6.000 TÜRK ASKERİ DENİZDEN ÇIKTI! 🌊 Rum Savunma Hattı Çöktü — Kıbrıs 1974

6.000 TÜRK ASKERİ DENİZDEN ÇIKTI! 🌊 Rum Savunma Hattı Çöktü — Kıbrıs 1974

.
.

ŞAFAK VAKTİ ÖZGÜRLÜK: 1974 KIBRIS DENİZDEN GELEN ZAFER

Birinci Bölüm: %3’e Sıkışan Hayatlar

1974 yılının Temmuz ayı, Kıbrıs’ın yakıcı güneşi altında sadece bir mevsimi değil, bir halkın son umudunu temsil ediyordu. 1960 yılında kurulan ve Türkler ile Rumların eşit haklara sahip olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti, daha mürekkebi kurumadan kanla boyanmıştı. 1963’teki Kanlı Noel’den beri, adanın asıl sahiplerinden olan Türkler, sistemli bir baskıyla adanın sadece %3’lük bir dilimine hapsedilmişti.

Kıbrıs Türkleri; suyu kesilmiş, elektriği olmayan, Kızılay’ın gönderdiği bir paket unla hayata tutunmaya çalışan bir halk haline getirilmişti. Rum komutanlar, masalarında “Afroditi” planını tutuyor, Türklerin asla büyük bir deniz harekatı yapamayacağına inanıyorlardı. Onlara göre Türkiye, kıyılarından sadece uyarı uçuşları yapabilen, denizi aşmaya cesareti olmayan bir devdi.

Ancak 15 Temmuz 1974 sabahı, Yunanistan’daki askeri cuntanın desteğiyle Nikos Samson liderliğindeki EOKA-B militanları darbe yapıp Cumhurbaşkanı Makarios’u devirdiğinde, bu sessiz bekleyiş sona erdi. Hedef Enosis’ti; yani adanın Yunanistan’a bağlanması. Ve bu planın önündeki tek engel olan Kıbrıs Türkleri, topyekûn bir yok edilme tehdidi altındaydı.

İkinci Bölüm: Ayşe’nin Tatili Başlıyor

Ankara’da ışıklar hiç sönmüyordu. Başbakan Bülent Ecevit, Londra’dan eli boş döndüğünde kararını vermişti. İngiltere, garantörlük hakkını kullanmak istemiyordu; ancak Türkiye’nin kaybedecek bir saniyesi bile yoktu. Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Cenevre’den Ankara’ya o meşhur parolayı gönderdi: “Ayşe tatile çıksın.”

Bu sadece bir parola değil, 11 yıldır bekleyen Mehmetçiğin prangalarından kurtulma sesiydi. 19 Temmuz 1974 günü saat 11.30’da, Mersin Limanı’ndan kalkan 33 çıkarma gemisi, Akdeniz’in mavi sularını yara yara güneye, Girne’ye doğru süzülmeye başladı. Filoda sadece piyadeler ve tanklar değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin o güne kadar gizli tuttuğu bir efsane de vardı: SAT (Sualtı Taarruz) Komandoları.

Üçüncü Bölüm: Denizden Gelen Gölge Komandolar

20 Temmuz sabahı saat 05.00 sularında, Kıbrıs’ın kuzey kıyıları henüz alacakaranlıktayken, denizin içinden sessiz gölgeler yükseldi. Binbaşı Yılmaz Cengiz komutasındaki 20 kişilik SAT ve 10 kişilik SAS timi, Pladini (Yavuz) Plajı’na doğru süzülüyordu. Görevleri, binlerce askerin çıkacağı kıyıbaşı emniyetini sağlamak ve mayınlı hatları temizlemekti.

Binbaşı Cengiz, suya inerken yanındaki askerin kulağına fısıldadı: “Yüce Allah’a inanıyorum, yardımcımız olacaktır.”

Bu 30 kişilik dev kadro, Rumların “geçilemez” dediği savunma hatlarının tam kalbine, sessizce sızdı. Kıyıda bekleyen Rum keskin nişancıları ateş açtığında, Türk muhripleri denizden adeta ateş püskürdü. SAT komandoları, sıfır zayiatla plaja ayak bastı. Saat tam 08.47’de telsizden o hayati mesaj geçti: “Kıyıbaşı emniyettedir. Çıkarma başlayabilir.”

Dördüncü Bölüm: Yavuz Plajı’nda Mahşer

Saat 10.00 olduğunda, 50. Piyade Alayı’na bağlı birlikler karaya kapak atmaya başladı. 3.500 asker, M113 zırhlı personel taşıyıcılar ve obüsler sahile yığılıyordu. Ancak Rumlar hazırlıksız değildi. Yarbay Pavlos Kurupis komutasındaki 251. Piyade Taburu, T-34 tanklarıyla sahili ateş altına aldı.

Alay Komutanı Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu, askerlerinin en önündeydi. “Geri çekilmek yok, hedef Girne!” nidası sahilde yankılanıyordu. Türk Hava Kuvvetleri jetiyle denizden gelen desteği birleştirerek Rum savunmasını adım adım geriletti. Rum deniz kuvvetlerinin “denizde durduracağız” dediği torpido botları, Türk uçakları tarafından daha adaya yaklaşamadan Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştü.

