Acil olarak yüksek riskli bir doğum için çağrılmıştı. Acil servise vardığında, hastanın eski sevgilisi olduğunu gördü.

Acil olarak yüksek riskli bir doğum için çağrılmıştı. Acil servise vardığında, hastanın eski sevgilisi olduğunu gördü.

SANTA HELENA’DAKİ GECE
Gururun bedeli, bir bebeğin çığlığı ve küllerinden doğan bir aile

1. Bölüm — Beatriz’in Sessizliği

Beatriz Viana aynaya bakarken, buğunun arkasındaki silueti kendisine bile yabancı geliyordu. Banyodaki küçük pencereden sızan ay ışığı, yüzünü kısmen aydınlatıyor; geriye kalan kısmı gölgede bırakıyordu. Gölgeler, son aylarda hayatının tamamına yerleşen o ağır sırrı daha da büyütüyordu.

Ellerini karnının üzerine koydu. Bebek, içeriden sanki “buradayım” der gibi tekmeledi. Beatriz’in boğazı düğümlendi.

“Az kaldı, meu amor,” diye fısıldadı; sesini neredeyse duyulmaz hale getirerek. “Yakında geleceksin. Sadece… sadece ben olacağım. Ama bu yeterli olacak.”

Kendi sözlerine inanmaya çalışırken bile zihninin bir köşesi alaycıydı: Yeterli mi?

Beatriz her şeyi kendi başına kurmuştu. Çocukluğundan beri “bir gün” diye başlayan hayallerini, “bugün” diye biten bir plana çevirmişti. Şirketini sıfırdan büyütmüş; ofisini ilk açtığında tek sandalyesi varken, yıllar sonra onlarca çalışanı olan bir kuruma dönüşmüştü. Kimseden miras kalmamıştı, kimse elinden tutmamıştı; hatta çoğu kişi onun elini bile sıkmamıştı. Başarısını sadece uzaktan izlemiş, sonra da “şanslı” demişti.

Ama hamilelik… bu başka bir savaştı. Hele ki riskli bir hamilelik. Hele ki tek başına.

Bu yalnızlığın sebebi, sadece gizlilik ihtiyacı değildi. Sebep, Ricardo Cavalcante idi.

Onu düşündüğünde kalbinin üstünde bir yer yanıyor, sanki oraya sıcak bir demir bastırılmış gibi acıyordu. Ricardo’yu sevmişti. Hem de öyle “sevdim” denip geçilecek gibi değil; birinin hayatını ikiye bölen türden sevmişti. Ricardo da onu sevmişti—en azından Beatriz öyle sanmıştı.

Ta ki Ricardo’nun annesi Eleonora Cavalcante, bir akşam soğukkanlı bir gülümsemeyle Beatriz’in karşısına oturup, cümlelerini bıçak gibi dizene kadar.

“Senin gibi kadınlar hep çıkar,” demişti Eleonora. “Ne ilk olursun, ne son. Oğlumun adından, soyadından pay kapmaya çalışanları çok gördüm.”

Beatriz’in o anda duyduğu şey bir hakaret değildi yalnızca. O cümle, onun yıllarca kurduğu kimliğin üzerine dökülen bir asitti. Çünkü Beatriz, hiçbir zaman Cavalcante’lerin parasına ihtiyaç duymamıştı. Ricardo’yu soyadı için seçmemişti. Hatta Ricardo’nun ailesinin dünyasına tam anlamıyla girmek gibi bir hayali bile olmamıştı. O sadece Ricardo’yu sevmişti.

Ve Ricardo… o gece, annesinin karşısında susmuştu.

Beatriz için asıl kırılma, Eleonora’nın sözleri değil; Ricardo’nun sessizliğiydi. Bir insanın suskunluğu bazen bağırıştan daha ağır olur. Çünkü suskunluk, “haklı olabilir” ihtimalini taşır.

“O halde beni böyle görüyorsan,” demişti Beatriz, sesi titremeden. “Benim hayatımda yerin yok. Ben kimseye kendimi ispatlamak zorunda değilim.”

