“Artık Senin Hizmetçin Olmayacağım, Şermin Teyze!”: Komşuluk, Yorgunluk ve Vicdan Arasında Sıkışmak
“Artık yeter, Şermin Teyze! Ben senin hizmetçin değilim!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. O an, mutfağında elimde çay tepsisiyle öylece kalakaldım. Şermin Teyze’nin şaşkın bakışlarıyla karşılaştım; dudakları titredi, gözleri doldu. Ama artık dayanamıyordum. Bir yıldır, neredeyse her gün onun evinde, onun dertleriyle, onun ihtiyaçlarıyla uğraşıyordum. Kendi evim, kendi çocuklarım, hatta kendi sağlığım bile ikinci planda kalmıştı.
Her şey geçen yıl başladı. Şermin Teyze apartmanın en üst katında yalnız yaşıyordu. Eşi yıllar önce vefat etmişti, kızı Gülşah ise İstanbul’da kendi ailesiyle yaşıyordu. Gülşah’ın iki küçük çocuğu vardı ve annesini ziyarete gelmeye fırsat bulamıyordu. Şermin Teyze bir gün kapımı çaldı; sesi titrek, gözleri yaşlıydı. “Ayşe kızım, biraz yardım eder misin? Bugün çok halsizim,” dedi. O gün ona bir tabak çorba götürdüm, evi biraz topladım. Sonra bu yardım bir rutine dönüştü.
Başlarda içimden gelerek yapıyordum. Sonuçta komşuluk bunu gerektirirdi. Annem de bana hep “Komşu komşunun külüne muhtaçtır,” derdi. Ama zamanla işler değişti. Şermin Teyze her gün aramaya başladı. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam çayı… Evinin temizliği, market alışverişi, ilaçları… Kendi çocuklarımı okula yetiştiremiyor, eşim Murat’la tartışmalarımız artıyordu. Murat bir akşam dayanamadı: “Ayşe, senin annen mi bu kadın? Bizim evimiz ne olacak? Çocuklar seni göremiyor!”

Vicdanım sızladı ama Şermin Teyze’yi de bırakamadım. Onun yalnızlığı gözümün önünden gitmiyordu. Bir gün marketten dönerken apartmanın girişinde komşularımızdan Emine Abla ile karşılaştım. “Ayşe, bu kadar yükü tek başına taşıma. Gülşah gelsin baksın annesine,” dedi. Haklıydı ama nasıl diyebilirdim ki? Gülşah’ı arayıp “Anneniz size muhtaç,” demek bana düşer miydi?
Bir sabah Şermin Teyze yine aradı: “Ayşe kızım, nefes alamıyorum, lütfen gel.” Koşa koşa çıktım yukarıya. Onu yatağında bitkin buldum. Hemen ambulansı aradım, hastaneye kaldırdık. O gün Gülşah da apar topar geldi İstanbul’dan. Hastanede karşılaştık. Gülşah bana sarıldı: “Ayşe Abla, iyi ki varsın. Annemi sana emanet ediyorum.” O an içimde bir şeyler koptu. Sanki bana teşekkür etmek yerine sorumluluğu üzerime yıkıyordu.
Şermin Teyze taburcu olunca yine yalnız kaldı. Gülşah bir hafta kalıp döndü; çocukları küçükmüş, eşi izin vermiyormuş… Yine her şey bana kaldı. Artık geceleri uyuyamıyor, sürekli baş ağrısı çekiyordum. Çocuklarım benden uzaklaşıyor, Murat’la aramızda soğukluk oluşuyordu.
Bir gün oğlum Efe yanıma geldi: “Anne, sen bizi sevmiyor musun? Hep Şermin Teyze’desin.” O an içim parçalandı. Kendi çocuklarımı ihmal ettiğimi fark ettim. Ama diğer yanda Şermin Teyze’nin çaresizliği vardı.
Bir sabah kapı çaldı; elinde poşetlerle Gülşah gelmişti. “Annemin ilaçlarını aldım ama ben hemen dönmem lazım,” dedi. Yine annesini bana emanet ettiğini ima etti. Dayanamadım: “Gülşah Hanım, anneniz size muhtaçken neden hep bana bırakıyorsunuz? Benim de bir ailem var,” dedim. Yüzüme bakıp sustu.
