Fırtınanın İçinden Gelen Son Görev

Cascades’in kuzey yamacındaki dağlar, o gece göğe doğru yükselen dev birer kara anıt gibiydiler. Fırtına saatler önce patlamıştı ama rüzgâr hâlâ çam ağaçlarının arasında uluyan bir hayalet gibi dolaşıyordu. Kar, havayı dolduran keskin bir uğultuyla savruluyor, dünya ile gökyüzü arasındaki sınır siliniyordu. Doğa, dağların üzerinde yaşayan herkesin gücünü sınar gibi davranıyordu. Ve o gece sınanan yalnızca insanlar değildi.
Kör edici beyazlığın içinde ilerleyen iri yarı bir Alman kurdu, her adımında sanki dünyayla pazarlık yapıyordu. Vücudu paramparçaydı. Bir ayı—belki de bir puma—omzunu yarmış, patileri sadece et ve karışmış kan yığınından ibaret kalmıştı. Her nefesi bir ömre mal oluyordu. Ama köpek durmuyordu. Duramazdı. Çünkü arkasında, karda titreye titreye yürümeye çalışan üç minik gölge onu takip ediyordu: üç yavrusu.
Sekiz yıldır görmediği, ama hâlâ izini taşıdığı tek insana doğru ilerliyordu. Onu bir zamanlar çamurlu bir hendeğin içinden çıkaran, üzerine bir pansiyon battaniyesi sarıp “Artık güvendesin” diyen adama—Mark’a.
O köpek Gunner’dı.
Ve bu gece, ne pahasına olursa olsun geri dönmesi gerektiğini biliyordu.
I. YALNIZLIĞIN KALESİ
Mark Thorn, dağların eteğine kurduğu küçük kulübede yıllardır tek başına yaşıyordu. 42 yaşındaki eski denizci, toplumdan uzaklaşmayı seçmiş bir adamdı. Yüzünde savaşların izleri, gözlerinde asla tam olarak sönmeyen bir tetikte olma hali vardı. Geceleri hâlâ çığlıklarla uyanıyor, kimi zaman sobanın yanında otururken bile bilinçsizce silahının emniyetini kontrol ediyordu.
Günleri odun kesmek, yolları açmak ve dağın sessizliğine gömülmekle geçiyordu. Yalnızlık, zamanla onun için bir hapishaneden çok bir sığınak hâline gelmişti.
Bu gece de şöminenin önünde oturmuş, eski bir 1911 tabancasını söküp temizliyordu. Fırtına uğulduyor, kar kulübenin duvarlarına bir tabur askerin saldırısı gibi çarpıyordu. Saat 03:00’tü. Uykunun Mark için anlamı pek yoktu.
Sonra bir ses geldi.
Tırmalama sesi.
Kazımak… durmak… bir daha kazımak…
Bir hayvan olabilirdi. Ama bu ses vahşi değildi—çaresizdi.
Mark silahı otomatik bir hareketle monte etti ve kapıya doğru yürüdü. Panjurları açıp tüm bedenini kapıya dayadı. Rüzgâr kapıyı geri itiyor, kar yüzüne iğne gibi saplanıyordu. Son bir güçle kapıyı açtı.
Ve mucizeyi gördü.
Eşiğinde yığılmış dev bir Alman kurdu vardı. Üstü karla kaplanmış, etleri açıkta, nefesleri buhar gibi vücudundan kaçıyordu. Ama Mark’ın dizlerini titreten şey, köpeğin sol kulağındaki küçük V şeklindeki çentikti.
“Gunner…” diye fısıldadı.
Bu isim, sanki yıllar boyunca boğazında bir yerde sıkışmıştı ve şimdi ilk kez çıkıyordu.
Sekiz yıl önce drenaj hendeğinde bulduğu o yavru… Göreve gitmeden önce bırakmak zorunda kaldığı köpek… Unutmaya çalıştığı ama asla unutamadığı tek canlı…
Köpek başını kaldıramadı ama Mark’ın sesini duydu. Kuyruğu hafifçe bir kar tanesi kadar hareket etti.