Ricardo arkasından koşmamıştı. Aramaya çalışmamıştı. Sanki Beatriz’in kırılan gururu, kendi gururundan daha ucuz bir şeymiş gibi.

Beatriz iki hafta sonra hamile olduğunu öğrenmişti.

Ve o andan itibaren, gurur—hayatının zırhı—aynı zamanda onun kafesi olmuştu.

2. Bölüm — Ricardo’nun Kendi İçindeki Mahkeme

Ricardo Cavalcante, aile malikânesinin ağır ahşap kapılarını kapattığında, içerideki sessizlik ona “saygınlık” gibi görünmüyordu artık. Daha çok bir mezar sessizliğiydi. Duvarlarda asılı tablolar, gümüş çerçeveler, kristal avizeler… hepsi birer vitrindi. Ama vitrinin içinde bir hayat yoktu.

Çalışma odasında, masanın üzerinde bir bardak viski duruyordu. Ricardo bardağa uzun süre bakmış, sonra tek yudum bile almadan geri bırakmıştı. Çünkü içki onu rahatlatmıyor; sadece daha derin bir suçlulukla yüzleştiriyordu.

Kardeşi Marcelo, birkaç gün önce açık açık söylemişti:

“Git ve onunla konuş. Bu kadar. Sanki ameliyat korkusu yaşıyorsun.”

Ricardo o an gülmüştü, ama acı bir gülüştü.

“Ben ameliyattan korkmam,” demişti. “Ben annemden korkuyorum.”

Bu cümleyi söylediği anda yüzü kızarmıştı. Kırkına yaklaşan bir adamın annesinden korkması, onun için kabul edilebilir bir şey değildi. Ama gerçek buydu.

Eleonora Cavalcante yıllarca onun hayatını bir plan gibi yönetmişti. “Doktor olacaksın.” “Ailenin yüzünü yere düşürmeyeceksin.” “Yanına yakışan biriyle olacaksın.” Ricardo, kendi kararlarını verdiğini sanarken, çoğu zaman annesinin istediği yolları seçmişti.

Beatriz ise o düz çizgiye benzemiyordu. Beatriz’in içinde bir yangın vardı. Konuşurken gözleri ışıldar, tartışırken çekinmez, hayal kurarken bile somut planlar çizerdi. Ricardo’nun saygı duyduğu, hayran olduğu ve korktuğu şey buydu: Beatriz’in kimseye benzememesi.

Eleonora’nın “o seni kullanıyor” cümleleri kulağına girip zehir gibi yayılmış; Ricardo, sevdiği kadını savunacak cesareti bulamamıştı.

Sonra Beatriz kaybolmuştu.

Şirketini yönetim kuruluna bırakmış, evini kapatmış, telefonunu susturmuştu. Ricardo, bir süre sonra onu bulamayacağını anlamış; bulamamakla da kalmayıp, bulmayı hak etmediğini düşünmüştü.

Ama geceler…

Geceler Ricardo’yu affetmiyordu.

Beatriz’in kahkahası, Beatriz’in tartışırken başını hafif yana eğişi, Beatriz’in “Ben kimseye yaslanmam” deyişi… hepsi birer hayalet gibi odanın içinde dolaşıyordu.

Ve Ricardo her seferinde aynı cümleyle yüzleşiyordu:

Ben onu kaybettim. Korkaklığım yüzünden.

3. Bölüm — Çiftlik Evi: Sığınak mı, Zindan mı?

Beatriz’in şehirden uzak çiftlik evi, başta bir kurtuluş gibi görünmüştü. Basından, dedikodudan, Cavalcante soyadının ağırlığından uzak bir yer. Bahçesinde rüzgârın sesini duyabileceği, toprağın kokusunu hissedebileceği bir yer.

Ama zaman geçtikçe, o ev bir sığınağın değil; bir zindanın biçimini almıştı.

Beatriz düzenli olarak doktor kontrolüne gitmiyordu. Başka şehirlerden, daha gizli çalışan hekimlerle görüşüyordu. Yardımcısı Clara, bu sırrın tek tanığıydı.

“Madame,” derdi Clara, “yüksek tansiyon tekrar yükselmiş. Doktor şehirde olmanızı öneriyor. Merkezde bir hastane…”

Beatriz her defasında başını sallardı.

