ZENGİN İŞ KADINI BABASINA ŞOFÖR OLDU, İLK GÜN ŞİRKETİ ELE GEÇİRME PLANINI ORTAYA ÇIKARTTI!
.
.

Kemal Yıldırım cuma akşamı yemeklerini eskisi gibi huzurla yiyemiyordu. Masadaki yemekler hâlâ lezzetliydi; Hatice yıllardır aynı özenle pişiriyordu. Ama sofranın etrafındaki sessizlik ağırlaşmıştı. Karısı sekiz yıl önce vefat etmişti. Oğlu Almanya’da kendi hayatını kurmuş, ayda bir arayıp görevini yerine getirir gibi hâl hatır soruyordu. Kızı Elif ise İstanbul’da, kendi kurduğu dünyada yaşıyordu. Ne zaman eve gelse evin havası değişiyor, duvarların içine işlemiş o ağır dinginlik çatlıyordu.
O akşam Elif karşısında oturuyordu. Deniz mavisi takım elbisesi kusursuzdu. Otuz iki yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Spor salonu, düzenli beslenme, disiplinli yaşam… Beş yıl önce kurduğu şehir hizmetleri şirketi kısa sürede büyümüş, ülke çapında faaliyet gösteren bir yapıya dönüşmüştü. Cirosu artık Kemal’in yıllarca emek verdiği Yıldız Lojistik’i geçmişti. Bu gerçek masada konuşulmuyordu ama aralarındaki görünmez gerilimi besliyordu.
“Baba yine dinlemiyorsun,” dedi Elif, çatalını tabağa bırakırken.
Kemal başını kaldırdı. “Dinliyorum. Yeni lojistik platformundan bahsediyordun.”
“Hayır,” dedi Elif sabrını zorlayan bir gülümsemeyle. “Senin şirketinin hâlâ 2010’da yaşadığından bahsediyorum.”
Kemal çayından bir yudum aldı. “Taşımacılık uygulama işi değil Elif. Bu iş insan işi. Güven işi.”
“Güven dediğin şey şeffaflıkla sağlanır,” diye karşılık verdi Elif. “Çevrim içi takip yok. Otomatik rota planlaması yok. Anlık raporlama yok. Rakiplerin hepsi var. Sen hâlâ irsaliyeleri kontrol etmekle övünüyorsun.”
Kemal’in gözlerinde hafif bir sertlik belirdi. “Ben hesabı insanların gözünün içine bakarak veriyorum. Şoförlerim beni tanır. Bir sorun olduğunda müşteri hizmetlerine mail atmazlar, bana gelirler.”
Elif sandalyesine yaslandı. “O zaman deneyelim. Yer değiştirelim.”
Kemal kaşını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?”
“Ben bir hafta senin şirketinde çalışayım. Ama yönetici değil. Sıradan biri. Bakalım gerçek saha dediğin şey neymiş.”
Kemal’in dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. “Bir hafta özel şoförüm ol. Sabah altıda gel, beni toplantılara götür, kapıda bekle. Hiç ayrıcalık yok.”
Elif gözlerini kısarak baktı. “Anlaştık.”
Masada el sıkıştılar. İkisi de bunun bir oyundan fazlası olduğunu biliyordu. Bu bir gurur meselesiydi.
Pazartesi sabahı Elif saat 06.30’da Yıldız Lojistik’in kapısından içeri girdi. Range Rover’ını iki sokak ötede bırakmıştı. Üzerinde sade bir kot ve ceket vardı. Güvenlik görevlisi kartına baktı.
“Elif Demir. Bir haftalık yedek şoför.”
Annesinin kızlık soyadını kullanmıştı. Şirkette Kemal’in bir kızı olduğu biliniyordu ama kimse onu yakından tanımıyordu.
Garajda Hasan Usta arabayı gösterdi. Siyah Mercedes S serisi pırıl pırıldı. “Kemal Bey serttir ama adildir,” dedi.
Elif direksiyona oturduğunda aynaları ayarladı, derin bir nefes aldı. Bu sadece bir rol değildi; babasının dünyasına girmişti.
