Doktorlar yeni hemşireyle alay etti… Ta ki yaralı kaptan onu selamlayana kadar!

Doktorlar yeni hemşireyle alay etti… Ta ki yaralı kaptan onu selamlayana kadar!

.
.

Bir Selamın Gücü: Hemşire Elif’in Yolculuğu

Doktorlar yeni hemşireyle alay etti... Ta ki yaralı kaptan onu selamlayana  kadar! - YouTube

1. Bölüm: Konya’dan Ankara’ya

Elif Yılmaz, Konya’nın dar sokaklarında büyümüş, mütevazı bir ailede yetişmişti. Babası emekli öğretmen, annesi ise ev hanımıydı. Elif’in hemşire olma hayali, 15 yaşında yaşadığı o büyük depremle şekillenmişti. Komşular enkaz altında kalmış, Elif ise sağlık ekiplerinin imkansız koşullarda nasıl hayat kurtardığına tanık olmuştu. O gün karar verdi: Bir gün, insanlara yardım eden, hayat kurtaran biri olacaktı.

Yıllar geçti. Elif, burslarla hemşirelik okudu, gönüllü programlara katıldı. Zorlu eğitimler, uzun nöbetler, gece gündüz demeden çalıştığı stajlar… Hepsi onu Ankara Askeri Hastanesi’ndeki travma bölümüne taşıdı.

Hastaneye ilk adımını attığında, karşısında sekiz doktor, dört kıdemli hemşire ve iki asistan buldu. Herkes onu süzüyordu. Genç, narin, tecrübesiz… Bölüm şefi Doktor Murat Kaya, sert bakışlarıyla Elif’e hafifçe alaycı bir gülümseme sundu:

— Hoş geldin Elif Hanım. Umarım askeri travma senin için çok ağır olmaz.

Kıdemli hemşire Zeynep Öztürk ise sadece kaşlarını kaldırdı, hiçbir şey söylemeden Elif’i izledi. Elif derin bir nefes aldı, kararlı bir sesle cevap verdi:

— Teşekkür ederim doktor Kaya. Travma konusunda eğitim aldım, deprem bölgelerinde gönüllü çalıştım. Baskı altında çalışmayı biliyorum. Burada çok şey öğreneceğim ama katkı da sağlayacağıma inanıyorum.

Murat Kaya, Elif’in özgüvenine şaşırdı ama alaycı tavrını sürdürdü:

— Gönüllü çalışma gerçek savaş yaralanmalarıyla aynı şey değildir. Burada her gün askerler geliyor. Kurşun yaraları, patlama travmaları, kopmuş uzuvlar… Umarım ilk vakanızda bayılmazsınız.

Elif’in gözlerinde öfke yoktu, korku da yoktu. Sadece sakin bir kararlılık vardı:

— Bayılırsam beni uyandırın, işime devam ederim.

Toplantı sona erdiğinde Elif koridorda yürürken arkasında fısıltılar duydu:

— Çok genç görünüyor. Nasıl bu kadar önemli bir bölüme aldılar?

Elif durdu, döndü, kimseyle göz teması kurmadı. Zeynep yanına geldi, sert ama adil bir sesle konuştu:

— Burada herkes seni izleyecek. Her hatanı not edecekler. Ama işini doğru yaparsan zamanla kabul görürsün. Ya da görmezsin. Bu senin elinde.

Elif başını salladı:

— Kabul görmek için gelmedim. İyi iş çıkarmak için geldim. Gerisi önemli değil.

Zeynep ona uzun uzun baktı, omuz silkti, uzaklaştı. Ama içinde bir şey kıpırdamıştı. Bu genç hemşire diğerlerinden farklıydı.

2. Bölüm: İlk Sınav

Akşam saatlerinde hastanede alarm çaldı. Sınır bölgesinde çatışma olmuş, çok sayıda yaralı geliyordu. Elif’in kalbi hızlandı ama elleri sakindi. Koridorda doktorlarla, hemşirelerle karşılaştı. Herkes bir görev başındaydı. Doktor Murat talimatlar veriyordu:

— Ayşe, birinci ameliyathaneyi hazırla. Zeynep, ekipleri yerleştir. Elif, sen malzemeleri kontrol et, vitalleri kaydet.