“Gidemem,” derdi. “Bir kez görünürsem her şey açığa çıkar. Eleonora’nın istediği ‘skandal’ tam da bu.”

Aslında korktuğu şey yalnız Eleonora değildi. İnsanların bakışıydı. İş dünyasının fısıltısı. “Ricardo Cavalcante’nin terk ettiği kadın” diye anılmak. Başarısının tek bir başlıkla küçültülmesi.

Beatriz, hayatını “kimseye muhtaç olmadan” kurmuştu. Şimdi ise hamileliğinin onu muhtaç kılmasına bile tahammül edemiyordu.

Doktor Araújo son kontrolde daha sert konuşmuştu:

“Plasenta previa ihtimali var. Ciddi bir risk. Kanama olursa, dakikalar önemlidir. Bir merkezden uzak kalamazsın.”

Beatriz başını eğmiş, ellerini karnında birleştirmişti. Bebeğin adı bile hazırdı: Artur.

Artur… güçlü bir isim. Çünkü Beatriz’e göre bu çocuk, güçlü olmak zorundaydı.

4. Bölüm — Kan: Sessizliğin Faturası

O gece hava boğucuydu. Çiftlik evinin koridorunda yürürken Beatriz, önce sıradan bir kramp sandığı bir ağrı hissetti. Son aylarda gelen sahte kasılmalara benziyordu.

Ama bir şey farklıydı.

Ağrı, bir an içinde keskinleşti. Sanki içeride bir şey yırtıldı. Beatriz iki büklüm oldu.

“Clara!” diye bağırdı. Ses, duvarlara çarpıp geri döndü. “Clara… yardım et…”

Sonra bacaklarının arasından bir sıcaklık aktı.

Beatriz aşağı baktı.

Kan.

Çok kan.

“Hayır… hayır, Artur… lütfen…” diye fısıldadı. Parmakları karnına yapışmıştı sanki.

Clara koşarak geldiğinde yüzü bembeyazdı. Telefonu elinde titriyordu.

“Ambulans… ambulans çağırıyorum!”

Beatriz’in görüşü bulanıklaştı. Tavan dönüyordu. Ağrı artık bir “his” değil, vahşi bir hayvandı; içini parçalıyordu.

“Mamãe buradayım,” der gibi karnına bastırdı ellerini. “Dayan…”

Ama dünya griye döndü. Bir an sonra Beatriz, yüzüne çarpan soğuk zemini hissetti. Ve bilinci kapanmadan önce tek bir düşünce zihninde çınladı:

Ricardo asla bilmeyecek.

5. Bölüm — Santa Helena: Dakikaların Mahkemesi

Ambulansta paramediklerin sesleri birer kesik komut gibiydi.

“Basınç düşüyor!”
“Kanama masif!”
“Eklampsi riski!”
“Cerrahi merkez şart!”

Beatriz bunların çoğunu duyamıyordu. Duyduğu, sadece kalbinin kulaklarında attığı gürültüydü.

Santa Helena Hastanesi acil girişinde sirenler sustuğunda, hastane bir anda hızlandı. Sedye koşarak içeri alındı. Hemşireler damar yolu açtı, kan örneği alındı, monitörler bağlandı.

Nöbetçi doktor Mendes, ultrason ekranına bakınca yüzü gerildi.

“Plasenta previa… total,” dedi. “Hem de…”

Bir hemşire fısıldadı: “Kötü mü?”

Mendes dişlerini sıktı. “Çok kötü.”

Telefonu eline aldı. Bu vakayı tek başına yönetemezdi. Bölgenin en iyi cerrahını aradı.

Ricardo Cavalcante.

6. Bölüm — Çağrı: Ricardo’nun Kalbine Düşen Taş

Ricardo, kendi hastanesinin otoparkında arabasına binmek üzereydi. Yirmi saatlik nöbetten çıkmış, omuzlarına çökmüş yorgunlukla eve gitmeyi düşünüyordu.

Telefonu çaldı. Bilinmeyen numara.

“Alo?”

