İdam edilmeden önceki son dileği köpeğini görmekti — Sonrasında yaşananlar inanılmazdı.

Son Nefeste Adalet: Rex’in Mirası
1. Bölüm: İnfaz Şafağı
Silivri Cezaevi’nin soğuk koridorlarında yankılanan ayak sesleri, hayatımın son dört saatinin başladığını haber veriyordu. Hücremin demir parmaklıkları ardında beliren Cezaevi Müdürü Tahsin Bey, yorgun gözlerle bana bakıyordu. Meslek hayatı boyunca çok fazla veda görmüş, omuzlarına çöken her ölümle biraz daha grileşmiş bir adamdı.
“Son bir isteğin var mı evlat?” diye sordu. Sesinde acıma değil, sadece derin bir hüzün vardı.
Hiç tereddüt etmeden cevap verdim: “Rex’i görmek istiyorum. Alman Çoban köpeğimi… Son bir kez.”
Tahsin Bey kaşlarını kaldırdı. Genelde bu saatlerde insanlar mükellef bir sofra ya da son bir telefon görüşmesi isterdi. Şaşırmıştı ama başıyla onayladı: “Elimden geleni yapacağım,” dedi ve karanlık koridorda gözden kayboldı. Kırk dakika sonra, bileklerimde kelepçelerle cezaevinin yüksek duvarlarla çevrili, tepesi dikenli tellerle örülü avlusuna çıkarıldım. İstanbul’un ayazı turuncu mahkum üniformamın içinden geçip kemiklerimi sızlatıyordu.
2. Bölüm: Beklenmedik Misafir ve Eski Bir Düşman
Avlunun köşesinde, siyah camlı, pahalı bir makam aracı duruyordu. Aracın kaportasına yaslanmış, şık takım elbisesi içinde bir adam elindeki tesbihi ağır ağır çeviriyordu. Onu kilometrelerce öteden bile tanırdım: Cumhuriyet Savcısı Selim Engin. Yedi yıl önce mahkemede sanki canını ben almışım gibi büyük bir nefret ve hırsla müebbet hapis, ardından idam kararı çıkması için savaşan adam.
Onun burada olması şaşırtıcı değildi. Selim Bey, başladığı işi bitirmeyi seven, kendi anladığı “adaletin” tecellisini bizzat izlemekten keyif alan bir adamdı. Ben ona bakarken ağır metal kapı gıcırtıyla açıldı. Bir infaz koruma memuru, tasmasından tuttuğu iri bir Alman Çoban köpeğiyle içeri girdi.
Rex… Dostum, sırdaşım. Yıllar ona acımasız davranmıştı. O bir zamanlar parlayan siyah-kızıl tüyleri matlaşmış, ağzının etrafı beyaza kesmişti. Arka bacağındaki aksama, yedi yıl önceki o meşum gecenin acı bir hatırası olarak hala oradaydı. Yine de o zeki, kahverengi gözleri hala aynı bakıyordu. Dizlerimin üzerine çöktüm, kollarımı açtım. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi; bu bizim son vedamızdı.
3. Bölüm: Bir Köpeğin Hafızası
Ancak beklediğim şey olmadı. Rex sevinçle üzerime atılmadı. Benden üç metre ötede durdu. Ensesindeki tüyler yavaş yavaş dikildi. Boğazından, hayatım boyunca sadece iki kez duyduğum o derinden gelen, vahşi hırlama yükseldi. Rex bana bakmıyordu. Bakışları, birkaç metre ötemizde duran Savcı Selim’e kilitlenmişti.
Rex, hiçbir zaman sebepsiz yere hırlayan, saldırgan bir köpek olmamıştı. O, en iyi eğitimleri almış, sakin ve ağırbaşlı bir dosttu. Selim Bey, yüzünde küçümseyici bir gülümsemeyle bize doğru yürümeye başladı. “Vedanı ettin mi mahkum? Hadi, bitirelim şu sirk oyununu da şu kuduz hayvanı uyutmaya gönderelim,” dedi alaycı bir sesle.
