisini evrenin merkezi sandığı o cümlenin şimdi en büyük dersi haline geldiğini fark etmeye başladı.
33:51
Elini her kaleme aldığında o yağmurlu akşamda Ahmet Yılmaz’ın o sakin bakışlarını hatırlıyordu.
33:58
Haftanın sonunda Ahmet Yılmaz gözlem sürecinin beklenenden erken bittiğini duyurdu.
34:05
Pazartesi günü birimine geri dönüyorsun. Kenan şaşırdı.
34:10
Bu kadar yeterli mi efendim? Ahmet Yılmaz ona dik dik baktı.
34:17
Hiç kimse için hiçbir zaman yeterli olmaz. Ama sen doğru yerden başladın.
34:24
Son akşam Kenan kaldıkları misafirhanenin balkonunda tek başına duruyordu.
34:30
Uzaktaki şehrin ışıkları parlıyordu. Önündeki yolu düşündü. Artık bu yol
34:36
egonun yolu değil. Kendini kontrol etme yoluydu. Anlamıştı ki en büyük güç başkalarını
34:42
korkutmak değil, kendini sınırlarda tutabilmekti. Ve bu komiser yardımcısı Kenan’ın
34:49
yetkisini bir kenara bıraktığı o günlerde öğrenmeye başladığı en önemli dersti.
34:55
Pazartesi sabahı komiser yardımcısı Kenan Saha’ya nöbetine geri döndü.
35:01
Üzerinde yine o tanıdık üniforma vardı ama içindeki his bambaşkaydı.
35:06
Kontrol noktasının başında durup gelip geçen araçları izlerken eskisinden çok daha sakin bir ruh halindeydi.
35:14
Artık ne bir kazanma hırsı ne de kendini kanıtlama ihtiyacı vardı.
35:19
İlçe emniyet müdürü görevi kısaca verdi. Bugün sorumlu sensin Kenan.
35:25
Öğrendiklerini uygula. Emredersiniz müdürüm. Diye cevapladı
35:30
Kenan. Görevlendirildiği yol o malum olayın yaşandığı yerin ta kendisiydi.
35:37
Hava yağmurlu değil, güneşliydi ama o nemli akşama dair anılar hala çok tazeydi.
35:43
Kenan derin bir nefes aldı. Yolun ortasına yürüdü ve ilk araca dur işareti yaptı.
35:49
Orta yaşlı bir adamın kullandığı bir motosikletti. Kenan yaklaştı. nizami bir şekilde selam
35:56
verdi. “İyi günler beyefendi. Evraklarınızı kontrol edebilir miyim?”
36:03
Adam biraz çekingendi ama Kenan’ın sakin sesini duyunca itaat etti.
36:09
“Evraklar tamdı.” Kenan hemen geri uzattı. “Teşekkür ederim işbirliğiniz için.
36:17
Yolunuza devam edebilirsiniz.” Adam şaşırdı. Sonra başını salladı.
36:23
Teşekkürler komiserim. Bu basit cümle Kenan’ın içini bir hafiflikle doldurdu.
36:31
Oleye doğru küçük bir kamyonet durdu. Şoför endişeli görünüyordu. Kenan daha
36:37
sormadan bir şeyler açıklamaya başladı. Kenan elini kaldırdı. Yumuşak bir sesle,
36:43
“Sakin olun beyefendi. Ben sadece yönetmelik gereği kontrolümü yapacağım.” dedi.
36:51
Evraklarda küçük bir eksiklik fark etti. Bağırmak yerine durumu net bir şekilde
36:57
açıkladı ve nasıl düzeltebileceği konusunda yol gösterdi. Şoför dikkatle dinledi. Sürekli başını
37:04
salladı. Gitmeden önce açıklamalarınız için çok sağ olun komiserim.” dedi.
37:11
Uzaktan müdür olanları izliyordu. Hiçbir şey söylemedi. Sadece not aldı.
37:19
Öğleden sonra trafik seyrekleştiğinde gri bir kamyonet yavaşladı.
37:24
Kenan onu anında tanıdı. Aynı araç, aynı tanıdık duruş.
37:30
Araç işaretine uyarak durdu. Şoför camı indirdi. Bu Ahmet Yılmaz’dı.
37:37
Kenan dimdik durdu. Nizami bir selam verdi. İyi günler efendim.
37:44
Rutin kontrol yapıyorum. Ahmet Yılmaz Kenan’a baktı.
