“Lütfen Beni Geri Götürmeyin” — Kar Altında Üşüyen Kız ve Milyonerin Dönüşümü

“Lütfen Beni Geri Götürmeyin” — Kar Altında Üşüyen Kız ve Milyonerin Dönüşümü

İstanbul’da kar beklenenden erken başlamıştı. Sokak lambalarının altında beyaz örtü sessiz bir perde gibi iniyor, Boğaz hattında rüzgâr ince ince esiyordu. Tarık Demiroğlu, Türkiye’nin en genç teknoloji yatırımcılarından, “soğuk zekâ” diye anılan bir adam, o gece tesadüfen seçtiği yolda yürürken hayatındaki en gerçek cümleyle karşılaşacağını bilmiyordu.

Yol kenarında ilk başta çöp poşeti sandığı bir gölgeye yaklaştı. Yaklaşınca, ince bir elbise içinde tir tir titreyen küçük bir kız gördü. Saçlarına kar taneleri dolanmış, elbisesindeki kırmızı yamada donmuş kir parlıyordu. Tarık diz çöktü, onu kucakladı; nefesi neredeyse yoktu. Arabaya koştu, kaloriferi sonuna kadar açtı. Kızın dudakları kımıldadı: “Üşüyorum.” Sonra, neredeyse fısıltı: “Lütfen beni geri götürmeyin.”

Tarık’ın yüreği sıkıştı. Arabayı acil servisin önünde kaydırarak durdurdu. Hemşireler koştu, “Hipotermi!” diye seslendi biri. Kızın ıslak elbisesi kesilirken bileklerindeki morluklar, dizlerindeki çizikler ortaya çıktı. Cam bölmenin arkasında beklerken zaman ince bir ip gibi uzadı. Pediyatri hemşiresi Ayla kapıyı aralayıp, “Isı ve sıvı takviye yapıyoruz. Şimdilik hayati tehlike görünmüyor,” dedi. Tarık, “Adım Tarık Demiroğlu, her şeyi ben karşılayacağım. Onu yalnız bırakmayın,” diye cevap verdi. Ayla gülümsedi: “Burada kimse yalnız kalmaz.”

Kız birazdan gözlerini araladı. Tarık yavaşça yaklaştı: “Merhaba, ben Tarık. İsmini öğrenebilir miyim?” Kısa bir sessizlikten sonra kısık bir ses duyuldu: “Elif.” Tarık gülümsedi, ama gözleri buğuluydu: “Elif, artık güvendesin. Kimse seni istemediğin yere götürmeyecek. Söz veriyorum.” Elif’in kirpikleri titredi, fısıldadı: “Beni geri götürme.”

BÜYÜYÜNCE ÖDEYECEĞİM!” Evsiz Küçük Kız Milyonerden Süt İstedi… Cevabı  Herkesi Şok Etti! - YouTube

Ayla usulca, “Bu cümleyi kuran bir çocuk büyük ihtimalle kötü bir şey yaşamıştır. Sosyal hizmeti devreye alacağız,” dedi. Tarık’ın bakışı sertleşti: “Onu bir yere sevk etmeden önce benimle konuşulsun.” Kız uykuya dalınca Tarık koridorda bekledi; aklında kendi çocukluğundan, kar altındaki bir geceden kalan bir kesit canlandı: beklenen bir anne, gelmeyen bir kapı sesi. O zaman kimse gelmemişti; bu kez o başkası için gelmişti.

Sabaha karşı Elif yine gözlerini araladı. Dudaklarından birkaç kelime döküldü: “Kırmızı kapı… 2 numara… Yeşil minibüs… Fare.” Ayla, “Çocuklar travmayı sembollerle anlatır,” diye fısıldadı. Tarık’ın zihninde kırmızı kapı ve fare sembolü birleşti. Cebinden kartını çıkarıp Aya’ya verdi: “Her şüpheli harekette beni arayın.” Bir saat sonra Tarık fotoğraftaki izleri takip ederek Beşiktaş’ta dökülen boyalı, kapısında “2B” yazan kırmızı bir kapı buldu. Kapıyı açan yaşlı kadın, “Onu yeşil bir minibüsle götürdüler,” dedi. Duvarın sağında kırmızı tebeşirle çizilmiş küçük bir fare ve yanında çocuk yazısıyla “Bekle” vardı. Kadın, “Annesinin adı Zeynep,” diye ekledi.

Tamirhanenin önünde yeşil bir minibüs bulduğunda tamponda beyaz bir fare çıkartması gördü. O anda telefon çaldı: Ayla telaşla, “Sosyal hizmetten görünümlü iki kişi geldi, Elif’i nakletmek istiyorlar; kaşeler sahte,” dedi. Tarık hastaneye koştu. Odaya daldığında lacivert montlu iki adam Elif’in yanında duruyordu. Tarık masaya kimliğini koydu: “Elinizdeki belgeyi kim verdi?” Adamların alnında ter boncuklandı. Ayla fısıldadı: “İmzalar taranmış, yazı tipi yanmış.” Tarık güvenliği çağırdı; dosyadan sararmış bir kağıt düştü: fare çizimi ve “Bizi izliyorlar” notu. Polisler geldi, sahte görevlileri kelepçeledi.

