Köylüyle pazarda alay ettiler… ta ki etrafındaki tüm arazileri satın alana kadar.
Çanakkale’nin tarihi pazarında, sabahın erken saatleriydi. Güneş henüz tam olarak doğmamıştı ama tezgahlar kurulmuş, satıcılar günün ilk müşterilerini beklemeye başlamıştı. Tarık Özdemir, 67 yaşında, pazarın köşesindeki küçük tezgahında oturuyordu. Üzerinde eski pantolon, yıpranmış bir gömlek vardı. Ayaklarındaki lastik ayakkabılar delik delik olmuştu ve elleri toprağın izleriyle kaplıydı. Tezgahında sadece birkaç kilo zeytin, ev yapımı zeytinyağı ve turşu vardı.
Çevresindeki tezgahlar ise bambaşkaydı. Nazlı Çelik, 35 yaşında, baharat tezgahında rengarenk tenekeler içinde dünyanın dört bir yanından getirdiği baharatları satıyordu. Her zaman mükemmel makyajlı ve pahalı kıyafetler içindeydi. Müşterilerle konuşurken ses tonu, onların ekonomik durumuna göre değişiyordu. “Bak şu halimize,” dedi Nazlı, yanındaki tezgahın sahibi Barış Yıldırım’a. “Adam senelerdir aynı yerde, aynı şeyleri satıyor. Hiç gelişmeye çalışmıyor.”
Barış, 43 yaşında, pazarda emlak komisyoncusu olarak tanınırdı. Sürekli cep telefonu kulağında, büyük arabalarla pazara gelir, insanları etkilemeye çalışırdı. “Bence bu adamın arazileri var dağda. Değersiz topraklar ama ucuza alabilirim,” dedi. Tarık, bu konuşmaları duydu ama hiç tepki vermedi. Gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı. Sanki bildiği bir sır varmış gibi, zeytinlerini düzenlerken her tanesini özenle kontrol ediyordu.

Pazarın karşı köşesinde eczane sahibi Veli Koç, 55 yaşında, bu manzarayı sessizce izliyordu. Tarık’ın sakinliği ona hep ilginç gelmişti. Diğer satıcılar gibi müşteri peşinde koşmuyor, sesini yükseltmiyor, pazarlığa girmiyordu. “Bu zeytinlerin kaç lira?” diye sordu genç bir kadın Tarık’a. “5 lira kilosu kızım,” dedi Tarık, yüzünde samimi bir gülümseme ile. Nazlı’nın kulağına kadar geldi bu ses. “5 lira. Sen delirdin mi be adam? Bizim İtalyan zeytinleri 15 lira. Sen 5 liraya satıyorsun. Müşterileri elimizden alıyorsun,” diye bağırdı.
Barış da aralarına katıldı. “Nazlı haklı, sen bu fiyatlarla pazarı bozuyorsun. Hem zaten o zeytinlerin ne kalitesi var ki? Bahçende yetiştirdiğin 3-5 ağaçtan topladıklarını satıyorsun.” Çevredeki diğer satıcılar da gülmeye başladı. Tarık, sadece zeytinlerini toplayan kadına teşekkür etti ve parasını aldı. Sonra Veli’nin gözlerine baktı. İkisi arasında sessiz bir anlayış geçti. “Bazen dostum, suskunluk sahip olduğumuz en güçlü silahtır,” dedi Tarık. “Beni tanıdıklarını sansınlar.”
Güneş yükselmeye devam ederken pazarın gürültüsü artıyordu. Ama Tarık’ın tezgahında huzur vardı. O zeytinlerini satarken kimsenin bilmediği planları vardı. Çok yakında bu pazardaki herkes onun gerçekte kim olduğunu öğrenecekti. Bu sırada şehrin girişinde lüks bir araba durdu. İçinden zarif bir kadın çıktı. Sevgi Özdemir, 29 yaşında, İstanbul’dan gelmiş avukattı. Ama pazardaki hiç kimse onun bu sade zeytinciyle olan bağlantısını tahmin edemezdi.

Nazlı ve Barış, Sevgi’nin pahalı kıyafetlerini ve lüks arabasını görünce merakla yaklaştılar. Yeni bir müşteri demekti bu. Sevgi, pazara alışveriş için değil, iş için gelmişti. Doğruca pazarın yanındaki eski han binasının sahibi Mehmet Dede’nin yanına gitti. “Günaydın amca,” dedi Sevgi kibarca. “Sizinle kahvehaneniz hakkında konuşmak istiyorum.” Mehmet Dede, 75 yaşında, han binasını dedelerinden miras almıştı. Yıllardır kimse almak istememişti bu eski yapıyı. “Ne işi kızım?” diye sordu merakla.
“Müvekkilim bu binayı satın almak istiyor. Size çok iyi bir teklif getirdim.” Nazlı ve Barış, bu konuşmayı uzaktan duyunca kulakları dikildi. “Yeni bir müşteri,” diye düşündüler. Sevgi, çantasından çıkardığı belgeleri Mehmet Dede’ye gösterdi. “200.000 lira. Nakit ödeme.” Mehmet Dede’nin gözleri faltaşı gibi açıldı. Bu bina için en fazla 50.000 lira umuyordu. “Ciddi misiniz hanım?” “Evet amca. Ama bir şartımız var. Bu satışı gizli tutmanızı istiyoruz. Kimseye müvekkilimin kim olduğunu söylemeyin.”
Nazlı dayanamadı, aralarına girdi. “Pardon hanımefendi, dün de sizi görmüştük. Acaba ne işle uğraşıyorsunuz?” Sevgi soğuk ama kibar bir tavırla cevap verdi. “Emlak yatırımları. Çanakkale’de potansiyel görüyoruz.” Barış’ın gözleri parladı. “Vay be, ben de emlak komisyoncusuyum. Size yardımcı olabilirim.” Sevgi, “Merak etmeyin,” dedi. “Biz kendi araştırmalarımızı yapıyoruz.”
O gün Çanakkale Pazarı’nda tarih yazıldı. İnsanlar zenginlik ve fakirlik hakkındaki düşüncelerini sorgulamaya başladı. Tarık’ın kimliğinin açıklanmasından bir hafta sonra, pazar çok farklı bir yer olmuştu. İnsanlar artık birbirlerine farklı gözlerle bakıyordu. Tarık, onlara en büyük dersi vermişti: gerçek zenginlik, gönüllerde gizlidir. Ve Tarık Özdemir, onlara hayatlarının en değerli dersini vermişti. İnsanlığı.