Teşkilat Yunan İstihbaratının Ege Planını Balıkçı Kılığında Nasıl Çaldı

Teşkilat Yunan İstihbaratının Ege Planını Balıkçı Kılığında Nasıl Çaldı

EGE’DE GÖLGE AVI

Bölüm 1 — Gün Doğmadan Önce

Ege Denizi’nin yüzeyi, 14 Eylül 2021 sabahı saat 05:23’te, sanki bir şey saklıyormuş gibi ürkekti. Gün, ufuk çizgisinin altından ağır ağır yükseliyor; gökyüzü, kurşuni bir maviden, ince bir şeritle pembeye dönüyordu. Midilli Adası’nın kuzey kıyılarından yaklaşık sekiz deniz mili açıkta, on metrelik ahşap bir balıkçı teknesi, dalgaların omzunda yavaşça salınıyordu.

Teknenin kıç tarafında ellili yaşlarının ortasında görünen bir adam ağları topluyordu. Yüzü güneşten yanmıştı; tuz ve rüzgâr, teninde kalın bir kabuk bırakmıştı. Ellerinde yılların nasırı vardı. Üzerinde yırtık bir balıkçı yeleği, başında solmuş bir şapka… Midilli’deki liman esnafı onu üç aydır tanıyordu: Türkiye’den göç etmiş, karısını kaybetmiş, sessiz, kimseye karışmayan bir adam.

Yunan sahil güvenliği defalarca kontrol etmişti onu. Her seferinde belgeler düzgündü. Sorularına kısa, düzgün, biraz aksanlı Yunancayla cevap verir; sonra yeniden denize açılırdı. Kimse şüphelenmezdi, çünkü şüphelenecek bir şey yoktu. Ya da öyle sanıyorlardı.

Adam ağları toplarken, cep telefonu titreşti. Ekranda sadece üç kelime vardı:

“Balık bugün taze.”

Adamın yüzünde bir mimik bile oynamadı. Yine de omuzlarının altından geçen gerilim, ağ ipleri gibi sıkıydı. Bu, son aşamanın başladığı anlamına geliyordu.

O adamın gerçek adı, hiçbir resmi kayıtta “isim” olarak geçmiyordu. Teşkilat dosyalarında yalnızca bir kod vardı:

Kuzey-7.

On yedi yıllık saha deneyimi olan bir istihbarat subayı. Bölge dillerini konuşabilen, masada değil sahada yetişmiş, görevleri “hızla” değil “sabırla” bitiren türden biri.

Görevi, kâğıt üzerinde basitti: Midilli’de küçük bir tesiste tutulan kritik planların bir kopyasını almak, bunu kimseye fark ettirmeden bölgeden çıkmak ve geride hiçbir iz bırakmamak.

Gerçek hayat, kâğıt üzerinde yazılmazdı. Gerçek hayat, her adımda yeni bir risk üretirdi.

Kuzey-7, ağları teknenin içine usulca yerleştirdi. Sonra bir an durup denize baktı. Ege, insanı aldatırdı: Sakin görünür, ama altında akıntılar çekerdi.

Bugün de öyle olacaktı.

Bölüm 2 — Mavi Zarfın Gölgesi

Hedef dosyalar, Midilli Adası’ndaki küçük bir askeri tesiste, arşiv odasında tutuluyordu. “Stratejik önemi düşük” görülen bu tesis, geniş çaplı merkezler kadar sıkı korunmuyordu. Birçok devletin yaptığı gibi, Yunan tarafı da “asıl sırların” hep büyük binalarda, büyük şehirlerde saklanacağına inanmıştı.

Oysa sırlar bazen küçük bir dolabın içinde saklanırdı. Ve küçük dolaplar, çoğu zaman büyük karargâhlardan daha savunmasız olurdu.

