«Señor… ¿Podemos Guedarnos Hasta El Amanecer?» — La Respuesta Del Ranchero Cambió Sus Vidas.

Kapıya Vuran Gece
Bölüm 1: Geç Gelen Tıklama
Kapıdaki vuruş, kimsenin kimseyi aramaması gereken bir saatte geldi. Warren Kade, Colorado’nun yükseklerinde, dağ rüzgârının duvarları kemirdiği bir gecede, şöminenin başında tüfeğini temizliyordu. Saat ondan geçmişti; karanlık, yeryüzünü yutan cinsten bir karanlıktı. En yakın komşu sekiz mil ötede, ışığı bile görünmeyen bir yerdeydi.
Kapı üç kez tıklandı. Yumuşak, tereddütlü, sanki özür diler gibi.
Warren, tüfeği dizlerinin üzerine bıraktı. Dinledi. Tıklama tekrar geldi—daha da hafif. O an kalktı, dört uzun adımda kapıya vardı ve açtı.
Kapıda bir çocuk duruyordu. Dokuz ya da on yaşlarında; kasım soğuğuna fazla ince gelen kıyafetler içinde. Yüzü çamurla lekelenmiş, saçları dolaşmış, gözleri yorgunluktan cam gibi. Arkasında, karanlığın içinde iki çocuk daha belirdi: yedi yaşını geçmeyecek bir kız ve kızın eline tutunmuş, ayakta durmayı bile zor beceren daha küçük bir erkek.
Warren’ın ilk düşüncesi hayalet gördüğüydü. İkincisi daha kötüydü.
“Efendim,” dedi en büyükleri titrek bir sesle. “Gün doğana kadar kalabilir miyiz?”
Warren cevap vermedi. Çocukların arkasına baktı; avluya, ağaçlara, karanlığa… Ne at vardı, ne araba, ne de bir yetişkin. Sadece soğukta bekleyen üç çocuk.
“Nereden geliyorsunuz?” diye sordu.
Çocuk duraksadı. “Yoldan. Dünden beri yürüyoruz.”
“Nereden?”
“Bilmiyorum, efendim. Sadece yürüdük.”
Warren çenesini sıktı. Kız titriyordu; dudakları solgun, nefesi kısa kısa çıkıyordu. Küçük çocuk ise tek kelime etmeden, Warren’a boş ve donuk gözlerle bakıyordu.
“Aileniz nerede?” dedi Warren.
Çocuğun yüzü bir an buruştu, sonra kendini topladı. “Yok.”
Warren’ın göğsü buz kesti. Onları göndermeliydi. Kasabaya, şerife… Son üç yıldır insanlardan, sorumluluklardan kaçıp kurduğu bu yalnız hayata hiçbir şey sokmamalıydı. Ama çocukların bakışlarında, reddedilmeye hazır bir bekleyiş vardı. Yapamadı.
“İçeri girin,” dedi.
En büyük çocuk rahatlamaya benzeyen bir ifadeyle kız kardeşine yardım etti; küçük olan sessizce peşlerinden girdi. Warren kapıyı kapatıp sürgüyü çekti. Çocuklar odanın ortasında durdu; duvarlara bakıyorlardı, sanki her an çökeceklerdi.
“Oturun,” dedi Warren, ateşi işaret ederek.
Üçü birlikte şöminenin önüne çöktü. Kız, küçük çocuğu kucağına çekti; en büyükleri dizlerinin arasına kenetledi ellerini. Warren mutfağa geçti; suyu ateşe koydu, ekmek, kurutulmuş et ve bir kavanoz bal çıkardı. Çok değildi ama vardı.
Yemeği getirdiğinde çocuklar, sanki gözlerini kırparlarsa kaybolacakmış gibi baktılar. “Buyurun,” dedi. “Yiyin.”
En büyük çocuk önce kız kardeşine, kız da küçük çocuğa verdi. Sonra kendisi aldı. Sessizce, mekanik bir şekilde yediler. Su ısınınca Warren üç teneke kupa doldurdu. Çocuklar kupaları elleriyle sardı; sıcaklık parmaklarına işledi.
“Adın?” diye sordu Warren en büyüğüne.
“Eli.”
“Soyadın?”
“Sadece Eli.”
“Onlar?”
“Bu Nora. O da Sam. Ben on, Nora yedi, Sam beş.”
“Dünden beri yürüyorsunuz.”
Eli başını salladı. “Kalınamayacak bir yerden.”
Warren daha fazla sormadı. “Sabaha kadar kalabilirsiniz,” dedi. “Ama sabah kasabaya gideceğiz. Şerifin bilmesi gerek.”
Eli’nin yüzü soldu. “Lütfen, efendim… Şerife götürmeyin.”
“Neden?”
“Bizi ayırırlar. Bir daha hiç görüşemeyiz. Daha önce yaptılar.”
