Yalnızlığın Gölgesinde Bir Anne

Yalnızlığın Gölgesinde Bir Anne

Sabahın erken saatlerinde Boğaz’ın üzerinde hafif bir sis vardı. İstanbul’un en güzel tepelerinden birinde, Özkan ailesinin köşkünde yeni bir gün başlıyordu. 77 yaşındaki Nermin Hanım, bastonuna dayanarak mutfağa indi. Evde üç yardımcı vardı ama o, oğluna kendi elleriyle kahvaltı hazırlamadan güne başlayamazdı. Oğlu Murat, 50 yaşında, Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden birinin sahibiydi. Hayatı boyunca çok çalışmış, Anadolu’nun yoksul bir kasabasından bu görkemli köşke ulaşmıştı. Ama annesinin gözlerinde hep o eski günlerin sıcaklığı vardı.

Nermin Hanım, çayın demlenmesini beklerken pencereden dışarı baktı. Bahçedeki erik ağacı, çocukluğunun geçtiği kasabayı hatırlatıyordu ona. Kocası Halil Bey’i kaybedeli otuz yıl olmuştu. O günden beri tek dayanağı Murat’tı. Onu okutmuş, büyütmüş, iş sahibi yapmıştı. Ama şimdi, bu büyük evde çoğu zaman yalnız hissediyordu.

Kahvaltı masasında sessizlik hakimdi. Murat, gazetesini okuyor, arada bir annesine göz ucuyla bakıyordu. Eşi Sibel ise telefonunda sosyal medya hesaplarını kontrol ediyordu. Sibel, eski bir manken, şimdi ise cemiyet hayatının tanınan isimlerinden biriydi. Her zaman şık, her zaman mesafeli… Nermin Hanım’a çoğu zaman sadece “anne” diyordu, ama bu kelime onun ağzında soğuk bir selamdan fazlası değildi.

O gün Murat, Ankara’da önemli bir toplantıya gidecekti. Kahvaltıdan sonra annesinin elini tuttu, “Anne, üç gün yokum. Kendine iyi bak, bir şey olursa hemen haber ver,” dedi. Nermin Hanım gülümsedi, “Senin yolun açık olsun oğlum,” diye fısıldadı. Murat evden çıkarken Sibel’e de veda etti, ama bu sadece bir formaliteydi.

Gün boyunca evde sessizlik hakimdi. Sibel, yoga hocasıyla çalışıyor, ardından arkadaşlarıyla buluşmak için dışarı çıkıyordu. Nermin Hanım ise odasında dua ediyor, eski fotoğraflara bakıyordu. Akşam yemeğinde Sibel’in arkadaşları eve geldi. Hepsi pahalı kıyafetler içinde, gülüşerek şarap içiyorlardı. Nermin Hanım sofraya oturduğunda, önüne konulan salataya baktı. “Ayşe, bana biraz çorba getirebilir misin kızım?” dedi yardımcıya. Sibel hemen araya girdi, “Anne, çorba mideyi şişirir. Bu salata çok sağlıklı. Lütfen modern beslenmeye alışın,” dedi. Nermin Hanım sessizce önündeki tabağa baktı, midesi bulanıyordu.

O gece, Nermin Hanım odasında ağladı. Kimse duymasın diye yastığına gömülerek sessizce gözyaşı döktü. Murat’ı aramak istedi ama oğlunu üzmek istemedi. Zaten işleri yoğundu. Sabah olduğunda, Ayşe ona kuru ekmek ve çay getirdi. Sibel, “Yağlı şeyler yaşlılara zararlı,” diyerek tepsideki yumurtayı, reçeli aldı, sadece ekmek ve çay bıraktı.

Günler geçtikçe Nermin Hanım daha da zayıfladı. İki gündür doğru düzgün yemek yememişti. Ayşe endişeliydi ama Sibel’den korktuğu için fazla ısrar edemiyordu. Murat telefon ettiğinde annesinin sesi çok zayıftı. “Anne, bu akşam dönüyorum. Doktoru arayacağım,” dedi. Sibel hemen doktora randevuyu iptal etti, “Nermin Hanım gayet iyi,” dedi telefonda.