Mark eğildi. Kollarını köpeğin altına soktu.
Ama Gunner direniyordu.
Patilerini kapıya doğru itti. Bir şey söylüyor gibiydi.
O an karın içinde üç küçük gölge belirdi.
Yavru köpekler.
Üçü de titriyor, neredeyse yürüyemiyordu. Rüzgâr onları devirmeye çalışsa da babalarını takip etmekten vazgeçmiyorlardı.
Mark’ın kalbi küt diye düştü.
“Bunu nasıl yaptın dostum?” diye fısıldadı.
Gunner son nefesi kalmış bir bedenle çocuklarını bu kapıya taşımıştı. Çünkü başka güvenebileceği kimse yoktu.
II. KURTARMA
Mark Gunner’ı içeri taşıdı. Sıcaklığı, köpeğin donmuş bedenine çarpınca buhar gibi yükseliyordu. Yavru köpekler kapının eşiğinde, korkuyla ama kararlılıkla bekliyordu.
Mark’ın savaş yıllarında kullandığı travma çantası hâlâ tamdı. Bandajlar, dikiş ipleri, tuzlu su, merhemler… Hepsini halının üzerine yaydı.
Gunner’ın yaraları korkunçtu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Mark bunun bir kurtarma değil, bir veda olduğunu biliyordu.
Yine de çalıştı. Dikti. Temizledi. Isıttı. Bandajladı.
Günlerce sürecek bir işi bir gecede bitirmek zorundaydı.
Yavru köpekler arka köşede ürkek birer gölge gibi oturuyorlardı. En irisi—samur renkli erkek—tüylerini kaldırıp Mark’a meydan okuyordu. Diğeri—gümüş uçlu kulaklı dişi—sessizce izliyor, hesaplıyordu. En küçüğü—simsiyah olan—babadan ayrılmaya cesaret edemiyor, titriyordu.
Ama asıl mucize o anda oldu.
Gunner, tüm acısına rağmen, başını kaldırdı. Gözleri yavrularına döndü. Sonra Mark’a baktı.
Ve boğuk bir gurultu çıkardı.
Bu, “geri çekilin” komutuydu.
Üç yavru aynı anda durdu.
Sonra Gunner Mark’ın eline burnunu bastırdı ve boynunu yavrulara doğru itti.
“Bu lideriniz.” diyordu.
“İtaat edin.”
Mark’ın gözlerine yaş doldu. Ama devam etti. Çünkü artık yalnızca bir köpeği değil, üç hayatı da o koruyordu.
Saatler sonra—belki de sonsuz bir gece boyunca—Gunner’ın nefesi ağırlaştı. Yavrular sıcaklığın yanında uykuya dalmış, yaşamın kokusuna tutunmuşlardı.
Mark başını eğdi.
“Görevi tamamladın dostum…” diye fısıldadı.
Gunner son bir nefes verdi.
Ve gitti.
Mark sessizce köpeğin gözlerini kapadı.
III. VEDA VE YENİ BAŞLANGIÇ
Sabah olduğunda fırtına dağılmıştı. Dünya beyaz bir mezarlık gibiydi. Mark, Gunner’ı yün battaniyeye sardı ve kulübenin arkasındaki tepeye taşıdı. Burada daha önce kaybettiği birliğinin gözcüsü için taşlardan bir anıt yapmıştı.
Şimdi onun yanına bir tane daha koyacaktı.
Yavru köpekler başında uludu. En küçüğü taşları kazmaya çalıştı. Mark’ın kalbi paramparça oldu ama onları geri itti.
“Ben buradayım.” dedi.
“Söz veriyorum. Seni de, kardeşlerini de bırakmayacağım.”
Yavrular Mark’ın dizlerine yaslandı.
O anda Mark ilk kez, çok uzun zamandır hissetmediği bir şeyi hissetti.
