MOSSAD AJANI 8 YIL F-16 UÇURDU — İhanet Uçakta Bitti | Teşkilat 22 Yıl Sonra Dosyayı Açtı
.
Bölüm 1: Gölcük’teki Sır
2003 yılının 1 Kasım sabahı, Konya Hava Üssü’nde her şey sıradan görünüyordu. Güneş, soğuk Anadolu havasını aydınlatırken, pistte bir F-16 Fighting Falcon bekliyordu. Pilot, kokpitten kontrol kulesine kalkış izni istediğinde sesi kendinden emindi. Ancak, o sabah orada olan herkes bu pilotun Türk Hava Kuvvetleri’nden olmadığını bilmiyordu.
Kokpitin içinde, yıllardır Türk subayı olarak görev yapan ve birçok tatbikata katılan bir adam oturuyordu. Gerçek adı Dror Vitali olan bu adam, Mossad tarafından Türkiye’ye yerleştirilmiş bir ajan olarak görev yapıyordu. 8 yıl boyunca Türk Hava Kuvvetleri’nin üniformasını giymiş, birçok gizli bilgiyi edinmişti. O sabah, son görevine çıkarken, kimse onun gerçek kimliğini bilmiyordu.
Pilot, havalandıktan sonra Orta Anadolu’nun soğuk havasında yükseldi. Ancak, o sabah yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en derin sızma vakalarından birinin başlangıcını işaret ediyordu. Teşkilat, aylarca süren izleme ve hazırlıklar sonucunda, bu operasyonun sonuna gelmişti.
Bölüm 2: Dror’un Geçmişi
Dror Vitali, 1968 yılında Tel Aviv’de doğmuştu. Babası, İsrail Savunma Kuvvetleri’nde elektronik harp uzmanıydı. Annesi ise Ankara doğumlu bir Yahudi göçmeni. Bu nedenle, çocukluğunda Türkçe öğrenmiş ve İstanbul şivesine yakın bir aksanla büyümüştü. İki dil arasında büyümek, ona farklı kültürlerin kapılarını açtı.
18 yaşında, İsrail Hava Kuvvetleri’ne katıldı ve pilotaj eğitiminde üstün başarı gösterdi. F-16 kokpitine oturduğunda, İsrail’in en genç savaş pilotlarından biri oldu. Ancak, istihbarat yetkilileri, onun sadece bir pilot değil, aynı zamanda bir ajan olabileceğini düşündüler. Türkçeyi ana dil düzeyinde konuşması ve Anadolu insanına benzer görünümü, onu mükemmel bir hedef haline getirmişti.

1992 yılında Mossad ile ilk teması kuruldu. Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün Güneydoğu kanadında yer alıyor ve hem Ortadoğu hem de Rusya’ya karşı kritik bir istihbarat düğümüydü. Mossad, Türkiye’ye yerleştireceği ajanların derinlemesine bilgi edinmesini istiyordu. Bunun için Dror’un kimliğini inşa etmesi gerekiyordu.
Bölüm 3: Kimlik İnşası
Mossad’ın belge üretim birimi, Dror Vitali için Mehmet Karataş adında bir Türk vatandaşı yarattı. Kayseri’nin küçük bir ilçesinde doğduğuna dair sahte belgeler hazırlandı. Karataş’ın babası, 1987 yılında trafik kazasında ölmüş bir inşaat işçisiydi. Annesi ise 1991 yılında kanserden vefat etmişti. Bu geçmiş, Dror’un kimliğini oluşturmak için dikkatlice hazırlandı.
Dror, Türkiye’ye ilk adımını attığında, yalnızca bir Türk genci gibi görünmekle kalmayacak, aynı zamanda Türk Hava Kuvvetleri’ne katılacaktı. 1995 yılında Türkiye’ye geldiğinde, artık Mehmet Karataş olarak biliniyordu. İki yıl boyunca Türkiye’yi öğrenmek için çaba gösterdi. Türk filmleri izledi, Türk müziği dinledi ve günlük konuşma pratiği yaptı.
Bölüm 4: Askerlik ve Hava Harp Okulu
1996 yılında askerlik çağına geldiğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne katıldı. Temel eğitimini Isparta’da tamamladı. Askerlik süresinin sonunda Uzman Erbaş kadrosuna başvurdu ve kabul edildi. Diyarbakır’da görev yaptı ve burada Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir lojistik birimde çalıştı.
Karataş, bu pozisyonda Hava Üssü’nün iç işleyişini gözlemleme fırsatı buldu. Hangi uçakların hangi hangarlarda durduğunu, bakım periyotlarını ve personel rotasyonlarını öğrendi. Mossad ile iletişimi minimumdaydı; yılda birkaç kez önceden belirlenmiş tarihlerde İstanbul’daki gizli buluşma noktalarında kısa görüşmeler yapıyordu.
2001 yılında subaylık sınavına girdi ve Hava Harp Okulu’na kabul edildi. Artık Türk Hava Kuvvetleri’nde bir pilot olarak kariyerine devam ediyordu. 2002 yılının sonuna geldiğinde, F-16 tipi uçuş eğitimini tamamladı ve Konya 4. Ana Jet Komutanlığı’na atandı.
Bölüm 5: Operasyonun Başlangıcı
2003 yılının başında, Anadolu Kartalı tatbikatına katıldı. Bu tatbikat, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü müttefikleriyle ortak icra ediliyordu. Karataş, tatbikat briefinglerinde öğrendiği bilgileri, radar frekansları ve müdahale protokolleri hafızasına kaydetti.
