Viyana’da Kaybolan Türk Diplomat — Teşkilat Onu 72 Saatte Ankara’ya Getirdi

.
.

Viyana’nın 1. bölgesinde, Stephansplatz’a yalnızca birkaç sokak uzaklıkta küçük bir kahvehane vardı. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir Avrupa kafesi gibi görünürdü. Kış aylarında camları buğulanır, içerideki eski ahşap masalar sıcak ışığın altında sessizce parıldardı. Tavandan sarkan sarı lambaların altında Franz Schubert’in melodileri yumuşak bir şekilde çalardı. Bu mekânı bilenler için burası sadece kahve içilen bir yer değildi. Avrupa diplomasisinin en sessiz buluşma noktalarından biriydi. Yıllardır diplomatlar, akademisyenler ve bazen de kimliğini gizleyen insanlar burada buluşur, konuşur, sonra sanki hiç var olmamış gibi kaybolurlardı.

17 Ocak 2019 sabahı saat tam 09.37’de kapı açıldı. İçeri kırk üç yaşında bir adam girdi. Adı Erdem Karadeniz’di. Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği’nde görevli bir diplomattı. Garson onu tanıyordu. Her sabah neredeyse aynı saatte gelirdi. Aynı masaya oturur, aynı siparişi verirdi.

“Her zamanki gibi mi?” diye sordu garson.

Erdem hafifçe başını salladı.

Garson birkaç dakika sonra bir espresso ve yanında küçük bir bardak su getirdi. Erdem telefonunu masaya bıraktı, ceketini sandalyeye astı ve gazetesini açtı. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir sabah gibi görünüyordu. Saat 11.00’de bir toplantısı vardı. Ama o toplantıya hiçbir zaman gidemeyecekti.

Saat 10.04’te Erdem kahvehanenin arka kapısından çıktı. Güvenlik kameraları onu birkaç saniye boyunca kaydetti. Sonra görüntü sokağın köşesinde sona erdi. O andan sonra Erdem Karadeniz’i kimse görmedi.

Telefonu masada kalmıştı.

Cüzdanı ceketinin iç cebindeydi.

Avusturya polisi akşam saatlerinde kayıp ihbarı aldığında olay henüz sıradan bir kaybolma vakası gibi görünüyordu. Ancak Ankara’da çoktan alarm verilmişti.

Tam 72 saat sonra Erdem Karadeniz Esenboğa Havalimanı’nda bir askeri uçaktan indi.

Üzerinde farklı kıyafetler vardı.

Sakalı uzamıştı.

Yüzü yorgundu.

Ama gözlerinde sadece yorgunluk yoktu. Orada başka bir şey vardı. Üç gün boyunca yaşadığı şeylerin ağırlığı.

Onu karşılayan araçlar hızla konvoy oluşturdu ve şehir merkezine doğru hareket etti. Basına hiçbir açıklama yapılmadı. Avusturya Dışişleri Bakanlığı olaydan ertesi gün haberdar edildi. Dünya bu operasyonun detaylarını hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyecekti.

Erdem Karadeniz 1976 yılında Ankara’da doğmuştu. Babası yıllarca Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapmış bir bürokrattı. Annesi ise Ankara Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı profesörüydü. Erdem çocukluğundan itibaren üç dil konuşarak büyüdü. Türkçe, Almanca ve İngilizce onun için doğal bir şeydi.

Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Londra’da uluslararası ilişkiler okudu. Mezuniyetin ardından Dışişleri Bakanlığı’na katıldı. Diplomatik kariyerine Berlin’de başladı. Sonra Brüksel’e gönderildi. Ardından kısa bir süre Washington’da görev yaptı.

Her görev yerinde dikkat çekmişti.

Ama resmi kariyerinin arkasında çok az kişinin bildiği başka bir gerçek vardı.

1998 yılından itibaren teşkilatla bağlantısı vardı.

Erdem doğrudan bir ajan değildi.

Saha operasyonlarına katılmazdı.

Ama teşkilatın deyimiyle bir gözlemciydi.

Diplomatik görevleri sırasında karşılaştığı belirli insanları, şüpheli temasları ve olağan dışı hareketleri rapor ederdi. Bu tür insanlar birçok ülkenin diplomatik kadrosunda bulunurdu. Diplomasi ve istihbarat çoğu zaman birbirinden ayrılmazdı.

2016 yılında Viyana’ya atandığında görev tanımı değişti.

Çünkü Viyana sıradan bir şehir değildi.

Soğuk Savaş’tan beri Avrupa’nın en büyük istihbarat merkezlerinden biriydi.

Rusya, Amerika, Çin, İran ve İsrail servisleri burada aktifti. Uluslararası kuruluşların merkezleri burada bulunuyordu. Diplomatik dokunulmazlık geniş yorumlanıyordu. Bu nedenle şehir bir gölgeler dünyasına dönüşmüştü.

