ABD Venezuela’ya Sahte Saldırı Planlıyordu — Türk Pilot Tek Başına Durdurdu!

ABD Venezuela’ya Sahte Saldırı Planlıyordu — Türk Pilot Tek Başına Durdurdu!

.
.

VİCDANIN İRTİFASI

Karayipler sabahları aldatıcıdır.
Gökyüzü her zaman mavi, deniz her zaman sakin görünür. Sanki dünyanın hiçbir yerinde savaş yokmuş gibi. O sabah da öyleydi. Turkuaz suların üzerinde süzülen savaş uçakları, güneş ışığında parlayan metal gövdeleriyle neredeyse estetik bir tabloyu andırıyordu.

Binbaşı Kenan Arslan, F-16’sının kokpitinde bu manzaraya bakarken, içinde tanımlayamadığı bir huzursuzluk hissediyordu. Yıllardır uçuyordu. NATO görevleri, müşterek tatbikatlar, kriz bölgeleri… Hepsini görmüştü. Ama bu sabah farklıydı. Harita ekranında duran hedef koordinatları, zihninde bir yere oturmuyordu.

USS Roosevelt uçak gemisinin komuta köprüsünde General Marcus Stewart sert bir yüz ifadesiyle önüne bakıyordu. Operasyonun adı Özgürlük Kalkanıydı. Kâğıt üzerinde kusursuzdu. Ama bazı planlar, sadece kâğıt üzerinde temiz kalırdı.

Stewart, kariyeri boyunca çok şey yapmıştı. Bazıları resmî raporlara girmişti, bazılarıysa tarihin karanlık dipnotlarında kalmıştı. Venezuela bu sabah sadece bir “hedef”ti. Bir ülke değil. Bir şehir değil. Bir denklem.

— “Türk pilotu gözlemci konumunda tutun,” dedi yardımcısına.
— “Sorgulamayı seviyorlar.”

Bu sözler, telsiz masasındaki Çavuş Martinez’in kulaklarında yankılandı. On iki yıllık askerdi. Emirlere alışkındı ama sivil hedef kelimesi, onun için hâlâ ağır geliyordu. Askerlik, onun gözünde her zaman bir sınır demekti.

ABD Venezuela'ya Sahte Saldırı Planlıyordu — Türk Pilot Tek Başına Durdurdu!

Havada, F-35’lerin lideri Binbaşı Jake Morrison net ve kararlı konuşuyordu:

— “Hedefler terörist altyapılar. Şüphe yok. Görev net.”

Kenan, Morrison’ın ses tonundaki kesinliğe rağmen içindeki şüpheden kurtulamıyordu. Haritayı büyüttü. Kamera sistemlerini devreye aldı. Görüntü netleştikçe kalbi hızlandı.

Bir hastane.
Bir üniversite kampüsü.
Bir ilkokul.
Bir bakanlık binası.

Ekrandaki görüntüler sessizdi ama çığlık atıyordu.

Kenan’ın aklına babası geldi. Eski bir pilottu. Ona hep aynı şeyi söylemişti:
“Uçak seni göğe çıkarır oğlum, ama vicdanın seni insan tutar.”

Telsizden gelen soğuk bir ses, düşüncelerini böldü:

— “Şahin-1, gözlem pozisyonunu koruyun. Müdahale yok.”

Kenan derin bir nefes aldı. Parmakları kumanda kolunda hafifçe titredi. Bu an, meslekteki tüm yılların süzülüp tek bir noktada toplandığı andı. Susmak kolaydı. İtaat etmek güvenliydi. Ama doğru muydu?

— “Roosevelt Kontrol,” dedi sonunda, sesi sakin ama netti.
— “Hedef koordinatlarında sivil yapılar görüyorum. Onay istiyorum.”

Köprüde kısa bir sessizlik oldu. Bu sessizlik, bazen verilen cevaplardan daha çok şey anlatırdı.

General Stewart bizzat hatta girdi:
— “Şahin-1, verilen emirleri sorgulamayın.”

Ama Kenan artık sorguluyordu.

F-35’ler hedefe yaklaşırken, zaman daralıyordu. Birkaç dakika sonra geri dönüşü olmayan bir çizgi geçilecekti. Kenan, F-16’sını hafifçe öne sürdü. Gökyüzünde, müttefik uçakların önüne geçti.

— “Kartallar,” dedi tüm frekansa.
— “Hedefler sivil. Bu saldırı uluslararası hukuka aykırı. Ateş etmeyin.”

USS Roosevelt’ta hava bir anda değişti. Köprüdeki subaylar birbirine baktı. Böyle bir şey daha önce yaşanmamıştı. Bir müttefik pilot, operasyonu durduruyordu.

General Stewart öfkeyle bağırdı:
— “Bu emre itaatsizlik! Durdurun onu!”

Ama tam o anda beklenmedik bir ses duyuldu.
Çavuş Martinez, mikrofonu açmıştı.

— “Tüm pilotlara duyuru. Koordinatlar doğrulandı. Hedefler sivil. Şahin-1 haklı.”

Bu cümle, havadaki tüm dengeleri değiştirdi.

Morrison sessiz kaldı. Sonra sesi daha düşük, daha insani bir tona büründü:
— “Biz… gerçekten sivil hedeflere mi saldıracaktık?”

Kimse hemen cevap vermedi. Çünkü cevap, herkesin ekranındaydı.

Bir pilotun vicdanı, bir generalin planından daha ağır gelmişti.

Dakikalar sonra geri çekilme emri geldi. Resmî bir dille, soğuk bir sesle. Ama herkes ne olduğunu biliyordu. Operasyon çökmüştü.

Kenan, F-16’sını geri çevirirken içinde büyük bir boşalma hissetti. Korku hâlâ vardı. Sonuçları ne olacaktı, bilmiyordu. Ama kalbi sakindi. İnsan bazen sadece bununla yaşardı.

USS Roosevelt’a iniş yaptığında onu General Stewart değil, gemi kaptanı karşıladı. Bu bile her şeyi anlatıyordu.

— “Bugün,” dedi kaptan,
— “NATO’nun kağıt üzerindeki değil, gerçek değerlerini hatırlattınız.”

Morrison, Kenan’ın eline eski bir pusula bıraktı.
— “Babamındı. Doğru yönü bulmak içindi.”

Kenan pusulaya baktı, sonra başını kaldırdı:
— “Asıl pusula burada,” dedi, göğsünü işaret ederek.
— “Hepimizde var.”

O akşam güneş Karayipler üzerinde batarken, deniz hâlâ sakindi. Ama o gün, gökyüzünde bir şey değişmişti. Güç, hız ve teknoloji yerli yerindeydi. Ama hepsinin üzerinde bir şey vardı:

Vicdan.

Ve bazen, tek bir insanın doğru yerde durması, binlerce insanın hayatını kurtarmaya yeterdi.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News