Kuzey-7’nin asıl hedefi, “Mavi Kalkan” kod adlı planların bir kopyasıydı. Bu belgeler, kriz anında neyin nasıl yapılacağını, hangi noktaların önceliklendirileceğini, hangi iletişim çizgilerinin kullanılacağını anlatan bir tür haritaydı. Savaşın kendisi değil; savaşın olası hâliydi.

Devletler, bazen barış içinde bile savaşın planını yazar. Çünkü plan yazılmadığında, panik yazmaya başlar.

Kuzey-7, teknesindeki telefonun ekranına bir kez daha baktı. Mesaj, Ankara’dan onay demekti. Onayın gelmesi, riskin kalktığı anlamına gelmezdi. Sadece riskin “kabul edildiği” anlamına gelirdi.

Ve kabul edilen riskin bedelini, her zaman sahadaki öderdi.

Kuzey-7’nin aklından tek bir soru geçmedi: “Başaracak mıyım?”
Çünkü o sorunun cevabı, sahada sorulmazdı. Sahada sorulan soru şuydu:

“Bugün kim zarar görecek?”

Bu operasyonun hasarsız bitmesi için bir şart vardı: Kimse fark etmeyecek, kimse paniklemeyecek, kimse yanlış bir tuşa basmayacaktı. Kısacası: İnsan faktörü sessiz kalacaktı.

Oysa insan faktörü, istihbaratın hem kilidi hem kırılma noktasıydı.

Bölüm 3 — Mustafa Karaoğlu: Kusursuz Görünen Hayat

Kuzey-7, Midilli’ye Haziran 2021’de gelmişti. Adı “Mustafa Karaoğlu” idi. Kağıt üzerinde elli üç yaşında, Bodrum doğumlu, yıllar önce Yunanistan’a sığınmış, karısını kanserden kaybetmiş, çocuksuz bir balıkçı.

Bu hayat hikâyesi, çelişkisizdi. Hatta insanı rahatsız edecek kadar düzgündü. Ama tam da bu yüzden işe yarıyordu: Kimse bir balıkçının hayat hikâyesini didik didik etmezdi.

İlk ay, Kuzey-7 sadece balık tuttu. Sabah açıldı, akşam döndü. Pazarda balık sattı. Kahvede oturdu, oyun oynayanları izledi. Gerektiğinde konuştu, çoğu zaman sustu.

Sustuğu yerler, bilerek seçilmişti. Çok konuşan adam, fazla iz bırakırdı. Az konuşan adam ise ya “garip” görünürdü ya da “normal”. Kuzey-7, o ince çizgiyi tuttu: İnsanların merakını uyandırmadan, onların aklında yer edinecek kadar görünür oldu.

İkinci ay, adanın ritmine daha çok karıştı. Bakkalın defterine yazdırdı. Berberle şakalaştı. Balıkçılarla, rüzgârın yönü üzerine konuştu. Bu konuşmaların hepsi, sahte bir hayatın “gerçek” detaylarıydı.

Kuzey-7, her sabah aynaya bakarken şunu hatırlatırdı kendine:
Bu yüz, bu isim, bu hayat… hepsi bir kabuk.
Kabuk ne kadar doğal görünürse, içindeki adam o kadar güvende olurdu.

Fakat güven, istihbaratta hiçbir zaman gerçek bir duygu değildir. Güven, sadece zaman kazanma biçimidir.

Bölüm 4 — Eleni: Köprü Olan Yalnızlık

Kuzey-7’nin hedefine giden yolu, kapıdan zorla girerek açması mümkün değildi. O yol, her zaman olduğu gibi bir insanın içinden geçecekti.

Adı Eleni Papadopoulou idi. Otuz iki yaşında, tesiste idari işlerde çalışan bir memur. Arşiv düzeni, dosya takibi, evrak teslimleri… hayatı, klasörlerin içinde geçiyordu. Gençti ama yüzünde “aynı günün tekrar tekrar yaşanması”nın yorgunluğu vardı.