Erdem’in görevi Türkiye karşıtı faaliyetleri izlemekti.

Ve 2018 sonbaharında radarı bir sinyal yakaladı.

Bir ekonomi konferansında tanıdık bir yüz gördü.

Adam kırk yaşlarında, sıradan görünümlüydü.

Kartvizitinde Friedrich Lehmann yazıyordu.

Ama Erdem onu başka bir isimle tanıyordu.

Berlin’de yıllar önce çekilen bir gözetim fotoğrafında aynı yüz vardı.

O zaman kullanılan kod adı şuydu:

Gölge 8.

Erdem bu karşılaşmayı Ankara’ya rapor etti.

Sonraki haftalarda garip şeyler başladı.

Arabasının koltuk ayarları değişiyordu.

Evindeki kilit bir gün takılıyor sonra düzeliyordu.

Birisi onu izliyordu.

Aralık ayında Ankara’ya kısa bir mesaj gönderdi.

Takip altındayım.

Bekleme moduna geçiyorum.

Ankara’dan gelen cevap kısa oldu.

Anlaşıldı. Dikkatli ol.

Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı.

Erdem yalnızca izlenmiyordu.

Hedef alınmıştı.

17 Ocak sabahı kahvehaneden çıktığında köşede siyah bir minibüs duruyordu.

Bir adam yaklaştı.

Almanca bir şey söyledi.

Erdem döndü.

Tam o anda ikinci adam arkasına geçti.

Her şey 30 saniye sürdü.

Sessiz ve profesyonel.

Turistler hiçbir şey fark etmedi.

Minibüs hızla uzaklaştı.

Erdem’in elleri bağlandı ama gözleri bağlanmadı.

Bu önemli bir detaydı.

Profesyonel kaçırmalarda gözlerin açık bırakılması genellikle iki şeyden birini gösterirdi.

Ya aşırı güven

ya da hedefin serbest bırakılmayacağı.

Minibüs 35 dakika sonra bir sanayi bölgesinde durdu.

Erdem boş bir depoya götürüldü.

İçeride takım elbiseli bir adam vardı.

Rusça konuşuyordu.

Sorgu sekiz saat sürdü.

Fiziksel şiddet yoktu.

Ama psikolojik baskı çok güçlüydü.

Sorular Türk istihbaratı hakkındaydı.

Erdem sessiz kaldı.

Bilgi vermedi.

Ama sorgucuların bir amacı olduğu açıktı.

Onu öldürmek istemiyorlardı.

Tam o sırada Ankara’da başka bir şey oluyordu.

Teşkilat kayıp raporunu almıştı.

Saatler içinde iz sürüldü.

Minibüsün plakası bulundu.

Sahte belgeler.

Rus bağlantısı.

Gece yarısına doğru karar verildi.

Operasyon yapılacaktı.

Özel kuvvetlerden altı kişilik bir tim Viyana’ya gönderildi.

Komutanlarının kod adı Kartal’dı.

Plan basitti.

Gece baskını.

Sessiz giriş.

Hedefi alıp çıkmak.

Operasyon penceresi dört dakikaydı.

Saat 23.45’te hareket edildi.

Kapı açıldı.

İlk nöbetçi susturuculu silahla etkisiz hale getirildi.

İkinci oda.

Kısa bir çatışma.

Üç kişi daha.

Altıncı adam arka kapıdan kaçmaya çalıştı ama çevre güvenliği onu yakaladı.

Erdem en arka odadaydı.

Sandalyeye bağlıydı.

“Teşkilat. Sizi alıyoruz.”

Erdem başını kaldırdı.

Türkçe duyduğu anda gülümsedi.

Çıkarma operasyonu altı dakika sürdü.

Plan dört dakikaydı.

Ama savaşta planlar her zaman değişirdi.

Önemli olan sonuçtu.

Ve sonuç başarıydı.

Konvoy hızla şehirden ayrıldı.

Sabah saatlerinde Macaristan sınırı geçildi.

Oradan askeri uçakla Ankara’ya uçuldu.

Avusturya hükümeti olayı ertesi gün öğrendi.

Diplomatik protestolar yapıldı.

Ama gerçek değişmedi.

Teşkilat adamını almıştı.

Rusya ise tamamen sessiz kaldı.

Çünkü konuşmak kaybettiklerini kabul etmek olurdu.

Erdem Karadeniz altı ay sonra tekrar görevine döndü.

Ama artık daha sakin bir ülkede görev yapıyordu.

Yıllar geçti.

Saçları ağardı.

Ama o 72 saati hiç unutmadı.

Karanlık depo.

Yorgunluk.

Ve kapıdan gelen o Türkçe sesler.

Bu olay istihbarat dünyasında bir ders olarak anlatıldı.

Çünkü bazı savaşlar görünmezdir.

Ve bazı zaferler sadece gölgelerde kazanılır.