37:50
Gözlerinde bir anlık şaşkınlık belirdi. Sonra başını salladı. Elbette.
37:57
Kenan evrakları hızlıca kontrol etti. Gerekenin dışında hiçbir şeye bakmadı.
38:04
İşini bitirdiğinde evrakları iki eliyle uzattı. İşbirliğiniz için teşekkür ederim.
38:11
Hayırlı yolculuklar. Ahmet Yılmaz birkaç saniye Kenan’a baktı. Sonra hafifçe gülümsedi.
38:20
Değişmişsin. Kenan başına edi. Ders için size minnettarım.
38:27
Ahmet Yılmaz arabayı çalıştırdı. Gitmeden önce ekledi. Kimse ilk seferde
38:33
doğru yapamaz. Önemli olan nerede duracağını bilmektir.
38:39
Araç uzaklaşırken Kenan bir süre arkasından baktı. Artık ne bir rekabet hissi vardı ne de
38:46
bir ağırlık. Sadece nettik. Nöbet bittiğinde müdür Kenan’ı yanına
38:52
çağırdı. Bugün seni izledim dedi. Böyle devam et. Kenan başını salladı.
39:02
Hava kararırken Kenan malzemelerini topladı ve o eski yola son bir kez baktı.
39:08
Bir zamanlar egosunu haykıran o cümlenin yankılandığı yerde şimdi sadece trafin olan sessizliği vardı.
39:16
Ve bu sıradanın içinde Kenan anladı ki hiçbir yerde kral olmasına gerek yoktu. Sadece işini doğru yapan biri olması
39:23
yeterliydi. O yağmurlu nöbetin üzerinden bir aydan fazla zaman geçmişti.
39:30
Birimdeki her şey yavaş yavaş normal seyrine dönmüştü. Komiser Yardımcısı Kenan artık
39:36
fısıltıların merkezinde değildi ama kendisi o günü hiç unutmamıştı.
39:42
Bir anlık öfkeyle söylenmiş o cümle kendi içindeki iki farklı insan arasında net bir çizgi haline gelmişti. Biri gücü
39:49
yanlış anlayan, diğeri ise onu kontrol etmeyi öğrenen. Birim başka bir güzergahta yapılan
39:56
kontrollerin gereğinden uzun sürdüğüne dair yeni vatandaş şikayetleri aldı.
40:02
Müdür doğrulama ekibine Kenanın katılmasını kararlaştırdı. Yönetici olarak değil, doğrudan
40:09
vatandaşla temas kurup dinleyecek kişi olarak. Öğleden sonra Kenan ve Ekip küçük bir
40:15
dükkan sahibini ziyarete gitti. Adam üniformayı görünce çekingen
40:21
davrandı. Gözlerinde Kenan’ın eskiden fark etmediği o tanıdık, temkinli bakış vardı.
40:27
Kenan olarak sesini alçalttı. Ancak biz sizin görüşlerinizi almak için
40:33
geldik. Eğer bir yanlışlık varsa lütfen çekinmeden söyleyin.
40:40
Dükkan sahibi bir süre sessiz kaldı. Sonra anlatmaya başladı.
40:45
Öfkeyle değil, katlanmaya alışmış birinin yorgun sesiyle. Kenan dinledi, sözünü kesmedi. Aceleyle
40:52
not almadı. Adam konuşmasını bitirdiğinde Kenan hafifçe başını
40:59
açıkça konuştuğunuz için teşekkür ederiz. Konuyu inceleyeceğiz.
41:05
Yolda bir meslektaşı Kenan’a sordu. Başka bir açıklama yapmadın.
41:10
Kenan başını salladı. İnsanlar açıklama duymadan önce
41:15
dinlenilmeye ihtiyaç duyar. Bu cevap kendisinin bile ne kadar değiştiğini fark etmesini sağladı.
41:24
Birkaç gün sonra doğrulama sonuçları raporlandı. Nöbet organizasyonundaki bazı
41:30
eksiklikler düzeltildi. Himsenin adı topluluk önünde anılmadı ama çalışma şekli gözle görülür şekilde
41:37
değişti. Müdür Kenan’a sessiz bir takdir ifadesiyle baktı.
41:44
O akşam Kenan nöbet odasında tek başına oturdu. telefonunu açtı ve bir zamanlar uykularını kaçıran o mesajı sildi.
