Son Sözü Ben Söylerim. Sen, kızım, babana ne kadar kızarsan kız.

Son sözüm bu. Sen, kızım, babana ne kadar kızsan kız, ruhu çürük. Kavga etme, İlknur. Merti al ve bir nokta koy. Onunla bütün hayat bir taş duvarın ardında geçer, kötü sözlerinden bir şey duymazsın.
Son sözüm bu. Sen, kızım, babana ne kadar kızsan kız. Ama Yavuzu sana vermeyeceğim. Dur, açıklama. Bunu biliyorum. Güzel bir genç, şarkı söyleyen, gözleri mavi, ama ruhu çürük. Kavga etme, İlknur. Merti al ve bir nokta koy. Onunla bütün hayat bir taş duvarın ardında geçer, kötü sözlerinden bir şey duymazsın. O iyi bir insandır, anlıyor musun? Ahmet Tarhan kızıyla kucaklaşmaya çalıştı.
İlknur, babasının isteğine karşı çıkamayacağını bildi. Ancak bir anda elini çekip gözyaşları içinde bağırdı: Sürekli göz kırpmakla yetinmez!
Ahmet Tarhan, sevgili kızının mavi gözlerine bakıp, Ben onun mutsuz olmasına izin vermeyeceğim dedi ve sertçe Köle gibi olacaksın! Hadi, İlknur! diye bağırdı.
Sakarya nehrinin kıyısında Yavuz onu bekliyordu. Kalbi bir kez daha çarptı; nasıl da güzel bir hayal, onunla bütün ömrünü geçirmek istediği. O an İlknur babasını ne kadar nefrettini hissetti; babası ona her zaman bir destek, bir temel olmuştu. Ama ne yakarmalar ne de yalvarışlar işe yaramadı.
Baba ne? Kötü mü, yoksa eriyip mi gitti? Yavuz, siyah buklelerine elini süpürüp gözlerini yoğun kirpik çerçevesiyle süslenmiş gözlerine bakarak sordu.
O Beraber olamayacağız dedi. Boş bir şey diyorsun, ikna edilemez diye İlknur, genç adamın göğsüne acı bir bağırış attı.
Tekrar dene! Ben onunla evlenmem! Evimiz, bizim çiftliğimiz ama o inatçı! Yavuz öfkeyle ayağını salladı, kıyıya doğru kayarak yürüyen bir ördeği çarptı.
Dikkat et, ördek! diye bağırdı İlknur.
Ah, bir düşünce buldum. Ördek mi ördek! Dokunma ona, canlanır. Hadi yürüyelim, ormana doğru dedi Yavuz ve kızını ağaçların gölgesine sürükledi.
Eve dönerken birden Mertle karşılaştı. Mert, İlknuru gördüğünde suratını kızarttı. Kısa boylu, hafif kıllı yüzlü, sarı saçlı, gökyüzü mavisi gözlü bir delikanlıydı. İlknur ona soluk dedi, gülerek.
Mert, Yavuzdan çok daha sessiz biriydi. Babasının direnişini anlamak zorundaydı. İlknur bir şey söylemek istedi ama Mertin elinde bir ördek vardı.
Nereye gidiyorsun? diye gülümseyerek sordu.
Nehrin kenarına gitmiştim, yıkanmaya. Orada bir ördek yatıyordu, sesini duyunca acıttı, bir ayağını kırmış gibi. Babama göstereceğim, hayvanları tedavi edebildiğini kanıtlayacağım dedi Mert, İlknurun gözlerine bakarak.
İlknur, ördeğin Yavuzun ayağına çarpıp yaralandığını fark etti. Yavuz ona yardım etmemişti. Kızın yanakları kızardı, çabuk oradan uzaklaştı.
Küçük ördek, Mertin peşinden köyün her köşesine koştu, saman yığınında uyur, izini sürer, sahibini bulmaya çalışırdı. Sığır çobanı var, ama bu ördek çobanı da bir aptal diye Yavuz, Merti alay etmeye çalıştı. Mert ise gözlerini kaçırdı, sadece yürüdü.
Düğün günü geldi. Mert ve İlknurun düğünü ilan edildi. İlknur gözyaşları içinde ağladı. Yavuz, kaçmak istediğini söylese de, aşkı hatırası yoktu. Babasının kızgın suratını hatırladı. Babası onu kapıdan geçirmeyebilirdi. Anne, babanın sözlerine itiraz edemezdi; tek kızdı, annesi hastaydı, iki kardeşi küçükken vefat etmişti. Beş altı çocuğu olan herkesin ortasında İlknur tek kızdı.