“Dr. Cavalcante, ben Dr. Mendes. Santa Helena’dan arıyorum. Acil bir obstetrik vaka var. Eklampsi, plasenta previa total, masif kanama… Yalvarıyorum, gelin.”

Ricardo’nun içindeki doktor, anında devreye girdi.

“Kaç haftalık?”

“Yaklaşık otuz sekiz.”

“Kimlik?”

“Henüz yok. Bilinci kapalı.”

Ricardo’nun elleri direksiyonu sıkarken, içinden anlaşılmaz bir huzursuzluk geçti. Sanki kötü bir şeyin kokusu vardı.

“Beş dakikaya oradayım,” dedi. “Hazırlık yapın. O negatif kan, en az dört ünite. Anestezi hazır olsun.”

Arabayı çalıştırdı ve şehri yararak Santa Helena’ya doğru sürdü.

Bu sadece bir vaka, dedi kendine.
Bu sadece bir hasta.

Ama kalbi buna inanmadı.

7. Bölüm — Ameliyathane Kapısı Açıldığında

Ricardo ameliyathaneye girdiğinde hareketleri otomatikti. Eldiven, maske, önlük… Bir ritüel gibi.

“Rapor,” dedi. Henüz hastaya bakmamıştı.

Mendes hızlıca anlattı: “Eklampsi, tansiyon çok yüksek, plasenta previa total, kanama aktif…”

Ricardo başını salladı. “Genel anestezi, tamam.”

Bistüri eline aldı. Nihayet hastaya baktı.

Ve zaman durdu.

Bistüri parmaklarından kaydı. Metal sesle yere düştü. O ses, Ricardo’nun beyninde bir şimşek gibi patladı.

Beatriz.

Onun Beatriz’i.

Yüzü solgun, dudakları renksiz, gözleri kapalı. Karnı şişkin—aylarca saklanmış bir hayatın kanıtı.

Ricardo’nun içinden bir şey koptu. Bir hesap, birdenbire tamamlandı: ayrılığın üzerinden geçen aylar… Beatriz’in kaybolması… hamilelik…

Bu benim çocuğum.

Hemşirenin sesi uzaktan geldi: “Dr. Cavalcante, iyi misiniz?”

Monitör alarm verdi. “Fetal bradikardi.”

Bebek ölüyordu.

Ricardo gözlerini kapatıp bir nefes aldı. O nefesin içinde, yılların eğitimi, yüzlerce ameliyat, bir cerrahın soğukkanlılığı vardı. Ama bu kez bir şey daha vardı: bir babanın korkusu.

“Yeni bistüri,” dedi.

Sesi sertti. Netti.

“Başlıyoruz.”

8. Bölüm — Kanın İçinden Geçen Kurtuluş

Ricardo’nun elleri çalışırken, zihni bağırıyordu.

Her keside, her klempte, her dikişte bir cümle dolaşıyordu:

Beni affetme hakkın var mı Beatriz?

Plasenta gerçekten de totaldi. Daha kötüsü, anormal yapışma vardı. Ricardo’nun kalbi bir kez daha sıkıştı.

“Plasenta akreta,” dedi.

Bu, kanamanın durdurulmasını zorlaştırır; bazen imkânsız kılardı.

“Daha fazla kan,” diye bağırdı. “Kan bankasıyla iletişime geçin.”

Anestezist seslendi: “Basınç düşüyor.”

Ricardo’nun sesi sertleşti: “Düşmeyecek. Düşürmeyeceğiz.”

Bebeğe ulaşması gerekiyordu. Uterusa girdi. Dokular zayıftı, kan her yerden geliyordu. Ricardo’nun içindeki doktor, duyguları bir kenara itmek için mücadele etti.

Sonunda parmakları küçük bir başa dokundu.

“Gel,” diye fısıldadı istemsizce. “Gel oğlum…”

Bebeği çıkardı. Bir anlık umut.

Sonra korku.

Bebek sessizdi. Morarmıştı. Nefes almıyordu.

“Neonatoloji!” diye kükredi Ricardo.

Bebek hızlıca pediatri ekibine devredildi. Ricardo, Beatriz’in başına geri dönmek zorundaydı ama gözleri birkaç saniye bebeğin üstündeydi.