Kuzey-7 onu bir kahvede gördü: Tek başına, kitap okuyor, kimseyle konuşmuyordu. Yalnızlık, insanın gözlerine bir çeşit dikkat çeker. Kuzey-7, yalnızlığın ne demek olduğunu bilirdi. Bazı görevler, insanı kalabalıkların ortasında bile yalnız bırakırdı.

Yaklaşımı acele etmedi. Birinci gün sadece selam verdi. İkinci gün masasına yakın oturdu. Üçüncü gün okuduğu kitabı sordu.

Eleni önce şaşırdı. Sonra cevap verdi. Bir hafta içinde sohbet, bir alışkanlığa dönüştü. İki hafta içinde kahve arkadaşlığı oluştu. Üç hafta sonra Eleni, Mustafa’nın teknesinde akşam yemeği yedi.

Kuzey-7 ona “aşık gibi” davranmadı; aşırı romantizm, sahte görünürdü. Onun yerine, “anlayan” bir adam rolünü oynadı: kayıp yaşamış, beklentisi az, huzur arayan biri.

Eleni bu profile çekildi. Çünkü kendi hayatında aradığı şey de buydu: Birinin onu dinlemesi. Tesiste kimse onu dinlemiyordu; herkes evrak isterdi, kimse Eleni’nin içini sormazdı.

Kuzey-7 dinledi.

Soru sormadı. Sorular tehlikeliydi. İnsan soru sorunca, karşı taraf “neden soruyor?” diye düşünürdü. Kuzey-7, Eleni’nin düşünmesine fırsat vermedi. Eleni konuştu; konuşurken, farkında olmadan işin içinden küçük detaylar sızdı.

Bir gün, “Gizlilik damgalı dosyalar geldi,” dedi Eleni.
Bir gün, “Arşivde yine tek başımaydım,” dedi.
Bir gün, “Bazen orası kilitlenmiyor bile,” dedi.

Kuzey-7 bu cümleleri kalbine değil, zihnine yazdı. Çünkü bu işte en tehlikeli yanlış, duyguyla plan yapmaktı.

Ama bir başka yanlış daha vardı: İnsanları sadece “araç” görmek.

Kuzey-7 bunu da biliyordu.

Ve yine de, yürümeye devam etti.

Bölüm 5 — Randevu Günü: Planın İncelenmiş Sessizliği

Operasyon tarihi yaklaştıkça, Kuzey-7’nin içindeki ses daha az konuşur, daha çok dinler oldu. Bu, deneyimin işaretiydi. Tecrübesiz adam heyecanlanır; tecrübeli adam sessizleşir.

Operasyondan iki gün önce, güvenli hattına kısa bir uyarı geldi:

“Teyit bekle. Sızıntı ihtimali.”

Bu, her şeyi durdurabilir demekti. Ardından ertesi gün ikinci mesaj:

“Devam. Dikkatli ol.”

Sızıntının ne olduğu açıklanmadı. Sahadaki adam, her şeyi bilmezdi. Fazla bilgi, yakalanınca daha büyük zarar demekti. Bu kural, birçok operasyonu kurtarmıştı—ama aynı zamanda birçok adamı yalnız bırakmıştı.

Eylül 15 sabahı, Kuzey-7 tesise doğru giderken ana girişte olağandan fazla hareket gördü. Normalde daha rutin olan kontrol, daha sert görünüyordu. İçgüdüsü, “Bir şeyler var,” dedi. İçgüdü, istihbaratçının en eski cihazıdır.

Ama geri dönüş yoktu. Çünkü geri dönüş de bir iz bırakırdı.

Kuzey-7, soğukkanlılıkla belgelerini gösterdi. İçeri girdi. Binanın koridorlarında bir telaş vardı; subaylar bir odaya girip çıkıyordu. Sanki bir toplantı, sanki bir kriz…

Kuzey-7, bunu anlamaya çalışmadı. Anlamaya çalışmak, dikkat dağıtırdı. O sadece rolünü oynadı: teknik kontrollerini yaptı, imzasını attı, bitirdi.

