Bebeğinin odasında baygın yatan temizlikçiyi gören milyoner şoka girdi.

Bebeğinin odasında baygın yatan temizlikçiyi gören milyoner şoka girdi.

Murat Özkan, iş toplantısından erken çıkıp evine döndüğünde, 8 aylık kızı Duru’nun odasındaki sessizlik onu huzursuz etti. Kapıyı araladığında, beşiğin yanında yerde baygın yatan temizlik görevlisi Sevim Kaplan’ı gördü. Ellerinde sarı lastik eldiven, etrafta saçılmış temizlik bezleri… Yüzü solgundu, nefesi düzensizdi. Panikle nabzını kontrol ederek doktorunu aradı. Kısa sürede gelen doktor, düşük tansiyon, ciddi susuzluk ve beslenme yetersizliği bulguları tespit etti. Murat o an fark etti: Üç yıldır evinde çalışan bu kadını sadece yaptığı iş üzerinden tanıyordu; insan olarak kim olduğunu hiç görmemişti.

Sevim kendine geldiğinde ilk cümlesi “Duru iyi mi?” oldu. Beşik pırıl pırıldı, oyuncaklar düzenliydi; belli ki bayılmadan önce son işini bitirmişti. Murat onu eve gönderip dinlenmesini istedi ama aklına takılan sorularla geceyi uykusuz geçirdi. Ertesi gün Sevim’in dosyasını inceledi: 38 yaşında, dul, iki çocuklu; adresi Gazi Osmanpaşa. Acil durumda aranacak başka kimse yok. Murat, “Üç yıldır nasıl görmedim?” diyerek Sevim’i evinde ziyaret etmeye karar verdi.

Dar sokaklar, bakımsız merdivenler, asansörsüz bir bina… Kapıyı 12 yaşındaki Cem açtı; 6 yaşındaki Selma içeriden merakla baktı. Tek odalı evde bir masa, iki yatak, neredeyse boş bir buzdolabı… Sevim utanarak “Çocuklar yedi, ben doydum” dedi. Kocasının dört yıl önce bir iş kazasında öldüğünü, tazminat alamadıklarını, evi satıp bu tek odalı yere sığındıklarını anlattı. O günden beri günlük temizlik işleriyle ayakta kalmaya çalışırken öğünlerini birer birer kendinden kısmış, geceleri tuvalete kapanıp sessizce ağlamıştı.

Murat, o anda bir şeylerin değişmesi gerektiğini anladı. Hemen marketten yiyecek sipariş etti, çocukların o akşam tok uyumasını sağladı. Sevim borç istemedi; “Beni işten çıkarmayın” diye yalvardı. Murat aksine, “Yarın insanca yaşamanı sağlayacak bir maaşla başlıyoruz” dedi. Ertesi gün ofiste sözleşmesini üç katına çıkardı. Bu sadece bir jest değildi; bir uyanıştı. İnsan kaynaklarından tüm mavi yakalı çalışanların durumunu istedi. Rapor sarsıcıydı: Asgari ücretle çalışan, borca batmış, iki iş yapan insanlar… “Yasal olarak” yeterli görülen rakamlar, “insani olarak” yetersizdi.

Murat sistemik bir adım attı: Şirkette temizlik, güvenlik ve destek personelinin maaşlarını yaşam standardına göre yeniden düzenledi; çocukları için burs ve eğitim desteği sağladı; ailelerin sağlık giderleri için fon kurdu. Sevim’in çocukları Cem ve Selma ile tanışıp üniversiteye kadar eğitimlerini üstlendi. Cem “Büyüyünce doktor olup borcumu ödeyeceğim” dediğinde Murat, “Borcunu başka çocuklara yardım ederek ödeyeceksin” diye cevap verdi. Yardım, bir güven zincirine dönüşüyordu.

Sevim hızla toparlandı. Yanaklarına renk, adımlarına güven geldi. Murat ona şirket içinde “Çalışan Refah Koordinatörü” rolünü vererek saha dinlemelerini ve çözüm önerilerini raporlamasını istedi. Sevim’in hazırladığı ayrıntılı dosyada Mehmet’in hasta annesi, Fatma’nın işsiz eşi, Mustafa’nın lise masrafı çıkmazındaki kızı için tek tek çözümler vardı. Murat bir adım daha attı: Çalışan ailelerinin ve çocuklarının eğitim, sağlık ve barınma ihtiyaçlarına odaklanan bir vakıf kurdu. Vakfın başına, ihtiyacı ve onuru en iyi anlayan kişi olarak Sevim’i getirdi.

Açılış töreninde Sevim sahneye çıkıp “Bir insan, sadece bir insan beni gördü; o andan itibaren her şey değişti” dedi. Salonda alkış tufanı koparken, Sevim gözlerini Cem ve Selma’dan ayıramadı. O artık sadece yardım alan değil; yardım eden, dönüştüren biriydi. Murat, en büyük yatırımın para değil, insanlık yatırımı olduğunu o gün kesin olarak anladı.

Aylar geçti. Cem okul birincisi oldu, Selma resim yarışmasında derece aldı. Sevim, vakfın başında yüzlerce aileye dokundu; bir zamanlar aç karnına bayılan kadın şimdi başkalarının sofralarını kuruyordu. Murat, evindeki kristal avizelere her baktığında, Gazi Osmanpaşa’daki dar merdivenleri hatırladı. Zenginliğin yalnızca biriktirmek değil, sorumluluk almak olduğunu kendine her gün yeniden söyledi.

Bu hikâye bir “tek kişi” ile başladı: Görmeyi seçen, elini uzatan, sistemin çarkını insan lehine çevirmeye niyet eden biriyle. Şimdi soru size: Sizin çevrenizde kaç “Sevim” var? Onları görüyor musunuz? Gördüğünüzde dokunuyor musunuz? Çünkü bazen mucizeler, sadece görmeye ve harekete geçmeye karar vermekle başlar. Ve bir insanın hayatına dokunduğunuzda, dalga büyür, yayılır, dönüşür. Belki de dünyanın en büyük zenginliği budur: Başkasının acısını görmek ve onu hafifletecek cesareti göstermek.

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News