Beşinci Bölüm: Gökyüzünden İnen Beyaz Çiçekler

Denizden gelenler sahilde savaşırken, adanın iç kesimlerinde, Gönyeli ve Pınarbaşı ovalarında gökyüzü aniden beyaz paraşütlerle kaplandı. Hava İndirme Tugayı, Rum topçusunun yoğun ateşi altında aşağıya iniyordu. Rüzgar sertti, mermiler havada ıslık çalıyordu.

Birçok asker planlanan noktadan yüzlerce metre uzağa indi. Dağınık kalan birlikler, telsiz irtibatı bile kuramadan süngülerini takıp en yakınlarındaki Rum mevzilerine saldırdı. Bu, sadece teknik bir harekat değil, bir irade savaşıydı. Bolu Komando Tugayı’nın yiğitleri beşparmak dağlarını aşmak için gece karanlığında tırnaklarıyla kayalara tutunuyordu.

Altıncı Bölüm: Kocatepe’nin Hüznü ve Karaoğlanoğlu’nun Şehadeti

Savaşın ikinci günü, 21 Temmuz, büyük başarıların yanında büyük bir acıyı da beraberinde getirdi. Haberleşme hatasından kaynaklanan bir trajedi yaşandı; Türk uçakları, kendi muhribi olan TCG Kocatepe’yi Rum gemisi sanarak vurdu. 54 denizcimiz sulara gömülürken, Türk ordusunun yüreğine kor bir ateş düştü.

Aynı gece, sahilde destan yazan Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu, karargah olarak kullandığı bir villaya isabet eden bir roketle şehit düştü. O, adaya ilk ayak basan alay komutanıydı ve ismi, kanıyla suladığı o plaja sonsuza dek verilecekti.

Yedinci Bölüm: Rum Savunma Hattının Çöküşü

22 Temmuz sabahı, Türk birlikleri için artık birleşme vaktiydi. Bora Özel Görev Kuvveti, M-47 Patton tanklarıyla Girne’ye doğudan bir balyoz gibi indi. Rumların 33. Komando Taburu ve 251. Taburu, bu çelik yumruk karşısında tutunamayarak dağıldı.

Saat 18.00’de, denizden gelen birlikler ile havadan inen komandolar Boğaz bölgesinde kucaklaştı. Artık Lefkoşa-Girne hattı kurulmuş, Rum savunması belinden kırılmıştı. Bu askeri hezimetin siyasi faturası da ağır oldu: Kıbrıs’taki darbeci Nikos Samson istifa ederken, Atina’daki yedi yıllık askeri cunta yönetimi de devrildi. Türk ordusu, sadece Kıbrıs’a değil, Yunanistan’a da sivil demokrasiyi getirmişti.

Sekizinci Bölüm: Ayşe İkinci Kez Tatile Çıkıyor

Cenevre’de yapılan görüşmelerde Rum tarafının zaman kazanma taktiği ve Türk köylerindeki katliam haberleri üzerine, 14 Ağustos’ta ikinci harekat başladı. Türk ordusu bu kez doğuya ve batıya doğru bir sel gibi aktı. Üç gün içinde adanın %37’si kontrol altına alındı. Magosa, Lefke ve Ercan hattı birleştirildi.

Ancak zaferin bedeli şehitlerin kanıyla ödendi. 498 askerimiz şehit düşmüş, 1.200 askerimiz yaralanmıştı. Kıbrıslı mücahitler ise 70’ten fazla kayıp vererek özgürlüğe ulaştı. Uluslararası toplum ambargolarla Türkiye’yi durdurmaya çalışsa da, Ecevit hükümetinin kararlılığı ve Türk askerinin kahramanlığı sayesinde Kıbrıs Türkü artık kendi coğrafyasında, kendi bayrağı altında güvenle nefes alıyordu.

Dokuzuncu Bölüm: Miras ve Sonsuzluk

Bugün, Girne kıyılarındaki Karaoğlanoğlu Şehitliği’ne gidenler, oradaki devasa iki sütunu görürler. Bu sütunlar, Kıbrıs Türklerinin anavatana açılan kapısını simgeler. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulmasıyla başlayan süreç, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanıyla taçlanmıştır.

Yılmaz Cengiz ve arkadaşları o sabah suya indiklerinde, sadece bir askeri operasyonun değil, bir milletin onur mücadelesinin ilk adımını atmışlardı. 11 yıl boyunca adanın %3’üne hapsedilen bir halkın, gökyüzünde paraşütleri ve ufukta çıkarma gemilerini gördüğünde döktüğü gözyaşları, tarihin en büyük ödülüydü.

Sonuç: 6.000 Türk askeri o sabah denizden çıktığında, sadece Rum savunma hattı çökmedi; aynı zamanda “Türkler gelemez” diyenlerin kibri de Akdeniz’in sularına gömüldü. Bu hikaye, imkansız denilenin iman ve cesaretle nasıl gerçeğe dönüştüğünün destanıdır.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News