Akşam Murat eve geldiğinde annesinin halini görünce dehşete kapıldı. Yüzü solgundu, elleri buz gibiydi. Hemen doktor çağırdı. Doktor, “Çok zayıf düşmüş, beslenme eksikliği var. Serum takmam gerek,” dedi. Murat’ın içi öfkeyle doldu. Aşağı indi, Sibel’e hesap sordu. “Annem açlıktan bayılacak duruma gelmiş! Sen nasıl fark etmedin?” Sibel, “Ben onun bakıcısı değilim. Yaşlı kadın yemek yemek istemiyorsa ben ne yapayım?” diye cevap verdi. Murat, “Bu evde ona iyi bakmak senin de sorumluluğun,” dedi. Tartışma büyüdü, Sibel evi terk etti.

Sabaha karşı Nermin Hanım uyandığında Murat başucundaydı. “Anne, bana doğruyu söyle. Sibel sana kötü mü davranıyordu?” diye sordu. Nermin Hanım gözlerini kaçırdı. Ayşe her şeyi anlattı. Murat’ın yüzü öfkeden karardı. “Artık her şey değişecek,” dedi.

Bir hafta sonra Murat’ın kız kardeşi Derya Ankara’dan geldi. Annesinin halini görünce gözyaşlarını tutamadı. “Anne, neden haber vermedin?” dedi. Nermin Hanım, “Sizi üzmek istemedim,” diye cevap verdi. Derya, annesinin yanında kaldı, ona moral verdi.

Sibel boşanma davası açtı. Evin yarısını, şirket hisselerinin %30’unu ve yüksek nafaka istedi. Ama Murat’ın elinde evlilik sözleşmesi ve güvenlik kamera kayıtları vardı. Mahkemede Sibel’in yaşlı istismarı yaptığı kanıtlandı. Hakim, Sibel’in taleplerini reddetti, manevi tazminata hükmetti.

Eve döndüklerinde Nermin Hanım üzgündü. “Oğlum, kimse kazanmadı bugün. Bir aile dağıldı. Ben Sibel’i affediyorum. Keşke o da mutlu olabilse,” dedi. Murat annesinin elini tuttu. “Sen nasıl bu kadar merhametli olabiliyorsun anne?” diye sordu. “Kin tutmak insanı zehirler oğlum. Affetmek iyi gelir,” dedi Nermin Hanım.

Aylar geçti. Nermin Hanım iyileşti, kilo aldı, yüzüne renk geldi. Derya İstanbul’a taşındı. Murat artık eve erken geliyordu, akşamları annesiyle sohbet ediyordu. Bir gün Nermin Hanım, “Oğlum, yeniden evlenmelisin. Ama bu kez kalbe bak, paraya değil,” dedi. Murat gülümsedi. Şirkette yeni başlayan bir mimar vardı, Zeynep. Çok kibar ve mütevazıydı. Birkaç hafta sonra Murat, Zeynep’i yemeğe davet etti. Nermin Hanım onu çok sevdi, “Gel kızım, otur yanıma,” dedi.

Aylar sonra Murat ve Zeynep nişanlandılar. Nermin Hanım, “Seni oğluma Allah gönderdi,” dedi Zeynep’e. Ev yeniden neşe doldu, sofralarda kahkahalar eksik olmadı. Nermin Hanım bahçede otururken Murat yanına geldi, “Anne, sen olmasan ben ne yapardım?” dedi. Nermin Hanım gülümsedi, “Sen benim güçlü oğlumsun. Her zaman doğruyu bulursun.”

Ve böylece, bir zamanlar yalnızlığın gölgesinde kaybolan anne, sevgiyle, merhametle ve yeni bir aileyle hayatına yeniden umut kattı. Çünkü gerçek mutluluk, saygı ve sevgiyle dolu bir yuvada başlar.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News