Müdür Eski Arabasıyla Alay Etti — Ama O Motorun İçinde Saklı Bir Servet Vardı
Eylül ayının soğuk bir sabahında, İstanbul’daki Atatürk Anadolu Lisesi’nin otoparkında eski bir Renault 12 Toros üç kez öksürdükten sonra durdu. Kaputtan çıkan kalın ve keskin duman, motorun son bir iniltiyle hayattan vazgeçtiğini gösteriyordu. Araba artık mavi bile değildi, kirli griye dönmüş, pas lekeleriyle kaplanmıştı. Lastikleri çatlamış, camları bantlarla tutturulmuştu. Bu araba, okulun hizmetlisi Mehmet Yılmaz’a aitti. Mehmet 68 yaşında, yılların ağır işinden kamburu çıkmış, yıpranmış bir adamdı. Üzerinde dirsekleri yamalı eski bir kazak, ayaklarında çatlamış eski askeri botlar vardı.
Mehmet arabadan indiğinde, otoparkta bulunan müdür Zeynep Koç ve birkaç öğretmen onun eski arabasına bakarak alay etmeye başladı. Zeynep, pahalı kıyafetler içinde, yüksek topuklu ayakkabılarıyla otoparkta yürürken gülümseyerek, “Bu pislik arabayı buraya park etmeye nasıl cesaret ediyorsun? Okulun imajını mahvediyorsun!” dedi. Öğretmenler de ona katıldı, alaycı kahkahalar yükseldi. Mehmet hiçbir şey söylemedi. Dudaklarını sıktı, başını eğdi ve okulun arka kapısına doğru yürümeye başladı. Onunla dalga geçenlerin gülüşleri arkasından yankılanıyordu.

Mehmet’in arabası eskiydi, kendisi yorgundu, ama kimse onun taşıdığı sırrı bilmiyordu. Mehmet’in arabasının arka koltuğunun altında, kimsenin görmediği eski bir metal kutu vardı. Bu kutunun içinde, dedesinden miras kalan 73 adet altın sikke saklıydı. Bu sikkeler, Türkiye’de yıllar önce basılmış, şimdi ise inanılmaz bir değer taşıyan nadir altın paralardı. Mehmet, babasının ölüm döşeğindeyken ona verdiği bu kutuyu hiç açmamış, kimseye bu servetten bahsetmemişti. Babası ona, “Bu sikkeleri sakla. Ancak gerçekten ihtiyacın olduğunda kullan. Onlar bizim ailemizin onurudur,” demişti.
Mehmet yıllarca bu serveti sakladı. Zeytinburnu’ndaki eski bir dairede, düşük bir maaşla yaşamaya devam etti. Margarin sürülmüş ekmek, şekersiz çayla öğünlerini geçirdi. Eski kıyafetler giydi, alaylara katlandı. Ama bir gün, o günün geldiğini hissetti. Okulda müdür Zeynep’in ve öğretmenlerin aşağılamalarına daha fazla dayanamayacağını anladı. Motoru bozulan arabasıyla otoparkta yalnız kaldığı bir akşam, gözyaşları içinde kararını verdi: Sikkeleri satacaktı.
Ertesi gün Mehmet, Sultanahmet’teki bir numismatik değerlendirme şirketine gitti. Uzman, sikkeleri inceledikten sonra ona 330 bin euro teklif etti. Mehmet tereddüt etmeden sikkeleri sattı. Parayı aldıktan sonra, hayatını değiştirecek sessiz adımlar attı. Dairesini tamamen yeniledi, duvarları boyattı, boruları değiştirdi, yeni pencereler taktırdı. Kendine temiz ve düzgün kıyafetler aldı. Ancak Mehmet bu serveti gösteriş yapmak için kullanmadı. Okuldaki kimseye bir şey söylemedi. Onun için önemli olan, sessizce huzur bulmaktı.

Mehmet’in sessizliği, okulda büyük bir değişimin başlangıcı oldu. Birkaç hafta sonra, okulda yenilemeler başladı. Yeni sıralar, bilgisayarlar, spor salonunun yenilenmesi, kantinin tamamen yenilenmesi… Tüm bunlar, anonim bir bağışçı tarafından finanse ediliyordu. Müdür Zeynep bu bağışların arkasındaki kişiyi öğrenmeye çalıştı, ama kimse ona söylemedi. Bir gün, noter okula geldi ve bağışların resmi işlemlerini tamamladı. Zeynep, bağışçının kim olduğunu sorduğunda, noter ona sadece bir isim verdi: Mehmet Yılmaz.
Zeynep bu ismi duyduğunda şok oldu. Alay ettiği, küçümsediği hizmetlinin, aslında okulun kurtarıcısı olduğunu öğrendi. Mehmet’i ofisine çağırdı ve ona bağışları neden yaptığını sordu. Mehmet sakin bir şekilde cevap verdi: “Okul sizin değil, çocukların. Onlar, yetişkinlerin zalimliği yüzünden acı çekmeyi hak etmiyorlar.” Zeynep bu sözler karşısında gözyaşlarına boğuldu.
Mehmet’in yaptığı bağışlar, okulda büyük bir değişim yarattı. Artık kimse onunla alay etmiyordu. Çocuklar ona “Mehmet abi” diye sesleniyor, öğretmenler ona saygıyla bakıyordu. Müdür Zeynep ise utancından istifa etti. Mehmet okulda hizmetli olarak çalışmaya devam etti. Eski Renault arabası hala otoparkta duruyordu, ama artık kimse onun hakkında kötü bir şey söylemiyordu. Çünkü herkes, gerçek zenginliğin kalpte olduğunu öğrenmişti. Mehmet Yılmaz, sessiz bir kahramandı. Altınla değil, onuruyla zengindi.