“10 Dil Biliyorum” — Dedi Genç Sanık… Hakim Güldü Ama Saniyeler İçinde Şaşkına Döndü
İstanbul Anadolu Adliyesi’nin 14 Ekim 2024 sabahı, saat 09:47’de, mahkeme salonunda genç bir kız sanık sandalyesinde duruyordu. 19 yaşındaki Ayşe Yılmaz, yırtık ayakkabıları, dağınık kazağı ve taranmamış saçlarıyla, marketten hırsızlık yapmakla suçlanıyordu. İlk bakışta sıradan bir dava, sıradan bir gençti o; hayatından umudunu kesmiş, kaderine boyun eğmiş biri gibi görünüyordu.
Hakim Mehmet Demir, dosyalara göz atarken, Ayşe’nin perspektifsiz, dünyadan beklentisiz başka bir genç olduğunu düşündü. Ancak, Ayşe başını kaldırıp, “Sayın Hakim, cevap vermeden önce 10 dil konuştuğumu söylemek istiyorum,” dediğinde, salon kahkahalarla doldu. Kimse bu sözlerin arkasında, birkaç dakika içinde herkesin hayatını değiştirecek bir hikaye olduğunu tahmin edemedi.
Ayşe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Rusça, Çince, Arapça ve Hintçe dillerini mükemmel telaffuzla bir bir saydı. Salondaki kahkahalar aniden kesildi. Hakim Demir, midede bir sızı hissederek, bu davanın diğerlerinden farklı olduğunu anladı. Nasıl olur da evsiz, aç bir genç kız 10 dil konuşabilirdi?

Ayşe, hayatının hikayesini anlatmaya başladı. Almanca’yı dört yaşında, babasının Almanya’da çalıştığı yıllarda öğrendiğini, babasının eve sarhoş döndüğünde bağırdığı Almanca sözlerin ilk dil öğrenme kaynağı olduğunu söyledi. İngilizceyi, annesinin yan odadan gelen çığlıkları duymamak için açtığı altyazılı filmlerden öğrendi. Fransızca’yı, çocuk evinde yatmadan önce okuyan gönüllü bir kadından, İtalyanca’yı ise çocuk evinde ona şarkı öğreten bakıcı Teresa Hanım’dan öğrendiğini anlattı.
Her dil, Ayşe için sadece bir iletişim aracı değil, yaşadığı acıların, umutların ve hayatta kalma mücadelesinin simgesiydi. İspanyolca, isyan diliydi; Portekizce, en karanlık anlarda umudun dili; Rusça, kimsenin inanmayacağı yalnızlığın diliydi. Çince, her krizin içinde gizli fırsatları barındırıyordu. Arapça, sahip olduklarını paylaşmanın ve dayanışmanın diliydi. Hintçe ise acıyı başkalarına hizmete dönüştürmenin, iyileşmenin diliydi.
Mahkeme salonunda herkes bu hikayeye kulak verirken, Ayşe’nin sesi bazen titriyor, bazen kararlılıkla yankılanıyordu. Hırsızlık yaptığı iddia edilen 47 liralık ekmek, süt ve elma için geldiği Migros’tan aslında hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Üç gündür açtı ve çaldığı şeyler, sadece yaşamak için bir şanstı.
Savcı Öztürk, Ayşe’nin ifadesinden derinden etkilenmiş, suçlamayı geri çekmek istemişti. Ayşe ise mahkemeye sadece kendi davası için değil, yıllardır sistemin çocuklara yaptığı haksızlıkları ortaya çıkarmak için geldiğini söyledi. Yanında getirdiği zarf, çocuklara yönelik sistematik istismarın belgelerini ve tanıkların iletişim bilgilerini içeriyordu.
Hakim Demir, 20 yıllık kariyerinde böyle bir duruşmaya tanık olmamıştı. Ayşe’nin cesareti, kararlılığı ve anlattıkları, onu derinden sarsmıştı. O gün mahkeme salonunda hukuk ve vicdan bir araya geldi. Ayşe, “Bu hırsızlık için yargılanmam gerekiyor çünkü bazen yasaları çiğnemek, başarısız eden sistemde hayatta kalmanın tek yolu,” dedi.

Mahkeme kararıyla dava düştü, ancak asıl süreç o andan sonra başladı. Ayşe, Türkiye’de çocuk hakları alanında en büyük soruşturmanın ana tanığı oldu. 15 kişinin tutuklanmasına, dört kurumun kapanmasına ve sistem reformlarına öncülük etti. Hikayesi sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da yankı buldu.
Üç ay sonra Ayşe, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne tam burslu kabul edildi. Ardından Avrupa Parlamentosu’nda çocuk koruma sistemlerindeki sorunları anlatmak üzere kürsüye çıktı. Orada, 10 dilde hayatının hikayesini ve çocukların yaşadığı acıları anlattı. Parlamenterlerin çoğu gözyaşlarını tutamadı.
Yıllar içinde Ayşe, çocuk hakları alanında öncü bir isim oldu. 2026’da Nobel Barış Ödülü’nü aldı. 2034’te Avrupa Çocuk Hakları Merkezi’ni yönetirken, iki çocuk annesiydi. Hayatını değiştiren o mahkeme salonundaki duruşmanın fotoğrafı ofisinde asılıydı.
Ayşe’nin açtığı yol, dünya çapında çocuk koruma sistemlerinin iyileştirilmesine öncülük etti. Kendi yaşadığı travmaları diller aracılığıyla iyileştirdiği yeni bir eğitim modeli geliştirdi. Bugün, 47 ülkede faaliyet gösteren Ayşe Yılmaz Vakfı, binlerce çocuğa umut ve destek sağlıyor.
Bu hikaye, bir genç kızın 10 dil bilmesinin ötesinde, sesini duyurmak için verdiği mücadeleyi, adaletin ve insanlığın nasıl yeniden keşfedilebileceğini anlatıyor. Ayşe, “Hayatta kalmamı öğreten her dilde teşekkür ederim,” diyerek, hayatın en zor anlarında bile umudun ve direncin mümkün olduğunu gösterdi.
—
Bu hikaye, gerçek yaşamdan ilham alarak, zorluklar içinde büyüyen bir gencin olağanüstü başarısını ve adalet arayışını anlatmaktadır. İsterseniz farklı bir üslup veya detaylandırma ile de yazabilirim.