Elif itiraz etmedi. Gözlerinde kararlılık vardı. Ambulanslar sirenlerle geldi, sedyeler içeri taşındı. Kan, çığlıklar, kaos… Ama kontrollü bir kaos. Elif sedyenin yanında genç bir askerin vital bulgularını ölçerken onunla konuştu:

— Adın ne?

— Teğmen Burak.

— Seni ameliyathaneye alacaklar. Sadece sakin ol.

Elif rakamları not etti, doktor Murat’a iletti. Sonra bir sedyede askeri üniforması kanlar içinde, bilinci yarı kapalı bir adam gördü: Yüzbaşı Kerem Arslan.

Kerem’in karın bölgesinde derin bir yara, başında şişlik vardı. Görevliler onu hızla ameliyathane önüne getirdi. Doktor Murat ve Ayşe, Kerem’in başına geldiler:

— Karın bölgesinde penetrasyon. Dalak veya karaciğer hasarı. Hemen ameliyata alıyoruz.

Elif bir kenarda durarak izliyordu ama gözleri Kerem’in üzerindeydi. Vital bulgularını inceledi. Tansiyon düşük ama stabil, nabız hızlı, solunum sığ… Bir şey dikkatini çekti. Karın bölgesinin sağ tarafında hafif bir renk değişimi. Çok belirgin değildi ama oradaydı. İkincil bir kanama olabilirdi.

Kendine sordu: Söylemeli mi? Deneyimli cerrahlar fark etmiş olmalıydı ama ya fark etmemişlerse? Konya’daki deprem sonrası gördüğü bir sahneyi hatırladı. Genç bir doktor, kıdemli bir cerrahın gözden kaçırdığı bir iç kanamayı fark etmişti. Konuşmakta tereddüt etmişti ama sonunda cesaret edip söylediğinde bir hayat kurtarmıştı. O doktor Elif’e bir şey öğretmişti: Hiyerarşi hayattan önemli değildir. Şüphen varsa konuş.

Elif öne çıktı:

— Doktor Kaya, özür dilerim ama bir şey fark ettim.

— Ne? Vitalleri mi kaydedemedin?

— Hayır, vitaller kaydedildi. Ama hastanın sağ karın bölgesinde renk değişimi var. İkincil bir iç kanama olabilir. Böbrek bölgesinde hasar olma ihtimali var.

Doktor Murat hoşnutsuz bir ifadeyle yaklaştı:

— Hemşire Yılmaz, teşhis koymak senin işin değil. Biz cerrahız. Hastayı değerlendirdik. Senin görevin vitalleri kaydetmek.

Elif geri çekilmedi:

— Anlıyorum doktor Kaya. Ama bir gözlem paylaşıyorum. Gönüllü çalıştığım travma eğitiminde benzer bir vaka görmüştüm. Cilt tonunda hafif bir değişiklik ikincil kanamayı işaret ediyordu. Sadece kontrol edilmesini öneriyorum.

O anda sedyedeki Kerem zayıf bir sesle mırıldandı:

— Hemşire, haklı. Burada ağrı var. Daha derin. Lütfen kontrol edin.

Zeynep hemen Kerem’in nabzını kontrol etti:

— Doktor, hastanın nabzı daha da hızlandı. Kontrol edelim.

Doktor Murat dudaklarını sıktı, Kerem’in yanına gitti. Karın bölgesini tekrar inceledi, palpasyon yaptı. Kerem acı içinde inledi. Murat’ın yüzü değişti:

— Ultrason. Hemen.

Ekip hızla ultrason cihazını getirdi. Görüntüler incelendi. Birkaç saniye sonra Murat derin bir nefes aldı:

— İkincil kanama var. Sağ böbrek bölgesinde. Hemşire Yılmaz haklıydı.

Sessizlik. Elif hiçbir şey söylemedi. Doktor Murat ona bakmadan talimatlar verdi:

— Ameliyathaneyi hazırlayın. Prosedürü değiştiriyoruz. Hem dalak hem böbrek bölgesini kontrol edeceğiz.