41:52
Unutmak için değil, o bölümü kapatmak için. Anlamıştı ki bazı sözler yönetmelikleri
41:59
ihlal etmese de meslek ahlakının sınırlarını aşıyordu ve o sınır bir kez aşıldığında ödenen
42:06
bedel disiplin cezası değil güven kaybı oluyordu. Dışarıda bir araba kornası kısaca çalıp
42:13
sustu. Şehir her zamanki gibi işliyordu. Kenan ayağa kalktı, şapkasını düzeltti
42:20
ve yeni bir nöbete çıktı. Artık kendisini kimseden üstün görmüyordu. Sadece kanunların ve kendi
42:28
vicdanının çizdiği net sınırlar içinde görevini yapan biriydi. O noktada komiser yardımcısı Kenan’ın
42:35
artık kim olduğunu kanıtlamasına gerek yoktu. Çünkü gerçek gücün bir cümlede değil
42:41
doğru zamanda durabilme yeteneğinde yattığını anlamıştı. Hafta sonu sabahı kasabada kurulan
42:48
panayır nedeniyle trafik yoğunluğu artmıştı. Ana yollara takviye ekipler gönderildi.
42:55
Komiser Yardımcısı Kenan ekip amir yardımcısı olarak görevlendirilmişti. Destek sağlamak ve ortaya çıkabilecek
43:02
sorunları çözmekte sorumluydu. En yüksek pozisyon değildi ama mesleki
43:07
becerilerin en net görüleceği yerdi. Nöbetin başından itibaren baskı kendini
43:13
hissettirdi. Güneş yakıcıydı. Trafik yoğundu ve şikayetler ardı ardına geliyordu.
43:21
Bazı vatandaşlar sabırsızdı. Normalden uzun süre bekletildiklerinde seslerini yükseltiyorlardı.
43:28
Öğleye doğru bir binek otomobil yönlendirilen yerin dışında durdu.
43:33
Sürücü araçtan indi. Sinirli bir tavırla yaklaştı. Acil işim var. Bu nasıl bir çalışma
43:40
şekli? Bütün yolu kapatmışsınız. Birkaç meraklı bakış Kenana’a döndü.
43:47
Eskiden olsa böyle bir durumda sert bir karşılık verebilirdi.
43:52
Ama bu kez sakince yaklaştı. Anlıyorum efendim. Trafik çok yoğun.
43:59
İşlemleri hızlandırıp yolunuza devam etmenizi sağlayacağız. Sürücü hala sinirliydi ama daha fazla
44:06
bir şey söylemedi. Kenan alternatif bir güzergah tarif ettiğinde adam sessizce arabasına binip
44:12
gitti. Daha nefes alamadan başka bir olay patlak verdi
44:18
ki sürücü küçük bir sürtüşme yüzünden şiddetli bir şekilde tartışıyordu.
44:24
Sesleri giderek yükseliyor, etraflarında bir kalabalık toplanmaya başlıyordu.
44:30
Kenan aralarına girdi. Bağırmadı. Sadece elini kaldırarak işaret etti.
44:37
Herkes sırayla konuşsun. Ben dinlemek için buradayım.
44:43
Bu kararlı ama baskıcı olmayan tavır ikisinin de yavaşlamasını sağladı.
44:49
Birkaç dakika dinledikten sonra durumu net bir şekilde analiz etti ve tarafları kendi aralarında anlaşmaya yönlendirdi.
44:57
Olay tutanak tutulmasına gerek kalmadan çözüldü. Yanında duran genç bir polis memuru
45:04
fısıldadı. Eskiden olsa ortalık karışırdı. Kenan duydu ama sadece başını sallamakla
45:10
yetindi. Öğleden sonra müdür denetime geldi.
45:15
Uzaktan Kenan’ın durumu idare edişini izledi. Müdahale etmedi. Uyarıda bulunmadı.
45:23
Nöbetin bitimine doğru Kenan’ı yanına çağırdı. “Bugün baskı yoğundu.” dedi.
45:30
“Evet müdürüm.” diye cevapladı Kenan. Ama onun seni yönetmesine izin vermedin.
45:37
Bu büyük bir övgü değildi ama Kenan için daha önceki tüm değerlendirmelerden daha değerliydi.
