ASELSAN’a Sızan Mühendis 14 Ay Boyunca İzlendi — Teşkilat Onu Tam Veri Aktarırken Yakaladı

Gölge Mühendis – Ankara’da Bir Casusluk Operasyonu
Bölüm 1: Bodrumdaki Gece
Aralık 2019, Ankara. Saat 23.47. ASELSAN Mikroelektronik Araştırma Geliştirme binasının bodrum katı. Floresan ışıkların soğuk parlaklığı altında bir adam bilgisayar başında oturuyordu. Ekranda akan veriler, Türkiye’nin en gizli savunma projelerinden birine aitti: radar sistemlerinin frekans haritaları, sinyal işlem algoritmaları, elektronik harp modüllerinin teknik şemaları. Adam, bu verileri şifreli bir protokolle dış dünyaya aktarmaya hazırlanıyordu. Taşınabilir bellek cihazını sisteme taktı. Transfer başladı.
Kapı açıldığında arkasını döndü, karşısında üç kişi gördü. Hiçbiri konuşmadı, sadece baktılar. O an Emre Kılıçoğlu, son 14 aydır yaptığı her şeyin izlendiğini anladı. Yakalandığını değil, yakalanmasına izin verildiğini fark etmesi birkaç saniye sürdü. Ama o birkaç saniye içinde dünyası çöktü.
Bölüm 2: Bir Mühendisin Hayatı
Emre Kılıçoğlu, 1986’da Eskişehir’de doğdu. Babası Hava Kuvvetlerinde teknisyen, annesi ilkokul öğretmeniydi. Orta sınıf, disiplinli, sessiz bir aile. Emre, çocukluktan itibaren elektrikli aletlere merak sardı. Babasının atölyesinde radyo tamir etmeyi öğrendi, 14 yaşında ilk bilgisayarını topladı. Lise yıllarında matematik ve fizik olimpiyatlarında dereceler kazandı. Öğretmenleri onu olağanüstü yetenekli ama içe kapanık olarak tanımlıyordu.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü birincilikle bitirdi. Ardından Almanya’ya gitti, Münih Teknik Üniversitesi’nde sinyal işleme üzerine yüksek lisans yaptı. Tez danışmanı Profesör Heinrich Brenner, Avrupa’nın en saygın radar mühendislerinden biriydi. Emre’nin çalışmaları akademik çevrelerde dikkat çekti, uluslararası konferanslarda sunumlar yaptı. Alman savunma şirketlerinden teklifler aldı ama hepsini reddetti. Türkiye’ye dönmek istiyordu.
2014’te ASELSAN’a başvurdu. Güvenlik soruşturması 3 ay sürdü. Özgeçmişi kusursuzdu, referansları parlaktı. Kabul edildi ve Ankara’daki mikroelektronik araştırma geliştirme birimine atandı. İlk iki yıl rutin projelerde çalıştı. Sessiz, çalışkan, sorunsuz bir mühendisti. 3. yılında Milli Muharip Uçak Programı’nın elektronik harp sistemlerine dahil edildi. Artık Türkiye’nin en hassas savunma sırlarına erişimi vardı.
Bölüm 3: Şüphe ve Takip
Teşkilatın Emre Kılıçoğlu dosyasını açtığı tarih Ekim 2018’di. Bir Avrupa istihbarat servisinin Türk savunma sanayine sızmış aktif bir kaynağı olduğu istihbaratı gelmişti. Kod adı “mühendis” olarak geçiyordu. Profil: 30’lu yaşlarda erkek, yüksek teknik etkinlik, yurtdışı eğitim geçmişi, kritik projelere erişim. 847 isim tarandı, liste 312’ye düştü. Davranışsal analiz, harcama kalıpları, seyahat geçmişleri, sosyal medya aktiviteleri incelendi. 3 ay sonunda liste 47’ye indi. Emre Kılıçoğlu bu 47 kişiden biriydi ama henüz öncelikli hedef değildi.
Onu öne çıkaran küçük bir detaydı: Aralık 2018’de yapılan mali taramada, Emre’nin banka hesabına düzensiz aralıklarla küçük miktarlarda para girişi tespit edildi. Almanya merkezli bir şirketten geliyordu. Şirket, Emre’nin Münih’ten ayrılmasından iki ay sonra kurulmuştu. Tek çalışanı kağıt üzerinde bir muhasebeciydi. Teşkilat temkinli davrandı, acele etmedi. Pasif izleme başladı, sadece dijital ayak izleri ve açık kaynak verileri analiz edildi.
