Kızı Soğuğa Savaş Açtı, Ancak Onu Hatırladığında Artık Geç Olmuştu…

Kızı Soğuğa Savaş Açtı, Ancak Onu Hatırladığında Artık Geç Olmuştu…

Baba, yemek istiyorum, dışarı çıkmak istiyorum! diye bağırdı küçük Elif, babasına yaklaştı.

Ahmet, elinde yarım şişe bira ve bilgisayarında bir nişancı oyununu oynuyordu. Önemli bir görevdeydi, fakat kızının sürekli seslenişleri onu boğuyordu. Çocuk kaç yaşındı? Beş mi? Kendi kendine bir kase lapayı karıştırabilecek bir çocuk değil miydi? Ahmet, gençliğinde arkadaşlarıyla garajlarda takılır, Elif ise sanki bağımlı bir canavardı.

Dikkatini dağıtması Ahmete pahalıya mal oldukaybetti. Öfke gözlerine girdi. Hızla ayağa kalktı, mutfağa koştu, sertleşmiş bir ekmek dilimini Elife fırlattı.

Al, çiğnelerken bir şey tutamıyorsan ne kadar zor! diye bağırdı adam.

Buzdolabından bir bardak süt doldurdu, masaya koydu ve Elifin anne hep süt ısıtır sözlerine, Ben anne değilim, bunu artık anlamalısın diye yanıt verdi. Bilgisayara geri döndü, oyunu tekrar başlattı; şimdi karnı doymuş çocuk onu rahatsız etmeyecek diye düşündü. Ancak öfkeyle oynaması işe yaramadı. Tuvaleti yaptı, ama en sevdiği koltuğa oturmaya zaman bulamadı.

Baba, dışarı çıkmak istiyorum. Anneyle her gün dışarı çıkardık! diye sözcüklerini sıkıştırdı Elif.

Dışarı çıkmak istiyorsun? Harika! Hadi çık! dedi Ahmet.

Baba, tek başına kalmak ve rahatlamak için mükemmel bir fırsat gördü. Elifin dolabını karıştırdı, sıcak bir pantolon, kazak, eldiven ve bir mont buldu. Hızla çocuğu giydirdi, bahçeye fırlattı ve geri çağırana kadar dışarıda oynasın dedi. Bilgisayarının başına döndü, kulaklık taktı, sevdiği müziği açtı, yeni bir enerji içeceği şişesini açtı ve oyun içinde düşmanları neşeyle vurmaya başladı, kimsenin dikkatini dağıtmamasından hoşlanıyordu.

Elif soğuktan titredi. Annesi her zaman ona dışarı çıkması için daha sıcak kıyafetler giydirirdi. Güneş gelmemişti; akşam olmuştu ve anne bu saatte çocuğunu dışarı çıkarmazdı. Elif, annesini çok özlüyordu; onunla ne kadar mutluydu, onsuz ne kadar yalnızdı. Dudakları titredi, kapıyı açmaya çalıştı ama baba kilidi kapattı. Donmamak için biraz koşmaya karar verdi. Kar, birkaç gündür temizlenmemişti; ayakları çamura saplandı, yürüyemedi. Kar topu yapmaya çalıştı ama kar çok gevşek, kum gibi dağıldı. Kar aslında soğuk kum mu? diye sormak istedi. Evine çaldı ama kimse açmadı; sanki onu duymamış gibiydiler. Korktu. Donmaya başladı, ağlamaya ve babasını çağırmaya başladı ama baba cevap vermedi. Kollarını sarıp, hıçkırarak kapalı bir çitli kapıyı fark etti, ayaklarını biraz ısıtmak için gözlerinin gördüğü yere yürümeye karar verdi.

Komşu teyze Fatmanın evine gitti; teyze sık sık onlara süt ikram ederdi. Fakat Fatmanın evinde ışık yoktu. Kapıyı çaldı ama kimse açmadı. Muhtemelen evde kimse yoktu. Elif köyün kenarına doğru yürümeye başladı; evleri köyün dışındaydı. Kar fırtınası bastı, etraf görünmez bir beyaza büründü. Çığ gibi bağırdı, babasının Ben annen değilim! diye bağıran görüntüsü aklından çıkmadı. Yalnız kalmıştı, kaçacak yer yoktu; rüzgar ayaklarını sürükledi, diz çökerek çöktü. Soğuk kar cildi yakıyor, rüzgâr altına sızıyordu.

Ahmet, Elifi akşam iki sularında hatırladığında çok geç kalmıştı. Tuvalete koşarken pencereye çarpan bir ses duydu; çatı altındaki çiğ demir dallar buzla kaplanmış, rüzgâr öfkesiyle hırıltıyordu.