45:44
Güneş batmaya başladığında trafik akışı normale döndü. Kenan bir bariyerin kenarına yaslanıp
45:51
uzaktaki panayır alanının yavaşça boşalmasını izledi. Anladı ki asıl sınav artık başkalarının
45:58
ne söylediği değil, kendisinin nasıl tepki verdiğiydi. Onu tökezleten o cümle artık olumsuz bir
46:05
şekilde zihnini meşgul etmiyordu. Bir değişimin başlangıcını işaret eden
46:11
bir kilometre taşına dönüşmüştü. Ve bugün gerçek baskının ortasında Kenan
46:16
en zor olanı yani kendini aşmayı başardığını biliyordu. Sınav günü büyük bir olay olmadan, ciddi
46:24
bir şikayet alınmadan sakin bir şekilde sona erdi. Ama komiser yardımcısı Kenan için bu onu
46:31
olmak istediği devlet memuru imajına bir adım daha yaklaştıran net bir ilerlemeydi.
46:37
Hafta sonu akşamı yoğun bir çalışma haftası sona ererken komiser yardımcısı Kenan Birimin kapısının önünde durup
46:44
gelip geçen araçları izledi. Artık ne bir baskı hissi vardı ne de kendini kanıtlama arzusu.
46:52
Anlamıştı ki güç gösteriş yapmak ya da korkutmak için bir araç değil. Kimse izlemiyorken bile kendini prensiplerine
46:59
sadık tutabilme yeteneğiydi. O tanıdık yolda Kenan bir kez daha Ahmet
47:04
Yılmaz ile karşılaştı. Bu kez ne gergin bir ortam vardı, ne tehditkar bir cümle, ne de sıkı bir
47:11
kontrol. Ahmet Yılmaz sadece gülümseyerek selam verdi ve yoluna devam etti.
47:19
Bakışlarında güven ve anlayış vardı. Kenan bir teşekkür yerine geçen hafif
47:24
bir baş selamıyla karşılık verdi. Zihninde o yağmurlu yoldaki burada kral
47:30
benim cümlesinden başlayarak tüm anlar canlandı. Toplantıdaki o gergin anlar Ahmet Bey
47:38
ile sahada geçirdiği günler ve zor durumlarla başa çıkmak zorunda kaldığı o baskı dolu nöbetler
47:44
hepsi bir kamu görevlisinin sınırları ve sorumlulukları hakkında ona verilmiş büyük bir dersti.
47:51
Kenan nöbetçi odasına girip hafta sonu raporunu yazmaya başladı. Artık ne bir çekingenlik vardı ne de bir
47:58
kibir. Dürüstçe yazdı. vatandaşlara karşı kendi tavrı, prosedürleri ve davranışları
48:05
hakkındaki gözlemlerini açıkça belirtti. Hayatında ilk kez kendisiyle bu kadar
48:11
barışıktı. Gece çöktü. Birimin ışıkları avluyu sessizce aydınlatıyordu.
48:18
Kenan kapının önünde durup derin bir nefes aldı. Şehir sakindi. Trafik akıcıydı.
48:25
Anladı ki gerçek güç yetkide ya da sözlerde değil kendini kontrol edebilmekte ve herkese adil
48:31
davranabilmekteydi. Burada kral benim.
48:36
Bir zamanlar onu güçlü hissettiren bu cümle şimdi sadece acı bir dersin anısıydı.
48:42
Kenan gülümsedi. Odaya girdi ve yeni nöbetine hazırlandı. Bu özgüven elindeki güçten değil,
48:50
olgunlaşmış ve adaletin, sorumluluğun gerçek değerini anlamış olan kendisinden geliyordu.
48:56
O günden sonra komiser yardımcısı Kenan artık gücünü kanıtlamaya çalışan biri olmadı.
49:03
Saygı, sabır ve özgüvenle işini yapan hem vatandaşların hem de meslektaşlarının güvenine layık bir
49:09
memur haline geldi. Bu hikaye size ne düşündürdü?
49:15
Yetkinin yanlış kullanımı hakkında sizin de yaşadığınız veya tanık olduğunuz bir olay var mı?
49:21
Düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi aşağıdaki yorumlar bölümünde bizimle paylaşın.
49:27
Ve eğer bu türden insan ruhuna dokunan daha fazla hikaye dinlemek isterseniz lütfen kanalımıza abone olmayı, bu
49:34
videoyu beğenmeyi ve paylaşmayı unutmayın. Desteğiniz bizim için çok değerli.
49:41
Bir sonraki hikayede görüşmek üzere.
“Beş Mercedes Kamyon Alacağım” Dedi Yırtık Pırtık Adam. Herkes Güldü. Büyük Bir Hata Yaptılar!