Ocak 2019’da beklenmedik bir gelişme yaşandı. Emre’nin eski tez danışmanı Profesör Brenner, bir Türk savunma fuarına katılmak üzere Ankara’ya geldi, ASELSAN’ı ziyaret etti, Emre ile görüştü. Görüşme normaldi ama Brenner’in geçmişi araştırıldığında Alman Federal İstihbarat Servisi’yle bağlantısı ortaya çıktı. Emre artık öncelikli hedefti.
Şubat 2019’da izleme seviyesi yükseltildi. Mahkeme kararıyla telefon ve elektronik posta trafiği takibe alındı. Fiziksel gözetim başladı. Emre’nin dairesinin karşısında bir gözlem noktası kuruldu. İş yerine giriş çıkışları, hafta sonları nereye gittiği, kimlerle görüştüğü takip edildi.
İlk 3 ayda hiçbir şüpheli aktivite görülmedi. Emre düzenli bir hayat sürüyordu. Ama Nisan 2019’da ilk somut kanıt geldi: Kişisel bilgisayarından steganografi yazılımları aramıştı. Mayıs 2019’da yetkisi dışındaki dosyalara erişmeye çalıştı. Teknik destek birimine hata bildirimi yaptı, yanlışlıkla yanlış klasöre tıkladığını söyledi. Açıklama kabul edildi ama teşkilat için tablo netleşmeye başladı. Emre aktif bir operasyon yürütüyordu.
Bölüm 4: Kontrollü Sızıntı
Normal prosedür hemen müdahale etmeyi gerektirirdi. Ama teşkilat farklı düşündü. Emre’yi yakalamak kolaydı, asıl değerli olan arkasındaki yapıyı ortaya çıkarmaktı. Karar verildi: Operasyon kontrollü sızıntı aşamasına geçecekti.
Haziran 2019’dan itibaren Emre’nin eriştiği tüm kritik veriler filtrelendi. Gerçek verilerin yerine hatalı versiyonlar, manipüle edilmiş hesaplamalar, değiştirilmiş kodlar yerleştirildi. Emre bunların hiçbirinden habersizdi. Sisteme her girişinde gerçek verileri gördüğünü sanıyordu ama gördüğü her şey teşkilatın onay verdiği sahte bilgilerdi.
Temmuz 2019’da Emre’nin bilgi aktarım yöntemi çözüldü: Steganografi. Haftalık olarak bir fotoğraf paylaşım sitesine manzara fotoğrafları yüklüyordu. Fotoğrafların içine şifreli veri paketleri gömülüyordu. Alıcı, fotoğrafı indiriyor, özel bir yazılımla veriyi çıkarıyordu. Teşkilat artık her yüklemeyi izliyordu.
Ağustos 2019’da indirme noktası tespit edildi: Viyana’daki bir IP adresi. Adres, bir Avrupa istihbarat servisi tarafından kullanılıyordu. Artık karşı tarafın kimliği netleşmişti. Müttefik bir NATO ülkesi, Türkiye’nin savunma sırlarını çalmaya çalışıyordu. Bu bilgi siyasi açıdan hassastı. Operasyon devam etti, hedef artık sadece Emre değil, karşı servisin Türkiye’deki tüm faaliyetlerini haritalamaktı.
Bölüm 5: Son Gece
Eylül 2019’da Emre iş yerinde daha gergin, daha tedirgin görünmeye başladı. Mesai saatleri dışında ofiste kalıyor, güvenlik kameraları gece geç saatlerde bilgisayar başında çalıştığını gösteriyordu. Teşkilat analistleri, Emre’ye baskı yapıldığını düşündü. Operasyonun temposu hızlandı.
Ekim 2019’da Emre’nin Münih’teki paravan şirketi aniden faaliyetlerini durdurdu, banka hesapları kapatıldı. Karşı servis izlerini siliyordu. Bu genellikle operasyonun sonuna yaklaşıldığı anlamına gelirdi.
