“BEN ONUNLA KONUŞABİLİRİM” – Temizlikçinin oğlu, Çinli yatırımcı hakkında böyle dedi…
Diego, 10 yaşında bir çocuktu. Yıpranmış spor ayakkabılarıyla konferans odasının mermer zemininde duruyordu. Önünde, sinirli bir yatırımcı olan Fernando, 50 milyon dolarlık bir anlaşmayı kaybetmek üzereydi. Diego, toplantı odasını sarsan bir cesaretle, “Onunla konuşabilirim,” dedi. Bu sözler, odada bir soğuk rüzgar gibi esti. Fernando, çocuğun yüzünde alaycı bir gülümseme gördü ve kahkahası odanın duvarlarını çınlattı.
Fernando, “Kapıcının çocuğu az önce 50 milyon dolarlık anlaşmamı kurtarmayı mı teklif etti?” diye sordu, yüzünde bir inançsızlık ifadesiyle. O an, Diego’nun annesi Vera, oğlunun omzuna dokunarak, “Lütfen, Bay Fernando. O ne dediğini bilmiyor,” dedi. Ama Fernando, çocuğun konuşmasına izin vermek için sabırsızlanıyordu.
Diego, odadaki herkesin gerginliğini hissetti. Fernando’nun sinirli tavırları ve yatırımcı Vey’in kaygılı duruşu arasında, Diego’nun gözleri Vey’in hareketlerini dikkatle izliyordu. Fernando’nun çeviri ajansı ile ilgili sorunları çözmeye çalışırken, Diego’nun aklında bir şeyler dönüyordu. Bir çözüm bulması gerektiğini biliyordu.

Fernando, toplantının ilerleyişine dair kaygılı bakışlarla ekibine döndü. “Bir tercüman bulabilirim,” dedi. Ama Vey, yüzündeki öfkeyle, “Bize bir dakika verin,” diye yanıtladı. O an, Diego’nun içindeki cesaret daha da büyüdü.
Diego, annesinin yanında sessizce otururken, ofisin köşelerinde saatlerce yıpranmış kitaplarla uğraşan bir çocuk gibi görünmüyordu. O, odadaki herkesin dikkatini çeken bir kararlılıkla Fernando’ya doğru yürüdü. “Bay Fernando, beni dinleyin,” dedi.
Fernando, çocuğun cesaretine hayret etti. Diego, “Dil engeli yüzünden kızgın değilim. Bay Fernando, sürekli teknolojiden bahsediyorsunuz ama Vey’in şirketinin gerçekte neye ihtiyacı olduğunu anlamıyorsunuz,” dedi. Bu sözler, Fernando’yu derinden etkiledi.
O an, Diego’nun annesi Vera, oğlunun gözlerindeki kararlılığı gördü. Diego, annesinin temizlik yaptığı sırada ofislerde geçirdiği zamanlarda okuduğu kitapların ona öğrettiklerini hatırlıyordu. “Anne,” diye fısıldadı Diego, “Dil yüzünden kızgın değilim. Bay Fernando’nun şirketi, gerçek bir iletişime ihtiyacı var.”
Fernando, çocuğun cesaretine hayran kaldı ama aynı zamanda öfkeliydi. “Sen kim oluyorsun da burada konuşuyorsun?” diye bağırdı. Diego, korkmadan Fernando’nun gözlerinin içine baktı. “Ben, sizin şirketinizin geleceğini kurtarmak için buradayım,” dedi.
Vey, Diego’nun söylediklerini dikkatle dinliyordu. Diego, “15 saniye sonra gidecek,” dedi. Bu sözler, odadaki herkesin dikkatini çekti. Fernando, “Ne? Bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordu. Diego, “Hava yolu uygulamasını açtığında fikrini değiştirmeyecek,” dedi.

Fernando, paniğe kapılmıştı. “Biri elçiliği arasın, burada mutlaka konuşan biri olmalı,” diye bağırdı. Ama Diego, “Hayır, Bay Fernando. Bizi kurtarabilecek tek kişi burada,” dedi.
Diego, Vey ile göz teması kurarak, “Beni dinle,” dedi. Vey, Diego’nun söylediklerini dikkatle dinlemeye başladı. Diego, “Sizin iş modelinizin tek ilgilendiği şey, Güneydoğu Asya pazarına genişlemek,” dedi.
Fernando, “Ama o pazar henüz tam olarak gelişmemiş bile,” diye itiraz etti. Ancak Diego, “Siz sadece teorik olanla ilgileniyorsunuz. Vey, gelecekte ne inşa edebileceğinizi bilmek istiyor,” dedi.
O an, toplantı odasında bir sessizlik hâkim oldu. Fernando, “Bunu nasıl bilebilirdik?” diye haykırdı. Diego, “Çünkü ilk e-postanızda özel bir terim kullanmıştınız. Çeviri uygulamanız bunu yanlış çevirmiş,” dedi.
Fernando, dizüstü bilgisayarını kapatarak telaşla e-postaları taramaya başladı. O an, Diego’nun aklına bir fikir geldi. “Bay Fernando, bana bir şey söyle. Neden eski bir diplomatın oğlu ofisinizin köşelerinde saklanmak zorunda kaldı?” diye sordu.
Bu soru, odada büyük bir gerginlik yarattı. Fernando, “Bunu bilmiyorum,” dedi. Diego, “Ama biliyorum. Ben de köşelerde oturan bir çocuğum. Ama artık görünmez olmak istemiyorum,” dedi.
Fernando, Diego’nun cesaretine hayran kaldı. O an, Diego’nun annesi Vera, “Bunu yapma, oğlum,” diye fısıldadı. Ama Diego, “Hayır, anne. Artık saklanmak istemiyorum. Ben Diego’yum,” dedi.
Vey, Diego’ya döndü ve “Sana bir teklifim var,” dedi. Diego, “Eğer bu şirketi kurtarmak istiyorsanız, bana ve anneme bir şans verin,” diye yanıtladı.
Fernando, “Ama bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordu. Diego, “Benimle çalışırsanız, gerçekten büyük bir fırsat yakalayabilirsiniz. Ben sadece bir çocuğum ama sizin için çok şey yapabilirim,” dedi.
Toplantı odasında bir sessizlik hâkim oldu. Fernando, “Tamam, sana bir şans vereceğim,” dedi. Diego, “Teşekkür ederim, Bay Fernando,” dedi.
Diego, o gün hayatının en önemli anlarından birini yaşamıştı. Artık saklanmak zorunda değildi. Annesiyle birlikte yeni bir başlangıç yapacaklardı. Diego, “Artık her şey değişecek,” dedi. Ve o andan itibaren, Diego’nun hayatı asla eskisi gibi olmayacaktı.