Sonra, bodrum kata indi.

Arşiv koridoru loştu. Floresanlardan biri yanıp sönüyordu; o titrek ışık, Kuzey-7’ye tuhaf bir şekilde “acele et” diyor gibiydi. Eleni’nin odasının ışığı açıktı.

Kuzey-7 kapıyı tıklattı.

Eleni başını kaldırdı ve onu görünce şaşırdı:

“Mustafa? Burada ne yapıyorsun?”

Kuzey-7 gülümsedi. Gülümseme, bazen en iyi anahtardır.

“Yeni iş buldum. Bilgisayar bakımı… Sana sürpriz yapmak istedim.”

Eleni rahatsız oldu, ama şüphelenmedi. Çünkü insan, güvendiği kişiden kuşkulanmayı sevmez. Eleni kahve teklif etti, Kuzey-7 kabul etti.

Eleni odadan çıktı.

Kuzey-7 yalnız kaldı.

Ve o an, hikâyenin en kırılgan dakikaları başladı.

Bölüm 6 — Çekmece Açıldığında

Dosya dolabı odanın köşesindeydi. Kilitli değildi. Bu, hem şanstı hem de bir sistemin ihmaliydi. Kuzey-7 çekmeceyi açtı; alfabetik düzenlenmiş klasörler… “M” harfi… ve kalın kahverengi bir zarf:

Mavi Kalkan.

Zarfın içi sayfalarla doluydu: haritalar, çizelgeler, notlar… Kuzey-7’nin zamanı sınırlıydı. Her saniye, birinin kapıdan içeri girme ihtimaliydi.

Belgelere hızlıca göz gezdirdi. Bu, “okuma” değildi; bir istihbaratçının yıllar içinde geliştirdiği “ayrıntı avcılığı”ydı. Hangi sayfa kritik? Hangi işaret önemli? Hangi satır kaçırılmamalı?

Tam bu sırada kapı açıldı.

Eleni içeri girdi—elinde kahve fincanları.

Bir saniyelik donma… sonra fincanlar elinden kaydı. Porselen sesi, odanın içine çarpıp yankılandı. Eleni’nin yüzü bembeyaz oldu. Çığlık atmak üzereydi.

Kuzey-7 hareket etti. Hızlıydı ama şiddetli değildi. Eleni’ye yaklaştı, ağzını kapattı, onu duvara yasladı.

“Bağırma,” dedi alçak sesle. “Sana zarar vermeyeceğim. Sessiz olmalısın.”

Eleni’nin gözlerinden yaşlar aktı. Titriyordu. Bu, korkunun en çıplak hâliydi—ve aynı zamanda ihanete uğramanın ilk saniyesiydi.

Kuzey-7, kendi içindeki sesi bastırdı. Çünkü içindeki ses konuşursa, elleri titrerdi.

“Kapıyı kilitle,” dedi. “Beş dakika. Sonra istediğini yap. Sadece beş dakika.”

Eleni başını salladı. Korku, bazen insanı itaatkâr yapar; bazen de deli eder. Eleni, o an hayatta kalmayı seçti. Kapıyı kilitledi, odanın köşesine çöktü, dizlerini göğsüne çekti. Ağlıyordu ama sessizce.

Kuzey-7 dosyaları yerine koydu. Zarfı kapattı. Çekmeceyi kapattı. Üzerinde iz bırakmamak için her şeyi, “olduğu gibi” geri yerleştirdi.

Bir an, Eleni’ye baktı. Kadının gözlerinde şu soru vardı:

“Ben ne yaptım?”

Kuzey-7 cevap vermedi. Çünkü cevap verirse, insan olurdu. İnsan olursa, geri dönemezdi.

Pencereyi açtı.

Arka bahçeye düştü.

Çalılıkların içinde kayboldu.