Minik göğse masaj… balonla ventilasyon… ilaç…

Saniyeler uzadı. Dünya daraldı.

Ve sonra… bir ses.

Önce zayıf bir inilti. Sonra daha güçlü. Sonra öfkeyle dünyaya meydan okuyan bir bebek ağlaması.

Hemşire sevinçle konuştu: “Apgar yükseliyor!”

Ricardo’nun gözleri doldu. Maskenin içi ıslandı.

“Yaşıyor,” diye fısıldadı. “Yaşıyor…”

Ama Beatriz hâlâ tehlikedeydi.

Ricardo ameliyata döndü. Plasenta akretanın bedeli ağırdı: histerektomi gerekiyordu. Beatriz bir daha hamile kalamayacaktı.

Ricardo’nun içi yandı. Ama şimdi seçim yoktu.

“Hayatta kalacak,” dedi. “Başka seçenek yok.”

Üç saat sürdü. Üç saat boyunca kan, ter, metal, ışık ve dua vardı.

Son dikiş atıldığında anestezist konuştu: “Tansiyon stabil. Nabız normal.”

Mendes nefes verdi. “Başardın,” dedi.

Ricardo hiçbir şey demedi. Çünkü henüz bitmemişti.

9. Bölüm — Artur’un Gözleri

Ricardo yoğun bakımın neonatoloji bölümünde, inkübatörde yatan bebeğe baktı. Hemşire, “Temas edebilir,” dediğinde Ricardo’nun elleri ilk kez titredi.

Bebeği kucağına verdiler.

Bu kadar küçük bir şeyin insanın bütün hayatını değiştirebilmesi, Ricardo’ya akıl dışı geldi. Bebeğin yüzünde, kendi yüzünden parçalar vardı. Burun… çene çizgisi… kaşların şekli…

“Artur,” dedi Ricardo, adını bilmediği halde. Sanki adı, içinden zaten çıkmıştı. “Ben babanım.”

Bebek gözlerini bir an araladı. Koyu, meraklı gözler.

Ricardo, o gözlerde kendisini değil; kendisinin olmak zorunda olduğu adamı gördü.

“Özür dilerim,” dedi kısık sesle. “Sana geç kaldım.”

Sonra Artur’u teslim edip yetişkin yoğun bakıma gitti.

Beatriz’in yanında bir sandalyeye oturdu. Elini tuttu.

“Dön,” dedi. “Ne olursa olsun… dön.”

10. Bölüm — Uyanış ve Hesaplaşma

Beatriz uyandığında ilk hissettiği şey ağrıydı. Sonra panik.

“Bebeğim…” dedi; sesi boğuk, kuru. “Artur…”

Ricardo’nun sesi hemen geldi. “İyi. Yaşıyor. Neonatolojide.”

Beatriz başını çevirdi ve Ricardo’yu gördü. Gözleri bir an büyüdü; sonra yüzüne öfke yayıldı.

“Sen…” dedi. Bu tek kelime, aylarca biriken her şeyin özeti gibiydi.

Ricardo hızlı konuştu: “Önce bebeğimiz—oğlumuz iyi. Sen de iyisin.”

Beatriz acı acı güldü, sonra öksürdü; ağrıyla yüzünü buruşturdu.

“Oğlumuz mu?” dedi. “Şimdi mi ‘biz’ olduk?”

Ricardo suskun kaldı. Beatriz devam etti; kelimeleri bıçak gibiydi.

“Neredeydin Ricardo? Ben kusarken, tansiyonum fırlarken, geceleri ‘ölürsem kim bulacak’ diye düşünürken… neredeydin?”

Ricardo’nun gözleri doldu ama geri çekilmedi.

“Bilmiyordum,” dedi.

Beatriz’in öfkesi patladı: “Ve neden biliyor olacaktın? Annen bana ‘çıkarcı’ dediğinde sen sustun. Benim onurum yerle bir olurken sen sustun. Ben o gün anladım: ben bu ailede korunmayacağım. O yüzden gittim.”

Ricardo’nun sesi kırıldı: “Haklıydın. Ben… korkaktım.”

