38 yıl çocuk bekledi… 61 yaşında olanlar herkesi şok etti!
.
.
Kırk Yıllık Dua: Fatma’nın Mucizesi
Fatma Hanım, İstanbul’un eski mahallelerinden birinde, üç katlı ahşap bir evde yaşıyordu. Gençliğinde hayat ona umut ve hayal dolu günler sunmuştu. Babasını erken yaşta kaybetmiş, annesi Hacer Hanım ile birlikte yaşamıştı. Evin her köşesi anılarla doluydu. Fatma, 23 yaşında evlilik hayalleri kurarken, mahallenin sevilen, çalışkan, güzel kızıydı. Gelen görücüler eksik olmazdı ama Fatma’nın gönlü bir türlü razı olmuyordu. Herkes ona “Çok seçici, bu kadar ince eleyip sık dokumasa hemen evlenir” diyordu. Ama Fatma’nın kalbinde derin bir arzu vardı: Anne olmak. Özellikle bir erkek çocuk sahibi olmak ve babasının adını yaşatmak istiyordu.
Yıllar geçti, Fatma otuzunu devirdi. Her akşam pencereden boğazın ışıklarını izlerken, içini bir hüzün kaplardı. Evlenmek istiyordu, yuva kurmak, çocuk büyütmek… Ama ne zaman biriyle tanışsa, bir şeyler eksik kalıyor, gönlü ısınmıyordu. Annesi “Kızım, yaşın geçiyor. Biraz daha mütevazı olsan, yuva kurarsın” dese de Fatma, kalbinin sesini dinliyordu. Geceleri dua ediyor, Allah’tan bir erkek evlat istiyordu. “Ya Rabbim, bana bir oğul nasip et ki soyumuz devam etsin. Eğer olmayacaksa hiç çocuk istemiyorum” diye dua etmişti bir gece. O günden sonra, rüyalarında yeşil gözlü bir kız çocuğu görmeye başladı. Kız sessizce bakıyor, bazen gülümsüyor, bazen ağlıyordu. Fatma, bu rüyayı yıllarca unutamadı.
Zaman akıp gitti. Fatma, 35 yaşında Hasan Bey’le tanıştı. Hasan, dürüst, ağır başlı bir adamdı. İnşaat ustası olarak çalışıyordu. İkisi de geç evlenmişti. Hasan, bir akşam yemeklerinde “Çocuk sahibi olmak ister misin?” diye sordu. Fatma, “Çok isterim ama gençken ettiğim bir dua var. Erkek olmayacaksa hiç istemem demiştim. Uzun yıllardır hep aynı rüyayı görüyorum, yeşil gözlü bir kız çocuğu…” dedi. Hasan, “Biz kuluz Fatma Hanım, dua ederiz ama hayırlısını dilemeden ettiysek tövbe ederiz. Allah affedicidir. Kız ya da erkek fark etmez, önemli olan sağlıklı, hayırlı bir evlat” diye cevapladı.

Evlendiler. Evleri sevgiyle doldu ama bir eksiklik vardı: Çocuk sesi. İlk yıl geçti, ikinci yıl geçti, üçüncü yıl geçti… Fatma her ay umutla hamilelik testi yapıyor, her defasında hayal kırıklığı yaşıyordu. Geceleri rüyasında o yeşil gözlü kız çocuğu gelmeye devam etti. Hasan sabırlıydı, Fatma’yı teselli ediyordu. “Ben seni çocuk için sevmedim Fatma, seninle hayat kurmak istedim. Çocuk olursa Allah’ın hediyesi olur, olmazsa da bizim imtihanımız” derdi.
Fatma, doktorlara gitti. Tüm testler yapıldı, hiçbir sorun çıkmadı. “Bazen böyle olur, tıbbi olarak sorun yok ama yine de olmuyor. Belki stres, belki başka faktörler” dedi doktorlar. Fatma, 45 yaşına geldiğinde umudunu yitirmeye başladı. Menopoz belirtileri ortaya çıktı. 50 yaşında doktorlar, “Artık doğal yollarla çocuk sahibi olmanız mümkün değil” dediler. Fatma, günlerce yataktan çıkmadı. Hasan onu teselli etti: “Belki mucizeler en çok umudun bittiği anda gelir.”
Zaman akıp gitti. Fatma ve Hasan, evlatlık almayı düşündüler. Kurumlara başvurdular, görüşmeler yaptılar. Ama Fatma’nın içinde bir his vardı: “Hayır, o çocuk hala bana gelecek. Rüyamdaki o kız benim evladım.” Hasan, “Bu kadar kesin konuşman seni daha da üzebilir, belki gerçekten evlat edinelim” dedi. Ama Fatma, “O kız beni bırakmıyor Hasan, sanki bana bağlı, anlamıyorum ama hissediyorum” diyordu.