Gün bankalar, tedarikçiler ve müşteri ziyaretleriyle geçti. Elif bekledi, dinledi, gözlemledi. Babasının çalışanlarla kurduğu ilişkiyi gördü. Bir şoförün oğlunun askerlik durumunu sorduğunu, bir depo çalışanının annesinin ameliyat masrafı için destek istediğini… Kemal’in cevap verirken yüzündeki ciddiyeti ve şefkati fark etti.
Akşam garajdan çıkarken iki adamın konuşmasına kulak misafiri oldu.
“Çarşamba Çinlilerle toplantı,” dedi biri. “Sigorta hazır. İhtiyar anlamayacak.”
“Ya anlarsa?”
“Çince bilmiyor ki.”
Elif’in kalbi hızlandı. Babası üniversitede Çince okumuştu. Ama bunu kimse bilmezdi.
Arabaya atladı, babasını aradı. “Toplantıda Çince bilmiyormuş gibi yap.”
Kemal kısa bir sessizlikten sonra “Anladım,” dedi.
Çarşamba günü toplantı odasında Serkan Kaya ve Çinli yatırımcı Win Yi vardı. Resmî gündem ortaklıktı. Ancak Serkan dosyadan birkaç belge çıkararak masaya koydu.
“Yan kuruluşta sahte ödemeler var,” dedi. “Maliyeye giderse 5 yıla kadar hapis.”
Kemal şaşkınlıkla belgeleri inceledi. “Ben böyle bir şey imzalamadım.”
“İmzanız burada,” dedi Serkan soğuk bir gülümsemeyle.
Kemal dışarı çıktı. Elif koridorda bekliyordu. “Haklıydın,” dedi babası. “Çince konuştular. Şirketi ele geçirmek istiyorlar.”
Ertesi gün muhasebeci Derya ile konuşuldu. Derya korkuyordu. Serkan’ın onu sahte ödeme emirlerini imzalamaya zorladığını, çocuğuyla tehdit ettiğini anlattı. Ardından satın alma müdürü Volkan da itiraf etti. Serkan’ın Çinli yatırımcıları paravan olarak kullanıp şirketi ele geçirmeyi planladığını söyledi.
Bülent belgeleri hazırladı. Selma güvenlik planını kurdu. Emre’nin kol düğmesine mikro kamera yerleştirildi.
Pazartesi ikinci toplantı günüydü.
Kemal kırılmış bir adam rolü oynadı. Serkan kendinden emin bir şekilde şantaj malzemesini ortaya koydu.
“Ya imzalarsınız ya da belgeler maliyeye gider,” dedi.
Tam o anda Derya ayağa kalktı. “Bu belgeler sahte. Beni zorladı.”
Volkan da konuştu. “Her şeyi organize eden Serkan.”
Bülent yazışmaları ve kayıtları masaya koydu. Emre’nin kamerası her şeyi kaydediyordu.
Win Yi ayağa kalktı. “Bay Kaya, bu ne anlama geliyor?”
Serkan’ın yüzü çöktü. Kaçmaya yeltendi ama Selma kapıda belirdi.
“Kalmanızı tavsiye ederim.”
Toplantı Serkan’ın istifası ve savcılığa başvuru kararıyla bitti.
Akşam Elif babasının yanında arabada oturuyordu.
“Bir haftayı sen kazandın,” dedi Kemal.
“Hayır,” dedi Elif gülümseyerek. “İkimiz de kazandık.”
Kemal camdan dışarı baktı. “Seni güçlü yetiştirdiğimi sanıyordum. Ama meğer ne kadar güçlü olduğunu görmemişim.”
Elif motoru çalıştırdı. “Şimdi sıra dijitalleşmede.”
Kemal güldü. “Yavaş yavaş.”
Şehir akşam ışıkları altında akıyordu. Bir hafta önce bir tartışmayla başlayan meydan okuma, şirketi kurtaran bir mücadeleye dönüşmüştü. Kazanılan sadece bir şirket değildi. Güven, dürüstlük ve aile bağları da yeniden kurulmuştu.
Ve Kemal artık biliyordu: Fil dişi kulede yaşayan kızı değilmiş. Asıl kulede olan kendisiymiş. Elif onu oradan indirmişti.