30 GÜNDE 4 BEBEK BAKICISINI KOVDU… OĞLUNUN SON BAKICIYA EMİR VERDİĞİNİ GÖRENE DEK
Ahmet Yılmaz, İstanbul’da başarılı bir iş adamıydı. Eşini kaybettikten sonra hayatındaki boşluğu işe ve kurallara gömmüş, evini de şirketi gibi yönetmeye başlamıştı. Oğlu Can henüz üç yaşındaydı; evdeki düzen, saatler ve kurallar her şeyin üstündeydi. Bu katılık, son bir ayda tam dört bakıcının işten kovulmasına neden olmuştu. Her biri Ahmet’in sabırsızlığı ve mükemmeliyetçi tavrı yüzünden ayrılmıştı.
Beşinci bakıcı Elif, işine başladığı ilk günlerde kurallara harfiyen uymaya çalıştı. Ahmet, ona evin programını ve beklentilerini sıraladı. Elif, iki çocuk annesiydi ve işe çok ihtiyacı vardı. Ancak evdeki gerginlik, Can’ın gözlerinde bile belliydi. Çocuk, bakıcıların gelişine ve gidişine alışmıştı; kimseye bağlanmamayı öğrenmişti.
Bir sabah, Can portakal suyunu yanlışlıkla yere döktü. Elif hemen temizlemeye başladı ama Can panikledi. “Babam kızacak, seni de gönderecek!” diye ağlamaya başladı. Elif onu sakinleştirmeye çalışırken, Can bir anda babasının ses tonuyla konuşmaya başladı. “Yeniden yap, berbat olmuş! Bakıcı hızlı olmalı!” dedi. Küçük ayağını yere vurdu, Elif’in yaptığı temizliği beğenmediğini söyledi. O an Elif’in gözleri doldu; bir çocuğun bu kadar öfke ve otoriterlik göstermesi onu çok üzdü.

Tam o sırada Ahmet eve geldi. Oğlunun tiz sesini ve emirlerini duyunca koridorda durdu, olanları izledi. Can’ın bakıcıya babasının tavırlarını birebir taklit ederek bağırdığını gördü. O anda Ahmet, kendi yansısını oğlunda gördü; yıllardır başkalarına karşı kullandığı sertliğin bir çocukta nasıl büyüdüğünü fark etti. Elif ona açıklama yapmaya çalıştıysa da Ahmet sadece “Gerek yok” diyebildi. İçinde bir şeyler kırılmıştı.
Oğlunun yanına diz çökerek, “Böyle konuşmayı nereden öğrendin?” diye sordu. Can, “Senden baba. Ablalara böyle konuşuyorsun, sonra gidiyorlar,” dedi. Ahmet’in kalbi sıkıştı. O an, oğluna ve kendine ne yaptığını acı bir şekilde fark etti. Elif’e döndü, özür diledi. “Beni işten çıkarırsanız anlarım ama Can’ın suçu değil. O sadece çocuk,” dedi Elif. Ahmet başını salladı, “Biliyorum,” diye fısıldadı.
O gün, Ahmet hayatında ilk kez gerçekten ağladı. Oğlunu kucağına aldı, “Beni affet Can. Daha iyi olacağım, söz veriyorum,” dedi. Can, babasının bu halini ilk kez gördü ve ona sarıldı. Elif de gözyaşları içinde onları izledi.

Ahmet, o günden sonra değişmeye karar verdi. Terapiye başladı, işinin kontrolünü yöneticilere devretti, eve daha fazla vakit ayırmaya başladı. Elif’i işte tutmaya karar verdi, ona ve Can’a güvenmeyi öğrendi. Evde artık askeri bir düzen yoktu; oyunlar, dağınıklık, kahkahalar vardı. Ahmet, oğluyla birlikte yemek yiyor, oyun oynuyor, hikaye okurken komik sesler çıkarıyordu. Can yavaş yavaş içine kapanık, korkmuş bir çocuk olmaktan çıktı; neşeli, konuşkan bir çocuğa dönüştü.
Ahmet, zamanla kovduğu bakıcıları bulup tek tek özür diledi. Bazıları affetti, bazıları ise incindiğini söyledi ama hepsi onun değişme çabasını takdir etti. Ahmet’in hayatı, sabır ve sevgiyle yeniden şekillendi. Elif, ailenin bir parçası oldu; Can’ın yanında hep destek oldu.
Bir gün, Ahmet oğluna “Beni hala seviyor musun?” diye sordu. Can, “Şimdiki halini seviyorum baba,” dedi. Ahmet, oğlunun bu sözleriyle yeniden umut buldu. Hayat mükemmel değildi; hatalar, zor günler vardı. Ama artık farkında olarak, bilinçli bir şekilde daha iyi bir baba olmaya çalışıyordu.
Yıllar sonra Ahmet, kendi hikayesini yazdı. “Oğlum bana nasıl insan olmayı öğretti,” başlığıyla kaydetti. Çünkü gerçek değişim, insanın aynaya bakıp gördüğünü kabul etmesiyle başlıyordu. Ahmet, oğlunun ona tuttuğu aynada kendi hatalarını, acılarını ve sonunda bulduğu sevgiyi gördü. Ve her gün, daha iyi biri olmak için çaba göstermeye devam etti.