Bölüm 7 — Denizde İki Yönlü Kaçış

Kuzey-7 tel örgüyü aştı, sahile koştu. Teknesi açıkta demirliydi. Suya girdi, yüzdü. Tekneye ulaştığında nefesi kesilmişti ama zihni hâlâ çalışıyordu.

Güvenlik alarmı çok geçmeden yayıldı. Böyle operasyonlarda “geç” diye bir şey yoktur; sadece “kaç saniyen var” vardır.

Kuzey-7, teknede gizli bir bölmeyi açtı. İçinden su geçirmez bir çanta çıkardı. Elindeki kayıtları güvenceye aldı. Sonra tekneyi bir yöne doğru otomatik seyirle bırakıp, kendisi başka bir yönde ayrıldı.

Bu, klasik bir yanıltma hamlesiydi: Avcıyı bir sese koşturmak, kendin sessiz bir çizgide kaybolmak.

Bir helikopter, tekneyi buldu. Sahil güvenlik botu tekneye yanaştı. Tekne boştu. Arama genişledi ama yön belirsizdi.

Bu belirsizlik, Kuzey-7’ye zaman kazandırdı.

Saatler sonra Türk sahil güvenliğinin botu, belirlenen koordinatlara ulaştı. Kuzey-7 alındığında bitkindi, üstü tuzla kaplıydı, gözleri kan çanağıydı.

Ama en önemlisi: yanında taşıdığı veri güvendeydi.

O gece Ankara’ya döndüğünde, bir binaya değil, bir başka sessizliğe girdi: analiz odasının sessizliğine. Belgeler incelendi. İçerik, beklenenden fazlaydı. Planlar, senaryolar, koordinasyon notları…

Bu bilgi, strateji masasında ağırlık yapacak kadar değerliydi.

Ama operasyonun gerçek bedeli, analiz odasında değil, Midilli’de kalmıştı.

Eleni’nin yüzü.

Bölüm 8 — “Sızıntı İhtimali”nin Gerçek Anlamı

Ankara’daki merkez, operasyondan önce gelen “sızıntı” uyarısını unutmadı. Çünkü istihbaratta asıl korku, dışarıdan gelen tehlike değildir. Asıl korku, içerideki çatlağın sesidir.

Cevap, üç hafta sonra geldi.

Bir karşı istihbarat soruşturması, rahatsız edici bir gerçeği ortaya çıkardı: NATO hattı üzerinden dönen bazı raporlarda, Midilli’de şüpheli bir sinyal tespiti geçtiği görülmüştü. Bu raporun Türkiye’ye ulaşması, normal şartlarda mümkün değildi—ama ulaşmıştı.

Ve raporu fark edip merkeze ileten kişinin kimliği, daha büyük bir şok taşıyordu:

Albay Kenan Ersöz.

Yıllardır NATO’da görevli bir Türk subayı. Güvenilir görünen bir kariyer. Düzenli raporlar. Temiz sicil.

Soruşturma derinleşti.

Sonuç, kurumun içine bir bıçak gibi saplandı: Ersöz, uzun süredir Yunan istihbaratına çalışıyordu. Şantajla başlamış, sonra alışkanlığa dönüşmüş, sonunda ihanete varmış bir çizgi…

Kuzey-7 operasyonunun uyarısını göndermesi ise “iyilik” değildi. Tam tersine, kendini koruma refleksiydi. Eğer Kuzey-7 yakalansaydı, sorguda bir isim daha yanabilirdi. O isim, Ersöz’ün ismiydi.

Ersöz Ankara’ya çağrıldı. Havalimanından alınırken, araç şehir merkezine gitmedi. Bu, bu işin dilinde tek bir anlama gelirdi: “Artık evine dönmeyeceksin.”

Sorgu günler sürdü. İtiraflar geldi. Hasar değerlendirmesi yapıldı. Geçmiş yılların bazı başarısız operasyonları, yeni bir ışıkla tekrar okundu: “Acaba o gün de mi sızdırıldı?”

