“Beni geri gönderebilirsiniz,” dedi… ama Çiftçinin Oğlu her şeyi değiştirdi.

Karlı Kasaba: Umudun ve Fedakarlığın Hikayesi
1. Bölüm: Beyaz Esaret ve Bir Mektup
1885 kışı, Villa Nevada kasabasına daha önce hiç görülmemiş bir gaddarlıkla gelmişti. Kar gökten düşmüyor, sanki yeri dövüyordu. Ağaçlar çıplaktı, tarlalar hayatsızdı ve rüzgar, dünyanın bu unutulmuş köşesindeki birkaç evi inleten bir öfkeyle esiyordu. Soğuk o kadar derindi ki insanın içine işliyor, kemiklerini sızlatıyordu.
Eski tren istasyonu, bu beyaz boşluğun ortasında geçmişin bir kalıntısı gibi duruyordu. Lokomotifin ıslığı buz gibi havayı yırttığında, istasyonda bekleyen az sayıdaki insan merakla yaklaştı. Vagonlardan birinden, dizlerine kadar gelen yıpranmış bir paltoya sarılmış genç bir kadın indi. Adı Beatriz’di. Henüz 27 yaşındaydı ama büyük karanlık gözleri, gençliğin masumiyetini çoktan geride bırakacak kadar çok şey görmüştü.
Elleri donmuş bir halde, yolculuk boyunca sımsıkı tuttuğu katlanmış bir mektubu göğsüne bastırıyordu. O mektup onun her şeyiydi. Mektupta, Ignacio adında bir çiftçinin, hayatını paylaşacak, çiftliğine ve oğluna bakacak bir kadın aradığı yazıyordu. Beatriz’in ihtiyacı olan şey şiir değil, bir evdi.
2. Bölüm: Beklenmedik Karşılaşma
İstasyondan çıktığında, uzun boylu, geniş omuzlu ve çatık kaşlı bir adamla karşılaştı. Adamın gözleri kış gökyüzü kadar mavi ve soğuktu. Beatriz titreyen eliyle mektubu ona uzattı: “Siz Ignacio musunuz?”
Adam kağıdı aldı, okudu ve yüzü daha da sertleşti. Uzun ve ağır bir sessizlikten sonra, “Ben bunu yazmadım,” dedi boğuk bir sesle. “Bunu ben yazmadım ve senin burada ne işin olduğunu anlamıyorum.”
Beatriz, ayaklarının altındaki toprağın kaydığını hissetti. O an, Ignacio’nun bacaklarının arkasından küçük bir çocuk belirdi. Sekiz yaşlarındaki Tomasito, utanç ve umut karışımı bir ifadeyle başını eğdi ve titreyen bir sesle konuştu:
“Ben yazdım baba… Mektubu ben yazdım. Birimizin gelmesini istedim. Bir annem olsun istedim.”
3. Bölüm: Zorunlu Misafirlik ve Kasabanın Soğuk Yüzü
Tren yolları buzla kapandığı için Beatriz’in geri dönme şansı yoktu. Ignacio, istemeyerek de olsa onu çiftlik evine götürdü. Ev mütevazıydı ama bir ruhu vardı. Duvarda asılı duran fotoğraflardan birinde, Tomasito’nun kaybettiği annesinin gülümseyen yüzü duruyordu.
Ancak kasaba halkı Beatriz’e karşı hiç de nazik değildi. Dul bir adamın evine mektup oyunlarıyla gelen yabancı bir kadın, Villa Nevada’nın katı ahlak anlayışı için bir lekeydi. Kadınlar pencerelerden onu izliyor, erkekler sanki bulaşıcı bir hastalığı varmış gibi ondan kaçıyordu. Söylentiler gerçeklerden daha güçlüydü.
4. Bölüm: Ağır Bir Karar
Bir sabah, kasabanın ileri gelenlerinden Don Esteban ve yanındaki birkaç adam çiftliğe geldi. Tomasito’nun yaptığı bu “sahtekarlığın” bir bedeli olması gerektiğini söylediler. Kasabanın kutsal geleneklerine göre, bu aldatmaca karşılığında ya ağır bir tazminat ödenecek ya da çocuk, karakterinin düzeltilmesi için devletin yatılı ıslah evine gönderilecekti.