00:00
00:00
05:06
Powered by
GliaStudios
Görünmez Servet: Paçavralar İçindeki Milyoner
1. Bölüm: Cam Kulelerin Gölgesinde Bir Yabancı
İstanbul Maslak… Burası paranın nabzının attığı, çelik ve camdan kulelerin gökyüzünü deldiği bir modern zaman krallığıydı. Ağustos sıcağı, Büyükdere Caddesi’nin asfaltını eritirken, klimalı ofislerinde oturanlar için hayat sadece sayılardan ve prestijden ibaretti. 32 dereceye ulaşan sıcaklıkta, lüks araçların motorlarından çıkan ısı havayı titretiyordu.
Bu lüksün tam kalbinde, güneşin altında dev bir elmas gibi parlayan Mercedes-Benz bayisi duruyordu. İçerisi deri kokusu, pahalı parfümler ve 20 bin liralık makinelerden çıkan espresso aromasıyla doluydu. Satış temsilcileri Aylin, Kemal, Murat, Cem ve Burak için dünya ikiye ayrılırdı: Satın alma gücü olanlar ve zaman çalanlar.
Aylin Yılmaz, 28 yaşında, Boğaziçi mezunu bir resepsiyonistti. Bileğindeki Cartier saatiyle gelen müşteriyi üç saniyede analiz ederdi. Ayakkabıdaki deri kalitesi, saatin orijinalliği ve dik duruş… Onun için insanın değeri bunlarla ölçülürdü.
Tam saat 14:23’te, bu steril dünyaya bir “yabancı” girdi.
2. Bölüm: Yırtık Ayakkabılı Bir Dev
Galerinin otomatik kapıları tıslayarak açıldığında içeri giren adam, Maslak’ın dokusuna tamamen aykırıydı. 70 yaşlarındaki bu adamın üzerinde yırtık yeşil bir ceket, dirseklerinde kaba yamalar ve belinde eski bir kemerle tutturulmuş bol bir pantolon vardı. Ama en çok dikkat çeken şey ayakkabılarıydı; tabanı açılmış, bağcıkları solmuş, yılların çamurunu ve tozunu üzerinde taşıyan kahverengi bir çift ayakkabı…
Elinde lastikle tutturulmuş sarı bir karton dosya vardı. Yüzü güneşten kavrulmuş, elleri ise ağır işlerde çalışmaktan nasır tutmuştu. İçeriye toprak ve eski tütün kokusu yayılmıştı.
Aylin, bilgisayarından başını kaldırdığında yüzü anında asıldı. “Yine bir evsiz sıcak yer arıyor,” diye düşündü. Satış temsilcilerine “Şunu dışarı atın” dercesine bir bakış fırlattı.
Murat ve Cem, bir AMG GT’nin yanında durmuş, adamın yırtık ayakkabılarını parmakla göstererek fısıldaşıp gülmeye başladılar. Adam onlara aldırmadı; mermer zeminde gıcırdayan ayakkabılarıyla en büyük kamyonun, 620 bin liralık bir dev olan siyah Aktros’un yanına gitti. Ona bir müzede nadide bir parçaya bakar gibi hayranlıkla dokundu.
3. Bölüm: Kibrin Tokadı
Galerinin en yaşlı satıcısı Kemal Demir, istemeyerek de olsa adama yaklaştı. Sesi buz gibiydi: “Yardımcı olabilir miyim?”
Yaşlı adam, soluk mavi gözlerini Kemal’e dikti. Sesi tozluydu ama titrek değildi: “Kamyon almak istiyorum. Beş tane. Bunun aynısından.”
O an galeri sessizliğe gömüldü, ardından Murat’ın alaycı kahkahası duyuldu. Kemal, gülmemek için dudaklarını sıktı. “Beyefendi, bir tanesi yarım milyondan fazla. Beş tanesi 2,5 milyon eder. Sizin bütçeniz var mı?”
Yaşlı adam sakin bir güvenle yanıtladı: “Param var.”
Burak Arslan, bir sirk seyircisi gibi yaklaştı: “Beyefendi burası bakkal değil, Mercedes bayisi. Yanlış geldiniz herhalde, hurdalık aşağı mahallede!”
Tam o sırada, cam ofisinden sahneyi izleyen Müdür Kerem Özdemir dışarı çıktı. Rolex saatini düzelterek yaşlı adamın önünde durdu. “Burası ciddi iş adamları içindir beyefendi. Sosyal yardım merkezi değil. Lütfen güvenliği çağırmama gerek kalmadan burayı terk edin.”