O an Rex adeta patladı. Tasmasını tutan memuru savurup ileri atıldı. Bir saniye içinde Savcı Selim’i yere sermiş, dişlerini adamın pahalı ceketinin koluna geçirmişti. Savcı çığlıklar atarken korumalar ve gardiyanlar yardıma koştu. Kumaş yırtılma sesi avluda yankılandı. Rex’i zorlukla geri çektiler. Savcı yerden kalktığında yüzü korku ve öfkeyle çarpılmıştı. Ceketi yırtılmış, gömleği parçalanmıştı. Ve o an, çıplak kalan ön kolunda herkesin görebileceği kadar net, eski, derin bir ısırık izi belirdi. Beyazlamış bir yara izi…
4. Bölüm: Yedi Yıllık Sırrın Perdesi
İçimi bir titreme kapladı. Beynimin derinliklerinden yedi yıl önceki o korkunç gece süzülüp geldi. İşten eve döndüğümde karımı mutfakta kanlar içinde bulduğum o an… Ve bir gün sonra Rex’in eve topallayarak, yaralı ve ağzında yabancı bir kumaş parçasıyla gelişini hatırladım. Polis, o zaman o kanın karımın kanı olduğunu, köpeğin cinayetime tanıklık ettiğini iddia etmişti.
Sesim hapishane avlusunda bir feryat gibi yankılandı: “Rex o gece eve yaralı dönmüştü! Ağzında bir parça kumaş vardı! İşte bu onun izi! Gerçek katilin kolundaki mühür bu!”
Savcı Selim irkildi, titreyen elleriyle kolunu gizlemeye çalıştı. “Bu saçmalık! Üç yıl önce yazlıkta bir sokak köpeği saldırmıştı, bu davanın bununla ilgisi yok!” diye bağırdı. Sesi gereğinden fazla yüksek çıkıyordu.
Müdür Tahsin Bey öne çıktı, gözleri savcının kolundaki izdeydi. Yanımızda duran, bana her zaman merhametle yaklaşan yaşlı gardiyan Samet abi konuştu: “Savcı Bey, şimdi hatırladım. Yedi yıl önce cinayetten hemen sonra iki hafta izne ayrılmıştınız. Bisikletten düşüp kolumu kırdım demiştiniz, adliyede bandajla geziyordunuz. Ben oradaydım, hatırlıyorum.”
5. Bölüm: Kanıtlar Konuşuyor
Tahsin Bey telefonuna sarıldı. “Bana Selim Engin’in son on yıla ait tüm sağlık kayıtlarını acilen bulun. Cezaevi müdürü emriyle!” dedi. Dakikalar asır gibi geçiyordu. Savcı Selim’in yüzü kireç gibi olmuştu, alnından terler boşanıyordu. Rex ise kısa tasmayla tutulmasına rağmen gözlerini savcıdan ayırmıyor, hırlamaya devam ediyordu.
Tahsin Bey’in telefonu çaldı. Hoparlörü açtı. Hastane yetkilisinin sesi netti: “Müdür Bey, Selim Engin yedi yıl önce sağ ön kolda birden fazla derin yırtılma teşhisiyle tedavi görmüş. Kayıtlarda ‘büyük bir hayvan ısırığı’ yazıyor ancak hasta adli rapor tutulmasını reddetmiş.”
Tahsin Bey telefonu yavaşça indirdi ve Savcıya baktı. Ben bir adım öne çıktım: “Eğer o sadece bir sokak köpeğiyse neden gizledin? Neden adli rapor istemedin? Çünkü o köpek karımı senden korumaya çalışan BENİM köpeğimdi!”
Savcı Selim cevap verecek gibi oldu ama o an Rex tekrar hamle yaptı. Bu sefer savcıya değil, kapının önündeki siyah makam aracına… Köpek çılgınca bagaj kapağını tırmalıyor, sanki içeride bir şey varmış gibi havlıyordu. “İçeride bir şey var! Bagaja bakın!” diye bağırdım.