Düğün sabahı, kendini aynada izledi. Ahmet Tarhan gözyaşları içinde, Beyaz elbisen harika, altın sarısı saçların dedi.
En güzel gelin! diye kızına öptü.
Bana kızgın mısın? Mutluluk diliyorum sana, canım kızım! Sonra teşekkür eder misin? diye ekledi.
Asla! Senin istediğin gibi yaptım, ama teşekkür hayır baba diye İlknur pencereye dönüp bağırdı.
Düğün gecesinde Yavuz, Kübrayla dans etti. İlknur, Kübraya sürekli göz kırpar, Yavuzun ona bakışlarını kıskanırdı. Ama artık evlendi, başka bir hayatı vardı. Gözleri Mertin yanındaki ördeği gördü; Ne aptal! diye düşündü.
Annesi ona kıyafetlerini çıkarmasında yardım etti, kapıya bakıp bir yabancının girmek üzere olduğunu gözledi. Adam içeri girdi, durdu, sıkı dudaklarına baktı ve yürümeye başladı.
Ne yapacaksın? İnsanlara ne söyleyeceksin? Beğenilmeyecek miyim? diye İlknur, yataktan fırlarak yürüyüşe çıktı.
Adam sessizce durdu, ona bir şal atarak omzuna koydu.
Beğeniyorum. Çok. Sen benim en güzel çiçeğimsin. Ben seni sevmeye devam edeceğim. Ama sen bana yaklaşmadan, ben yapamam dedi ve uzaklaştı.
Bu asla olmayacak! diye bağırdı İlknur, adamın ardından koştu.
Yavuz, bir gün onu ormanda bir çamur çukuruna düşürdü. İlknurun ayağı burkuldu, adam onu kollarıyla taşıdı. Akşamları suyun üzerindeki salıncakta salladılar, ördek hâlâ peşlerinden hopluyordu. Yavuzun öfkesi yavaş yavaş eridi.
Bir gün köydeki komşu ev yanarken, İlknur koştu, insanlar toplandı. Komşusunun üç çocuğu, en büyüğü Şaban, yardıma koştu.
Sen çok iyisin, herkesin yardımına koşmuşsun! diye komşu, İlknurun elini okşadı.
Mert? Nerede? diye içindeki soğuğu hissettiğinde sordu.
Burada. Köpeğimiz Galip, kayboldu, evde arıyoruz dedi komşu bir peçete silerek.
Aniden çatı çöktü, İlknur çığlık attı ve bayıldı. Gözleri açıldığında birinin eli yüzünü okşuyordu. Adamın gözleri ona baktı.
Ne olmuş? Düşmüş bir çatı, ama ben kapımdan kaçtım dedi.
Galipi buldum, yatağa sakladım diye Mert gülümseyerek yanıtladı.
Seni seviyorum, korktum, seni sevdim! diye ağlayarak Mertin omzuna yaslandı.
Dokuz ay sonra oğulları Mikail doğdu. Mert, babasından kalan hayvan tedavisi yeteneğini kullanarak inekleri, atları iyileştirir, hatta umutsuz hastalıklarda bile can verir. Ülkenin dört bir yanından hastalar ona gelir.
İlknur, Merti sevmeye devam etti, Yavuzun Kübra ile evliliğini bir rüyanın karanlık köşesinde sakladı. Yavuz çok içti, evini harcadı, sonunda felç oldu. İlknur, bir gün babasının yanına çıktı ve ona teşekkür etti:
Baba seni seviyorum, beni Yavuza evlendirmediğin için teşekkür ederim. Bana en iyisini gördün. Beni affet.
Ah, gençlik tamam, anladım. Yaşlandıkça neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlarız. Tek kızımı bir canavara veremezdim. Sen bana kızgın oldun, ama zamanla geçer. Çocuklarımıza kulak verin, hayatı birlikte yaşayın. Tanrı size mutluluk versin dedi Ahmet Tarhan.
İlknur uzun ömür sürdü, Mertle tarlada birlikte çalıştı, beş çocuğu oldu, torunlarıyla dolu bir ev yaşadı. Mutlu bir aileydi. Sürekli göz kırpmakla yetinmez atasözü yeni bir anlam kazandı.