Zayıf Türk Askeri – Uçurumun Kenarındaki Düşman – Tüm Ordunun Selam Durduğu O An
.
.
Zayıf Türk Askeri ve Çölün Derinliklerinde
Kuzey Afrika’nın çölünde, sıcaklık öğlen 12’de 45 dereceyi bulmuştu. Güneş, tam zirvede bir balyoz gibi dünyaya iniyor, her adımda adeta yutuyordu insanı. Gökyüzü ne bir bulut ne de bir gölge barındırıyordu, sadece yeryüzü kaynar bir tava gibi kavruluyordu. Ufukta kayaların üzerindeki sıcak hava dalgaları, gözleri yanıltıyor, devasa zırhlı araçları küçük ve şekilsiz lekeler haline getiriyordu.
Birleşmiş Milletler barış gücü askeri üssünde, Amerikalı, Fransız, Alman askerleri klimalı barakalarda rahatça dinlenirken, sıcak çöl rüzgarı ve yakıcı güneşin altında, Türk askeri Başçavuş Ali ve küçük timi, çölün zorluklarına göğüs geriyordu. Kendi mütevazi barakalarında, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, işlerinin başındaydılar.
Kendilerine “Yaralı Kurt” diyen bu askeri birlik, bu zor koşullarda sürekli çalışıyor, teröristlerle mücadele için gerekli hazırlıkları yapıyordu. Ali, her zaman olduğu gibi sakin, kararlı ve soğukkanlıydı. En zorlu şartlarda bile elinden gelenin en iyisini yaparak, görevini yerine getiriyordu. Ama bugünkü görev farklıydı.

Çölde, Katerina adında bir kadın subay vardı. İsveçliydi, boyu 1.90 metreden fazlaydı ve fiziksel olarak her yönden üstün olduğunu gösteren bir yapıya sahipti. Her hareketi kas gücünün, hızının ve çevikliğinin bir göstergesiydi. Yıllarca süren antrenmanlar ve operasyonlar, onu çok güçlü bir savaşçı yapmıştı. Ancak, o da bir insandı. Tıpkı Ali gibi.
Günlerden bir gün, Türk askeri timinin bulunduğu yemekhaneye girdi. Savaşçı bir kadın gibi adımlarını attı, her bir hareketiyle dikkatleri üzerine çekti. Gölgesi, masaların üzerinde karanlık bir gölge gibi büyüdü. O sırada, tam masalarına yöneldiğinde, Ali ve ekibi son derece mütevazı bir şekilde, kendi köy yemeklerini yiyorlardı. Tufan, Ali’nin en yakın arkadaşı, ellerindeki çatalı düşürdü ve utançla Ali’ye bakarak bir bakış fırlattı.
Katerina, masanın etrafındaki askerleri süzerek Ali’nin yanına geldi. Gözleri, o sessiz, ama güçlü bakışıyla Ali’nin gözlerine kilitlendi. Alaycı bir gülümseme, dudağında belirdi ve sessizce, “Senin gibi bir asker, bu kadar ağır yükü nasıl taşıyor?” diye sordu.
Ali, bu sözlere karşılık vermedi. Sadece pilavını çatalına alıp ağzına götürdü. O an, Katerina’nın gözlerinden geçirdiği alaycı bakışa karşı hiçbir tepki göstermedi. Tufan öne çıkıp öfkeyle, “Ali abi, ne yapıyorsun? O kadının söylediklerine bak!” dedi. Ali sakin bir şekilde yemek yemeye devam etti, ama içindeki güç ve irade, ona başka bir şey öğretiyordu.
Katerina bir adım daha atarak masanın yanına yaklaştı. “Senin gibi zayıf bir asker, bu kadar ağır yükü taşıyabilir mi?” dedi. Ali, yavaşça başını kaldırdı. Gözleri, sessiz ve kararlıydı. “Sadece denemelisin.” dedi, ama bu sözlerin arkasında bir anlam vardı.
Katerina alaycı bir kahkaha atarak, “Hadi bakalım o zaman, taşıyabilirsen, bana göster.” dedi.
Ali, gözlerini sabırla Katerina’ya çevirdi. İçindeki güç, sadece bedeni değil, aynı zamanda ruhunu ve zihnini yönlendiren bir şeydi. O, gerçek askeri güç ve onurun, kaslarda değil, iradede olduğunu biliyordu. Yavaşça ayağa kalktı ve 50 kiloluk çantasını omuzlarına aldı. Katerina gülümsedi, çünkü onu görüyordu. Ali’nin zayıf omuzları, ağır yükle daha da bükülmüştü. Ancak bir adım attığında, o küçücük vücudun gücü, karşısındaki her şeyle savaşarak ilerliyordu.
Bölüm 2: Zorluklarla Karşılaşma
Çölün karanlık gecesinde, bir adım daha atmaya karar verdiğinde, Ali’nin bedeni yavaşça titriyordu. Sırtındaki yük, sanki dünyadaki en büyük şeymiş gibi hissediliyordu. Adımları, taşlara basarken, her biri, sanki bir dağda tırmanıyormuş gibi ağrıyordu. Ama o, bu acıları kabul etmişti. Her adım, onun için bir testti.
Katerina, arkasından onu izliyordu. Zayıf bir adam, yükü nasıl taşıyordu? Bu sorunun cevabı, sadece bedende değil, ruhta gizliydi. Ali’nin adımlarında bir huzur vardı, ama aynı zamanda bir kararlılık da vardı.
Her adımda, Katerina’nın vücudu, onunla baş edebilmek için hızla ilerliyordu. Ama Ali’nin adımları, sanki dağları bile aşıyor gibiydi. Gözlerinde hiçbir korku yoktu, sadece bir hedefe doğru odaklanmıştı. Ali’nin, bu zorlu çöl yolculuğunda, her adımda bir amaç vardı. Gözleri, hep bir yere bakıyor, yürüyordu. Katerina, hızla ilerlemek için her fırsatı denese de, Ali’nin iradesi karşısında aciz kalıyordu.
Bölüm 3: Zirveye Doğru
Zirveye ulaşmaları gerektiğinde, Ali’nin yorgunluğu artmıştı. Bacakları, dizleri ve sırtı, adeta kırılıyormuş gibi hissediliyordu. Ama her adımda, o irade, onun en büyük desteğiydi. Katerina’nın enerjisi tükenmişken, Ali’nin gözlerinde, sadece bir şey vardı: Azim. Yokuşun tepesine yaklaşırken, Katerina, yavaşladı ve duraksadı.
Zirveye doğru giderken, her adımda biraz daha acı hissediyordu, ama hiçbir şey onu durduramazdı. Katerina, biraz daha hızlı gitmeye çalıştı, ama Ali’nin kararlılığına karşı koymak imkansızdı. O yokuşu, Ali, sadece fiziksel gücüyle değil, aynı zamanda ruhuyla, sabırla, azimle çıkıyordu.
Günler geçtikçe, Katerina’nın gücü tükeniyor, fakat Ali’nin iradesi daha da güçleniyordu. Artık o 50 kiloluk yük, sadece bir bedeni değil, onun tüm içsel gücünü taşıyordu.
Ali’nin zaferi, sadece bedeniyle değil, aynı zamanda içindeki gücüyle kazanıldı. Katerina, onun mücadelesine saygı göstererek, sonunda başını eğdi ve duraksadı. Onun gerçek gücünü görmüş ve anlamıştı.