Fatma, 61 yaşına girdiğinde artık kaderine razı olmuştu. Mahallede herkes “Fatma Hanım çok seçici, bu yaşta çocuk sahibi olmak imkansız” diyordu. Fatma, çocuk seslerini duyduğunda gözleri doluyordu. Komşu nineler torunlarından bahsederken sessizce dinliyor, sonra evine çekiliyordu. Bir annenin duası gökte yazılı kaderi bile değiştirebilir.
O kış mevsiminde, Fatma uzun zamandır görmediği o rüyayı tekrar gördü. Kar yağıyordu. Yeşil gözlü kız çocuğu bu kez gülümsüyordu, yüzünde huzur vardı. Kız yaklaştı, elini tuttu, kulağına fısıldadı: “Anne, artık zamanı geldi. Seni çok bekledim ama artık gelebilirim.” Fatma, rüyasında titredi. “Sen kimsin? Neden hep beni ziyaret ediyorsun?” Kız, “Ben senin kızınım anne. Senin kalbindeki duayı biliyorum ama ben seni seviyorum. Ve Allah da beni sana göndermeye karar verdi. Geç ama doğru zamanda.”
Fatma sabah gözlerini yaşlı açtı. Hasan’a koştu, “O geri geldi ama bu kez gülümsüyordu. Bana artık zamanı geldi dedi. Geç ama doğru zamanda…” Hasan’ın gözleri doldu. “Rüya mı gerçek mi bilemem ama bu söz içime umut verdi Fatma. Ama yaş olmuş 61. Bu yaşta nasıl olacak? İmkansız değil mi?” dedi. Fatma halsizleşmeye başladı, sabahları kalkamıyor, sürekli yorgun hissediyordu. Yemek yemek istemiyor, kusmalar, mide bulantıları başlamıştı. Önce yaşına verdi. Ama belirtiler arttıkça Hasan endişelendi. Doktora gittiler.
Doktor önce güldü: “61 yaşında hamilelik mi? Mümkün değil.” dedi. Ama ultrasona baktığında şaşkınlıktan dondu kaldı. Kan testleri istedi. Sonuçlar geldiğinde doktorun sesi titriyordu: “Fatma Hanım, siz hamilesiniz. Beta HCG seviyeniz çok yüksek.” Fatma sandalyede dik duruyordu ama dünya etrafında dönüyordu. “Ne bu? Nasıl olur? Ben menopozdayım. 10 yıldır adetim yok.” dedi. Doktor, “Tıbbi literatürde bu neredeyse imkansız ama olmuş ve bebek gayet sağlıklı görünüyor. Kalp atışı düzenli.”
O gün eve döndüklerinde Fatma uzun bir secdeye vardı. Yıllardır biriken duygular boşaldı. “Allah’ım beni affettin mi? Ben senin kudretini anlayamadım. Ben şimdi her şeye razıyım. Ne verirsen ver, hayırlıysa senin takdirindir.” O andan itibaren çocuğun cinsiyeti hiç aklına bile gelmedi. Artık önemli değildi, önemli olan mucizeydi.
Doktorlar, hemşireler, mahalleli herkes şaşkındı. 61 yaşında hamile kalan Fatma Hanım, her kontrolde doktorların hayret dolu bakışlarıyla karşılaştı. Doğum günü geldiğinde Mart ayının sonuydu. Bahar havası vardı. Fatma doğumhaneye alındı. Hasan dışarıda dua ederek bekledi. Eller dua için kalkmıştı. Saatler geçti, normal doğum oldu. Hemşire şaşkın bir sesle çıktı: “Hasan Bey, tebrik ederiz. Çok güzel bir kızınız oldu. Bebek doğduğunda ağlamadı, sadece gülümsedi.”
Fatma’ya bebeği getirdiler. Yeşil gözlü, kahverengi saçlı, tıpkı rüyalardaki gibi bir bebek. Fatma gözyaşları arasında fısıldadı: “Sen miydin hep rüyama giren? Beni affettin mi yavrum? Bu kadar beklettiğim için kızgın mısın?” Bebek sanki anlıyormuş gibi elini uzattı, annesinin parmağını tuttu. Hasan ağlıyordu. “Allah seni hem evlatla hem affıyla şereflendirdi Fatma, bu gerçek bir mucize.”
Fatma bebeğine bakarak fısıldadı: “Adı Nur olsun. Çünkü o Rabbimin bana verdiği nur. Karanlık yıllardan sonra gelen ışık.” Hastanede herkes bu olaya şahit oldu. Doktorlar, hemşireler, diğer hastalar… 61 yaşında doğum yapmış, bebeği ağlamadan gülümseyerek dünyaya gelmişti.
Fatma Hanım, artık mahallede “Nur ninesi” olarak tanınıyor. Her gün bebeğini kucağında gezdiriyor, şükür dualarını eksik etmiyor. Çünkü o bilir ki gerçek mucizeler sabır ve tövbe ile gelir. Onun hikayesi, gökte yazılı kaderin bir annenin gözyaşında tecelli ettiğinin kanıtıdır.
Son