Kasım 2019’da Emre’nin davranışları daha da değişti. Her gün mesai sonrası ofiste kalıyor, şifreli kısa telefon konuşmaları yapıyordu: “Paket hazır. Tarih onaylandı. Son teslimat.” Teşkilat gerçek zamanlı dinliyordu. Bir şey, büyük bir şey planlanıyordu.
Aralık 2019’un ilk haftasında teşkilat son hazırlıklarını yaptı. ASELSAN’ın güvenlik birimiyle gizli koordinasyon sağlandı. Binanın tüm giriş çıkışları kontrol altına alındı. Emre’nin çalıştığı kattaki kameralar optimize edildi. Teknik ekip veri aktarımı başladığı anda sistemi kilitleyecek şekilde hazırlandı.
12 Aralık 2019 Perşembe gecesi. Emre Kılıçoğlu saat 18.00’da binadan çıktı, evine gitti. Saat 22.30’da tekrar binaya döndü. “Unuttuğum dosyalar var,” diyerek içeri girdi. Bodrum kata indi, laboratuvarın kapısını açtı. Işıkları yakmadı. Bilgisayar ekranının parıltısı odayı aydınlatıyordu.
Saat 23.15’te sisteme giriş yaptı, dosyaları açtı. Çantasından taşınabilir bellek çıkardı, bilgisayara taktı. Transfer başladı. %47’de kapı açıldı. Emre döndü, kapıda üç figür duruyordu. Ortadaki adam öne çıktı: “Emre Bey, transfer tamamlanmayacak.” Emre’nin eli klavyeye uzandı ama durdu. İki kişi yanına geldi, biri bellek cihazını çıkardı, diğeri Emre’nin kollarını tuttu. Direniş yoktu. Emre’nin yüzünde korku değil, tuhaf bir kabulleniş vardı. Sanki bu anı uzun zamandır bekliyormuş gibi.
Saat 23.50’de Emre Kılıçoğlu ASELSAN binasından çıkarıldı. Kelepçe yoktu, sert davranılmıyordu. Siyah minibüse bindirildi, Ankara sokaklarında ilerledi. Emre pencereden dışarı baktı. Şehir ışıkları göz kırpıyordu. Bunları son kez gördüğünü biliyordu.
Bölüm 6: Sorgu ve Ağın Çöküşü
Sorgu 72 saat sürdü. Emre başlangıçta direndi, sustu, inkar etti. Avukat istedi ama teşkilatın elindeki kanıtlar eziciydi: steganografik iletişim kayıtları, banka transferlerinin izleri, telefon konuşmaları, güvenlik kameraları… Her şey belgelenmişti. 14 ay boyunca atılan her adım kayıt altındaydı.
İkinci günün sonunda Emre konuşmaya başladı. Hikaye 2017’ye dayanıyordu. Münih’te bir konferansta tanıştığı iş adamı ona yaklaşmıştı. İlk görüşmeler masumdu. Sonra danışmanlık fırsatları, küçük ödemeler… Türkiye’ye döndüğünde iletişim devam etti, talepler arttı. Önce genel bilgiler, sonra Aselsan’ın projeleri, personel yapısı. Emre durması gerektiğini biliyordu ama durmadı.
Neden? Para mı? Kısmen. İdeoloji mi? Hayır. Ego mu? Belki. Yalnızlık mı? En çok bu. Türkiye’de yakın ilişkisi yoktu. Yurt dışındaki iş adamı onunla ilgilenen tek kişiydi. Sorular soruyordu, fikirlerini önemsiyordu. Bu sahte ilgi gerçek bir bağ gibi hissettirmişti.
Emre doğrudan Alman istihbaratıyla temas halinde değildi. Arada bir kesme mekanizması vardı. Münih’teki iş adamı gerçek kimliğini hiç açıklamamıştı. Talimatlar şifreli kanallardan geliyordu. Emre karşı tarafın kim olduğunu kesin olarak bilmiyordu. Bu yapı, operasyonun inkar edilebilirliğini sağlamak içindi.
Teşkilat uluslararası kanalları kullandı. Münih’teki iş adamı tespit edildi, Alman Federal İstihbarat Servisi ile bağlantısı teyit edildi. Adam Emre’nin yakalanmasından iki gün önce Almanya’yı terk etmişti. Muhtemelen operasyonun tehlikeye girdiğini anlamışlardı.