Ameliyat başladı. Elif dışarıda bekledi, diğer yaralılarla ilgilendi. Ama aklı ameliyathanedeydi. Kapılar açıldığında Doktor Murat çıktı:

— Operasyon başarılı. Hasta stabil. Hem dalak hem de böbrek bölgesindeki kanamayı durdurduk.

Zeynep Elif’in yanına geldi:

Doktorlar yeni hemşireyle alay etti... Ta ki yaralı kaptan onu selamlayana  kadar! - YouTube

— İyi iş çıkardın ama hazırlıklı ol. Murat gibi insanlar haklı çıkarılmayı sevmezler.

Elif gülümsedi:

— Sevmeleri gerekmiyor. Sadece hastalarını kaybetmemeleri gerekiyor.

O gece Elif hastane bahçesine çıktı, yıldızlara baktı. İlk sınavdan geçmişti ama daha uzun bir yol vardı.

3. Bölüm: Güven ve Değişim

Ertesi sabah, Elif yüzbaşı Kerem’in bakımını üstlendi. Kerem yatağında oturuyordu. Bandajlar göğsünü ve karnını sarıyordu. Elif içeri girdiğinde Kerem hafifçe gülümsedi:

— Ölmediğime göre iyi sayılırım. Sen dün geceki hemşiresin değil mi?

— Evet, hemşire Elif Yılmaz.

— Teşekkür ederim. Eğer o ikinci kanamayı fark etmeseydin şu an burada olmazdım.

— Sadece işimi yaptım ama siz de yardım ettiniz. Söylemeseydiniz doktor Kaya kontrol etmeyecekti.

Kerem derin bir nefes aldı:

— O doktor gururlu bir adam ama iyi cerrah. Sadece dinlemeyi öğrenmesi gerekiyor.

Elif vital bulguları kontrol ederken gülümsedi:

— Herkesin öğrenmesi gereken bir şey var sanırım.

Kerem Elif’i izledi. Ellerinin nasıl hızlı ama dikkatli hareket ettiğini gördü:

— Neden hemşire oldun?

Elif durdu, ona baktı. Samimi bir soruydu:

— 15 yaşındayken Konya’da büyük bir deprem oldu. Sağlık ekiplerini izledim. Yorgunlar, kaynak yok ama durmuyorlardı. Bir hemşire elinde sadece basit bir ilk yardım çantasıyla üç çocuğu kurtardı. O anladım: Gerçek cesaret, imkansızlıkta devam etmektir. Yetenek önemli ama adanmışlık daha önemli.

Kerem başını salladı:

— İyi bir ders ve sen onu iyi öğrenmişsin.

Elif not defterine bir şeyler yazdı, Kerem’e döndü:

— Peki siz neden asker oldunuz?

Kerem tavana baktı, bir an düşündü:

— Ailem askeri bir aile ama ben farklı bir nedenle seçtim. 20 yaşındayken bir terör saldırısında arkadaşımı kaybettim. O gün karar verdim: Eğer koruyamazsam en azından intikamını alabilirim diye düşündüm. Ama sonra öğrendim; intikam iyileşme getirmiyor, görev getiriyor. Başkalarını korumak, ailelerin ağlamasını engellemek… Bu beni ayakta tutuyor.

Elif ona baktı. İlk kez bu sert askerin arkasındaki insanı gördü:

— O zaman ikimiz de aynı nedenden dolayı buradayız. Başkalarının acı çekmesini engellemek için.

Kerem gülümsedi:

— Sanırım öyle.

Elif ekipmanlarını topladı, çıkarken Kerem tekrar konuştu:

— Dün gece neden ısrar ettin? Doktor Murat seni azarladığında geri çekilebilirdin.

— Çünkü doğru olduğumu biliyordum. Eğer susarsam ve sen ölürsen bu benim vicdanımdaydı. Popülerlik değil, prensip peşindeyim.

Kerem ona hayranlıkla baktı:

— Bu dünyada az kişi böyle düşünür. Onay geçicidir, prensip kalıcıdır.

4. Bölüm: İkinci Sınav ve Takım Ruhu

Bir sonraki gece, yeni bir acil durum yaşandı. Elif, kritik bir vakada Doktor Murat’la birlikte ameliyathaneye girdi. Genç bir askerin göğsünde ve karnında çoklu şarapnel yaraları vardı. Ameliyat sırasında beklenmedik bir komplikasyon oldu. Ana atar damarlardan birinde yırtık… Kan fışkırıyor, monitörler alarm veriyordu.

