Hainler Onu Saf Bir Hurdacı Sandı… Aslında ÖZEL KUVVETLER KOMUTANIYDI!

Hainler Onu Saf Bir Hurdacı Sandı… Aslında ÖZEL KUVVETLER KOMUTANIYDI!

.
.

Hainler Onu Saf Bir Hurdacı Sandı… Aslında Özel Kuvvetler Komutanıydı!

Hakkari’nin sarp dağlarında Cilon’un eteklerine çöken yoğun sis, sadece yaklaşan fırtınanın değil, yaşanacak sessiz kıyametin habercisiydi. Ocak ayının dondurucu ayazı Yüksekova’nın güneyindeki bu kuş uçmaz, kervan geçmez mezralarda kemikleri sızlatan bir soğuk estiriyordu. Gençlerin çoğu batıdaki şehirlere iş bulmaya gitmiş, geriye sadece hayvancılıkla uğraşan inatçı ihtiyarlar ve son zamanlarda sıkça görülen yabancı simalar kalmıştı.

Bu yabancıların arasında, Yusuf Demir de vardı. Köylülerin gözünde, eski model kamyonetiyle köy köy dolaşıp hurda toplayan, bozulan tarım aletlerini tamir eden gariban bir esnaf olarak görünüyordu. Ağzı pek laf yapmazdı, kimsenin işine burnunu sokmaz, sadece kendi yağıyla kavrulmaya çalışan yorgun bir adam portresi çizerdi. Kirli tulumu, yağlı elleri, dağınık saçları ve sürekli öksürmesi onu şüphe çekmeyecek kadar sıradan kılıyordu.

Ancak Yusuf’un hikayesi bu paslı demir yığınlarının ötesinde çok daha derin bir gerçeği saklıyordu. Gerçekte Yusuf, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın en seçkin istihbarat subaylarından biriydi. 14 yıldır üniforma giyen, sayısız çatışmadan sağ çıkmış, bir kıdemli yüzbaşıydı. Son 8 aydır ise bu bölgede “Hayalet” kod adıyla görev yapıyordu. Görevi, PKK’nın Irak sınırından içeriye lojistik destek sağladığı, silah ve mühimmat sevkiyatını yöneten yerel işbirlikçi Cemal Ağ’ın kurduğu ağı çökertmekti.

Yusuf’un askeri kariyeri başarılarla doluydu. Eğirdir Dağ Komando Okulu’ndaki birinciliğinden sonra, özel kuvvetlere katılmış ve Kuzey Irak’taki Kandil ve Zap bölgelerinde sayısız nokta operasyonuna imza atmıştı. İleri seviye patlayıcı uzmanlığı, elektronik harp bilgisi ve yerel dilleri konuşma yeteneği onu bu görev için biçilmiş kaftan yapıyordu. Ama sahadaki en büyük silahı geçmişiydi. Sivas’ın Divriği ilçesinde demir madenlerinin olduğu bir kasabada büyümüştü. Babası sanayide ustaydı ve Yusuf, çocukluğunu motor yağları, dişli çarklar ve kaynak dumanı arasında geçirmişti. Bir motorun sesinden arızasını anlamayı, hurdadan işe yarar parça çıkarmayı, demiri şekillendirmeyi daha o yaşlarda öğrenmişti.

Şimdi, istihbarat toplarken kullandığı o tamirci kimliği aslında çocukluğunun ta kendisiydi. Bu teknik beceriler, onun en kusursuz maskesi olmuştu. Yusuf’un rolü, sadece köydeki hurda parçalarını tamir etmek değil, aynı zamanda düşmanın en derin hücrelerine sızmaktı.


Bir Hurdacı Maskesi

Köyün bakkalı ve kahvehanesini işleten Cemal Ağ, dışarıdan bakıldığında hayırsever bir esnaf gibi görünse de, aslında örgütün bölgedeki en kilit lojistik sorumlusuydu. Kahvehanenin arka odasında yapılan toplantılarda, örgütün dağ kadrosunun kış üstlenmesi için gereken erzak ve malzeme listeleri hazırlanırdı. Cemal, 50 yaşlarında, göbekli, her daim tespih çeken ve devletle iyi geçiniyormuş gibi görünen kurnaz bir adamdı. Ancak ideolojik saplantıları onu kör etmiş, köydeki nüfuzunu terör örgütüne hizmet etmek için kullanır hale getirmişti.

Yusuf, her hafta paslanmış mavi kamyonetiyle köye gelir, köylülerin bozulan traktörlerini, su motorlarını tamir ederdi. Karşılığında bazen para yerine peynir veya yün alırdı. Cemal’in gözünde, Yusuf sadece bir gariban esnaf olarak görünüyordu. Ama Yusuf, köyde her geçen gün bir adım daha yaklaşarak Cemal’in gizli dünyasına sızıyordu. Cemal, onu kendi kontrolünde zararsız bir eleman olarak görüyordu, ama Yusuf’un amacının farklı olduğunun farkında değildi.

Köyde Yusuf’a yakınlık gösterenlerden biri de kimsesiz çoban Ali dayıydı. Ali dayı, dağları avucunun içi gibi bilirdi, ama olup bitene gözlerini yumardı. Yusuf uzun uzun dertleşir, ona şehirden getirdiği tütün paketlerinden verirdi. Ali dayı farkında olmadan Yusuf’a dağdaki geçiş noktaları hakkında ipuçları veriyordu. Bu sırada Yusuf, Cemal ve diğer örgüt üyelerinin her hareketini gizlice izliyor, önemli bilgileri not alıyordu.

