Milyarder, Evsiz Bir Kızın Oğluna Ders Verdiğini Gördü ve Sonra Olanlar Herkesi Şaşırttı
Rıdvan Korkmaz, Türkiye’nin en büyük otel zincirlerinden birinin sahibiydi. 48 yaşındaki bu başarılı iş insanı, bir gün oğlunun matematik sınavından aldığı düşük notu görünce öfkesini kontrol edemedi. Bora, Ankara’nın en iyi özel okullarından birine gidiyor, özel dersler alıyor ve her türlü imkana sahipti. Ancak tüm bunlara rağmen sınavdan sadece 23 puan almıştı. “Bu nasıl olur?” diye kendi kendine söylendi. Bora ise sessizce oturuyor, babasının ne diyeceğini bekliyordu. Gözlerinde hem korku hem de çaresizlik vardı. “Baba, anlamıyorum işte. Öğretmen ne kadar anlatırsa anlatsın kafamda karışıyor,” dedi Bora titrek bir sesle.
Rıdvan, oğlunun bu sözleri karşısında derin bir nefes aldı ve “Hadi, gençlik parkına gidiyoruz. Orada konuşacağız,” dedi. Arabayla parka vardıklarında Rıdvan oğluyla bir banka oturdu. Ona kendi çocukluk yıllarını anlatmaya başladı. “Ben senin yaşındayken babamın dükkanında çalışırdım. Matematik bilmeden hiçbir şey yapamazdım,” dedi. Ancak tam o sırada karşılarında oturan iki çocuğa gözü takıldı. 9-10 yaşlarında bir erkek çocuğu ve yanında 16 yaşlarında bir kız vardı. Kızın kıyafetleri eskiydi, ayakkabıları yıpranmıştı. Ancak elindeki kağıtlarla çocuğa bir şeyler anlatıyordu. Yerden topladığı taşları kullanarak çocuğa matematik öğretiyordu.

Rıdvan, kızın basit taşlarla matematiği nasıl anlattığını merakla izlemeye başladı. Kız, “Bak, bu üç taş. Şimdi iki tane daha ekliyorum. Kaç oldu? Beş. İşte matematik bu kadar basit,” diyordu. Çocuk heyecanla cevap veriyor, kız ise onu övüyordu. Rıdvan bu sahneye hayran kaldı. Bora’nın pahalı özel öğretmenleri bile ona matematiği sevdirmezken, bu genç kız sokaktan topladığı malzemelerle çocuğa matematiği sevdiriyordu.
“Baba, bana da böyle öğretsen keşke,” dedi Bora. Bu sözler Rıdvan’ı derinden etkiledi. Oğlu öğrenmek istiyordu ama doğru yöntemi bulamamıştı. Kız, çocuğa geometri kavramlarını da anlatmaya başladı. “Bu dal düz bir çizgi. İkiye katlarsam bir açı oluşur. Açı, iki çizgi arasındaki boşluktur,” diyordu. Çocuk ise gözleri parlayarak dinliyordu. Rıdvan, bu kızın inanılmaz bir yeteneğe sahip olduğunu düşündü. Ancak kim olduğunu ve neden sokakta yaşadığını anlayamıyordu.
O akşam eve döndüklerinde Bora, ilk kez matematik ödevini isteyerek yaptı. “Baba, ben de yapraklarla toplama yapmak istiyorum,” dedi. Rıdvan, oğlunun bu değişimini görünce şaşırdı. Ertesi gün Rıdvan, kızı tekrar bulmak için gençlik parkına gitti. Kız, yine oradaydı ve başka bir çocuğa ders veriyordu. Rıdvan, kızın yanına giderek onunla konuşmaya karar verdi. “Merhaba,” dedi. Kız başını kaldırdı ve gülümsedi. “Merhaba,” diye cevap verdi. “Ben Rıdvan. Seni izlediğim için özür dilerim ama yöntemlerin gerçekten çok etkileyici. Adın ne?” diye sordu. Kız, “Adım Neslihan,” dedi. “Sokakta yaşıyorum ama kitaplardan öğrendiğim bilgileri paylaşmayı seviyorum.”
Rıdvan, kızın yeteneklerinden çok etkilenmişti. Ona bir teklif sundu: “Oğlumun özel öğretmeni olur musun? Sana iyi bir ücret ödeyeceğim ve kalacak bir yer sağlayacağım.” Neslihan bir süre düşündü ve “Kabul ederim ama bir şartla. Sadece oğlunuza değil, sokaktaki diğer çocuklara da ders vermek istiyorum,” dedi. Bu cevap Rıdvan’ı şaşırttı ama aynı zamanda duygulandırdı. Neslihan, sadece kendini değil, başkalarını da düşünüyordu.
Birkaç ay içinde Rıdvan, Neslihan’ın önerisiyle bir eğitim merkezi kurdu. “Umut Eğitim Merkezi” adı verilen bu merkezde hem sokak çocukları hem de diğer çocuklar ücretsiz eğitim almaya başladı. Neslihan, merkezin eğitim koordinatörü oldu. Bora da bu merkezde eğitim aldı ve ilk kez başka çocuklara yardım etmenin mutluluğunu yaşadı.
Bir yıl içinde eğitim merkezi büyük başarı kazandı. Neslihan, Rıdvan’ın desteğiyle üniversiteye başladı. Ancak hafta sonları ve akşamları eğitim merkezinde ders vermeye devam etti. Bora ise artık matematiği çok seviyordu ve diğer çocuklara mentorluk yapıyordu. Rıdvan, bu süreçte en değerli şeyin başkalarına umut vermek olduğunu anladı.
Sonunda Rıdvan, Neslihan ve Bora sayesinde hayatın sadece maddi zenginlikle değil, başkalarının hayatına dokunmakla anlam kazandığını fark etti. Neslihan’ın dediği gibi: “Gerçek zenginlik, başkalarına umut verebilmektir.”