POLİS ONU SIRADAN SANIP AŞAĞILADI – SONRA NE OLDUĞUNA İNANAMAYACAKSINIZ!

POLİS ONU SIRADAN SANIP AŞAĞILADI – SONRA NE OLDUĞUNA İNANAMAYACAKSINIZ!

Şanlıurfa’nın kavurucu sıcağında, D885 karayolunda tek başına ilerleyen genç bir kadın vardı: Zehra Tarhan. Sade bir beyaz gömlek, kot pantolon ve bej bir eşarpla sıradan görünüyordu; ama gözlerindeki kararlılık sıradan değildi. Hilvan’a yaklaşırken bir polis kontrol noktasında durduruldu. Komiser yardımcısı Harun Ersoy, küçümseyen bakışlarla yaklaştı. Sözleri sertleşti, sonra aniden Zehra’nın yüzüne bir tokat indirdi. Zehra ne bağırdı ne de karşılık verdi. Sadece dimdik durdu. Sessizliği, fırtına öncesi bir sükûnet gibiydi.

Karakola götürüldüğünde Zehra, rutubetli bir hücreye kondu. Köşede oturan yaşlı bir kadın, Müzeyyen, merakla sordu: “Neden ağlamıyorsun?” Zehra yumuşak bir sesle, “Henüz zamanı değil,” dedi. O esnada içeride dosyalar uyduruluyor, tutanaklara hayali suçlar ekleniyordu. Genç polis Sami’nin yüzündeki tedirginlik artıyordu; gördüğü şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu. Tam o sırada beklenmedik bir haber geldi: Valilikten ani bir denetim ekibi yoldaydı. Başlarında yolsuzluk soruşturmalarıyla tanınan Vali Yardımcısı Rauf Sancaktar vardı.

Ekip karakola ulaştığında koridorlar buz gibi bir sessizliğe büründü. Rauf, “Bugün tutuklanan kadın nerede?” diye sordu ve Zehra’nın hücresinin önüne geldi. Zehra sakince ayağa kalktı, gömleğinin içinden su geçirmez kılıftaki kimliği ve rozetini çıkardı: İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettiş. O an odadaki havanın nasıl değiştiğini kelimelerle anlatmak zordu; korku ve şaşkınlık birbirine karıştı. Harun’un yüzü bembeyaz oldu, memurlar donakaldı. Zehra hücreden çıkarılırken Rauf, “Sayın müfettişimizin özgürlüğünü kısıtladığınız için resmi soruşturma başlatılacak,” dedi.

Ardından kapılar açıldı, dosyalar masaya serildi: aylarca süren gizli soruşturmanın kanıtları. Ses kayıtları, banka hareketleri, sahte tutanaklar, usulsüz ihaleler… Hilvan’daki yapı, çevre ilçelere ve daha üst düzey bağlantılara uzanan bir ağdı. Genç polis Sami, iki hafta önce Zehra’ya anonim bilgi göndermişti; şimdi haklı çıktığını görüyordu. Harun, “Ben emirleri uyguladım,” diye mırıldandı. Zehra’nın yanıtı keskin ama sakindi: “Sistem adaletsizlik üzerine kuruluysa, o sistemi yıkmak görevimizdir.”

Tam her şey çözülüyor derken bir haber daha geldi: Bölge komutanı Metin İlker kaçmıştı. Zehra derin bir nefes aldı, masaya bir USB bellek bıraktı: Metin’in son altı aydaki tüm hareketleri, buluşmaları, telefon sinyalleri. Jandarma ve valilik ekipleri koordineli bir operasyon başlattı. Kontrol noktaları kuruldu, helikopterler havalandı. Kısa süre sonra Metin, Gaziantep yolu üzerinde bir tesiste kuşatıldı ve sabaha karşı Hilvan’a getirildi. Karşı karşıya geldiklerinde Metin, “Hiçbir şey ispatlayamazsınız,” diye diretti. Zehra son belgeyi çıkardı: dijital imzalı tanıklık, toplantı ve para akışlarının ayrıntıları. Metin’in yüzünde önce şok, sonra korku ve en sonunda çözülme belirdi.

Operasyon genişledi; Hilvan, Viranşehir ve Şanlıurfa’da çok sayıda gözaltı yapıldı. Basın karakol önünde toplandı ama Zehra röportaj vermedi. Başarı törenlerini reddetti, Rauf’a sadece kısa bir not bıraktı: “Adalet sessizlikle savunulur.” Çünkü mesele birkaç kişinin tutuklanmasından ibaret değildi; sistemin köklerine inilmeliydi.

Günler sonra Ankara’da acil meclis oturumu yapıldı. Zehra kürsüde,bulgularını ülkeye duyurdu. Şanlıurfa’daki ağın diğer illerle bağı, hatta İçişleri’nden üst düzey bir isme uzanan kanıtlar… Salon karıştı. “İftira!” diyenler oldu. Zehra sakince USB’yi kaldırdı: banka havaleleri, gizli toplantı kayıtları, komisyon çizelgeleri. Kameralar canlı yayındaydı; ülke nefesini tutmuş izliyordu. Meclis, kapsamlı bir soruşturma komisyonu kurulmasına karar verdi. Dışarıda kalabalık “Adalet!” diye haykırıyordu. Gülbahar, oğlunun fotoğrafını göğsüne bastırıp gözyaşı dökerken Zehra binadan sessizce ayrıldı. Hiçbir unvan, terfi ya da ödül kabul etmedi.

Aylar geçti. Soruşturmalar derinleşti, tutuklamalar arttı, yerel yapılar çözülmeye başladı. Hilvan Emniyet Müdürlüğü’nün girişine küçük bir plaket asıldı: “Bir kadın susuyorsa korktuğu için değil, zamanı geldiğinde konuşacağı içindir.” Zehra ise ortadan kayboldu. Doğuda küçük bir köyde gönüllü öğretmenlik yapmaya başladı. Çocuklara okuma yazma, matematik ve en çok da adaletin anlamını anlattı. Kimse onun kim olduğunu bilmiyordu; sadece “öğretmen” diyorlardı. Belki de en mutlu olduğu şey buydu: isimsiz bir varoluşta, gerçek değişimi sessizce büyütmek.

Bu hikâye, sessizliğin bazen en güçlü direniş biçimi olduğunu hatırlatıyor. Zehra Tarhan, sıradan sanılan bir kadının kararlılığıyla görünmeyenleri görünür kıldı, korkunun yerine cesareti koydu. Belki hepimizin içinde küçük bir Zehra var. Peki siz, haksızlıkla karşılaştığınızda sessizliğinizi bir planın gücüne dönüştürmeye hazır mısınız?

Related Posts

Our Privacy policy

https://rb.goc5.com - © 2026 News