Yaşlı adamın gözlerinde öfke yoktu, sadece derin bir hayal kırıklığı vardı. Bir kez başını salladı, arkasını döndü ve çıktı. Arkasından “Dilencilere giriş yasaktır tabelası asmalıyız” diyenlerin kahkahalarını duyabiliyordu.
4. Bölüm: Ahmet Yılmaz’ın Gizli Tarihi
O adamın adı Ahmet Yılmaz’dı. Ve o küçümsenen karton dosyanın içinde 23 milyon 400 bin liralık banka dökümü vardı.
Ahmet, Kayseri’nin en fakir köyünde doğmuş, 12 yaşında çalışmaya başlamıştı. 50 yıl boyunca ne sigara içmiş, ne kumar oynamıştı. Tasarruf ettiği her kuruşla arsalar almış, binalar onarmış ve dev bir servet biriktirmişti. Birkaç hafta önce doktoru dördüncü evre kanser olduğunu söylemişti. Ahmet, ölmeden önce bir hayalini gerçekleştirmek istiyordu: Kendi gibi çalışkan ama imkanı olmayan gençler için bir nakliye şirketi kurmak. Onlara beş kamyon verecek, işi öğretecek ve hayata tutunmalarını sağlayacaktı.
Maslak’tan kovulduktan sonra parkta bir banka oturdu. Ağlamadı. Sadece bu insanların kibrine acıdı. Pes etmedi. Diğer galerileri gezdi ama her yerde aynı muameleyi gördü. Takım elbisesi olmayana insan muamelesi yapılmıyordu.
Ertesi gün, Bahçelievler yakınındaki daha küçük bir galeriye, “Otto Partner”e gitti.
5. Bölüm: Elif’in Farkı ve Büyük Ders
Otto Partner’da masada oturan Elif, sadece 6 aydır bu işi yapıyordu. O da fakir bir köyden gelmişti, akşamları üniversiteye gidiyordu. Ahmet içeri girdiğinde Elif ayağa kalktı ve samimiyetle gülümsedi: “Hoş geldiniz beyefendi, size nasıl yardımcı olabilirim?”
Ahmet şüpheyle sordu: “Kamyon alacağım, beş tane Aktros. Satacak mısın bana?”
Elif hiç istifini bozmadı: “Tabii ki, lütfen oturun. Detayları konuşalım.”
Elif ona çay ikram etti, modelleri anlattı, gençlere iş kurma hayalini dinledi ve hayran kaldı. Ahmet dosyayı açıp banka dökümünü masaya bıraktığında Elif şok oldu. 23 milyon lira! Hemen müdürü Gökhan Bey’i çağırdı. Bir saat içinde Ahmet, 3,2 milyon liralık nakit sözleşmeyi imzaladı.
Bu devasa satış haberi kısa sürede Mercedes-Benz Türkiye merkezine ulaştı. Bölge Müdürü Mehmet Kılıç, Maslak’taki Kerem’i aradı.
“Kerem, dün yaşlı, hırpani bir adamı galeriden kovmuşsun doğru mu?”
Kerem alayla cevap verdi: “Evet efendim, bir dilenci gelip kamyon sormuştu, attık dışarı.”
Mehmet Kılıç’ın sesi buz kesti: “O dilenci az önce Bahçelievler’deki bayiden 5 kamyon nakit aldı. Ve 20 milyonluk daha yatırım planlıyor. Senin kibrin yüzünden bu galerinin ‘Premium Partner’ statüsünü bugün itibariyle iptal ediyorum. Artık o lüks primleri rüyanda görürsün.”
Son Söz: Gerçek Zenginlik
Bir ay sonra Ahmet Yılmaz, “Şans Nakliye” şirketini açtı. Beş dev Aktros, Ahmet’in seçtiği beş dürüst genç tarafından sürülüyordu. Elif, şirketin operasyon müdürü oldu.
Maslak’taki galeride ise satış temsilcileri artık birbirlerinin yüzüne bakamıyordu. Çünkü kaybettikleri sadece komisyon değil, bir insanın onuruydu.
Ahmet Yılmaz bir yıl sonra huzur içinde öldü. Ama arkasında on genç insana umut, dürüst bir iş ve tüm Türkiye’nin dilinden düşmeyecek bir hikaye bıraktı.
Unutmayın: Zenginlik takım elbise giymez ve saygı hiçbir şeye mal olmaz; ama yokluğu her şeye mal olabilir.
Adalet ve dürüstlük dolu bir dünya dileğiyle…