Gazze’deki Türk Hastanesi Bombalanacaktı — TEŞKİLAT İhbarcıyı İstanbul’da Yakaladı

Gazze’deki Türk Hastanesi Bombalanacaktı — TEŞKİLAT İhbarcıyı İstanbul’da Yakaladı

Kalenin Düşmemesi: İstanbul’dan Gazze’ye Sessiz Bir Operasyon

Ankara’da bir dosya açıldı. Kapağında yalnızca dört kelime vardı: Acil, Gazze, hastane, tehdit. Dosyanın ilk sayfası çevrildiğinde, içeriğin ağırlığı hemen hissedildi. Çünkü bu dosya, binlerce sivilin hayatını ilgilendiriyordu. Gazze’de Türkiye tarafından inşa edilen Türk Filistin Dostluk Hastanesi, bölgenin tek kanser tedavi merkeziydi. 33.000 metrekarelik alanda, 8 blok, 4 ameliyathane ve 180 hasta odasıyla dev bir yapıydı. Her gün ölümle yarışan 9.000’den fazla hasta için tek umut kapısıydı ve biri bu hastaneyi hedef almıştı.

Bu sıradan bir saldırı planı değildi. Koordinatlar belirlenmiş, saldırı saati hesaplanmış, tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. En tehlikelisi, bilgi içeriden sızıyordu. Sızdıran kişi Gazze’de değil, Türkiye’deydi.

MİT, bu istihbaratı gece yarısı aldı. Ankara’daki merkez binada ışıklar kapatılmadı. Analiz ekipleri onlarca veriyi aynı anda incelemeye başladı. Telefon kayıtları, para trafiği ve çevrim içi hareketler tek bir şehre işaret ediyordu: İstanbul. İçerideki kişi İstanbul’daydı ve MİT’in onu bulmak için yalnızca iki günü vardı. Çünkü saldırı planı başlatılmış, geri sayım başlamıştı.

Her şey, Doğu Akdeniz’deki dinleme istasyonlarında tespit edilen bir sinyal kesintisiyle başladı. MİT’in siber istihbarat birimi, gelen mesajlarda tekrar eden bir düzen fark etti. Mesajlar Türkçeydi ve “Şifa” kelimesi sürekli geçiyordu. İlk bakışta Gazze’deki Şifa Hastanesi’ni işaret ediyor gibiydi, fakat başka bir anlamı olup olmadığı belirsizdi. Deneyimli bir analist, “Şifa” ve “dostluk” kelimelerinin aynı kanalda birbirini takip ettiğini fark etti. Bu, Türk Filistin Dostluk Hastanesi’ni işaret ediyordu. Tablo artık açıkça bir tehditti.

Acil toplantı yapıldı. Türkiye’nin en deneyimli istihbaratçıları, Gazze’deki tek kanser hastanesinden bilgi toplayan ve bunları dışarıya aktaran bir ağın izini sürmek için bir araya geldi. Sızıntı doğrudan İsrail istihbaratına akıyordu.

Ocak 2024’te yürütülen Nekropol operasyonunda 46 Mossad bağlantılı kişi gözaltına alınmış, 8 ilde yapılan baskınlarda büyük miktarda para ele geçirilmişti. Ancak ortaya çıkan yapı buzdağının yalnızca görünen kısmıydı. Mossad’ın Türkiye’deki ayak izi tahmin edilenden çok daha yaygındı. Sahte kimlik kullanan ajanlar, özel dedektifler, maddi sıkıntı içindeki vatandaşlar… Hepsi sistemli biçimde devşiriliyordu.

Yeni operasyonun kod adı “Kale” olarak belirlendi. Çünkü Türk Filistin Dostluk Hastanesi, Gazze’de ayakta kalan son sağlık kalesiydi ve birileri bu kaleyi yıkmaya hazırlanıyordu.

MİT’in ilk adımı, şifreli mesajların izini sürmek oldu. Trafik İstanbul’a, Kadıköy’deki bir apartman dairesine çıkıyordu. Ekipler bölgeye yerleşti. Karşı binanın çatısına kamera kuruldu, köşedeki bir kafe gözlem noktasına dönüştürüldü. Üç gün boyunca hiçbir hareket yoktu. Dördüncü gün, elinde market poşetleriyle 30’lu yaşlarda bir kadın daireye girdi. 12 dakika sonra Gazze’ye doğru aynı şifreli protokolle yeni bir mesaj çıktı. Kadının adı Leyla Arslan’dı. Arapça, İngilizce ve İbranice biliyordu. Sicili temizdi. Ancak banka hesaplarında Kıbrıs’tan gelen aylık 5.000 dolarlık ödemeler vardı. Gösterilen gerekçe çeviri hizmetiydi, fakat resmi olarak böyle bir işi yoktu. Para trafiği Kıbrıs’tan Doğu Avrupa’ya, oradan İsrail’e uzanıyordu. Leyla’nın Mossad teması olduğu kesindi.