O gün akşamüstü Şermin Teyze beni aradı: “Ayşe kızım, biraz yoğurt alır mısın? Karnım ağrıyor.” O an elimdeki işleri bırakıp gitmek istemedim. Telefonu kapattım ve ağlamaya başladım.
Ertesi sabah yine aradı; bu kez dayanamadım ve yukarı çıktım. Kapıyı açınca bana gülümsedi: “Kızım iyi ki varsın.” İçimdeki öfkeyi tutamadım: “Şermin Teyze, ben artık çok yoruldum! Kendi ailemi ihmal ediyorum. Gülşah Hanım burada olduğunda neden ona söylemediniz? Ben sizin hizmetçiniz değilim!”
Şermin Teyze’nin yüzü düştü; gözleri doldu: “Kızım ben sana yük olmak istememiştim…”
O an vicdanımla öfkem arasında sıkışıp kaldım. Bir yanda yaşlı bir kadının yalnızlığı, diğer yanda kendi ailemin dağılma tehlikesi…
O günden sonra Şermin Teyze’ye daha az yardım etmeye başladım ama içimdeki suçluluk duygusu hiç geçmedi.
Şimdi bazen pencereden onun ışığına bakarken düşünüyorum: İnsan kime ne kadar yardım etmeli? Kendi ailesini korumak mı önemli yoksa komşuluk hakkı mı? Siz olsanız ne yapardınız? Bu vicdan yüküyle nasıl başa çıkılır?
News
🚨“U.S. Senator Under Fire: Kelly Slammed by Critics for Questioning Trump’s Iran Strikes as War Powers Debate Erupts Across America”
🚨“U.S. Senator Under Fire: Kelly Slammed by Critics for Questioning Trump’s Iran Strikes as War Powers Debate Erupts Across America” Democratic Lawmakers Split With White House After U.S.–Israel Strikes on Iran Washington, D.C. — A sweeping U.S.–Israeli military operation targeting…
BREAKING: U.S. Labels Iran “State Sponsor of Wrongful Detention” as Tensions Soar — Marco Rubio Issues Stern Warning Over American Detainees and Escalating Middle East Conflict
BREAKING: U.S. Labels Iran “State Sponsor of Wrongful Detention” as Tensions Soar — Marco Rubio Issues Stern Warning Over American Detainees and Escalating Middle East Conflict U.S. Accuses Iran of Detaining Americans as Tensions Reach Boiling Point Washington, D.C. —…
“Tensions Erupt at U.S. City Hall: Heated Debate Over Islamic Influence in Local Politics Leaves Officials Under Intense Public Scrutiny”
“Tensions Erupt at U.S. City Hall: Heated Debate Over Islamic Influence in Local Politics Leaves Officials Under Intense Public Scrutiny” Confrontation in Dearborn: Free Speech, Policing and a City Under Scrutiny On a recent afternoon in Dearborn, a confrontation between…
“Heated Debate Takes a Sharp Turn: Woman Defends Islam as Peaceful — Then Gad Saad Asks One Question That Leaves the Room in Stunned Silence”
“Heated Debate Takes a Sharp Turn: Woman Defends Islam as Peaceful — Then Gad Saad Asks One Question That Leaves the Room in Stunned Silence” Democracy, Faith and the Fault Lines of Citizenship . . . On a recent evening…
Oğlu, annesinin mezarının açılmasını ŞİDDETLE TALEP ETTİ. Ve tabut açıldığında POLİS çağrıldı
Oğlu, annesinin mezarının açılmasını ŞİDDETLE TALEP ETTİ. Ve tabut açıldığında POLİS çağrıldı Berlin’in dar, loş bir sokağındaki küçük dairesinde, Tuncay Karadeniz sabah kahvesini yudumluyordu. Soğuk bir Kasım günüydü. Pencereden süzülen soluk ışık, masanın üzerindeki pasaportu ve annesinin son doğum gününde…
Milyoner, annesini evsiz bir gence yaslanmış görünce donup kaldı… sonra onlara doğru koştu
Milyoner, annesini evsiz bir gence yaslanmış görünce donup kaldı… sonra onlara doğru koştu İstanbul’un kalbi, Taksim Meydanı’nın hareketli uğultusu. Her yer Aralık ayının keskin, soğuk ışığıyla yıkanıyordu. Siyah, zırhlı bir Mercedes Sınıfı, kırmızı ışıkta beklerken, içeride Kemal Demir oturuyordu. Daha…
End of content
No more pages to load