Sonuç ağırdı. Bazı sahadaki isimler risk altına girmişti. Bazı dosyalar, bir daha asla açılmayacaktı.

Ersöz mahkûm oldu.

Ama bu tür ihanetlerin cezası, sadece mahkeme kararıyla bitmez. Ceza, kurumun içine düşen şüpheyle devam eder. İnsanların birbirine bakışını değiştirir. Koridorları soğutur.

Kuzey-7 ise görevi tamamlamıştı. Başarılı sayılıyordu.

Fakat “başarı”, her zaman “temiz” değildir.

Bölüm 9 — Eleni’nin Sessizliği ve Kuzey-7’nin Uykusuzluğu

Kuzey-7 altı ay izne çıkarıldı. Psikolojik değerlendirmelerden geçti. Bu, prosedürdü. Ama prosedür, her şeyi onarmazdı.

Çünkü Kuzey-7’nin zihninde tek bir sahne dönüp duruyordu: Eleni’nin elinden düşen fincanlar. Porselenin sesi. Eleni’nin gözlerindeki o anlık yıkım.

Eleni yargılanmadı. Resmi kayıtlarda “kurban” gibi görüldü. Tesiste sorgulandı ama bir şey bulamadılar. Çünkü Eleni gerçekten bir “suçlu” değildi.

Eleni sadece… yanlış kişiye güvenmişti.

Kuzey-7 bunun ağırlığını taşıdı. Çünkü her operasyon, sadece alınan bilgiyle ölçülmez. Operasyon, geride kalanların hayatıyla da ölçülür.

Bazı geceler, Kuzey-7 uyanıp odanın içinde yürüdü. Kendine şunu söyledi:

“Bu iş böyle.”

Sonra başka bir ses fısıldadı:

“Bu iş böyle olmak zorunda mı?”

İstihbarat dünyasında bu soruyu yüksek sesle sormazlar. Çünkü yüksek sesle sorulan sorular, bazen insanı işsiz bırakır; bazen de canlı bırakmaz.

Kuzey-7, soruyu içinde tuttu.

Bölüm 10 — Ege’de Savaş Bitmez, Şekil Değiştirir

Bugün Ege hâlâ gergin. Botlar devriye geziyor. Diplomasi yükseliyor, alçalıyor. Haberler “kriz” diyor, sonra “yumuşama” diyor. Ama suyun altında başka bir dünya var: görünmeyen bir savaş.

Orada, kimlikler bir kıyafet gibi giyilir. İsimler bir kapı gibi açılır kapanır. Bilgi, bazen bir dosyada; bazen bir bakışta; bazen bir insanın yalnızlığında saklanır.

Kuzey-7 operasyonu kapandı. Ama yerini yenileri aldı. Farklı kodlar, farklı hedefler, aynı soğuk mantık.

Ve bir yerlerde, yine küçük bir tekne sabaha karşı denize açılıyor olabilir. Üzerinde yırtık bir yelek taşıyan, tuzla kaplı elleri olan bir adam… belki gerçekten balıkçıdır, belki değildir.

Kimse sormaz.

Çünkü sormak için bir neden yoktur.

Ya da insanlar, sormanın neye mal olacağını bildikleri için susmayı seçer.

Bu hikâye, tek bir operasyonun anatomisiydi. Ama asıl gerçek şuydu: Her operasyon, bir kazanım ve bir kayıp taşır. Her “zafer”, bir yerlerde birinin hayatında çatlak bırakır.

Kuzey-7, Mavi Kalkan belgelerini aldı.
Ama Eleni’nin güvenini de aldı.

Albay Ersöz, yıllarca ihanet etti.
Ama sonunda yakalanınca, geriye sadece kendi hayatını değil, başkalarının hayatını da yakan bir iz bıraktı.

Ege’nin üstünde güneş batarken, deniz yine sakin görünür.
Fakat sakinlik, bazen sadece yüzeydir.

Ve gölgeler… gölgeler izlemeye devam eder.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News