“Sen daha hazırsın sanmıyorum”

.

I. Adana’nın Tozlu Sokaklarından Askeri Akademiye

Adana’nın sıcak, tozlu sokaklarında, kebap kokusunun yol tozuna karıştığı, sabahları cami seslerinin şehri sardığı bir mahallede büyüdüm. Adım Hiranur, kısaca Hiran derler. Dört kardeşin en büyüğüydüm. Babam tekstil fabrikasında işçi, annem evde dikiş dikerek aileye katkı sağlardı. Bizim evde “güçlü olmak” bir seçenek değil, bir zorunluluktu. Çünkü kimse bize hiçbir şeyi kolaylaştırmazdı.

Çocukluğumdan beri asker olmak isterdim. Babama bu hayalimi anlattığımda, sanki aya gitmek istediğimi söylemişim gibi yüzüme bakmıştı. Yanlış olduğunu söylemedi, ama sessizliği her şeyi anlatıyordu. Kardeşlerim ise açıkça güldü. 1.60 boyunda zayıf bir kızın asker olma hayali, onlara komik geliyordu. Ama içimde bir şeyleri kanıtlama ihtiyacı vardı. Kime kanıtlamak istediğimi bilmiyordum; belki onlara, belki de kendime.

II. Akademide İlk Günler: Görünmezlik ve Direniş

19 yaşımda Ankara’daki Askeri Akademiye girdim. 43 acemi arasında tek kızdım. Yeni üniformam cildimi kaşındırıyor, saçlarım sıkı toplandığı için köklerim ağrıyordu. Komutan, uzun boylu, gri bıyıklı, sesi havayı bıçak gibi kesen bir adamdı. Bana baktı, kaşlarını çattı. Hiçbir şey söylemedi ama bakışı “Burada ne işin var?” diyordu.

Diğer acemiler de farklı değildi. Bazıları görmezden geliyor, bazıları ise fısıldaşıyordu. Yüzüme karşı pek bir şey demeseler de, arkamdan “Kadınlar burada ne arıyor?” gibi laflar ediyorlardı. Gözlerimi öne diktim, dişimi sıktım. Burası kolay olmayacaktı, biliyordum.

Eğitimler güneş doğmadan başlıyordu. 15 kiloluk sırt çantasıyla 7 kilometre koşu, titreyene kadar şınav, kaslarım yanana kadar mekik… Bitiriyordum, bazı erkekler geride kalıyordu, komutan onlara bağırıyor ama bana hiçbir şey demiyordu. Sanki yokmuşum gibi davranıyordu. Bu, kas ağrısından daha çok acı veriyordu. Çünkü görülmek istiyordum.

Sen daha hazırsın sanmıyorum” dediler—ama üç hamlede on bir adamı yere  serince gözleri büyüdü… - YouTube

III. Yalnızlık ve Görünmez Başarılar

İlk haftalar geçtikçe yalnızlığım arttı. İyi yaptığımda kimse görmüyor, hata yaptığımda ise herkesin gözü üzerimde oluyordu. Bir tırmanma eğitiminde kayıp düştüm. Ciddi bir şey değildi, ama ardından gelen kahkahalar ve “Kadınlar tırmanamaz zaten!” gibi laflar gururumu incitti.

Ama vazgeçmedim. Çünkü vazgeçmek, benden şüphe duyan herkese hak vermek demekti. Yakın dövüş eğitmeni Yavuz, beni hep en büyük adamlara karşı koyuyordu. Açıkça beni kırmak istiyordu. Ama her düştüğümde kalktım, her burnum kanadığında sildim ve geri döndüm. Hızımı onların gücüne karşı kullanmayı öğrendim. Bir gün, benden iki kat büyük bir adamı kol kilidiyle yere serdiğimde Yavuz sadece “Şanslıydın,” dedi. O an içimde bir şey kırıldı: Ne yaparsam yapayım asla yeterli görülmeyecektim.

IV. İlk Büyük Sınav: Dayanıklılık ve Zihinsel Güç

Mezuniyete haftalar kala, final değerlendirmeleri başladı. Fiziksel dayanıklılık testi: Tam teçhizatla 15 kilometre koşu. Başlangıç çizgisinde görünmez olmaya çalışıyordum. İlk kilometreler kolaydı, ama sırt çantası her adımda ağırlaşıyordu. 10. kilometrede bazı erkekleri geçtim, bazıları küfür etti ama umursamadım. 13. kilometrede daha fazla adamı geçmeye başladım. Vücudum durmak için bağırıyordu ama devam ettim. Çünkü beni izlediklerini biliyordum. Sonunda 12 adam benden önce bitirdi, ama 31’inden önce bitirdim. Dizlerimin üstüne çöktüm, kalbim göğsümden çıkacak gibiydi, ama başarmıştım.