Ocak 2020’de teşkilat Viyana’daki IP adresinin başka kaynaklardan da veri çektiğini ortaya çıkardı. Türkiye’de en az iki kaynak daha vardı: biri Dışişleri Bakanlığı’nda, diğeri bir düşünce kuruluşunda analistti. Emre ağın sadece bir parçasıydı. Sonraki 6 ayda teşkilat bu iki kaynağı da takibe aldı, aynı metodoloji uygulandı. Temmuz 2020’de eş zamanlı operasyonlarla ele geçirildiler. Ağ tamamen çökertildi.
Emre Kılıçoğlu kapalı bir duruşmada casusluk suçundan mahkum edildi. Cezası 18 yıl hapis olarak belirlendi. Şu anda yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutuluyor.
Bölüm 7: Gerçek Zafer
Ama hikayenin asıl önemi Emre’nin akıbetinde değil, teşkilatın 14 ay boyunca sergilediği stratejik sabırdaydı. Emre ilk şüpheli olarak tespit edildiğinde hemen yakalanabilirdi. Kanıtlar yeterliydi ama o zaman sadece bir kişi yakalanmış olurdu. Bekleyerek, izleyerek, kontrol ederek teşkilat tüm ağı ortaya çıkardı, üç kaynağı etkisiz hale getirdi. Karşı servisin yöntemlerini öğrendi ve en önemlisi, sızdırıldığı sanılan bilgilerin aslında hiç sızdırılmadığını garantiledi.
Kontrollü sızıntı operasyonu başarıyla sonuçlanmıştı. Karşı servis aylarca sahte verilerle beslenmiş, bu verilere dayanarak analizler yapmış, stratejiler geliştirmişti. Emre’nin aktardığı radar frekansları yanlıştı, yazılım kodları işlevsizdi, teknik şemalar kasıtlı hatalar içeriyordu. Karşı taraf, Türkiye’nin savunma sistemleri hakkında bilgi sahibi olduğunu sanıyordu. Ama sahip olduğu tek şey teşkilatın onlara görmesini istediği görüntülerdi.
Bu operasyon modern karşı istihbaratın temel prensiplerinden birini somutlaştırıyordu: Düşmanı yakalamak kolaydır, düşmanı kullanmak sanattır.
Emre Kılıçoğlu yakalandığında bir hain olmaktan çıkmış, farkında olmadan çifte ajan olmuştu. 14 ay boyunca karşı servise bilgi taşıdığını sanmış ama aslında teşkilatın mesajlarını iletmişti.
Bölüm 8: Son Perde
Gerçeği öğrendiğinde ne hissettiğini kimse sormadı. Sorgulamacıların ilgisini çeken başka konular vardı. Ankara’nın o Aralık gecesi ASELSAN’ın bodrum katında yaşananlar hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmadı. Resmi açıklama yapılmadı, basın bilgilendirilmedi. Sadece savunma sanayinin iç çevrelerinde fısıltılar dolaştı. Bir mühendis kaybolmuştu. Nedeni bilinmiyordu. Sormak akıllıca değildi.
Yıllar sonra başka ülkelerdeki istihbarat okullarında bu vaka anonim bir örnek olarak incelenecekti. Öğrenciler bir kaynağı 14 ay boyunca izlemenin risklerini ve faydalarını tartışacaklardı. Kontrollü sızıntının ne zaman uygulanması gerektiğini analiz edeceklerdi. Karşı istihbaratın sabrının stratejik değerini öğreneceklerdi.
Ama hiçbiri Emre Kılıçoğlu’nun adını bilmeyecekti. Hiçbiri onun o gece yüzündeki ifadeyi görmemişti. İhanet edenin değil, ihanete uğrayanın yüzü. Kullanıldığını anlayan birinin sessiz çöküşü.
Bir yerlerde teşkilatın arşivlerinde 14 aylık bir operasyonun tüm detayları dosyalanmış halde duruyor. Kapağında ne bir isim var, ne bir tarih. Sadece bir kod: Gölge Mühendis.
Dosyayı açma yetkisi olan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ve muhtemelen hiçbir zaman geçmeyecek. Çünkü bazı hikayeler anlatılmak için değil, hatırlanmak için yazılır. Bu da onlardan biri.
SON