6. Bölüm: Gümüş Madalyon
Savcı Selim aracına doğru hamle yaptı, “Özel mülkiyet!” diye bağırıyordu ama Tahsin Bey çoktan silahını çekmişti. “Burası cezaevi sınırları, burada kanun benim. Aç şu bagajı yoksa patlatırım!”
Savcının elleri titreyerek düğmeye bastı. Bagaj açıldığında içeride sanki uzun bir yolculuğa çıkacakmış gibi hazırlanmış iki büyük deri bavul vardı. Rex bir çeviklikle bagaja atladı, valizleri kokladı ve dişlerini valizlerden birinin kenar cebine geçirip deri kısmını parçaladı. İçinden parlak, küçük bir şey fırlayıp Tahsin Bey’in ayaklarının dibine düştü.
Tahsin Bey yerden ince zincirli, gümüş bir madalyon aldı. Antika bir parçaydı. Kapağını açtığında yüzü tamamen değişti. Madalyonun içinde, karımın gülen küçük bir fotoğrafı vardı. Bu madalyonu ona evlilik yıldönümümüzde almıştım. Cinayet gecesi kaybolmuştu ve polis onu asla bulamamıştı.
Tahsin Bey, buz gibi bir sesle sordu: “Savcı Bey, soruşturma sırasında hırsızın tüm takıları alıp sattığını iddia etmiştiniz. Kurbanın şahsi madalyonunun yedi yıl sonra sizin valizinizde ne işi var? Ve neden bugün, tam infaz gününde yanınızda götürüyordunuz?”
7. Bölüm: İtiraf ve Adalet
Savcı Selim’in omuzları çöktü. O kibirli duruşu, o kendinden emin sesi yok oldu. Bana baktı; bakışlarında nefret, çaresizlik ve sanki bu ağır yükü taşımaktan yorulmuş bir adamın rahatlaması vardı.
“O senin gibi sıradan bir mühendisi hak etmiyordu!” diye bağırdı aniden. “Üniversiteden beri ona aşıktım. Ona her şeyimi sundum; kariyerimi, paramı, konumumu! Ama o seni seçti! O akşam senin olmadığın bir vakit yanına gittim, son kez şans istedim. Beni reddetti, tiksindiğini söyledi. Kendimi kaybettim… Mutfaktaki bıçağı nasıl aldığımı hatırlamıyorum. Sonra o lanet köpek saldırdı, kolumu parçaladı. Onu öldürdüğümü sanmıştım ama pencereden kaçtı.”
Gardiyanlar Selim’in bileklerine kelepçeyi vururken Tahsin Bey telefonuyla emniyeti arıyordu. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki, yıllardır hücremde gördüğüm rüyalardan biri sandım. Rex yanıma geldi, sonunda sakindi. Gri burnunu avucuma koydu, kuyruğunu hafifçe salladı. Avlunun ortasında diz çöktüm ve o sadık dosta sarıldım. Yedi yıl boyunca her şeyi hatırlayan ve gününü bekleyen bu yüce gönüllü canlıya hıçkırarak teşekkür ettim.
8. Bölüm: Özgürlüğe İlk Adım
Üç saat sonra, idam sehpasına gideceğim kapıdan özgür bir adam olarak çıktım. Savcının itirafı ve yeni kanıtlarla infaz durdurulmuş, beraat kararım yıldırım hızıyla onaylanmıştı. Tahsin Bey beni kapıya kadar uğurladı, benden devlet adına özür diledi. Büyük demir kapı gıcırtıyla açıldı ve yedi yıl sonra dışarıdaki dünyanın havasını içime çektim.
Rex yanımdaydı, hafifçe aksıyordu ama başı dik ve gururluydu. Samet abinin çağırdığı taksiye bindik ve doğrudan Karacaahmet Mezarlığı’na gittik. Karımın mezarının başında, bembeyaz güllerle diz çöktüm. “Başardık canım,” diye fısıldadım. “Rex katilini buldu. Adalet yerini buldu.”
Rex yanıma çöktü, burnunu dizime yasladı. İki hayatta kalan dost, onu kalbiyle seven iki canlı öylece durduk. Sonbahar rüzgarı yaprakları savuruyordu ama artık üşümüyordum. Sadakat yıllarla ya da mesafelerle ölçülmüyordu; gerçek sadakat kalpte yaşıyor, kokuları ve yüzleri unutmuyor, sırasını bekliyor ve asla vazgeçmiyordu.
