Milyarder, şaka olsun diye garsondan yatırım tavsiyesi istedi… Ama duyduğu ilk sözler onu şok etti
Üsküdar’da küçük bir kafede, sıradan bir öğleden sonrası. Cafe Sultan’ın köşedeki masasında kahvesini karıştıran Murat Özkan, 42 yaşında, milyarlarca liralık bir teknoloji imparatorluğunun kurucusu. Üç yıldır buraya gelir; kimse onun kim olduğunu bilmez. Takım elbiseli ama fark edilmeyen, yalnız bir müşteri. İçinde ise bitmeyen bir şüphe: İnsanlara gerçekten güvenilebilir mi? Bu kafe, onun için bir laboratuvar; insanlığın çıplak yüzünü görmek için.
Yeni garson Selin Karagöz, 28 yaşında, zarif ve dikkatli. Masalar arasında sakince dolaşırken Murat elini kaldırır. Selin yaklaşır, profesyonel bir gülümsemeyle sorar: “Nasıl yardımcı olabilirim?” Murat, yıllardır yaptığı sosyal deneyi bir kez daha dener. “Size ilginç bir soru soracağım. Elinizde 100 milyon lira olsa, nereye yatırırsınız?” Bu soru sayısız kez sorulmuştur; çoğu kişi araba, ev, tatil der geçer. Ama Selin durur, şaşırmaz. “Bu yatırımdan beklentiniz ne?” diye karşılık verir. “Kısa vadeli kâr mı, uzun vadeli büyüme mi, yoksa toplumsal etki mi?”
Murat’ın fincanı havada donar. Bu kadar yerinde bir karşı soru beklemiyordu. Selin devam eder: “Türkiye’nin teknoloji sektörü son 5 yılda yaklaşık %300 büyüdü ama bu büyüme İstanbul ve Ankara’da yoğunlaştı. 100 milyon lirayı Anadolu’nun küçük şehirlerinde teknoloji ve inovasyon merkezleri kurmak için kullanırdım. Özellikle yapay zeka ve sürdürülebilir enerjiye odaklanırız; hem ekonomik bağımsızlığı güçlendirir hem beyin göçünü tersine çeviririz.” Sözleri net, vizyonu berraktır.

Murat, karşısındaki garsonun yönetim kurulundan daha stratejik konuştuğunu fark eder. “Ekonomi mi okudunuz?” Selin sakince başını sallar: “Ankara Üniversitesi İktisat. Birinci olarak mezun oldum. Ama şu an buradayım; annem MS hastası, esnek çalışmaya ihtiyacım var.” Murat’ın yüzündeki test eden ifade, meraka dönüşür. O an kafenin sahibi Mehmet Arslan uzaktan ikisini izler; Murat’ın gerçek kimliğini bilmektedir, ama müdahale etmez.
Selin’in sözleri sadece akıl değil, karakter taşır. “Bazen en değerli şeyler için fedakarlık gerekir” der. Murat ilk kez oyunun kurallarını unutur; gerçekten dinlemeye başlar. Sohbet derinleşir: Profesör Ahmet Kaya, ekonometri dersleri, Selin’in yayınları… Murat gizlice asistanını arar; Selin’in 2018 mezunları listesinde birinci olduğunu, sürdürülebilir kalkınma ve teknoloji transferi üzerine makaleleri bulunduğunu öğrenir. Kafasında parça parça bir resim tamamlanır: Bu kadın yalnızca zeki değil; vizyoner.
Sonunda Mehmet dayanamayıp gelir: “Affedersiniz, siz Murat Özkan mısınız?” Gerçek ortaya dökülür. Selin’in yüzünde bir an hayal kırıklığı belirir: “Demek beni test ediyordunuz.” Murat aceleyle açıklamaya çalışır: “Başta öyleydi, ama artık değil. Makaleni okudum; şirketimde tartıştık. Gerçekten fikirlerini önemsiyorum.” Selin’in sertliği yumuşar. Çünkü fikirleri, ilk kez bir milyarderin zihninde yer bulmuştur.
Murat mutfağa kadar gider ve dürüstleşir: “Yanlış soruları soruyormuşum. ‘Beni hayal kırıklığına uğratır mı?’ yerine ‘Bu kişiden ne öğrenebilirim?’ demeliydim.” Selin gözlerini kısmış, sınar: “Peki, gerçekten değişmeye hazır mısınız?” Murat gülümser: “Belki de artık kendimi test etme zamanı.”
O an büyük teklif gelir. “Şirketimde Ekonomik Araştırmalar Direktörlüğü pozisyonu var. Esnek çalışma, uzaktan model, annen için destek. Küçük şehirlerde teknoloji merkezleri kurma fikrini seninle hayata geçirmek istiyorum.” Selin durur, nefes alır. “Bir şartım var: Projenin sosyal boyutu olacak. Gençlere fırsat, topluma fayda.” Murat’ın gözleri parlar: “Kesinlikle.”

Birkaç hafta içinde ilk adımlar atılır. Cafe Sultan akşamları gençlere teknoloji atölyesi düzenler; mahalleden Deniz gibi gençler kodlamaya başlar. Murat artık köşede yalnız oturmaz; tezgaha gelir, Mehmet’e sarılır, Deniz’le el sıkışır. Selin’in annesi, şirketin sağlık sigortası ve özel bakım desteği ile iyiye gider. Ev, bir köşede fizyoterapi aletleri, diğer köşede proje planlarıyla, modern bir dayanışma alanına dönüşür.
Altı ay sonra Üsküdar Teknoloji Merkezi’nin sonuçları açıklanır: 50 genç eğitim almış, 20’si işe yerleşmiş, 5’i kendi girişimini kurmuş. Rakamlar ekrana yansırken Selin şu cümleyi kurar: “En önemli çıktı, bireysel başarı değil; toplumsal dönüşümün başlaması.” Murat ayağa kalkar: “Gerçek yatırım insana yapılan yatırımdır. Bu modeli 15 yeni merkeze yayacağız.” Salon alkışla dolar; Cafe Sultan artık bir düşünce üretim merkezi olarak anılır.
Sunumdan sonra bahçede rüzgar hafif eserken Selin dürüstçe söyler: “Bu 6 ayda sadece iş ortağım değil, gerçek arkadaşım oldun.” Murat başını sallar: “Üç yıl boyunca insanları test ettim; meğer asıl test edilmesi gereken bendim.” Selin güler: “Geçtin, ama kıl payı.”
Hikayenin başındaki yalnız milyarder, akşam güneşi Boğaz’ı altına boyarken artık farklı bir adamdır. Yalnızlığın yerini amaç almıştır; güvensizliğin yerini güven. Şaka olsun diye sorduğu soru, hayatını ciddiye almasına yol açmıştır. Bir fincan kahve, iki insanın ve bir mahallenin kaderini değiştirmiştir.