V. Atış, Navigasyon ve Takım Testleri

Atış testinde ortalamanın üzerinde puan aldım, ama kimse övmedi. Navigasyon testinde 35 acemiden daha iyi bitirdim, kimse fark etmedi. Takım halinde muharebe simülasyonunda, istemedikleri için beni arka korumaya verdiler. Planları çöktüğünde ise ben devreye girdim, grubu kurtardım. Ama yine kimse adımı anmadı. Kendim anlattığımda ise eğitmen sadece not aldı.

VI. Yakın Dövüş: Üç Hamlede On Bir Adam

Mezuniyetten önceki son test yakın dövüştü. Beş finalist kalana kadar herkes birbirine karşı dövüşecekti. İlk rakibim Mehmet’ti. Benden iki kat büyük, güçlü. Ama hızımı kullandım, ayak süpürmesiyle yere serdim. Judo tekniğiyle tekrar yere indirdim. Sonra üçüncü düşüş… Ve Mehmet elendi. Kimse alkışlamadı, ama bakışlar değişti. Sonra üç rakibe karşı dövüş geldi. Yavuz, en büyük üç adamı bana verdi. Açıkça beni elemek istiyordu. Ama üç hamlede üçünü de yere serdim. O an, gözleri büyüdü. Kimse gülmedi, kimse alay etmedi. Çünkü artık küçümsedikleri kız, onların başaramadığını başarmıştı.

VII. Mezuniyet ve Aile

Üç gün sonra mezuniyet vardı. Ailem Adana’dan geldi. Babam eski bir takım elbise giymişti. Annem yeni bir elbise almıştı. Kardeşlerim gururla bakıyordu. Babam gözlerime baktı, ilk defa gurur gördüm. “Yapabileceğini biliyordum,” dedi kulağıma. Törenden sonra görev yerlerimiz belli oldu. Ben Kayseri’ye, dağlık bir üsse atandım. Orada da tek kadın askerdim.

VIII. Yeni Bir Hayat, Yeni Mücadeleler

Kayseri’deki üste de önyargılar bitmedi. Özellikle Burak adında bir asker, her fırsatta kadınların muharebede yeri olmadığını ima ediyordu. Yaralı taşıma egzersizinde beni kasıtlı olarak düşürdü. Ama ben tekrar kaldırdım, tekrar başardım. Çavuş Emre her şeyi gördü, ama bir şey demedi. O gece çok düşündüm. Sürekli kanıtlamak zorunda olmaktan yorulmuştum. Ama şikayet etmek zayıflık olurdu. Devam ettim.

Aylar geçti. Kış geldi. Eğitimler sertleşti. Ama ben de güçlendim. Bazı askerler bana saygı duymaya başladı. Hepsi değil, ama bazıları “Birlikte iyi iş çıkardık,” demeye başladı. Bu küçük bir ilerlemeydi, ama benim için dev bir adımdı.

IX. Büyük Tatbikat: Liderliğin Kanıtı

Altı ay sonra, dört üssün katıldığı büyük bir askeri tatbikata seçildim. Kurtarma ekibindeydim. Sızma, kurtarma, çıkarma… En riskli gruptaydım. Binaya sızdık, hedefleri bulduk, çıkardık. Bir sivil yanlışlıkla tahtaya bastı, düşmanlar uyarıldı. Takım liderimiz hızlıca karar verdi, ben çıkarma grubundaydım. Saldırı altında bile soğukkanlı kaldım, sivilleri korudum, formasyonu bozmadım. Görev başarıyla tamamlandı.

Tatbikat sonrası yapılan değerlendirmede ilk defa adım olumlu olarak anıldı. Yüzbaşı, “Sivilleri sakin tutup, formasyonu korudun,” dedi. O an, ilk defa asker olarak kabul edildiğimi hissettim.

X. Miras ve Gelecek

O gece düşündüm: Bunu sadece kendim için yapmıyordum. Benden sonra gelecek kadınlar için de yapıyordum. Çünkü benim attığım her adım, onların önünü biraz daha açacaktı. Yetkinliğin cinsiyeti olmadığını kanıtlamak, gücün farklı biçimlerde geldiğini göstermek için savaşıyordum.

Mezuniyetten sonra, her şeyi başardığım için değil, her gün tekrar tekrar denediğim için gururluydum. Bir gün benden sonra bir kız, bir Türk şehrinden çıkıp askeri okula girmek isterse, daha az engelle karşılaşsın diye…

XI. Son Söz

Hayat adil değil. Herkes için aynı fırsatlar yok. Ama mücadele etmek, vazgeçmemek, her gün bir adım daha ileri gitmek… İşte gerçek zafer burada. Bugün hâlâ Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapıyorum. Artık sadece Adanalı bir kız değilim. Bir askerim. Bir liderim. Ve kimse bunu benden alamaz.

Epilog

Bu hikaye seni etkilediyse, nereden okuduğunu ve ne hissettiğini yorumlara yaz. Unutma: Gücün cinsiyeti yoktur. Cesaret, bazen sadece bir adım daha atmaktır.

Son.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News