Elif, gönüllü travma eğitiminde öğrendiği alternatif bir teknik önerdi. Doktor Murat bir an durdu, sonra başını salladı:

— Tamam, dene.

Elif ellerini yıkadı, eldiven giydi, dokuyu kaldırdı, lateral açıdan klemp’i soktu. Kanama yavaşladı, monitörler stabilleşti. Ameliyat başarılıydı. Doktor Murat ona gerçek bir saygı tonuyla konuştu:

— Sen düşündüğüm gibi değilsin.

Elif ona baktı:

— Ben her zaman aynı kişiydim, sadece şimdi görmeyi seçtiniz.

Murat bir an sustuktan sonra gülümsedi:

— Haklısın. Ben kördüm ve bunu kabul etmek zor ama teşekkür ederim. O hastayı kurtardın.

— Hayır, biz kurtardık. Bir ekip olarak.

5. Bölüm: Takdir ve Değişimin Başlangıcı

Ertesi gün askeri protokol ziyareti oldu. Komutan Albay Mehmet Özkan, yaralı askerleri ve ekibi ziyaret etti. Yüzbaşı Kerem Arslan öne çıktı, Elif’in savaş alanında gösterdiği cesareti anlattı. Sonra koltuk değneklerini bir kenara bıraktı, acı içinde de olsa dikkat pozisyonuna geçti ve resmi askeri selam verdi:

— Hemşire Yılmaz, sizinle tekrar görev yapmak bir onurdu. Siz milletimizin en iyisini temsil ediyorsunuz.

Elif gözleri dolarak karşılık verdi. Diğer askerler de selam verdi. Albay Elif’e döndü:

— Gerçek cesaret silahla değil, insan hayatını koruma kararlılığıyla ölçülür. Siz bu cesareti gösterdiniz.

Doktor Murat öne çıktı, Elif’ten özür diledi, onun ekipteki yerinin değerli olduğunu kabul etti. Alkışlar yükseldi. Elif, ait olduğu yeri bulmuştu.

6. Bölüm: Yeni Başlangıçlar

Bir hafta sonra Elif, yeni hemşire Selin’in oryantasyonunu üstlendi. Genç kadın endişeliydi ama Elif ona destek oldu:

— Burada her gün birinin hayatını kurtarabilirsin. Saygı istenmez, kazanılır. İşini iyi yaparsan, prensiplerine sadık kalırsan ve asla pes etmezsen saygıyı kazanırsın.

Selin ona baktı:

— Herkes senden bahsediyor.

— Saygı kazanmak için gelmedim. İyi iş çıkarmak için geldim.

Doktor Ayşe, Elif’in tecrübelerini paylaşmasını istedi. Elif şaşırdı ama kabul etti. Hastane artık farklı bir yerdi. Hemşireler ve doktorlar daha eşit konuşuyordu, herkes fikirlerini paylaşıyordu.

7. Bölüm: Veda ve Miras

Kerem, yeni bir göreve atanıyordu. Elif’e veda etmek için geldi. Cebinden bölük rozetini çıkardı:

— Sen onurlu bir savaşçısın. Sadece farklı bir savaş alanında.

Elif rozeti aldı, gözleri doldu:

— Teşekkür ederim yüzbaşı. Bunu her zaman saklayacağım.

Kerem son bir kez selam verdi, odadan çıktı. Elif, pencereden dışarı baktı. O gece eve dönerken annesi aradı:

— Mutlu musun?

— Evet anne, burada gerçek bir fark yaratıyorum.

Elif yıldızlı gökyüzüne baktı. 15 yaşında deprem sonrası gördüğü hemşireyi hatırladı. Şimdi o da başkalarına ilham veriyordu. Bir döngü, bir miras, sonsuza dek devam edecek bir yolculuk.

Çünkü bir insanın değeri ne kadar yükseklere çıktığıyla değil, kaç kişiyi yanında yükselttiğiyle ölçülür. Elif Yılmaz bunu anlamıştı ve artık bu mirası yaşatıyordu.

SON

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News