Beatriz’in gözlerinden yaş aktı. “En kötüsü ne biliyor musun?” dedi. “Hâlâ seni seviyor olmam.”

Ricardo eğildi, Beatriz’in elini öptü. “Ben de seni seviyorum,” dedi. “Ve bunu kanıtlamak için ne gerekiyorsa yapacağım.”

Tam o sırada kapı açıldı.

11. Bölüm — Eleonora’nın Girişi, Ricardo’nun Duruşu

Eleonora Cavalcante odaya rüzgâr gibi girdi. Topuk sesleri, yoğun bakımın steril sessizliğine bile hükmetti. Ama kapıda durduğu an, Beatriz’i gördü.

Gözleri daraldı. “Sen…”

Ricardo ayağa kalktı ve bilinçli bir şekilde annesiyle Beatriz’in arasına geçti.

“Şimdi değil,” dedi. “Artık asla eskisi gibi değil.”

Eleonora şaşkındı. “Ricardo, ne oluyor?”

Ricardo’nun sesi çelik gibiydi: “Bu kadın Beatriz Viana. Oğlumun annesi. Benim sevdiğim kadın.”

Eleonora’nın yüzü bir an boşaldı. “Oğlun mu?”

Ricardo tek tek söyledi: “Bir oğlum var. Adı Artur. Dün gece doğdu. Neredeyse öldü. Annesi aylarca yalnız kaldı çünkü ben senin sözlerin karşısında sustum.”

Eleonora’nın dudakları titredi. “Ben bilmiyordum…”

“Bilmiyordun,” dedi Ricardo. “Çünkü onu hiç tanımak istemedin. Onu bir etiket sandın.”

Beatriz, yastığa yaslanmış, iki insanın arasında yıllarca biriken sınıf, kibir, korku ve sevginin çatışmasını izliyordu. Ama Ricardo’nun bu hali… Beatriz’in hatırladığı Ricardo değildi. Bu Ricardo, değişmişti.

Eleonora, sesi daha küçük çıkarak sordu: “Bebeği görebilir miyim?”

Ricardo, cevap vermeden önce Beatriz’e baktı. Kararı ona bıraktı.

Beatriz gözlerini kapadı, bir nefes aldı. Sonra açtı.

“Görebilirsin,” dedi. “Ama bir şartla.”

Eleonora durdu.

“Ben artık sadece Beatriz değilim,” dedi Beatriz. “Ben anneyim. Eğer benim canımı yakan önyargılarınla oğlumun canını yakarsan, seni durdururum. Ne soyadın, ne paran, ne de gücün beni korkutur.”

Eleonora’nın gözlerinde ilk kez gerçek bir tereddüt ve… belki de saygı belirdi.

Başını salladı ve çıktı.

Ricardo tekrar Beatriz’in elini tuttu.

“İyi misin?” diye fısıldadı Beatriz.

Ricardo acı bir gülümseme ile: “Değilim. Ama ilk kez doğru yerde duruyorum.”

12. Bölüm — Üç Ay Sonra: Yeniden Kurulan Ev

Üç ay geçti. Bahar geldi.

Cavalcante malikânesinin küçük aile şapeli, beyaz ortancalarla süslenmişti. Beatriz’in sevdiği çiçekler… Çünkü ortanca, gösterişten çok dayanıklılık isterdi. Toprağı isterdi. Zamanı isterdi.

Beatriz aynaya bakarken, dantel beyaz elbisesinin altında karın bölgesindeki pembe izleri gördü. O iz, bir eksiklik gibi değil; bir zafer gibi duruyordu. Beatriz artık biliyordu: bazı yaralar kapanmaz; sadece anlam değiştirir.

Clara duvağı düzeltirken fısıldadı: “Madame… buraya geleceğimizi hiç düşünmezdim.”

Beatriz, yan odadaki beşiğe baktı. Artur uyuyordu. Küçük göğsü usulca inip kalkıyordu.

“Ben de,” dedi. “Ama bazen hayat, insanı en karanlık yerden geçirip doğru yere çıkarıyor.”

Kapı çalındı.

Eleonora içeri girdi. Bu kez rüzgâr gibi değil; daha temkinli. Gözlerinde gurur vardı ama yumuşamıştı.