Ekim ayının ortalarında Cemal Ağ, Yusuf’u asıl sınavına soktu. Örgütün kullandığı telsiz cihazlarının ve jeneratörlerin bakımı için güvenilir, ağzı sıkı birine ihtiyacı vardı. Yusuf, her zamanki saf ve ekmek parası peşindeki adam rolünü oynayarak bu fırsatı değerlendirdi. Cemal, “Senin elin her işe yatkın. Bizim yayladaki evin elektrik işlerinde bir sıkıntı var. Halleder misin?” dedi. Yusuf, “Hallederim ağam. Ekmek parası,” diyerek sakin bir şekilde cevapladı. Cemal, Yusuf’un bu itaatkâr tavrını hoşnutlukla kabul etti.

Yusuf’un görevi, Cemal ve örgüt üyelerinin terörist faaliyetlerine daha yakın olmak ve onların gizli planlarını öğrenmekti. Kasım ayında Cemal Ağ, Yusuf’u büyük bir testin içine soktu. Gece yarısı, köyün üst tarafındaki mağaralar bölgesine bazı malzemelerin taşınması gerekiyordu. Bu malzemeler, kış üstlenmesi için sınırdan geçirilecek ağır silahlar ve tıbbi ekipmanlardı. Cemal, “Yusuf, bu gece bir nakliye işimiz var ama yükümüz biraz özel. Soru sormak yok. Sadece süreceksin,” dedi. Yusuf, bu anın aylardır beklediği fırsat olduğunu biliyordu.


Bir Operasyon Başlıyor

Yusuf, Cemal’in talimatlarına uyarak, araçla köyden ayrıldı. Fakat bu gece, sadece bir kamyonet yolculuğu değildi. Yusuf, örgütün beyin takımına vurulacak ölümcül bir darbe şansı bulmuştu. Yusuf, Cemal’in evine giderken, her adımda daha fazla bilgi topladı ve gizlice Özel Kuvvetler’e haber verdi. Mağaraya yapılan nokta operasyonunda, örgütün üyeleri etkisiz hale getirildi. Yusuf, görevini başarıyla tamamladı ve ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi köyde hurda toplamaya devam etti. Cemal ve örgüt üyeleri, operasyonun bir ihbar sonucu olduğunu sandılar, ama gerçek çok daha farklıydı.


Sonun Başlangıcı

Kasım ayının sonlarına doğru, Cemal Ağ bir paniğe kapıldı. Örgütün üst düzey teröristlerinden biri, Ferhat Kod adlı bir militan, yoğun kar yağışı nedeniyle köyde sıkışıp kalmıştı. Cemal, Yusuf’tan yardım istedi. Yusuf, bu fırsatı kullanarak, yine her zamanki gibi kamyonetini hazırladı, fakat bu seferki yük, köydeki en korunaklı ev olan Cemal’in evine götürülecekti. Cemal, “Yusuf, kamyonetin zincirli değil mi? Çok önemli misafirlerimiz var. Onları aşağıdaki anayola kadar indirmen lazım,” dedi. Yusuf, “İndiririm ağam. Ama fırtına var, tarife değişir,” diyerek pazarlıkçı esnaf rolünü sürdürdü.

Ancak bu seferki görev, Yusuf için sadece bir taşıma işi değildi. Yusuf, kayıtsızca, her hareketini kaydederek, bu operasyonun köydeki terörist hücrelerinin tamamen çökertilmesine yol açacak fırsat olduğunu biliyordu. Yola çıkmadan önce kamyonetinin motorunu kontrol etme bahanesiyle kaputu açtı ve özel vericisini aktif hale getirdi. Bu sinyal, bölgedeki JÖH ve özel kuvvetler timlerine, “Hedef burada, operasyona başlayın” emriydi.

O gece, fırtınanın en şiddetli olduğu geceydi. Yusuf, teröristlerin bulunduğu evin etrafını saran askerlerin sessiz hareketlerini izlerken, hedeflerine en yakın noktayı tespit etti. Özel Kuvvetler, gece görüş dürbünleri ve termal kameralarla operasyonu başlattı. Teröristler, Yusuf’un hazırladığı tuzağa düştü. Mağara girişleri patlatıldı, tüm teröristler etkisiz hale getirildi. Cemal, yatağından kaldırıldığında neye uğradığını şaşırdı. Yusuf, o pasaklı yağlı tulumuyla içeri girdi, ancak bu kez duruşu dik, bakışları keskin ve elinde bir piyade tüfeği vardı.

Cemal Ağ, şaşkınlık içinde Yusuf’a baktı. Yusuf, “Ben hurdacıyım,” dedi gülümseyerek. “Ama benim işim demirle değil, sizin gibi vatanı satmaya kalkışan çürüklerle.” Cemal’in gözleri dehşetle büyüdü. Yusuf’un o kusursuz oyunculuğu ve sabrı, tüm planı ortaya koyuyordu. Cemal, artık hiçbir şeyin gizli kalmadığını anladı.


Sonuç

Yusuf’un operasyonu, örgütün bölgedeki yapılanmasını kökünden kazımıştı. Teröristler, en güvendikleri yerel işbirlikçilere bile şüpheyle bakmaya başladılar. Yusuf’un kimliği artık tüm terör örgütü için büyük bir tehditti. Cemal ve ekibi, artık sadece suçlu bir şekilde yargılanmakla kalmayacak, aynı zamanda Yusuf’un zekâsı sayesinde çok büyük bir kayıp yaşamışlardı.

Yusuf’un kimliği bir sır olarak kalmaya devam etti, ancak köydeki insanlar ve teröristler onu “hurdacı” olarak hatırlayacaklardı. Ama gerçekte, Yusuf Demir, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en seçkin, en gizli kahramanlarından biriydi. Ve vatanın her köşesinde, her zaman nöbeti tutan bir asker olarak, gizli görevlerine devam edecekti.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News