Ülkenin Kaderi Masadaydı: O Binbaşı Konuştu, Tarihin Akışı Bir Anda Değişti!

.
.

Bir Ulusun İkilemi: Güç Mü Yoksa İlerleme Mi?

Ankara’nın en prestijli konferans salonlarından birinin devasa camlarından parlak 2024 yılı Mayıs güneşi içeri süzülüyordu. Dışarıdaki bahar havası, salonun buz gibi havasıyla tezat oluşturuyordu. Ülkenin en etkili figürlerinin toplandığı bu kritik tartışma için hava bir o kadar gergindi.

Gelişim ve Yatırım Bakanı Kerem Esen, kürsüde duruyor, düzgün giyinmiş mavi takım elbisesiyle dikkatleri üzerine çekiyordu. Konuşması, bir kılıç gibi keskin ve kesin sözlerle salondaki havayı ikiye bölüyordu.

“Askeri harcamalar bu ülkenin sırtındaki bir kamburdur,” diye başladı, sözlerini çok dikkatli seçiyordu. “Gerçek güç, artık tanklar ve tüfeklerle değil, güçlü bir ekonomi, teknoloji ve üretici beyinlerle ölçülür. Yıllardır demir yığınlarına yatırım yaparken dünya yapay zekayı, uzay yarışını konuşuyor. Bu gidişata bir dur demenin vakti geldi.”

Ülkenin Kaderi Masadaydı: O Binbaşı Konuştu, Tarihin Akışı Bir Anda Değişti! - YouTube

Sivil bürokratlardan ve teknokratlardan coşkulu alkışlar yükseldi. Onlar her gün kısıtlı bütçelerle sosyal projeler hayata geçirmeye çalışan, hastane, okul, yol yapmak için kaynak arayan insanlardı. Bakan Esen’in sözleri, onlar için bir umut ışığı gibiydi.

Ancak salondaki askeri kanatta ölüm sessizliği hakimdi. Subaylar, jilet gibi ütülenmiş üniformaları içinde yüzlerinde hiçbir ifade olmadan Bakan Esen’i dinliyorlardı. Binbaşı Alperen Yılmaz, ellerini dizlerinin üzerinde o kadar sıkı şekilde kenetlemişti ki parmakları beyazlamıştı. Birçok yılını bu ülkenin en sert coğrafyalarında geçiren Alperen, Bakan’ın sözlerine kayıtsız kalamıyordu.

Daha birkaç hafta önce Hakkari’nin zirvelerinde yaptığı bir denetimden aklında kalan görüntüler canlandı. -20 derecede elleri ve yüzleri ayazdan çatlamış genç askerler, eski tip termal kameralarla metrelerce karın altındaki sınırı gözetlemeye çalışıyorlardı. Bakan Esen, bu gençlerin yaşadığı zorlukları ve görevlerini hiç anlamamıştı.

Yanındaki, harp okulundan en yakın arkadaşı olan Yarbay Hakan Öztürk, Alperen’e hafifçe dirseğiyle dokundu. “Sakin ol, adam şov yapıyor,” dedi fısıldayarak. “Yine her zamanki gibi ekonomik popülizm peşinde.”

Ama Alperen cevap vermedi. Bakan Esen’in söylediklerine sessiz kalamayacak kadar derin bir sorumluluk hissediyordu. O an, eski bir paşanın söyledikleri kulaklarında çınladı: “Barış bir hediye değildir, evlat. O, her an korunmaya hazır olmanın bir sonucudur.”

Alperen birden ayağa kalktı, sandalyesinin gıcırtısı salonda yankılandı. Bütün bakışlar ona döndü. Hakan bir an panikledi ve elini Alperen’in ceketinden çekiştirdi. “Ne yapıyorsun Alperen? Otur yerine, başına iş alacaksın!” diye fısıldadı.

Ama Alperen dostunun uyarısını duymamış gibiydi. Başını hafifçe iki yana salladı ve kararlı bir şekilde kürsüye doğru yürüdü. Toplantı başkanı, önündeki katılımcı listesini inceledi ve Alperen’i tanıyınca ona söz verdi. “Buyurun Binbaşı Alperen Yılmaz, Kara Kuvvetleri Komutanlığı temsilcisi olarak söz sizin.”