Telefon kayıtları incelendiğinde Leyla’nın Gazze’deki Türk Filistin Dostluk Hastanesi’nin idari bölümüne ait bir hatla düzenli olarak görüştüğü ortaya çıktı. Artık iki uç vardı: İstanbul’da Leyla ve Gazze’de bilinmeyen temas.

Zaman daralıyordu. Son mesajda saldırı için belirlenen tarih net şekilde yazıyordu. Geriye iki gün kalmıştı. MİT’in önünde iki seçenek vardı: Leyla’yı hemen gözaltına almak veya adım adım izleyip hastanedeki asıl kaynağa ulaşmak. Beklemeye karar verildi.

Gece çökerken Kadıköy’deki apartman sessizleşti. MİT’in takip ağı bir an bile kapanmadı. Ekipler biliyordu ki karanlıkta çalışanlar eninde sonunda bir hata yapardı ve o hata yaklaşmıştı. Sabah 6’da Leyla evinden çıktı. Takip başladı. Leyla bir kafeye girdi, sonra Marmara’ya indi, ardından Taksim’e geçti. Kalabalığın içine karışmaya çalıştı, ama MİT onu kaybetmedi. Yüz tanıma sistemi devreye alınmıştı. Hangi sokağa girerse girsin, adımlarının izi kaydediliyordu.

İstiklal Caddesi’nde bir süre vitrinlere baktı, sonra küçük bir otele girdi. Otel güvenlik kameraları incelendi. Leyla, 312 numaralı odanın kapısında durdu, kapı içeriden açıldı ve Leyla içeri girdi. Kapıyı açan kişi David Rosen’di. Alman vatandaşı görünüyordu, fakat MİT’in veri tabanında Mossad adına çalışan bir operatifti. David, medikal ekipman ithalatı yapan bir şirketin temsilcisi olarak Türkiye’ye gelmişti ama şirket paravandı.

45 dakika sonra Leyla odadan çıktı, elinde küçük bir zarf vardı. Takip devam etti. Eminönü’nde Mısır Çarşısı’nda bir baharat dükkanına girdi, zarfı orada bıraktı. Dükkanın sahibi Mahmut Demir’di. Mahmut’un oğlu 4 yıl önce Gazze’ye gitmiş ve bir daha dönmemişti. Bağlantı derinleşiyordu.

Gece kritik bir karar verildi. David’in kaldığı odaya gizli giriş yapılacaktı. Otelin elektrik sistemi kısa süreliğine kesildi. Tim hızlıca odayı taradı, bilgisayar, telefon ve belgeler bulundu. Bilgisayarda hastanenin tüm teknik planları, altyapı çizimleri, elektrik hatları, su şebekesi ve taşıyıcı kolonların noktaları vardı. Bunlar bir yıkım planının hedef noktalarıydı. Saldırı için belirlenmiş koordinatlar da dosyanın içindeydi. Amaç açıktı: İsrail, hastaneye saldıracak, askeri hedef olarak gösterecek ve dünyaya meşru operasyon şeklinde sunacaktı.

Rapor Ankara’ya ulaştırıldı. Hızlı şekilde operasyon kararı alındı. Sadece Leyla veya David’in yakalanması yetmezdi; tüm ağ aynı anda çökertilmeliydi. Türkiye’de MİT ve emniyet birimleri hazırlandı. Gazze’deki irtibat için Hamas’ın güvenlik birimleriyle iletişim kuruldu. İhbarcı, hastanenin teknik servisinde çalışan Yusuf Mansur’du. Jeneratör odası, yakıt deposu ve elektrik panosu gibi kritik noktaları en iyi bilen kişiydi. Hamas, Yusuf’un evine operasyon düzenledi. Yusuf teslim oldu. “Ailem tehdit edildi. Babam İsrail hapishanesinde,” dedi. Mossad insanın zayıf noktasını bulmakta ustaydı: para, aile, korku.