İstanbul’a bir hafta sonu izni aldığında, Beyoğlu’ndaki önceden belirlenmiş bir kafede Mossad ile temas kurdu. Kısa bir konuşma, gündelik sohbet kılığında kodlanmış bilgi aktarımıydı. Karataş masadan kalktığında, arkasında hiçbir iz bırakmamıştı.
Ancak, 2005 yılı Karataş’ın en kritik yılı oldu. Türkiye, kendi milli savaş uçağı projesinin ön çalışmalarını başlatmıştı. Karataş, pilotaj tecrübesi nedeniyle proje değerlendirme toplantılarına gözlemci olarak katılmaya başladı. Bu toplantılarda motor seçenekleri, aviyonik sistemler ve gövde tasarımı tartışılıyordu.
Bölüm 6: Teşkilatın İzleme Süreci
Teşkilat, 2004 yılında yabancı istihbarat örgütlerinin Türkiye’deki faaliyetlerini haritalayan kapsamlı bir analiz başlatmıştı. 2005 yılının sonlarında, teşkilatın sinyal istihbaratı Türkiye’den İsrail’e yönelik şifreli bir iletişim anomalisi tespit etti. İletişim doğrudan değildi, Avusturya üzerinden yönlendirilmişti. Ancak, patern analizi Türkiye içinden kaynaklanan bir sinyal olduğunu gösteriyordu.
Teşkilat, Karataş’ın adını listeye 2008 yılının haziranında ekledi. Sebep basitti; Kayseri doğumlu olduğunu iddia ediyordu ama Kayserili hiç kimseyle bağı yoktu. Teşkilat, Karataş’ın geçmişini sessizce kazımaya başladı. İlk gerçek kırılma 2009 yılında geldi.
Karataş’ın ilkokul kayıtları incelendiğinde, kayıtlar mevcut ama fotoğraflar yoktu. Teşkilat, Karataş’ın doğum yılına ait hastane kayıtlarını çıkardığında, anne adıyla eşleşen bir doğum kaydı yoktu. Nüfus müdürlüğü kaydı vardı ama hastane kaydı yoktu.
Bölüm 7: Son Görev
Teşkilat, 2013 yılının Kasım ayında Karataş’ın bir sonraki uçuş görevini istihbarat olarak aldı. 15 Kasım sabahı, Karataş sabah saat 7:30’da Konya’dan kalkacak ve Orta Anadolu üzerinde rutin bir eğitim uçuşu yapacaktı. Teşkilat, bu uçuşu final noktası olarak belirledi.
Karataş, havalandıktan sonra Ankara yönüne döndü. Ancak saat 9:15’te kule ona beklenmedik bir komut verdi. Rota değişikliği yapması gerekiyordu. Karataş komuta uydu, ama bu komut teşkilat koordinasyonuyla verilmişti.
Saat 9:30’da, Karataş’ın F-16’sı Ankara Mürtet Hava Üssü’ne indi. Piste taksirken etrafında silahlı askerler gördü. Kokpitten çıktığında, karşısında iki sivil vardı. Teşkilat mensuplarıydı. Karataş’ın yüzünde ifade değişmedi.
Eller arkadan kelepçelendiğinde, sessizce söylediği tek cümle her şeyi ele verdi. İbranice bir küfür, refleksif, kontrolsüz, sahte kimliğin çatladığı an. Sorgu 38 gün sürdü. Karataş, yani Dror Vital, ilk iki hafta boyunca tamamen sessiz kaldı.
Bölüm 8: İtiraf ve Sonuç
Konuşmadı, yemek yedi, uyudu, duvara baktı. Teşkilat sabırlıydı. Üçüncü haftada Avital konuşmaya başladı. Önce küçük itiraflar, sonra detaylar, en sonunda tam bir döküm. 8 yıllık operasyonun her aşamasını anlattı.
Teşkilat, bu bilgilerle dört ayrı hücreyi daha deşifre etti. Avital’in yakalanması domino etkisi yarattı. Avital, Türk mahkemelerinde yargılandı. Casusluk, kimlik sahteiliği ve devlet sırlarını ifşa suçlarından mahkum edildi. Cezası ömür boyu hapis olarak belirlendi. Ancak kamuoyuna hiçbir şey duyurulmadı.
Teşkilat, bu dosyayı 22 yıl boyunca sakladı. Artık bu dosya açılıyor. Dror Vitali’nin hikayesi, bir istihbarat örgütünün yıllar süren sabrını, bir devletin güvenlik açıklarını ve tek bir hatanın nasıl tüm bir ağı çökertebildiğini anlatan bir kayıt.
Sonuç
Bu hikaye, bir zafer anlatısı değil. Başarısızlıkların ve başarıların iç içe geçtiği, devletlerin birbirini gölgede izlediği, güvenin en tehlikeli zafiyet olduğu bir dünyanın portresidir. Teşkilat kazandı ama kazanmadan önce 8 yıl kaybetti. Mossad kaybetti ama kaybetmeden önce 8 yıl kazandı. Her iki tarafın da iddia ettiğinden daha karmaşık olan gerçek, istihbarat dünyasında mutlak zaferin olmadığını gösteriyor.
Gökyüzü o günde maviydi. F-16’lar o günde uçtu. Pilotlar o günde görev yaptı. Ancak kokpitlerdeki adamların gerçek kimliği, belki de hiçbir zaman tam olarak bilinemeyecek. Teşkilat izlemeye devam ediyor. Çünkü gölgeler hiçbir zaman tamamen kaybolmaz; sadece yeni biçimlere bürünür ve yeniden belirir. Bu, istihbarat savaşının değişmez gerçeğidir ve bu gerçek, bugün de yarın da geçerli olmaya devam edecektir.