Gerçek bir fırtına, diye düşündü Ahmet, ama bir an içinde kızı dışarıda bırakmış olmanın düşüncesi onu çalkantıya sürükledi. Bahçeye koştu, Elif! diye bağırdı, ama kız yoktu. Soğuk bir dehşet içinde, kızı bulamıyordu, dondurucu bir gece gelmişti. Kızının başka bir komşuya gittiğini düşündü ve eve geri döndü; dışarı çok soğuktu ama teyze Fatmanın evinde ışık yanıyordu, bu da ona bir nebze huzur verdi. Karısına mesaj atıp Her şey yolunda, uyuyoruz diye yanıtladı; karısının da sorunları vardı; sürekli onu işine, bilgisayar oyunlarına bakmadan çalışmaya zorlayarak anne rolünü üstlenmişti.

Ahmet, oyun oynamayı bir gün meslek yapmayı hayal ediyordu; profesyonel oyuncuların kazandığı parayı duyuyor, aynı zamanda karısının ona sürekli uyarılarını dinliyordu. Bir akşam yatağa yığıldı ve horladı. Kapıyı kilitlemedi; belki Elif geri döner diye.

Sabah, eşinin kız kardeşi Dila, Neredeyiz, çocuğumuz nerede?! diye bağırdı. Ahmet Sakın bağırma, evde değil! diyerek dönmeye çalıştı; Dila bir anda elini tutup Ahmeti yere yıktı. Bir gün bütün kemiklerini sayacağım! diye tehdit etti. Dila, kız kardeşi Oyadan farklı olarak dövüş sanatlarıyla yetişmiş, kararlı bir gençti. Çocuk nerede? Elifi nereye götürdün? Onu arıyorum! dedi. Ahmet, Köyde dolaşıyor, bir yere gitti, diye yalan söyledi; aslında Elifi dışarı atmış, teyze Fatmanın evine gitmişti.

Dila, elinde titreyen ellerle komşu Fatmanın kapısını çaldı. Fatma, Elif burada mı? Yedinci sokaktan mı? diye sordu, ama Fatma başını salladı, kızın kaybolduğunu biliyordu. Dila, Elifin nerede olduğunu bilmiyordu; yeni bir görevden yeni dönmüş, kardeşi hastanedeydi. Köydeki herkes, soğuk havada evden çıkmazdı; kimse kapıyı açmazdı. Dila, Ahmeti bulmak için evine koştu, ama Ahmet hâlâ bilgisayarının başındaydı, oyunu yeniden başlatmıştı. Dila çığlık attı: Bencil çocuk! Çocuğu nereye koydun? Ahmet Hiçbir şey olmadı! dedi, Geri dönecek! ama Dila Onun yok! Neredeyse bütün gece uyumadım! diye bağırdı.

Polis, kayıp çocuk davasını üstlendi. Ertesi sabah, bir doktor, Beşaltı yaşında bir kız hastaneye getirildi, siz de gelin, dedi. Dila, hastaneye koştu, kapıyı açtığında Elifi, hafif üşüyen bir kızı gördü; doktor Kısmi donma ve pnömoni riski diyerek tedaviye başladı. Dila gözyaşları içinde Kızım, artık güvende dedi.

Doktor, Şu an bir köpek, Charlie, kızınızı buldu, diye anlattı. Charlie, Dilanın iş seyahatlerinden birinde yanında götürdüğü köpekti. Charlie, Elifin kolunu tutmuş, onu kurtarmıştı. Dila, Eğer Charlie olmasaydı, ne yapardım? diye içini çeken bir nefes aldı.

Elif iyileşmeye başladı; hastaneden taburcu olduğunda Dila, eski kocası Ahmetin tutuklandığını, mahkemenin ona çocuk ihmalinden hapis cezası verdiğini öğrendi. Ahmet, bir süre sonra evine geri dönse de, ailesi ona bir daha güvenmedi. Dila, boşanma davasını kazandı, hayatına yeni bir sayfa açtı.

Charlie ve doktor Serkan, Dilanın evine sık sık misafir oldu; Elif, Charlieya kemik atmak için çantasını doldurur, Serkana Siz gerçek kahramanlarsınız derdi. Dila, Ahmetin hayatındaki boşluğu, İnsanların hayatlarını oyun gibi oynaması, bir başkasının kalbini kırması, sonuçta yalnız kalmasına yol açar diyerek düşündü.

Sonunda, Elifin gözleri, Baba beni yalnız bırakmadıysa, ben de kimseyi yalnız bırakmam dedi. Dila, Hayat bir oyun değildir; sorumluluk ve sevgi, bir çocuğu korumak, bir aileyi bir arada tutmak demektir. dedi.

Ve herkes, İnsanın kalbi ne kadar soğuk olursa olsun, bir çocuğun gülüşü, o soğuğu eritebilir diyerek, sevgi, sorumluluk ve fedakârlığın her zaman en değerli miras olduğunu hatırladı.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News