Amaç.
IV. MANGA KURULUYOR
Aylar geçti. Kış bitti, bahar geldi. Mark üç yavruyu tek başına büyütmeye çalışıyordu. Bu kolay değildi. Çünkü yetiştirdiği şey evcil hayvanlar değildi. Onlar Alman kurdunun saf çalışma soyuydu: güç, zeka ve içgüdü yağmuru.
Her sabah 05:00’te kalkıyorlardı.
Mark koşu rotasını belirliyor, yavrular onu takip ediyordu.
Her biri farklı karakterdeydi:
Ricon
En iri, en güçlü olan. Saf enerji. Sınır tanımayan bir savaşçı ruhu.
Ekko
Gümüş uçlu kulaklı dişi. Zekâsı neredeyse insan gibi. En ufak sesi bile duyabiliyordu.
Shadow
Siyah yavru. Sessiz. Utangaç. Ama Mark’a karşı sonsuz bir sadakati vardı.
Onlara:
iz takip etmeyi,
bul-komutunu,
arama kurtarma tekniklerini,
sakinlik kontrolünü,
tehdit değerlendirmesini
öğretiyordu.
Ve her gece üçü de Mark’ın ayaklarının dibinde uyuyordu.
V. KADERİN ÇAĞRISI
Bir gün Mark’ın eski bir dostu—Başçavuş Elias Vens—kulübeye geldi.
“Mark, bu köpekler boşa harcanıyor.” dedi.
“Onlar görev köpeği olmalı. Ricon arama kurtarma timine, Ekko ise bir gaziye rehber olabilir.”
Mark’ın içi sızladı. Çünkü biliyordu: Vens haklıydı.
Köpeklerin kaderi dağlarda çürümek değildi.
Büyük bir görev onları bekliyordu.
Kendi duygularına rağmen, Mark karar verdi:
Ricon arama kurtarmaya gidecekti.
Ekko çift ampüte bir onbaşıya destek köpeği olacaktı.
Shadow ise Mark’ın yanında kalacaktı. Çünkü Shadow’un görevi oydu: Mark’ın hayata bağlandığı ip.
Ayrılık günü geldiğinde Mark kalbini kaybediyor gibi hissetti.
Ama Gunner’ın vasiyeti bunu gerektiriyordu.
VI. YENİ HAYATLAR
Aylar sonra Mark eğitim merkezinde eğitmen olarak çalışmaya başladı. Shadow artık onun resmî hizmet köpeğiydi. Panik ataklarını durduran, onu karanlık anlardan çekip çıkaran, yaşayan bir topraklama kablosu.
Mark kendisini de kurtarıyordu.
Yıllar geçti. Ricon eyaletin en iyi arama kurtarma köpeği oldu. Ekko, gazisinin en yakın arkadaşı ve bacakları yerine geçen bir omuz oldu.
Ve bir gün mezuniyet töreni düzenlendi.
Mark sahneye çıktı.
Tüm salon sustu.
Ricon ve Ekko yan yana oturuyordu. Görev yelekleri parlıyordu.
Mark mikrofonu tuttu.
“Bir köpek kar fırtınasında kapıma geldiğinde…” dedi, sesi titreyerek,
“o sadece üç yavru getirmedi. Bana bir amaç getirdi. Bir görev getirdi.”
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Gunner, karanlığın içinden bana bir mesaj getirdi:
Sevgi bazen patilerle gelir.”
Seyirciler ayağa kalktı.
Tören bittiğinde Mark dışarı çıktı. Shadow bacağının yanındaydı—her zamanki gibi.
Gökyüzü açıktı.
Rüzgar hafifçe esti.
Ve o esintinin içinde Mark bir şeyi duyduğunu sandı:
Gunner’ın alçak, onaylayan o gurultusunu.
“Görev tamamlandı, denizci.”
Mark gülümsedi.
“Eve gidelim Shadow.” dedi.
Yeni bir görev daha başlıyordu.