Alperen, mikrofonun başına dimdik yürüdü. Botlarının cilalı mermerde çıkardığı ritmik ses, salondaki gergin sessizliği bir davul gibi yankılandırıyordu. Bakan Esen, ön sıralardan merakla ona bakıyordu. Bu genç binbaşının böyle bir bakanla, böylesine cesurca bir tartışmaya girmesi olağan bir durum değildi.

Alperen derin bir nefes aldı ve sözlerine başladı. “Sayın Bakanım,” dedi, sesi saygılı ama kararlıydı, “sizin ekonomik kalkınma ve savunma bütçesinin kesilmesiyle ilgili söylediklerinizi dikkatle dinledim. Ancak 12 yılını bu ülkenin sınır bölgelerinde, Ege adalarında görev yaparak geçirmiş bir subay olarak, size bazı saha gerçeklerini paylaşmak isterim.”

Salondaki subaylar biraz daha dikleşmiş, gözlerini Alperen’e dikmişti. Her biri, Alperen’in söylediklerinin kendilerinin de sesini duyurdukları anlamına geldiğini hissediyordu.

“Bizim güçlü bir ordumuz olmasının nedeni sadece savunma için değil, aynı zamanda barışı korumak içindir. Sınırlarımızda, denizlerimizde bizim varlığımız yoksa, o okulları, hastaneleri ve yolları yapmanın hiçbir anlamı yoktur. Savunma bütçesini kısarsak, belki kısa vadede bir miktar tasarruf edebiliriz, ama uzun vadede bunun bedelini ağır ödeyebiliriz.”

Alperen sözlerine devam etti. “Geçtiğimiz yıl, denizlerimizdeki yasadışı ihlallere karşı koymak için yeterli devriye gemilerimiz yoktu. Eğer orada bizim askerlerimiz olmasaydı, kimse onların haklı davamızı savunacak delilimiz bile olamazdı. Her gün güvenliğimizi sağlayan askerlerimizin yaşam koşulları nasıl? Onlar nerede? Neden onların ihtiyaçlarını göz ardı edelim?”

Salondaki atmosfer giderek daha gerginleşti. Bakan Esen, Alperen’in dile getirdiği sorunlara cevap vermek zorunda kaldığını hissetti.

Bakan Esen ayağa kalktı, sesini yükselterek, “Alperen, ekonomik kalkınma çok önemli bir konu. Bu ülkenin ileriye gitmesi için yatırımlar yapmamız gerekiyor. Ama biz savunma harcamalarına bu kadar büyük bütçe ayırarak kalkınmayı nasıl yapacağız? Sadece savunma değil, halkımızın refahını artırmak da bir önceliktir.”

Alperen gözlerini doğrudan Bakan Esen’in gözlerine dikerek cevap verdi: “Sayın Bakanım, barışçı bir diplomasi politikasını sonuna kadar destekliyorum. Ama diplomasinin arkasında caydırıcı bir askeri güç olmalıdır. Güçlü bir orduya sahip bir ülkenin sözleri uluslararası platformlarda daha fazla dinlenir. Savunma olmadan hiçbir kalkınma sürdürülebilir olamaz.”

Alperen’in sözleri odada bir sessizlik yarattı. Hakan, alçak sesle Alperen’e baktı. “Sen doğru olanı söyledin dostum,” dedi.

Bakan Esen biraz düşünerek, “Alperen, çözüm önerin mantıklı ama bu tür bütçe kararları basit değil. Bunu tüm hükümetle görüşmek zorundayız. Bu karar sadece askeri değil, tüm ülkenin geleceğini etkileyecek bir karar olacak.”

Toplantı başkanı Levent Aksoy söz alarak, “Şimdi 20 dakika ara veriyoruz. Bu süre zarfında konuyu daha detaylı tartışabilir ve somut çözümler üzerinde durabiliriz,” dedi. Salondaki gerginlik biraz dağılmaya başlamıştı.

Alperen koridora çıktığında, yüzünde bir ağırlık hissediyordu. Söylediklerinin sadece kendi görüşü olmadığını, her bir askerin sesi olduğunu biliyordu. Sonunda doğru olanı söylemişti. Ama şimdi bir çözüm bulmak için daha fazlası gerekiyordu.