Tomasito korkuyla babasına sarıldı. O meblağ, kışın mahsul alamayan bir çiftlik için imkansızdı. Beatriz, o gece uyumadı. Çocuğun korku dolu gözleri aklından çıkmıyordu. Kendi kimsesiz geçmişini düşündü. Ertesi sabah kasabaya indi ve barış yargıcının karşısına çıktı.
Yargıca büyük bir yalan söyledi: “Mektup benim fikrimdi. Buraya gelebilmek için çocuğu ben kullandım.” Bu yalan, Tomasito’yu kurtarmak içindi. Yargıç, para yerine Beatriz’in kasabanın en zengin ailelerine hizmet ederek bu borcu ödemesine karar verdi.
5. Bölüm: Buzlu Sular ve Kanayan Eller
Beatriz için en zor günler başlamıştı. Her sabah güneş doğmadan kalkıyor, dondurucu yolları aşarak zenginlerin evlerine gidiyordu. Buz gibi kuyulardan gelen sularla çarşafları yıkıyor, elleri çatlaklar ve yaralarla doluyordu. Ahırları temizliyor, odun kesiyor ve gece yarısına kadar durmadan çalışıyordu.
Akşamları eve döndüğünde konuşacak hali bile kalmıyordu. Tomasito bazen yanına oturup hiçbir şey söylemeden ona eşlik ediyordu. Bu sessiz teşekkür, Beatriz’e ertesi gün kalkacak gücü veriyordu. Ignacio ise onu uzaktan izliyor, kadının çektiği acıyı gördükçe içinden bir şeyler kopuyordu.
6. Bölüm: Gümüş’ün Vedası
Bazı fedakarlıklar karanlıkta ve sessizce yapılır. Ignacio az konuşan bir adamdı ama kalbi büyüktü. Bir gece kimseye haber vermeden ahıra girdi. En değerli varlığı olan “Gümüş” adındaki asil, gümüş renkli atına son kez baktı. Gümüş, o çiftliğin tek maddi zenginliğiydi.
Ignacio, komşu kasabadaki hayvan pazarına giderek atını gerçek değerinin çok altında bir fiyata sattı. Elde ettiği parayı, borcu ödemek üzere isimsiz bir şekilde yargıca teslim etti. Artık Beatriz’in üzerindeki yük hafiflemişti ama o, bunun kimin sayesinde olduğunu bilmiyordu.
Eve döndüğünde aralarındaki sessizlik artık boş değil, anlam doluydu. Ignacio, Beatriz eve gelmeden önce masaya sıcak bir kahve koymaya başladı. Beatriz ise teşekkür etmeden ama kalbinde bir sıcaklıkla o kahveyi yudumluyordu. Kışın ortasında, karın altında bir ilkbahar gizlice filizleniyordu.
7. Bölüm: Geçmişin Siyah Arabası
Tam mutluluk ve huzur yaklaşmışken, kasaba meydanına siyah, gösterişli bir at arabası geldi. İçinden inen adam Don Valeriano’ydu. Beatriz’in başkentte yanından kaçtığı zalim işvereni…
Valeriano, elinde 5 yıllık bir hizmet sözleşmesiyle Beatriz’i geri götürmeye gelmişti. Beatriz’in kanı dondu. “Bu kadın bana aittir, sözleşmesini tamamlamadan kaçtı ve bu bir suçtur,” dedi Valeriano. Beatriz tam pes etmek üzereyken, Ignacio araya girdi.
8. Bölüm: Son Karar ve Yeni Bir Başlangıç
Ignacio, Don Valeriano ve Beatriz’in arasına dikildi. “Onu götüremezsiniz,” dedi. Valeriano gülerken Ignacio devam etti: “Eğer evlenirsek götüremezsiniz. Kanun, evlenen kadının hizmet sözleşmesinin iptal edileceğini söyler.”
Ignacio, diz çöküp yüzük sunmadı. O, tek sahip olduğu şeyi sundu: Kelamı ve koruma sözü. Beatriz’in gözlerinden sessiz yaşlar süzüldü. “Evet,” dedi.
O öğleden sonra, kasaba meydanında yargıcın huzurunda sade bir tören yapıldı. Çiçekler yoktu ama yağan kar en güzel süstü. Valeriano öfkeyle orayı terk ederken, kasaba halkı ilk kez bu yabancı kadına saygıyla bakmaya başladı.
Beatriz, Ignacio ve Tomasito eve döndüklerinde, artık birer yabancı değillerdi. Onlar bir aileydi. Kışın en sert gününde, sevgi Villa Nevada’yı ısıtmaya yetmişti.