Elif yorganın altına saklanmıştı. Tarık diz çöktü: “Geçti, Elif. Hiç kimse seni bir yere götürmeyecek.” O an aralarında, kelimelere gerek bırakmayan bir bağ kuruldu. Polis, Yeni Bosna’daki bir depoda “kadın sığınma merkezi” görünümlü yasadışı bir yerin adresini bulduklarını söyledi. Tarık ekiple birlikte depoya gitti. Duvarda cızırtı gibi bir kadın sesi duyuldu; çelik bir kapı kırıldığında zincire bağlı Zeynep bulundu. Zeynep, “Dosyaları değiştiriyorlar, barınak bahanesiyle çocukları kaçırıyorlar,” diyebildi. Tarık, “Artık buradasın. Elif seni bekliyor,” dedi.

LÜTFEN BENİ GERİ GÖTÜRMEYİN”Milyoner Kar Altında Üşüyen Kızı Görünce Donup  Kaldı - YouTube

Hastanede anne-kız buluştuğunda oda yavaşlar gibi oldu. Elif koşup annesine sarıldı; Zeynep diz çöküp “Yavrum,” diye fısıldadı. Ayla kapıyı usulca kapattı, Tarık koridorda gözlerini sildi. Basın kısa sürede haberi duydu: “Bir milyoner gizli çocuk kaçakçılığı ağını ortaya çıkardı.” Mikrofonlar Tarık’a uzatıldı: “Bu kadar tehlikeli işe neden girdiniz?” Tarık kısa, ama ağır bir cümle kurdu: “Bir çocuk bana ‘Lütfen beni geri götürmeyin’ dedi. Bir şehirde o cümleyi duyan biri susuyorsa, asıl tehlike odur.”

Tarık o gece karar verdi: “Kırmızı Kapı” adında bir vakıf kurulacaktı. Amaç, Türkiye’de kaybolan her çocuğun sesini duyurmak, her ihbarı anında izlemek, her sığınma evini denetlemekti. Logoda kırmızı bir kapı ve küçük beyaz bir fare vardı. Elif vakıfta peluş faresini sıkı sıkı tutarak “Fareler karanlıkta bile yolunu bulur,” dedi; herkes gülümsedi.

Karanlık kolay pes etmedi. Bir gün “müfettiş” kılıklı iki adam binaya geldi; kısa süre sonra yan duvarda bir patlama, duman, alarm… Tarık ana diski —kurtarılan çocukların bilgilerini— söküp dışarı çıkardı. Silahlı sahte müfettiş “Ver onu,” diye bağırdı; bir itfaiyeci içeri dalıp adamı etkisiz hâle getirdi. Yangın kontrol altına alındı; disk kurtuldu, kimseye zarar gelmedi. Haber bültenlerinde “Kırmızı Kapı Vakfında sabotaj” başlığı dönerken Elif küçük bir kürsüde konuştu: “Bir zamanlar karın altında uyuyordum ama biri beni gördü. Benim gibi başka çocuklar da var. Onları görmek zor değil. Sadece başınızı kaldırın.” Salon ayakta alkışladı.

Kısa süre sonra “Elif Yasası” meclise sunuldu ve kabul edildi: kayıp çocuk ihbarlarının anında takibi, sığınma merkezlerinin sıkı denetimi, sahte evrak ve kimlik ağlarına ağır yaptırımlar. Bir ay içinde onlarca çocuk bulundu, aileler yeniden birleşti. Zeynep, “Bazen en büyük mucizeler bir kar tanesi kadar sessiz gelir,” dedi. Elif pencere kenarında yeni bir resim çizdi: bu kez bir kuş. Altına yazdı: “Artık uçabiliyorum.” Tarık sordu: “Fare değil?” Elif gülümsedi: “Çünkü fare artık evine döndü.”

İstanbul yine kar altındaydı, ama bu kez karın sesi sessiz değildi. Kırmızı Kapı Vakfının önünde çocuklar kartopu oynuyor, gönüllüler sıcak çorba dağıtıyordu. Tarık o ilk gece Elif’i bulduğu sokağa bakarken, küçük kız karın içine bir fare ve yanına bir kalp çizdi; ortasına da kırmızı bir kapı. “Bu kapı hep açık kalacak,” dedi. “Çünkü oradan gelenler hiç üşümesin.” Tarık başını eğdi, anladı: Kurtarılan her çocuk, başka bir hayatın kapısını açan anahtardı.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News