O gün, yaşlı bir köpeğin sadakati hayatımı kurtarmıştı. Adalet her zaman mahkeme salonlarından gelmezdi; bazen gerçeği hatırlayan sadık bir kalpten fışkırırdı.
Gerçek adalet, zamanın silemediği izlerde saklıdır.
News
TÜRK PARAŞÜTÇÜLER 29 ARAÇLIK KONVOYU PUSUYA DÜŞÜRDÜĞÜNDE 181. RUM TABURU ÇÖKTÜ! 😮
TÜRK PARAŞÜTÇÜLER 29 ARAÇLIK KONVOYU PUSUYA DÜŞÜRDÜĞÜNDE 181. RUM TABURU ÇÖKTÜ! 😮 BEŞPARMAK DAĞLARININ SESSİZ TANIĞI: YANIK KONVOY Giriş: Ateşkesin Gölgesinde Bir Sabah 23 Temmuz 1974 sabahı, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’nda alışılmadık bir sessizlik hakimdi. Üç gün önce, 20 Temmuz’da Türk…
“Bir tabak yemek karşılığında evinizi temizleyebilir miyim?” — Ama milyoner onu görünce donup kaldı!
“Bir tabak yemek karşılığında evinizi temizleyebilir miyim?” — Ama milyoner onu görünce donup kaldı! KADERİN İKİ YÜZÜ: EMMA’NIN DÖNÜŞÜ Giriş: Kapıdaki Mucize Madrid’in soğuk bir Kasım akşamıydı. Sierra dağlarından gelen sert rüzgar, çam ağaçlarının kokusunu Alejandro Ruiz’in devasa malikanesinin bahçelerine…
Basmalı Entarili Anne – Aşağılandı – O Telefon Konuşması O Bankayı Kökünden Sarsacaktı
Basmalı Entarili Anne – Aşağılandı – O Telefon Konuşması O Bankayı Kökünden Sarsacaktı BASMA ENTARİLİ ANNE: BİR ONUR VE ADALET HİKAYESİ 1. Bölüm: Görünmez Duvarlar İstanbul’un Levent semtinde, gökyüzünü delen cam binaların arasında zaman durmuş gibiydi. Plazaların aynalı yüzeyleri, altından…
Üç çocuklu anne reddedilmişti. Bir kovboy ona dedi: “Artık bir evin var.”
Üç çocuklu anne reddedilmişti. Bir kovboy ona dedi: “Artık bir evin var.” BOZKIRIN KANATLARI: BİR VAHŞİ BATI DESTANI 1. Bölüm: Umudun Son Kırıntıları Takvimler 1890 yılının geç sonbaharını gösteriyordu. Wyoming ovalarında hava, yaklaşan kışın keskin ve dondurucu kokusuyla ağırlaşmıştı. Rüzgar,…
Saklı Kimlik – Komiserin Kovduğu Kadın – Ülkenin En Güçlü Annesi Çıktı!
Saklı Kimlik – Komiserin Kovduğu Kadın – Ülkenin En Güçlü Annesi Çıktı! Bölüm 1: Haliç’in Kıyısında Bir Sır İstanbul’un kadim semti Fatih’in dar sokakları, binlerce hikâyeyi bağrında taşır. O sabah, Balat’ın Arnavut kaldırımları üzerinde uzanan gölgeler her zamankinden daha uzundu….
“Ben 12 yıl önce kurtardığın kızım!” Kadın fakir tamirciye dedi.
“Ben 12 yıl önce kurtardığın kızım!” Kadın fakir tamirciye dedi. SANAYİNİN KANI: PAS VE İHANET Bölüm 1: Sanayinin Gri Senfonisi Maslak Oto Sanayi sitesinin en arka sokaklarında güneşin bile girmeye çekindiği, metalin metale sürtme sesinin bir senfoni gibi yankılandığı o…
End of content
No more pages to load