Dört hedef dört ayrı noktada aynı anda alındı. Ancak saldırı tamamen durdurulmuş muydu? David’in bilgisayarındaki verilere göre koordinatlar çoktan aktarılmıştı. İsrail’in elinde hastane ile ilgili tüm bilgiler vardı. Türkiye’nin elinde tek koz kalmıştı: Diplomatik baskı. İsrail’e resmi nota iletildi: “Türk Filistin Dostluk Hastanesi’ne yapılacak herhangi bir saldırı Türkiye tarafından savaş ilanı sayılacaktır.” Erdoğan’ın uyarısı somut zemine taşındı. İsrail operasyonu erteledi, ama iptal etmedi. Mossad’ın planları hiçbir zaman tamamen sona ermezdi, sadece uykuya yatardı.

O gün hastane saldırıya uğramadı, fakat tehdit ortadan kalkmadı. Aylar sonra, Mart 2025’te İsrail hastaneyi patlayıcı döşeyerek havaya uçurdu. Ancak MİT’in o gece yürüttüğü operasyon sayesinde binlerce hasta tahliye edilmiş, can kaybı en aza indirilmişti. Türkiye Gazze’deki kalesini son ana kadar savunmuştu ve o savunmanın başlangıcı İstanbul’daki küçük bir apartman dairesinde atılmıştı.

Sorgu odasında Leyla Arslan elleri kelepçeli, yorgun ve korku dolu şekilde oturuyordu. Sorgu sabırla sürdü. Leyla’nın hikayesi 3 yıl önce başlamıştı. Maddi sıkıntı içindeydi, iş bulmakta zorlanıyordu. İnternetten bulduğu bir ilanla çevirmen olarak işe başladı. Başlarda işler masumdu, sonra askeri içerikler geldi. Aldığı ücret borçlarını kapatıyordu. David ile tanıştı, ona Türkiye’deki tehlikeli yapıları deşifre eden bir projeden bahsetti. Leyla aradaki köprü oldu, mesaj iletti, bilgi aktardı. Hastanenin planları, kritik noktalar, güvenlik açıkları… “Bilmiyordum,” dedi Leyla, “Bilmek istemedim ama biliyordum.”

David’in sorgusu daha zorluydu. Mossad ajanları konuşmamak üzere eğitilirdi. Ancak MİT’in psikolojik yöntemleri vardı. Sabır, strateji, baskı değil. Türkiye’deki ağı, Kosova’daki para hatlarını, Mossad’ın finans koordinatörünü bildiklerini söyleyince David yalnız olduğunu anladı. Sonunda konuştu. Operasyonun merkezinin Türk Filistin Dostluk Hastanesi olduğunu doğruladı. Saldırı Hamas Askeri Merkezi yalanıyla meşrulaştırılacaktı. Leyla ve Yusuf üzerinden alınan bilgilerle saldırı koordinatları doğrulanmıştı.

Mahmut’un hikayesi ise en acı olanıydı. Oğlu Gazze’de, İsrail hapishanesindeydi. Mossad Mahmut’a “Oğlun serbest kalır, sen de küçük bir yardım yaparsın,” dedi. Yardım, Leyla’dan aldığı zarfları belirli adreslere ulaştırmaktı. Oğlunun serbest bırakılacağı söylendi, ama hiçbir zaman bırakılmadı.

Yusuf Mansur’un durumu farklıydı. Gazze’de Hamas tarafından yakalandı, ailesi tehdit edilmişti. Babası İsrail hapishanesinde işkence görüyordu. Yusuf dayanamamıştı. Ancak binlerce hasta onun sızdırdığı bilgiler yüzünden ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.

Türkiye’de dava açıldı, üç sanık hakkında casusluk ve terör örgütüne yardım suçlamalarıyla yargılama başladı. Kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Türkiye, Mossad’a karşı bir kez daha başarılı bir operasyon yürütmüştü.

Ama asıl mesaj çok daha derindi: Gazze yalnız değildi. Türk Filistin Dostluk Hastanesi o gün bombalanmadı. MİT’in o gece yürüttüğü operasyon sayesinde hastane haftalar öncesinden tahliye edilmişti. Can kaybı en aza inmişti. Türkiye Gazze’deki kalesini son ana kadar korumuştu ve bu korumanın başlangıcı İstanbul’daki bir apartman dairesinde atılan adımla başlamıştı.

Sessiz kahramanlar, isimsiz görev adamları, Türkiye’nin görünmeyen gücü. Kimi zaman bir dosyanın kapağında, kimi zaman bir gece operasyonunda, kimi zaman bir hastanenin kurtarılmış hayatlarında… Onlar, kalenin düşmemesi için var gücüyle mücadele edenlerdi.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News