“Bir dakika konuşabilir miyiz?” dedi.

Beatriz Clara’ya işaret etti. Clara çıktı.

Eleonora doğrudan konuştu: “Özür dilemeye geldim.”

Beatriz sessiz kaldı. Eleonora devam etti:

“Artur’la seni izledim. Oğluma bakışını… oğlunu koruyuşunu… gücünü. Yanılmışım. Seni korkuyla yargılamışım. Oğlumu kaybetmekten korktum. Ama annelik… bazen bırakmayı da bilmekmiş.”

Beatriz’in gözleri doldu.

Eleonora’nın sesi titredi: “Sen, Ricardo’nun yanında daha güçlü. Ben bunu yıllardır görmemiştim.”

Beatriz derin bir nefes aldı. “Özrünü kabul ediyorum,” dedi. “Ama bir daha aynı hatayı yaparsan… bu kez karşıma sadece Beatriz çıkmaz. Artur’un annesi çıkar.”

Eleonora başını salladı. “Anladım,” dedi. “Ve söz veriyorum… onun iyi bir büyükannesi olacağım.”

Beatriz ilk kez içten bir gülümseme verdi. “Bir şartım daha var,” dedi.

Eleonora kaşını kaldırdı.

“Bana iş öğreteceksin,” dedi Beatriz. “Sen de bir imparatorluk kurdun. Benimki başka türdendi ama… öğrenmeyi seviyorum.”

Eleonora bu kez gerçekten güldü. “Anlaştık,” dedi.

13. Bölüm — “Hazırım” Dediği An

Müzik başladığında, Beatriz şapelin kapısında durdu. Elinde küçük bir ortanca buketi vardı. İçeri baktı.

Ricardo altarın önünde bekliyordu. Kucağında Artur. Bebek o an uyanıp gözlerini açtı; sanki “Bu kalabalık ne?” der gibi etrafa baktı. Ricardo, oğlunu usulca salladı.

Beatriz’in göğsü doldu. Bir zamanlar “asla” dediği şey, şimdi gözlerinin önündeydi: bir aile.

Masal gibi bir son değildi bu. Çünkü masallarda kimse kan kaybetmez, kimse yalnızlıktan titremez, kimse gurur yüzünden ölümün kıyısına gelmez.

Bu, daha gerçek bir şeydi:

Yanlışlardan sonra kurulan doğru.

Beatriz yürümeye başladı. Her adımı, bir seçimdi:

Gururun üstüne basmak.
Kırgınlığın içinden geçmek.
Kendini inkâr etmeden affetmeyi öğrenmek.

Ricardo, Beatriz yanına geldiğinde fısıldadı: “Hazır mısın?”

Beatriz, önce oğluna baktı. Sonra Ricardo’ya. Sonra ön sırada oturan Eleonora’ya; bu kez yüzünde samimi bir tebessüm vardı.

“Hazırım,” dedi Beatriz. “Çünkü artık yalnız değilim.”

Artur, tam o anda kocaman bir esnedi. Şapelde küçük bir kahkaha dalgası yayıldı. Beatriz de güldü. Ricardo’nun gözleri doldu.

Bazı hikâyeler “sonsuz mutluluk”la bitmez.

Bazıları “yeniden başlıyoruz”la biter.

Ve bazen bu, daha iyisidir.

14. Bölüm — Son Söz: Gururun Kırıldığı Yerde Sevgi Başlar

Beatriz, yıllarca güçlü olmayı “kimseye ihtiyaç duymamak” sandı. Ricardo, yıllarca güçlü olmayı “annesini üzmemek” sandı. Eleonora, yıllarca güçlü olmayı “kontrol etmek” sandı.

O gece Santa Helena’da, hepsi başka bir şey öğrendi:

Güç, bazen yardım istemektir.
Cesaret, bazen annenin karşısında durmaktır.
Aşk, bazen özürle başlar.
Aile, bazen kan bağıyla değil; seçimle kurulur.

Ve en önemlisi: Bir bebeğin ilk çığlığı, en kibirli sessizliği bile paramparça edebilir.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News