Warren kızla küçük çocuğa baktı. Nora, Sam’i sallıyordu; yüzü ifadesizdi. Sam hâlâ tek kelime etmemişti.
“Sabah konuşuruz,” dedi Warren. “Şimdilik yatın.”
Battaniyeleri verdi. Üçü, halıda birbirine sokuldu. Dakikalar içinde uyudular.
Warren sabaha kadar uyumadı.
Bölüm 2: Gün Işığında Gerçek
Gri bir ışık sızdı pencereden. Çocuklar birer birer uyandı. Sam gözlerini açtı, etrafına baktı, Warren’ı gördü; dondu. Warren başıyla selamladı. Sam gözlerini kapatıp Nora’nın omzuna gömdü yüzünü.
Kahvaltıda yulaf vardı. Warren yemedi; onları izledi.
“Şimdi konuşacağız,” dedi.
Eli derin bir nefes aldı. “Bizi şerife götürmeyin.”
“Gerçeği söylerseniz.”
Eli kollarını sıvadı. Kolunda sararmış ve morarmış eski yeni çürükler vardı.
“Yetimhaneden kaçtık,” dedi. “Adı Mercy House. Annemle babam öldükten sonra oraya verdiler. İyi dediler… ama kötüydü.”
“Ne kadar kötü?”
“Bizi dövüyorlardı. Hızlı çalışmazsak, ağlarsak… Sam üç ay önce konuşmayı bıraktı. Fark edince iki gün bodruma kapattılar.”
Warren’ın içi karardı. Bu yerleri biliyordu. Kâğıt üzerinde düzen, gerçekte zulüm.
“Kaçtık,” dedi Eli. “Gece. Gündüz saklandık, gece yürüdük. Birlikte kalmak için.”
Warren sessiz kaldı. “Sonsuza kadar kaçamazsınız.”
“Biliyorum. Ama birlikteyiz.”
Warren ayağa kalktı. Pencereye baktı. Üç yıldır yalnızdı; bu yalnızlığı bilinçli seçmişti. Ama kapıya gelen o tıklama…
“Burada kalıyorsunuz,” dedi. “Şimdilik. Sonrasını birlikte buluruz.”
Eli’nin gözleri büyüdü. “Bizi tanımıyorsunuz.”
“Yeterince.”
“Bulurlarsa…”
“Beni bulurlar.”
Bölüm 3: Sığınak
İlk hafta sakindi. Warren arka odayı düzenledi; yataklar, battaniyeler… Eli çalışkandı; Nora koruyucuydu; Sam sessizdi. Sekizinci gün, toz yükseldi yolda.
İki atlı geldi. Biri federal bir rozet taşıyordu.
“Üç çocuğu arıyoruz,” dediler. “Yasal olarak iade edilecekler.”
Warren tüfeği eline aldı. “Bu topraklara izinsiz giremezsiniz.”
“Emrimiz var.”
“Gösterin.”
Emir, eski bir yargıcın adını taşıyordu. Warren kaşlarını çattı. “Bu yargıç altı ay önce emekli oldu.”
Gerginlik tırmandı. Silahlar görüldü. Sonunda adamlar geri çekildi.
“Bitecek sanma,” dediler.
Bölüm 4: Gece Sözü
O gece Eli uyuyamadı. Şöminenin yanına geldi.
“Niye yapıyorsunuz?” diye sordu. “Başınıza iş alacaksınız.”
Warren ateşe baktı. “Eskiden kanun adamıydım. Kâğıtlar her zaman doğruyu söylemez.”
“Ya bizi alırlarsa?”
Warren elini Eli’nin başına koydu. “O zaman gider, geri alırım.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Eli ilk kez ağladı. Warren onu tuttu.
Bölüm 5: Dönüş
Dört gün sonra altı atlı geldi. Sahte emir, silahlar… Warren hazırdı. Ama ormandan başka bir grup çıktı. Gerçek bir federal mareşal.
“Sahte emir,” dedi mareşal. “Yetimhane soruşturma altında.”
Adamlar tutuklandı.
“Çocuklar?” diye sordu mareşal.
“Buradalar.”
“İsterseniz, yasal olarak sizde kalırlar.”
Warren’ın sesi titredi. “İsterim.”
Bölüm 6: Ev
Warren saklı kapıyı açtı. Çocuklar çıktı. Nora fısıldadı: “Bitti mi?”
“Bitti.”
“Sonsuza kadar mı?”
“Sonuna kadar.”
Sam o an gülümsedi.
Bölüm 7: Zaman
İki yıl sonra güneş aynı tepenin üstünden doğdu. Eli tay eğitiyordu. Nora bahçede şarkı söylüyordu. Sam merdivenlerde kitap okuyordu; artık yüksek sesle.
Warren verandada oturdu. Yalnızlık gitmişti. Kapıya gelen o tıklama, hayatını değiştirmişti.
“İyi ki açmışım,” dedi kendi kendine.
Ve ilk kez, gerçekten evindeydi.